DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On Yedinci Madde
On Yedinci Madde
Mevlâ’ya muhabbetin mertebeler itibarıyla olan kısımlarını ve bu
kısımlardan meşhur olan yedisinin isimlerini birer meyvesiyle birlikte
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbet öyle
bir cevherdir ki onun nûrları ezelden parıldayıp eserleri ebedî kalır. Hatta
nefis bile onu inkâr edemez ki ondan binlerce haz alır. Muhabbetin sırları
her zaman kalpte açılır.
Muhabbet cevheri (aslında) tek iken, makamları ve mertebeleri itibarıyla
yedi kısma ayrılmıştır. Bu kısımlardan her biri, hususiyle bir başka ismi
bulmuştur. (Bu isimleri şöylece sıralayabiliriz): birincisi muhabbet , ikincisi
hullet (içten, samimi sevgi), üçüncüsü meveddet (sevgi, dostluk) ,
dördüncüsü velâyet , beşincisi sadâkat , altıncısı irâdet ve yedincisi de
hevâ dır. Şu halde hevâ faydasız bir rüzgârdır. İrâdet yakıcı bir hararettir.
Sadakat parlayan bir ateştir. Velayet aydınlatan bir nûrdur. Meveddet etrafa
yayılan bir nûrdur. Hullet ahrârın kalplerinde ışıldayan bir nûrdur.
Muhabbet, nûrların nûrudur ki, Hak aşkından ibarettir.
Muhabbet, Habib-i Ekrem (s.a.v)’in makamıdır. Hullet, Halilullah
İbrahim (a.s.) ın makamıdır. Meveddet, Davud (a.s) ın makamıdır. Velayet,
evliyânın makamıdır. Sadakat, sıddîkların makamıdır. İrâdet, mürîdlerin
makamıdır. Hevâ ise (yüksek hakikatlerden habersiz olarak ömrünü
geçiren) akılsızların makamıdır. Şu halde; Hevânın meyvesi akılsızlıktır.
İrâdetin
meyvesi
soyutlanmaktır
(tecrîd).
Sadâkatın
meyvesi
birlemek(tefrîd)tir. Velayetin meyvesi birlemek(tevhid)tir. Meveddetin
meyvesi hilâfettir. Hulletin meyvesi marifettir. Ve muhabbetin meyvesi de
vuslattır.
Muhabbet, vahdet âleminde ahfâdandır [53] . Hullet görünmeyen âlemde
(âlem-i amâ) hafîdendir. Meveddet, ilâhî âlemde (âlem-i lâhût) sırr-ı
sırdandır. Velayet, ceberût âleminde sırdandır. Sadakat, ruhlar âlemindeki
ruhtandır. İradet, berzah âleminde gönüldendir. Hevâ ise, şehâdet âleminde
nefistendir.
Nazm
1. Ey gönül ahvâlini bu kerre teşhîs eyle sen
Kim karîn-i aşk u cânsın yâ refîk-i nefs ü ten
2. Mâ vü menden geç değilsin bende-i mâ vü menî
Vahdet-i aşk iste kim kesretdir asl-ı mâ vü men
3. Kesret ü sûretden ol fâriğ fenâ bul aşka gel
Vahdet-i ma‘nâda ber-hurdâr-ı ömr ol bî-fiten
4. Emr-i mûtû kable mevti tut seherle cû‘dan
Hayrete var yok ol andan bul hayât-ı tâze sen
5. Benliğin terk eyle kendin görme hod-bîn olma kim
Hod-perest ü büt-perest olmaz muvahhid ey şemen
6. Olma zinhâr ol hevâlarda çü Âzer büt-tırâş
Çün Halîl-i Hak hüviyetde müdâm ol büt-şiken
7. Berk ura tâ bâtınında mâh u mihr-i ma‘rifet
Lâ-uhibbü’l-âfilîn di kim senindir Zü’l-minen
8. Mihnet-i gurbetdesin bu teng-nây-ı cismden
Çık fezâ-yı dilde aşkı bul odur hubbü’l-vatan
9. Dilde mihr-i aşkı tâlibdir cihân halkı velî
Kendüyi bilmez sanur matlûbdır mâh-ı hoten
10. Aşka can bahş eyleyen buldı hayât-ı câvidân
Kim ana varın viren yâd olmadı aldı semen
11. Aşk-ı dîdâr ile ber-hurdâr olan âgâh olur
Her sözi makbûl olur çün dürr-i deryâ-yı Aden [285/b]
12. Nakş-ı sûretden geçüp ma‘nâ-yı aşkı iste kim
Bahr-ı aşkın mevcidir sûret budur doğru suhan
13. Len-tenâlü’l-birra hattâ tunfikû dir Zü’l-Celâl
Aşka vir mahbûb-ı cânı yok ol aslâ dime ben
14. Seyr-i dîdâr-ı arûs-ı aşk olur kalbe muhâl
Olsa âgûşında hâ’il deyü şehvet çün ü ben
15. Kesr idersin ger tılısm-ı ejdehâ-yı şehveti
Tîz bulursın genc-i sırr-ı aşkı medfûn-ı beden
16. Fakr içinde fahri bil, fakr u fenâdan bul bekâ
Dîn derûn-ı küfrdür vahdet derûn-ı merd ü zen
17. Reng-i bî-rengi taleb kıl hamr-ı vahdetden boyan
Bir utan kim şirk ü şekvâda olursun mürtehen
18. Küllü şey’in hâlike ol kesr-i nefs it bul fenâ
Pes bekâ-yı aşkdan mesrûr ol, olma bü’l-hazen
19. Hızr misli zinde ol bahr-ı hayât-ı aşkdan
Çün cenîn tâ key çekersin habs-ı cism-i çün cinen
20. Koy bu çâr u penc ü şeşle heft ü heşt ü nüh dehi
Nefs-i akl üzre güzel aşk ihtiyârîdir hasen
21. Aşkı iste aşkı oku aşkı fehm it aşkı tut
Kılma sen tedbîr ü fikr ü hîle vü tezvîr ü fen
22. Kâbil-i fehm-i ulûm-ı pîr-i aşk oldunsa sen
Mahzen-i esrâr olursın hâvi-i sırr u ‘alen
23. İlm-i hâlin nef‘i çokdur kâlden bî-kîl u kâl
Hâll olur çün hâl ile ahvâl-i remz-i mâ-baten
24. Ger fakîh oldunsa fehm it “Ennehüm lâ-yefkahûn”
Ger fakîr oldunsa sultân-ı cihânsın bî-mihen
25. Fıkh-ı fakr u nahv-i mahv ögren hadîs-i aşkdan
Âşinâ-yı aşk ol andan söyle her dem bî-dehen
26. Aşkdır nezdîk iden dûrı vü yâdı âşinâ
Dûr olur bî-aşk iki ten giyseler bir pîrehen
27. Ma‘nevîdir kurb u bu‘d-ı dil ne hâcet sûrete
Tâ Yemen’den buldı dostın Mekke’de Veys-i Karen
28. Kendiden fânî olup Veys oldı bâkî Hakk ile
Pes deminden bûy-ı Hakk almışdı Hazret Mekke’den
29. Mahfil-i ma‘nâda hâzır ehl-i şark u ehl-i garb
Sûretâ gâ’ibdir ehl-i Mekke’den ehl-i Yemen
30. Sâki-i dil çok Fakîrullâh imiş Hakkı müdâm
Ravza-i rûhın dolu güldür semendir yâsemen
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül! Uyanmalı, durumunu teşhis etmelisin. Ya aşkın ve canın
dostusun ya da nefsin ve bedenin.
2. “Ne” ve “kim”den geç, onların kulu değilsin. Aşkın birliğini iste, “ne”
ve “kim”in aslı çokluktur.
3. Çokluktan ve suretten ayrıl; fânî ol da aşka gel. Mânâ birliğinde
fitnesiz, kargaşasız ömür sürmelisin.
4. “Ölmeden önce ölünüz” emrini tut; seherde, açlıkta. Hayrete var, yok ol
ki onda, yeni bir hayat bulmalısın.
5. Benliği terk eyle, kendini görme; bencil olma ki; muvahhid, bencil ve
putperest olmaz; Ey şâmân!
6. Sakın heveslere kapılma ki; put yontan Âzer de öyleydi. Hak dostu
İbrahim gibi daima, putları kıran olmalısın.
7. Marifet güneşi ve mehtabı tâ içinde parlasın. “Doğup batanları
sevmem” [54] de ki seninledir ihsan eden.
8. Mihnet ve gurbet yurdunda beden yükünden kurtul. Gönül fezâsına çık,
aşkı bul, vatan sevgisi budur.
9. Cümle cihan halkı gönülde aşk güneşini ister. Kendini bilmeyen sanır
ki; hüner mehtâbı istemektir.
10. Aşka can bağışlayan dirilir; ebedî hayatı bulur ki ona varını yoğunu
veren zarar etmez, karşılığını alır.
11. Habib’in yüzü aşkıyla mesud olanın gönlü uyanıktır. Aden denizinin
incisi gibi her sözü makbul olur.
12. Suret nakışından geçip aşk mânâsını iste! Sûret aşk denizinin
dalgasıdır, doğru söz budur.
13. Celâl sahibi Allah, “Sevdiklerinden vermedikçe iyiliğe eremezsin” [55]
buyurur. Canın sevgilisini aşkla değiş, yok ol, ama aslâ “ben” deme.
14. Aşk gelininin yüzünü seyretmek kalp için imkânsızdır; şehvet
canavarının sûreti kucağında put gibi durursa.
15. Eğer şehvet ejderhasının tılsımını kırarsan; Aşk sırrının hazinesini
varlığında bulursun hemen.
16. Fakr [56] içinde fahri [57] bil, fakr ile fenâda [58] beka bul. Din, küfür
içinde gizlidir, vahdet kadınla erkeğin birleşmesinde.
17. Renksizlik rengini iste, vahdet şarabına boyan. Şirk ve şikâyete rehin
olursan, kendinden utan.
18. “Her şey yok olur” [59] sırrını bul, nefsini kır, fenâ bul. Aşkta beka ile
mesrûr ol, hüzünlerin babası olma.
19. Hızır gibi zinde ol, aşk denizinde yaşamaktan. Cenin gibi daha ne
kadar mahpus kalacaksın bedeninde?
20. Bırak dördü beşi, altıyla yediyi, sekizi, dokuzu, onu. Akıllı olur da
nefis, aşkı isterse ne güzel, belki en güzeldir.
21. Aşkı iste, aşkı oku, aşkı anla ki aşk yolunu tut. Bırak tedbiri, fikri,
hîleyi, tuzakları, fenni de bırak.
22. Aşk pîrinin ilmini anlayacak seviyeye geldiysen, sırlar mahzeni
olursun, gizliyi açığı öğrenirsin.
23. İlmihâlin faydası kıyl u kal ilminden çoktur. Çünkü gizli ilimlerin
sırları hâlle çözülür, hâlle bilinir.
24. Fakih olduysan “Onlar bilmiyorlar” ın [60] sırrını anla. Fakir olduysan
eğer; minnetsiz cihanın sultanısın
25. Aşk hadisinden fakr fıkhını ve mahv [61] nahvini [62] öğren. Aşka
tanıdık ol; ondan daima tercümansız bahset.
26. Aşktır ol ki uzağı yakın, yabancıyı tanıdık eder. İki kişi bir gömlek
giyse de, aşktan bî-haber olanlar birbirinden uzaktır.
27. Yakınlık ve uzaklık manevîdir, surete ne hacet? Veysel Karanî
Yemen’deyken Mekke’de buldu dostunu.
28. Üveys kendinden fânî olup, Hak ile bakî oldu. Üveys, o hazret ki;
Mekke’den Hak kokusu almıştı.
29. Doğu ile batı halkı, mânâ mahfilinde hazırdır. Görünüşte Yemen halkı
Mekke’den ayrıdır.
30. Gönül sâkîsi hep Fakîrullâh’mış [63] Hakkı! Ruh bahçesi gülle dolu;
yâsemin de semendir.

