Marifetnâme · Haziran 28, 2026

On Yedinci Madde Mevlâ’ya muhabbetin mertebeler itibarıyla olan kısımlarını ve bu…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On Yedinci Madde On Yedinci Madde Mevlâ’ya muhabbetin mertebeler itibarıyla olan kısımlarını ve bu kısımlardan meşhur olan yedisinin isimlerini birer meyvesiyle birlikte bildirir. Ey azîz! …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · On Yedinci Madde

On Yedinci Madde

Mevlâ’ya muhabbetin mertebeler itibarıyla olan kısımlarını ve bu

kısımlardan meşhur olan yedisinin isimlerini birer meyvesiyle birlikte

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Muhabbet öyle

bir cevherdir ki onun nûrları ezelden parıldayıp eserleri ebedî kalır. Hatta

nefis bile onu inkâr edemez ki ondan binlerce haz alır. Muhabbetin sırları

her zaman kalpte açılır.

Muhabbet cevheri (aslında) tek iken, makamları ve mertebeleri itibarıyla

yedi kısma ayrılmıştır. Bu kısımlardan her biri, hususiyle bir başka ismi

bulmuştur. (Bu isimleri şöylece sıralayabiliriz): birincisi muhabbet , ikincisi

hullet (içten, samimi sevgi), üçüncüsü meveddet (sevgi, dostluk) ,

dördüncüsü velâyet , beşincisi sadâkat , altıncısı irâdet ve yedincisi de

hevâ dır. Şu halde hevâ faydasız bir rüzgârdır. İrâdet yakıcı bir hararettir.

Sadakat parlayan bir ateştir. Velayet aydınlatan bir nûrdur. Meveddet etrafa

yayılan bir nûrdur. Hullet ahrârın kalplerinde ışıldayan bir nûrdur.

Muhabbet, nûrların nûrudur ki, Hak aşkından ibarettir.

Muhabbet, Habib-i Ekrem (s.a.v)’in makamıdır. Hullet, Halilullah

İbrahim (a.s.) ın makamıdır. Meveddet, Davud (a.s) ın makamıdır. Velayet,

evliyânın makamıdır. Sadakat, sıddîkların makamıdır. İrâdet, mürîdlerin

makamıdır. Hevâ ise (yüksek hakikatlerden habersiz olarak ömrünü

geçiren) akılsızların makamıdır. Şu halde; Hevânın meyvesi akılsızlıktır.

İrâdetin

meyvesi

soyutlanmaktır

(tecrîd).

Sadâkatın

meyvesi

birlemek(tefrîd)tir. Velayetin meyvesi birlemek(tevhid)tir. Meveddetin

meyvesi hilâfettir. Hulletin meyvesi marifettir. Ve muhabbetin meyvesi de

vuslattır.

Muhabbet, vahdet âleminde ahfâdandır [53] . Hullet görünmeyen âlemde

(âlem-i amâ) hafîdendir. Meveddet, ilâhî âlemde (âlem-i lâhût) sırr-ı

sırdandır. Velayet, ceberût âleminde sırdandır. Sadakat, ruhlar âlemindeki

ruhtandır. İradet, berzah âleminde gönüldendir. Hevâ ise, şehâdet âleminde

nefistendir.

Nazm

1. Ey gönül ahvâlini bu kerre teşhîs eyle sen

Kim karîn-i aşk u cânsın yâ refîk-i nefs ü ten

2. Mâ vü menden geç değilsin bende-i mâ vü menî

Vahdet-i aşk iste kim kesretdir asl-ı mâ vü men

3. Kesret ü sûretden ol fâriğ fenâ bul aşka gel

Vahdet-i ma‘nâda ber-hurdâr-ı ömr ol bî-fiten

4. Emr-i mûtû kable mevti tut seherle cû‘dan

Hayrete var yok ol andan bul hayât-ı tâze sen

5. Benliğin terk eyle kendin görme hod-bîn olma kim

Hod-perest ü büt-perest olmaz muvahhid ey şemen

6. Olma zinhâr ol hevâlarda çü Âzer büt-tırâş

Çün Halîl-i Hak hüviyetde müdâm ol büt-şiken

7. Berk ura tâ bâtınında mâh u mihr-i ma‘rifet

Lâ-uhibbü’l-âfilîn di kim senindir Zü’l-minen

8. Mihnet-i gurbetdesin bu teng-nây-ı cismden

Çık fezâ-yı dilde aşkı bul odur hubbü’l-vatan

9. Dilde mihr-i aşkı tâlibdir cihân halkı velî

Kendüyi bilmez sanur matlûbdır mâh-ı hoten

10. Aşka can bahş eyleyen buldı hayât-ı câvidân

Kim ana varın viren yâd olmadı aldı semen

11. Aşk-ı dîdâr ile ber-hurdâr olan âgâh olur

Her sözi makbûl olur çün dürr-i deryâ-yı Aden [285/b]

12. Nakş-ı sûretden geçüp ma‘nâ-yı aşkı iste kim

Bahr-ı aşkın mevcidir sûret budur doğru suhan

13. Len-tenâlü’l-birra hattâ tunfikû dir Zü’l-Celâl

Aşka vir mahbûb-ı cânı yok ol aslâ dime ben

14. Seyr-i dîdâr-ı arûs-ı aşk olur kalbe muhâl

Olsa âgûşında hâ’il deyü şehvet çün ü ben

15. Kesr idersin ger tılısm-ı ejdehâ-yı şehveti

Tîz bulursın genc-i sırr-ı aşkı medfûn-ı beden

16. Fakr içinde fahri bil, fakr u fenâdan bul bekâ

Dîn derûn-ı küfrdür vahdet derûn-ı merd ü zen

17. Reng-i bî-rengi taleb kıl hamr-ı vahdetden boyan

Bir utan kim şirk ü şekvâda olursun mürtehen

18. Küllü şey’in hâlike ol kesr-i nefs it bul fenâ

Pes bekâ-yı aşkdan mesrûr ol, olma bü’l-hazen

19. Hızr misli zinde ol bahr-ı hayât-ı aşkdan

Çün cenîn tâ key çekersin habs-ı cism-i çün cinen

20. Koy bu çâr u penc ü şeşle heft ü heşt ü nüh dehi

Nefs-i akl üzre güzel aşk ihtiyârîdir hasen

21. Aşkı iste aşkı oku aşkı fehm it aşkı tut

Kılma sen tedbîr ü fikr ü hîle vü tezvîr ü fen

22. Kâbil-i fehm-i ulûm-ı pîr-i aşk oldunsa sen

Mahzen-i esrâr olursın hâvi-i sırr u ‘alen

23. İlm-i hâlin nef‘i çokdur kâlden bî-kîl u kâl

Hâll olur çün hâl ile ahvâl-i remz-i mâ-baten

24. Ger fakîh oldunsa fehm it “Ennehüm lâ-yefkahûn”

Ger fakîr oldunsa sultân-ı cihânsın bî-mihen

25. Fıkh-ı fakr u nahv-i mahv ögren hadîs-i aşkdan

Âşinâ-yı aşk ol andan söyle her dem bî-dehen

26. Aşkdır nezdîk iden dûrı vü yâdı âşinâ

Dûr olur bî-aşk iki ten giyseler bir pîrehen

27. Ma‘nevîdir kurb u bu‘d-ı dil ne hâcet sûrete

Tâ Yemen’den buldı dostın Mekke’de Veys-i Karen

28. Kendiden fânî olup Veys oldı bâkî Hakk ile

Pes deminden bûy-ı Hakk almışdı Hazret Mekke’den

29. Mahfil-i ma‘nâda hâzır ehl-i şark u ehl-i garb

Sûretâ gâ’ibdir ehl-i Mekke’den ehl-i Yemen

30. Sâki-i dil çok Fakîrullâh imiş Hakkı müdâm

Ravza-i rûhın dolu güldür semendir yâsemen

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey gönül! Uyanmalı, durumunu teşhis etmelisin. Ya aşkın ve canın

dostusun ya da nefsin ve bedenin.

2. “Ne” ve “kim”den geç, onların kulu değilsin. Aşkın birliğini iste, “ne”

ve “kim”in aslı çokluktur.

3. Çokluktan ve suretten ayrıl; fânî ol da aşka gel. Mânâ birliğinde

fitnesiz, kargaşasız ömür sürmelisin.

4. “Ölmeden önce ölünüz” emrini tut; seherde, açlıkta. Hayrete var, yok ol

ki onda, yeni bir hayat bulmalısın.

5. Benliği terk eyle, kendini görme; bencil olma ki; muvahhid, bencil ve

putperest olmaz; Ey şâmân!

6. Sakın heveslere kapılma ki; put yontan Âzer de öyleydi. Hak dostu

İbrahim gibi daima, putları kıran olmalısın.

7. Marifet güneşi ve mehtabı tâ içinde parlasın. “Doğup batanları

sevmem” [54] de ki seninledir ihsan eden.

8. Mihnet ve gurbet yurdunda beden yükünden kurtul. Gönül fezâsına çık,

aşkı bul, vatan sevgisi budur.

9. Cümle cihan halkı gönülde aşk güneşini ister. Kendini bilmeyen sanır

ki; hüner mehtâbı istemektir.

10. Aşka can bağışlayan dirilir; ebedî hayatı bulur ki ona varını yoğunu

veren zarar etmez, karşılığını alır.

11. Habib’in yüzü aşkıyla mesud olanın gönlü uyanıktır. Aden denizinin

incisi gibi her sözü makbul olur.

12. Suret nakışından geçip aşk mânâsını iste! Sûret aşk denizinin

dalgasıdır, doğru söz budur.

13. Celâl sahibi Allah, “Sevdiklerinden vermedikçe iyiliğe eremezsin” [55]

buyurur. Canın sevgilisini aşkla değiş, yok ol, ama aslâ “ben” deme.

14. Aşk gelininin yüzünü seyretmek kalp için imkânsızdır; şehvet

canavarının sûreti kucağında put gibi durursa.

15. Eğer şehvet ejderhasının tılsımını kırarsan; Aşk sırrının hazinesini

varlığında bulursun hemen.

16. Fakr [56] içinde fahri [57] bil, fakr ile fenâda [58] beka bul. Din, küfür

içinde gizlidir, vahdet kadınla erkeğin birleşmesinde.

17. Renksizlik rengini iste, vahdet şarabına boyan. Şirk ve şikâyete rehin

olursan, kendinden utan.

18. “Her şey yok olur” [59] sırrını bul, nefsini kır, fenâ bul. Aşkta beka ile

mesrûr ol, hüzünlerin babası olma.

19. Hızır gibi zinde ol, aşk denizinde yaşamaktan. Cenin gibi daha ne

kadar mahpus kalacaksın bedeninde?

20. Bırak dördü beşi, altıyla yediyi, sekizi, dokuzu, onu. Akıllı olur da

nefis, aşkı isterse ne güzel, belki en güzeldir.

21. Aşkı iste, aşkı oku, aşkı anla ki aşk yolunu tut. Bırak tedbiri, fikri,

hîleyi, tuzakları, fenni de bırak.

22. Aşk pîrinin ilmini anlayacak seviyeye geldiysen, sırlar mahzeni

olursun, gizliyi açığı öğrenirsin.

23. İlmihâlin faydası kıyl u kal ilminden çoktur. Çünkü gizli ilimlerin

sırları hâlle çözülür, hâlle bilinir.

24. Fakih olduysan “Onlar bilmiyorlar” ın [60] sırrını anla. Fakir olduysan

eğer; minnetsiz cihanın sultanısın

25. Aşk hadisinden fakr fıkhını ve mahv [61] nahvini [62] öğren. Aşka

tanıdık ol; ondan daima tercümansız bahset.

26. Aşktır ol ki uzağı yakın, yabancıyı tanıdık eder. İki kişi bir gömlek

giyse de, aşktan bî-haber olanlar birbirinden uzaktır.

27. Yakınlık ve uzaklık manevîdir, surete ne hacet? Veysel Karanî

Yemen’deyken Mekke’de buldu dostunu.

28. Üveys kendinden fânî olup, Hak ile bakî oldu. Üveys, o hazret ki;

Mekke’den Hak kokusu almıştı.

29. Doğu ile batı halkı, mânâ mahfilinde hazırdır. Görünüşte Yemen halkı

Mekke’den ayrıdır.

30. Gönül sâkîsi hep Fakîrullâh’mış [63] Hakkı! Ruh bahçesi gülle dolu;

yâsemin de semendir.