ÜÇÜNCÜ FEN · BİRİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · On Üçüncü Madde
On Üçüncü Madde
İnsan ruhunun bedenler âleminde nasıl noksanlık bulduğunu ve ne ile
kemâl elde ettiğini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Bütün ruhlar o
yüce âlemden bu aşağı ve değersiz âleme gelip insan bedenlerini buldukları
için, insan cinsinin tamamı üç sınıf olmuştur. Birinci sınıfı bu âleme niçin
geldiğini, ondan isteğinin kemâl elde etme olduğunu aslâ bilmeyip “basit üç
puta” tapmıştır. Yani yeme-içme, uyku ve cinselliği kendine iş edinmiştir.
Bu sınıf iyice şaşkınlığa düştüğü için o yüce âlemde olan asıl makãmlarına
yükselip dönemez; aldanmıştır ve şaşkınlık içindedir. Çünkü meleklik
sıfatlarını bir kenara koyup hayvânî sıfatlarla dolmuştur.
İnsan cinsinin ikinci sınıfı, bu aşağı ve değersiz âleme inişten maksadın
ancak kemâl elde etmek olduğunu bilmiştir. Fakat bunlar da dört hususî
puta ilgi göstermekten geri kalmamıştır. Yani nefsini (gereğinden fazla)
sevme, çoluk çocuk sevgisi, mal mülk sevgisi ve makãm-mevki sevgisi ile
dolmuştur. Bu sınıf o asıl makãmlarına dönebilir, fakat yine de şaşkınlık
içindedir. Bu dört put ile kendisinden geçmiştir. Çünkü nefsini
olgunlaştırarak (tekmîl-i nefs) makãmından daha üstte bir makãma ulaşmış
değildir. Bu âleme iniş amacı olan ilerleme onda hâsıl olmamıştır. İnsan
cinsinin üçüncü sınıfı, bu aşağı ve değersiz âleme kemâl elde etmek için
geldiğini bilmiştir. Allah’ın hidayeti yol arkadaşı olduğundan, kendilerini
burada misafir görmüşlerdir. Yukarıda bahsi geçen yedi putu kırıp atarak
kemâl elde etmişlerdir. Bu sınıf o asıl makãmlarından daha yüce makãmlara
ulaşırlar. Çünkü bu âlemde nefsini olgunlaştıran, insân-ı kâmildir. Hak teala
lütfuyla bu üç sınıf insanı duyurmuştur.
Nitekim Kelâm-ı Kadîm’inde: “Onlardan (insanlardan) kimi kendisine
zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne
geçmek için yarışır” (Fâtır, 35/32) buyurmuştur. Çünkü meleklerin vücudu
latif ve nuranî olduğu için, kimi Allah’a yakın akıllar (ukul-ı kerrûbî), kimi
de rûhânî nefislerdir ve makãmları yüce âlemin göğüdür. Onların bir âlemi
vardır, fazla değildir. Hayvanların ruhlarının hepsi, karanlıktır. Makãmları
aşağı ve değersiz âlemin direkleridir. Onlar yüce âlemden nasipsizdirler.
Onların da tek bir âlemi vardır, iki değildir.
İnsan cinsinin ise iki âlemi vardır. Biri, beden ve hayvanî ruh itibarıyla
mülk âleminin aşağısıdır. Diğeri, akıl ve insanî ruh itibarıyla melekût
âleminin en yukarısıdır. Çünkü Hak teala melekleri sırf akıldan yaratmıştır.
Hayvanları ise sırf şehvetten yaratmıştır. İnsanı ise akıl ve şehvetten
yaratmıştır. Şu halde aklı şehvetine galip gelen, yedi putu kırarak kimseye
muhtaç olmayıp Samed olan Hazret-i Allah’a kulluk eden insan,
meleklerden daha üstün ve mübarektir. Çünkü meleklerin her birinin
makãmları
mâlumdur.
Sürekli
orada
kalırlar.
İnsan
ise
nefsini
olgunlaştırması ile bilinen makãmından daha üstlerine yükselebilir. Eğer
insanın şehveti aklına galip gelerek yedi putun kulu olursa, o Samed olan
Allah’ı unutanlardan olur. Kalbi katılaşır. Gerçi o surette o yine de insandır,
[206/a] ancak hakikatte o ahlaken hayvanlardan aşağı sayılır. Çünkü
hayvanların hizmetleri ibadet sayılır. Hak’tan gâfil olan ise, hayvanlardan
daha aşağıdadır.
“Allah’ım! Bizi gâfillerden eyleme!”
İnsan ruhunun kemâli, geçici lezzetleri terk ederek yedi putu kırmak,
huzurun lezzetini anlayarak mâsivâdan geçip gönülde derinlere inmektir.
Böylece geliş ve dönüş yerini bilip manevî sırlara vâkıf olur. Nefsini ve
Rabbini hâl yönüyle bilir. İzâfî ruhla sonsuza kadar canlı kalır. Hazret-i
Habîb-i Ekrem (s. a.v.) buyurmuştur ki; “ Ey Ali! Kendini tanımalısın.
Böylece ömrünü boşa harcamamış olursun. Kalbinden habersiz kalmamış
olursun.”
Nazm
1-Derûn-ı cândır ancak cây-ı cânân
Müdâm olmuş gönül me’vâ-yı cânân
2-Gönül mir’ât-ı sâf olsa içinde
Görünür hoş ruh-ı zîbâ-yı cânân
3-Süveydâ-yı dil-i âgâh içinde
Dem-â-dem hoş ider sevdâ-yı cânân
4-Kamu gavgâ-yı âlemden çü kalbin
Olur hâlî, dolar gavgâ-yı cânân
5-Sefîne misli kalbe inkılâbı
Verir ol cünbiş-i deryâ-yı cânân
6-Ko kibri, ol kamu ednâdan ednâ
Ki oldur kurb-ı ev-ednâ-yı cânân
7-Bu Hakkı rûhunu pür-şûr ider ol
Leb-i şîrîn ü şekker-hâ-yı cânân
Günümüz Türkçesiyle
1-Cânın içidir ancak, sevgilinin makãmı; gönül daima sevgilinin sığınağı
olmuş.
2-Gönül saf ayna olsa; içinde sevgilinin yanağı ne hoş görünür.
3-Uyanık gönlün siyah noktası içinde, cânânın sevdası, daima hoş eder.
4-Eğer kalbin âlemin bütün kavgasından boş olursa, sevgilinin kavgası
dolar.
5-Gemi misali onun kalbe dönmesi, cânân deryâsını dalgalandırır.
6-Kibri bırak; o aşağıların da aşağısıdır ki, sevgilinin “ev ednâ” [278]
yakınlığına böyle erişilir.
7-Bu Hakkı’nın ruhunu şen şakrak eder o; cânânın şeker gibi tatlı, şirin
dudağı.

