DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On sekizinci Madde
On sekizinci Madde
Muhabbet ağacının yaprakları olan şevk ile iştiyakı bildirir. Ey azîz!
Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbet ağacının yaprağı
şevktir ve aşk onun meyvesidir. Belki şevk, aşkın neticesidir. Çünkü şevk
de, aşktan doğmuştur.
Öyleyse şevk, muhabbetin hakikatidir. Çünkü gönlünde Mevlâsına
muhabbet duyan, elbette O’na kavuşmaya müştâk olur. Şevkin en üst
derecesi, uzuvları şehevâttan kesmek ve Mevlâ’ya şevk duymayı sevmektir.
Şevk, muhabbetin cevheridir. Aşk ise, şevk ile muhabbetin canıdır. Şevk,
sevgili anıldığında gönlün heyecanlanmasıdır. Şevk insanın kalbinde,
kandildeki fitil gibidir. Aşk ise o kandildeki yağ mesâbesindedir. Aşığın
gönlü, ancak Hakk’ın nûruyla aydınlanır. O derecede ki, âşık coşup da şevki
hareketlendikçe o nûr göklerle yer arasında aydınlık verir.
Beyt
Cân ki bir şevk u mahabbetdir ider zevk ü huzûr
Ol nihân-hâne-i vahdet dolıdır nûr u sürûr
Günümüz Türkçesiyle
Can ki şevk ve muhabbet evidir; zevkle, huzurla doludur. O gizli vahdet
ülkesi nûrla kaplıdır, neşeyle doludur.
Râbiatü’l-Adeviyye (rahmetullâhi aleyhâ) demiştir ki: “Vallahi ben O’na
ne cehennem korkusuyla itaat ederim, ne de cennet ümidiyle ibadet ederim.
Belki O’na ancak, muhabbetimden ve şevkimden ibadet ederim.”
Şevk, insanı ürperten bir ateştir ki içini yakar. Şevk ateşiyle bağrı yanık
olanı, cehennem ateşi nasıl yakar?
Mevlâ’ya müştâk olana bütün varlıklar hayran olur. Kim ki Mevlâsına
müştâk olursa, elbette ancak O’nun dostluğunda (üns) huzur bulur. Allah
dostlarından bir kâmil zata demişler ki: “Rabbine müştâk mısın?” O, onlara
şu cevabı vermiştir ki: “O’na müştâk değilim.
Çünkü [286/a] şevk ancak gâibe olur; gâib şâhid olunca, artık orada şevk
söz konusu olamaz. Orada müşâhadeden bahsedilir.” Mevlâ’ya müştâk olan,
O’na kalbiyle seslenir, sırrıyla yalvarır.
Şiir
1. Eş-şevku hayyarenî eş-şevku ahrafenî
Eş-şevku farrakanî beyne’l-cefni ve’l-vesen
2. Eş-şevku karrabenî eş-şevku ağrakanî
Eş-şevku eklakanî eş-şevku edheşenî
Şiir (in tercümesi)
1. Şevk beni yaktı, hayrete düşürdü. Bollukla yokluk arasında, ayrı
düşürdü.
2. Şevk beni yaklaştırdı, beni gark etti. Şevk beni mahzun etti, dehşete
düşürdü.
Şevk ile iştiyakın farkı şudur ki; şevk sevdiğini görmekle sâkinleşir.
Hâlbuki iştiyak sahibinin, sevdiği ile karşılaştığında iştiyakı artar.
Şevk, havâss-ı evliyânın hâlidir. İştiyak ise ehass-ı havâssa mahsustur.
İştiyak mertebesine ulaşan, onda öyle bir susamış olur ki eseri görünmez
olur.
Ariflerin nice nûrları vardır; bunlardan biri akıl nûru, biri kalp nûru, biri
tevhid nûru, biri marifet nûru, biri şevk nûru, biri muhabbet nûru, biri aşk
nûru ve biri de vecd ve hâl nûrudur.
Bir kâmil zata sormuşlar: “Huri kızlarına müştâk mısın?” O da onlara şu
cevabı vermiş: “Hurileri yaratana müştâkım. Çünkü onların yüzlerinin nûru
da, O’nun nûrunun yansımalarıdır.”
Kıta
1. Hak te‘âlâ şevk virdiyse sana
Gel hemân hayret yolından kalb-gâh
2. Mâsivâdan fâriğ ol kendin unut
Tâ ki kalsun cânda bir aşk-ı Hudâ
3. Bir ârif dimişdir ki “vâ şevkâ
İlâ-men yerânî velâ-erâh”
Günümüz Türkçesiyle
1. Hak teala şevk verdiyse sana; hayret yolundan gel, can evine.
2. Mâsivâdan ayrıl, kendini unut; canında Hudâ aşkı kalsın, onu tut.
3. Bir ârif demiş ki: “Eyvahlar olsun bana! O beni görüyor, ben onu
göremiyorum.”
Müştâkın alâmeti odur ki, sevdiğinden bir karşılık beklemez, ondan bir
şey istemez. Ancak onun rızasını ister. Gece gündüz demeden yalvarıp ona
kavuşmayı ister. Müştâk olan Hak’tan başka bir nesne bilmez; ancak
O’nunla bilir. Hakikat erbâbının yüksek makamları, bütün yaratılmışlardan
ilgiyi kesip her şeyi yoktan var eden Allah’a müştâk olmaktı.
“Ben sizin Rabbbiniz değil miyim?” (A’râf 7/172) ahdiyle sözleşilen
mecliste, Hudâ’nın çağrısındaki o eşsiz hazzı, Hz. Âdem’in (a.s) soyundan
gelen bütün insanların ruhlarıı almıştır. Onun için insan hoş bir sedâ
duyduğu anda coşar, ondan haz alır. “Acaba Hakk’ın davetini bir daha
duyar mıyım?” diye ümide kapılır.
Rubâî:
Bî-rûy-i to men karâr ne-tevânem kerd
İhsân-ı to-râ şumâr ne-tevânem kerd
Ger ber ten-i men zebân şod her mûyî
Yek şukr-ı to ez-hezâr ne-tevânem kerd
Rubâî (nin tercümesi)
Senin yüzün olmadan ben huzur bulamam. Senin ihsanını aslâ sayamam.
Bedenimdeki kılların her biri dile gelecek olsa, binlercesinden birinin bile
şükrünü edâ edemem.
Mevlâ’ya müştâk olan gönül, cismi ve canı neylesin? O bütün ayrıntıları
bir kenara bırakıp aslına kavuşmayı ister.
Nazm
1. Terk eyle firâkı aslına gel
Ağyârı koy ehl ü nesline gel
İcmâl ile kalma faslına gel
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
2. Bî-hodlık ile çü râm olursın
Âzâd-ı cemi‘-i dâm olursın
Dil-dâr ile ber-devâm olursın
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
3. Cisminle egerçi sen zemînsin
Ser-rişte-i gevher-i yakînsin
Çün sırr-ı mahabbete emînsin
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
4. Sûretde esîr-i gurbet oldın
Pâ-beste devâm-ı mihnet oldın
Mâ‘nâda çü genc-i devlet oldın
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
5. Bu âlem-i dûna çeşm açarsın
Hayf asl-ı usûlden kaçarsın
Çok âlem-i tendesin nâ-çârsın
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
6. Zâhirde tılısm-ı cism ü cânsın
Bâtında defîne-i nihânsın
Cân dîdesin aç da bak ne kânsın [286/b]
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Koy firkat-i faslı vaslına gel
7. Hakkı dimek olmaz ehl-i hâlsin
Tâli‘le sa‘îd ü nîk-fâlsın
Çün zâde-i pertev-i cemâlsin
Geç fer‘den asl-ı aslına gel
Kavî firkat faslı vaslına gel
Günümüz Türkçesiyle
1. Ayrılığı terk et, aslına gel. El âlemi koy; ehline, nesline gel. İcmâl ile
yetinme ayrıntıya gel. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy, vuslat
faslına gel.
2. Bencil olmamakla itaatkâr olursan, bütün tuzaklardan kurtulursun.
Daima sevgiliyle birlikte olursun. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı
koy, vuslat faslına gel.
3. Cisminle gerçi, sen zeminsin. Yakîn cevherinin ipucusun. Mâdem ki
muhabbet sırrına eminsin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,
vuslat faslına gel.
4. Görünüşte sen gurbete esirsin. Mihnet tuzağına paçayı kaptırdın. Oysa
mânâda talihin hazinesisin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,
vuslat faslına gel.
5. Bu alçak âleme gözünü açarsın. Yazık ki, aslın aslından kaçarsın. Ten
âleminde belki çaresizsin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,
vuslat faslına gel.
6. Zâhirde can cisminin tılsımısın. Bâtında gizli bir hazinesin. Can gözünü
aç da bak, ne kıymetlisin. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel. Ayrılıgı koy,
vuslat faslına gel.
7. Hakkı! “Hâl ehlisin. Talihin kutlu, sen de mesudsun” denmek olmaz.
Mâdem ki o güzellik güneşinin evladısın. Ayrıntıdan geç, aslın aslına gel.
Ayrılıgı koy, vuslat faslına gel.

