Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On Üçüncü Madde İnsan ruhunun bedenler âleminde nasıl noksanlık bulduğunu ve ne ile kemâl…

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On Üçüncü Madde On Üçüncü Madde İnsan ruhunun bedenler âleminde nasıl noksanlık bulduğunu ve ne ile kemâl elde ettiğini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On Üçüncü Madde

On Üçüncü Madde

İnsan ruhunun bedenler âleminde nasıl noksanlık bulduğunu ve ne ile

kemâl elde ettiğini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Bütün ruhlar o

yüce âlemden bu aşağı ve değersiz âleme gelip insan bedenlerini buldukları

için, insan cinsinin tamamı üç sınıf olmuştur. Birinci sınıfı bu âleme niçin

geldiğini, ondan isteğinin kemâl elde etme olduğunu aslâ bilmeyip “basit üç

puta” tapmıştır. Yani yeme-içme, uyku ve cinselliği kendine iş edinmiştir.

Bu sınıf iyice şaşkınlığa düştüğü için o yüce âlemde olan asıl makãmlarına

yükselip dönemez; aldanmıştır ve şaşkınlık içindedir. Çünkü meleklik

sıfatlarını bir kenara koyup hayvânî sıfatlarla dolmuştur.

İnsan cinsinin ikinci sınıfı, bu aşağı ve değersiz âleme inişten maksadın

ancak kemâl elde etmek olduğunu bilmiştir. Fakat bunlar da dört hususî

puta ilgi göstermekten geri kalmamıştır. Yani nefsini (gereğinden fazla)

sevme, çoluk çocuk sevgisi, mal mülk sevgisi ve makãm-mevki sevgisi ile

dolmuştur. Bu sınıf o asıl makãmlarına dönebilir, fakat yine de şaşkınlık

içindedir. Bu dört put ile kendisinden geçmiştir. Çünkü nefsini

olgunlaştırarak (tekmîl-i nefs) makãmından daha üstte bir makãma ulaşmış

değildir. Bu âleme iniş amacı olan ilerleme onda hâsıl olmamıştır. İnsan

cinsinin üçüncü sınıfı, bu aşağı ve değersiz âleme kemâl elde etmek için

geldiğini bilmiştir. Allah’ın hidayeti yol arkadaşı olduğundan, kendilerini

burada misafir görmüşlerdir. Yukarıda bahsi geçen yedi putu kırıp atarak

kemâl elde etmişlerdir. Bu sınıf o asıl makãmlarından daha yüce makãmlara

ulaşırlar. Çünkü bu âlemde nefsini olgunlaştıran, insân-ı kâmildir. Hak teala

lütfuyla bu üç sınıf insanı duyurmuştur.

Nitekim Kelâm-ı Kadîm’inde: “Onlardan (insanlardan) kimi kendisine

zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne

geçmek için yarışır” (Fâtır, 35/32) buyurmuştur. Çünkü meleklerin vücudu

latif ve nuranî olduğu için, kimi Allah’a yakın akıllar (ukul-ı kerrûbî), kimi

de rûhânî nefislerdir ve makãmları yüce âlemin göğüdür. Onların bir âlemi

vardır, fazla değildir. Hayvanların ruhlarının hepsi, karanlıktır. Makãmları

aşağı ve değersiz âlemin direkleridir. Onlar yüce âlemden nasipsizdirler.

Onların da tek bir âlemi vardır, iki değildir.

İnsan cinsinin ise iki âlemi vardır. Biri, beden ve hayvanî ruh itibarıyla

mülk âleminin aşağısıdır. Diğeri, akıl ve insanî ruh itibarıyla melekût

âleminin en yukarısıdır. Çünkü Hak teala melekleri sırf akıldan yaratmıştır.

Hayvanları ise sırf şehvetten yaratmıştır. İnsanı ise akıl ve şehvetten

yaratmıştır. Şu halde aklı şehvetine galip gelen, yedi putu kırarak kimseye

muhtaç olmayıp Samed olan Hazret-i Allah’a kulluk eden insan,

meleklerden daha üstün ve mübarektir. Çünkü meleklerin her birinin

makãmları

mâlumdur.

Sürekli

orada

kalırlar.

İnsan

ise

nefsini

olgunlaştırması ile bilinen makãmından daha üstlerine yükselebilir. Eğer

insanın şehveti aklına galip gelerek yedi putun kulu olursa, o Samed olan

Allah’ı unutanlardan olur. Kalbi katılaşır. Gerçi o surette o yine de insandır,

[206/a] ancak hakikatte o ahlaken hayvanlardan aşağı sayılır. Çünkü

hayvanların hizmetleri ibadet sayılır. Hak’tan gâfil olan ise, hayvanlardan

daha aşağıdadır.

“Allah’ım! Bizi gâfillerden eyleme!”

İnsan ruhunun kemâli, geçici lezzetleri terk ederek yedi putu kırmak,

huzurun lezzetini anlayarak mâsivâdan geçip gönülde derinlere inmektir.

Böylece geliş ve dönüş yerini bilip manevî sırlara vâkıf olur. Nefsini ve

Rabbini hâl yönüyle bilir. İzâfî ruhla sonsuza kadar canlı kalır. Hazret-i

Habîb-i Ekrem (s. a.v.) buyurmuştur ki; “ Ey Ali! Kendini tanımalısın.

Böylece ömrünü boşa harcamamış olursun. Kalbinden habersiz kalmamış

olursun.”

Nazm

1-Derûn-ı cândır ancak cây-ı cânân

Müdâm olmuş gönül me’vâ-yı cânân

2-Gönül mir’ât-ı sâf olsa içinde

Görünür hoş ruh-ı zîbâ-yı cânân

3-Süveydâ-yı dil-i âgâh içinde

Dem-â-dem hoş ider sevdâ-yı cânân

4-Kamu gavgâ-yı âlemden çü kalbin

Olur hâlî, dolar gavgâ-yı cânân

5-Sefîne misli kalbe inkılâbı

Verir ol cünbiş-i deryâ-yı cânân

6-Ko kibri, ol kamu ednâdan ednâ

Ki oldur kurb-ı ev-ednâ-yı cânân

7-Bu Hakkı rûhunu pür-şûr ider ol

Leb-i şîrîn ü şekker-hâ-yı cânân

Günümüz Türkçesiyle

1-Cânın içidir ancak, sevgilinin makãmı; gönül daima sevgilinin sığınağı

olmuş.

2-Gönül saf ayna olsa; içinde sevgilinin yanağı ne hoş görünür.

3-Uyanık gönlün siyah noktası içinde, cânânın sevdası, daima hoş eder.

4-Eğer kalbin âlemin bütün kavgasından boş olursa, sevgilinin kavgası

dolar.

5-Gemi misali onun kalbe dönmesi, cânân deryâsını dalgalandırır.

6-Kibri bırak; o aşağıların da aşağısıdır ki, sevgilinin “ev ednâ” [278]

yakınlığına böyle erişilir.

7-Bu Hakkı’nın ruhunu şen şakrak eder o; cânânın şeker gibi tatlı, şirin

dudağı.