-2. CİLT- · 148 – RÜKÛ VE SECDEDE BELİNİ DÜZ TUTMAYANIN NAMAZI


855 – Ebû Mes’ûd el Bedrî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
– Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
– “Rükû ve secdede belini düz tutmayan kimsenin namazı kâfi gelmez”
buyurdu. [12]
İZAH
Bu hadis-i şerifte: Rükûda ve secdede vücudun hareketi kesilene kadar
durmanın, namazın kabulünün şartı olduğu bildiriliyor. Bu hadis-i şerif:
Tadil-i erkânı farz kabul edenlerin delilidir.
İmâmı Azam’a göre: Tadil-i erkân vacib, İmam Ebû Yusuf’a ve İmam
Şâfiî’ye göre farzdır. (Bezlül Mechüd. c. 5 s. 114)















856 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan:
– Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem mescide girmişti, bir zât da mescide
girip namaz kıldı, sonra gelerek Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e
selâm verdi. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem de selâmına
mukabele etti ve:
– “Dön namazını (yeniden) kıl, çünkü sen namazı kılmadın” buyurdu.
Adam döndü. Kıldığı namaz gibi namaz kıldı, geldi, selam verdi,
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona:
“- Ve aleykesselâm,” dedi ve sonra:
“- Dön (namazını yeniden) kıl çünkü sen namaz kılmadın” buyurdu. Ve üç
defa böyle yaptı. Adam;
– Seni hak Peygamber olarak gönderene yemin olsun ki; ben bundan daha
güzelini yapamıyorum. Bana doğrusunu öğret, dedi. Rasûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi vesellem;
“- Namazda durduğun vakit tekbir al, sonra Kur’an’dan sana kolay geleni
oku, sonra rükû yap, hareketin kesilene kadar rükûda dur, sonra dimdik
durana kadar doğrul, sonra secde et, secdede hareketin kesilene kadar dur,
sonra hareketin kesilene kadar otur. Sonra da bütün namazlarında bunu
böyle yap” buyurdu.
Ka’nebî dedi: Saîd bin Ebû Saîd el Makburi’den, o da Ebû Hüreyre
radıyallahu anh’dan rivâyetin sonunda;
“- Şunu yaptığın vakit namazın tamam olur. Bunda neyi eksik yaparsan onu
namazından da eksik yapmış olursun.”
O rivâyette dedi ki;
“- Namaza kalktığın vakit abdesti tam yap.” [13]









857 – Ali bin Yahya bin Hallad radıyallahu anh’dan, o da amcasından:
– Bir kimse mescide girdi, (diyerek) önceki hadisin benzerini anlattı, ve o
rivâyette şöyle dedi:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
“- Hakikat şudur ki, insanlardan hiçbir kimsenin namazı abdest alıp, abdesti
yerli yerine koymadıkça, sonra tekbir alıp Celil ve Aziz olan Allah’a hamd
edip ona senâda bulunmadıkça, sonra Kur’an’dan kolay geleni okumadıkça,
sonra Allahu ekber deyip, mafsalları sükûn bulana kadar secde etmedikçe,
sonra tekbir alarak başını kaldırmadıkça tamam olmaz, bunları yaptığı vakit
namazı tamam olur” buyurdu. [14]









858 – Ali bin Yahya bin Hâllad babasından ve aynı manada amcası Rifâa
bin Râfî radıyallahu anh’dan bir önce geçen hadisin manâsında rivâyet
olundu. Dedi ki:
– Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
“- Sizden biriniz Allah’ın emrettiği gibi abdestini tamamlamadıkça, namazı
tamamlanmaz. Yüzünü, dirseklerine kadar ellerini yıkar, başına mesh eder,
ayaklarını da topuklarına kadar yıkar sonra Aziz ve Celil olan Allah’ı
tekbirle anar ve ona hamd eder, sonra Kur’an’dan kendisine izin verileni ve
kolay geleni okur.”
Hammad’ın (hadisi) gibi zikretti ve dedi ki: Sonra tekbir alır, secde eder,
alnını yere yerleştirir.
(Râvîlerden) Hemmam diyor ki; çok kere şöyle dedi:
“- Mafsalları sükûn bulup, istirahat edene kadar alnını yere kor sonra tekbir
alır, oturağı üzerine dimdik oturur, belini de dik tutar. Namazı dört rekât
bitene kadar böyle anlattı (ve bu anlatılanı) yapana kadar sizden birinizin
namazı tamam olmaz” buyurdu. [15]




859 – Ali bin Yahya bin Hâllad radıyallahu anh’, babasından o da Rifaa bin
Râfi’den bir önce geçen şu kıssayı rivâyet etti, “Ayağa kalkıp kıbleye
döndüğün vakit tekbir al, sonra ümmül-Kur’an’ı (Fatiha) ve Allah’ın
okumanı dilediğini oku.
Rükû ettiğin vakit iki avuçlarını iki dizlerine koy ve belini (düzgünce)
uzat.”
(Râvî) dedi ki:
“Secde ettiğin vakit secdende (alnını yere) daya (secdeden) kalktığın vakit
sol uyluğun üzerine otur.”





860 – Bir önce geçen bu kıssayı Ali bin Yahya bin Hallad bin Râfî, babası
Yahya’dan o da, amcası Rifaa bin Râfî’den, o da Rasûlullah’tan şöyle
rivâyet etti, “Sen namazına durduğun vakit Allah Teâla’yı tekbirle an, sonra
Kur’an’dan sana kolay geleni oku.” Ve rivâyet ettiği hadiste şöyle dedi.
“Namazın ortasında (ikinci rekâttan sonra) oturduğun vakit azaların yerine
otursun. Sol ayağını döşe sonra teşehhüdde bulun (tahiyyatı oku) sonra
kalktığın vakit namazından çıkana kadar bunun gibi yap” buyurdu.
İZAH
Dört rekâtlı namazların birinci oturuşunun vacip olduğuna, bu hadis-i şerif
delil getirilmiştir.




861 – Rifaa bin Râfî radıyallahu anh’dan, Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem şöyle emretti diye şu geçen hadisi nakletti ve orada şöyle dedi:
“- Aziz ve Celil olan Allah’ın sana emrettiği gibi abdest al, sonra şehadet
oku, ayağa kalk, sora tekbir al, ezberinde Kur’an’dan bir şey varsa onu oku,
eğer yoksa, Allah’a hamd et, ona tekbirde bulun, ve tevhid getir.”
(Râvî) bu rivâyette şöyle dedi: “Eğer bundan bir şey eksik yaparsan
namazını da eksik yapmış olursun.”



862 – Abdurrahman bin Şibl radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, (namaz kılanın) Karganın yem
toplaması (gibi acele etmesi)nden yırtıcı hayvanlar gibi (kolları yere)
döşemekten, devenin (bir çökme yerini) belleyip durduğu gibi, bir kimsenin
de mescitte muayyen bir yer tutmasından nehyetti. Kuteybe’nin rivâyetinin
lafzı budur.









863 – Salim el-Berrad radıyallahu anh’dan:
Ukbe bin Amr El Ensârî, Ebû Mes’ûd’un yanına geldik ve ona Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem’in namazını bize haber ver, dedik. Mescitte tam
önümüze durdu, tekbir aldı. Rükûa inince ellerini dizlerine koydu, el
parmaklarını dizinden aşağı sarkıttı, dirsekleri arasını açtı. Her azası
yerleşene kadar rükûda durdu. Sonra “Semiallahu limen hamide” dedi.
Her azası yerleşene kadar ayakta durdu, sonra tekbir aldı ve ellerini yere
koyarak secde etti. Sonra dirseklerinin arasını bütün azası yerleşene kadar
açık tuttu.
Sonra başını kaldırıp her azası yerleşene kadar oturdu, yine onun gibi (ilk
secde gibi) yaptı. Sonra namazının 4 rekâtını da böylece kıldı ve
Rasûlullah’ın da namazı böyle kıldığını gördük, dedi. [16]
İZAH
Nükretül Gurab: Karganın gagasını çabuk çabuk yere vurarak yem
toplaması demektir. Secdede alın ve burnunu yere koyup çabuk
kaldıranların bu hareketi kuşun yem toplamasına benzetilmiştir.
İftiraşus Sebû: Yırtıcı hayvanın yere uzanması demektir. Secde ederken
dirseklerini kollarıyla berâber yere seren, dirseklerini yerden kaldırması
gerekirken kaldırıp açmayan kimsenin bu hali yırtıcı hayvanın uzanıp
yatmasına benzetilmiştir.
İtamü’l-bair: Devenin yere birden çöküşü demektir. Burada secdeye inerken
birden inenlerin durumu, devenin yere birden inişine benzetilmiştir. Bir de
deve her gün evin önünde ve kendi damında belli bir yere çöker, camiler
bütün mü’minler arasında ortaktır. Caminin bir yerini benimseyip her
zaman orada namaz kılmaktan ve oraya başkası oturursa benim yerime
oturmuş diye mırıldanmaktan nehy etmiştir.

