Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On sekizinci Madde Muhabbet ağacının yaprakları olan şevk ile iştiyakı bildirir

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On sekizinci Madde On sekizinci Madde Muhabbet ağacının yaprakları olan şevk ile iştiyakı bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbet ağacının yaprağı …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On sekizinci Madde

On sekizinci Madde

Muhabbet ağacının yaprakları olan şevk ile iştiyakı bildirir. Ey azîz!

Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbet ağacının yaprağı

şevktir ve aşk onun meyvesidir. Belki şevk, aşkın neticesidir. Çünkü şevk

de, aşktan doğmuştur.

Öyleyse şevk, muhabbetin hakikatidir. Çünkü gönlünde Mevlâsına

muhabbet duyan, elbette O’na kavuşmaya müştâk olur. Şevkin en üst

derecesi, uzuvları şehevâttan kesmek ve Mevlâ’ya şevk duymayı sevmektir.

Şevk, muhabbetin cevheridir. Aşk ise, şevk ile muhabbetin canıdır. Şevk,

sevgili anıldığında gönlün heyecanlanmasıdır. Şevk insanın kalbinde,

kandildeki fitil gibidir. Aşk ise o kandildeki yağ mesâbesindedir. Aşığın

gönlü, ancak Hakk’ın nûruyla aydınlanır. O derecede ki, âşık coşup da şevki

hareketlendikçe o nûr göklerle yer arasında aydınlık verir.

Beyt

Cân ki bir şevk u mahabbetdir ider zevk ü huzûr

Ol nihân-hâne-i vahdet dolıdır nûr u sürûr

Günümüz Türkçesiyle

Can ki şevk ve muhabbet evidir; zevkle, huzurla doludur. O gizli vahdet

ülkesi nûrla kaplıdır, neşeyle doludur.

Râbiatü’l-Adeviyye (rahmetullâhi aleyhâ) demiştir ki: “Vallahi ben O’na

ne cehennem korkusuyla itaat ederim, ne de cennet ümidiyle ibadet ederim.

Belki O’na ancak, muhabbetimden ve şevkimden ibadet ederim.”

Şevk, insanı ürperten bir ateştir ki içini yakar. Şevk ateşiyle bağrı yanık

olanı, cehennem ateşi nasıl yakar?

Mevlâ’ya müştâk olana bütün varlıklar hayran olur. Kim ki Mevlâsına

müştâk olursa, elbette ancak O’nun dostluğunda (üns) huzur bulur. Allah

dostlarından bir kâmil zata demişler ki: “Rabbine müştâk mısın?” O, onlara

şu cevabı vermiştir ki: “O’na müştâk değilim.

Çünkü [286/a] şevk ancak gâibe olur; gâib şâhid olunca, artık orada şevk

söz konusu olamaz. Orada müşâhadeden bahsedilir.” Mevlâ’ya müştâk olan,

O’na kalbiyle seslenir, sırrıyla yalvarır.

Şiir

1. Eş-şevku hayyarenî eş-şevku ahrafenî

Eş-şevku farrakanî beyne’l-cefni ve’l-vesen

2. Eş-şevku karrabenî eş-şevku ağrakanî

Eş-şevku eklakanî eş-şevku edheşenî

Şiir (in tercümesi)

1. Şevk beni yaktı, hayrete düşürdü. Bollukla yokluk arasında, ayrı

düşürdü.

2. Şevk beni yaklaştırdı, beni gark etti. Şevk beni mahzun etti, dehşete

düşürdü.

Şevk ile iştiyakın farkı şudur ki; şevk sevdiğini görmekle sâkinleşir.

Hâlbuki iştiyak sahibinin, sevdiği ile karşılaştığında iştiyakı artar.

Şevk, havâss-ı evliyânın hâlidir. İştiyak ise ehass-ı havâssa mahsustur.

İştiyak mertebesine ulaşan, onda öyle bir susamış olur ki eseri görünmez

olur.

Ariflerin nice nûrları vardır; bunlardan biri akıl nûru, biri kalp nûru, biri

tevhid nûru, biri marifet nûru, biri şevk nûru, biri muhabbet nûru, biri aşk

nûru ve biri de vecd ve hâl nûrudur.

Bir kâmil zata sormuşlar: “Huri kızlarına müştâk mısın?” O da onlara şu

cevabı vermiş: “Hurileri yaratana müştâkım. Çünkü onların yüzlerinin nûru

da, O’nun nûrunun yansımalarıdır.”

Kıta

1. Hak te‘âlâ şevk virdiyse sana

Gel hemân hayret yolından kalb-gâh

2. Mâsivâdan fâriğ ol kendin unut

Tâ ki kalsun cânda bir aşk-ı Hudâ

3. Bir ârif dimişdir ki “vâ şevkâ

İlâ-men yerânî velâ-erâh”

Günümüz Türkçesiyle

1. Hak teala şevk verdiyse sana; hayret yolundan gel, can evine.

2. Mâsivâdan ayrıl, kendini unut; canında Hudâ aşkı kalsın, onu tut.

3. Bir ârif demiş ki: “Eyvahlar olsun bana! O beni görüyor, ben onu

göremiyorum.”

Müştâkın alâmeti odur ki, sevdiğinden bir karşılık beklemez, ondan bir

şey istemez. Ancak onun rızasını ister. Gece gündüz demeden yalvarıp ona

kavuşmayı ister. Müştâk olan Hak’tan başka bir nesne bilmez; ancak

O’nunla bilir. Hakikat erbâbının yüksek makamları, bütün yaratılmışlardan

ilgiyi kesip her şeyi yoktan var eden Allah’a müştâk olmaktı.

“Ben sizin Rabbbiniz değil miyim?” (A’râf 7/172) ahdiyle sözleşilen

mecliste, Hudâ’nın çağrısındaki o eşsiz hazzı, Hz. Âdem’in (a.s) soyundan

gelen bütün insanların ruhlarıı almıştır. Onun için insan hoş bir sedâ

duyduğu anda coşar, ondan haz alır. “Acaba Hakk’ın davetini bir daha

duyar mıyım?” diye ümide kapılır.

Rubâî:

Bî-rûy-i to men karâr ne-tevânem kerd

İhsân-ı to-râ şumâr ne-tevânem kerd

Ger ber ten-i men zebân şod her mûyî

Yek şukr-ı to ez-hezâr ne-tevânem kerd

Rubâî (nin tercümesi)

Senin yüzün olmadan ben huzur bulamam. Senin ihsanını aslâ sayamam.

Bedenimdeki kılların her biri dile gelecek olsa, binlercesinden birinin bile

şükrünü edâ edemem.

Mevlâ’ya müştâk olan gönül, cismi ve canı neylesin? O bütün ayrıntıları

bir kenara bırakıp aslına kavuşmayı ister.

Nazm

1. Terk eyle firâkı aslına gel

Ağyârı koy ehl ü nesline gel

İcmâl ile kalma faslına gel

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

2. Bî-hodlık ile çü râm olursın

Âzâd-ı cemi‘-i dâm olursın

Dil-dâr ile ber-devâm olursın

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

3. Cisminle egerçi sen zemînsin

Ser-rişte-i gevher-i yakînsin

Çün sırr-ı mahabbete emînsin

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

4. Sûretde esîr-i gurbet oldın

Pâ-beste devâm-ı mihnet oldın

Mâ‘nâda çü genc-i devlet oldın

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

5. Bu âlem-i dûna çeşm açarsın

Hayf asl-ı usûlden kaçarsın

Çok âlem-i tendesin nâ-çârsın

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

6. Zâhirde tılısm-ı cism ü cânsın

Bâtında defîne-i nihânsın

Cân dîdesin aç da bak ne kânsın [286/b]

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Koy firkat-i faslı vaslına gel

7. Hakkı dimek olmaz ehl-i hâlsin

Tâli‘le sa‘îd ü nîk-fâlsın

Çün zâde-i pertev-i cemâlsin

Geç fer‘den asl-ı aslına gel

Kavî firkat faslı vaslına gel

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayrılığı terk et, aslına gel. El âlemi koy; ehline, nesline gel. İcmâl ile

yetinme ayrıntıya gel. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy, vuslat

faslına gel.

2. Bencil olmamakla itaatkâr olursan, bütün tuzaklardan kurtulursun.

Daima sevgiliyle birlikte olursun. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı

koy, vuslat faslına gel.

3. Cisminle gerçi, sen zeminsin. Yakîn cevherinin ipucusun. Mâdem ki

muhabbet sırrına eminsin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,

vuslat faslına gel.

4. Görünüşte sen gurbete esirsin. Mihnet tuzağına paçayı kaptırdın. Oysa

mânâda talihin hazinesisin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,

vuslat faslına gel.

5. Bu alçak âleme gözünü açarsın. Yazık ki, aslın aslından kaçarsın. Ten

âleminde belki çaresizsin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,

vuslat faslına gel.

6. Zâhirde can cisminin tılsımısın. Bâtında gizli bir hazinesin. Can gözünü

aç da bak, ne kıymetlisin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,

vuslat faslına gel.

7. Hakkı! “Hâl ehlisin. Talihin kutlu, sen de mesudsun” denmek olmaz.

Mâdem ki o güzellik güneşinin evladısın. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel.

Ayrılıgı koy, vuslat faslına gel.