Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 28, 2026

Rükû ve sücudûn teferruâtı ve elleri dizlere koymak

-2. CİLT- · 150 – RÜKÛ VE SÜCUDÛN TEFERRUÂTI VE ELLERİ DİZLERE KOYMAK 867 – Mus’ab bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Babamın yanı başında namaz kıldım ve (rükûda) ellerimi …

-2. CİLT- · 150 – RÜKÛ VE SÜCUDÛN TEFERRUÂTI VE ELLERİ DİZLERE KOYMAK

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

867 – Mus’ab bin Sa’d radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle

demiştir:

Babamın yanı başında namaz kıldım ve (rükûda) ellerimi iki dizimin

arasına yerleştirdim. Babam beni bundan nehyetti. Tekrar yaptım bu defa

bunu yapma (ellerini dizlerin arasında kıstırma) biz de böyle yapıyorduk,

böyle yapmaktan men olunup avuçlarımızı dizlerimizin üstüne koymakla

emrolunduk, dedi. [19]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

868 – Abdullah (bin Mes’ûd) radıyallahu anh’dan:

Sizden biriniz rükû yaptığı vakit kollarını uylukları üzerine döşesin. Ve iki

avuçlarını birbirine kapasın, ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in

parmaklarının birbirine geçtiğine şu anda bakar gibiyim. [20]

İZAH

Tatbik: Rükûda iki elin içlerini birbirine kapatıp dizler arasına kıstırmaktır.

Sünnet olan elleri dizleri üzerine koymaktır. Önceden tatbik yapılmış, fakat

nesh edilmiştir. Bütün ilim adamlarınca tatbik mekruhtur. Nevevî diyor ki:

İbn-i Mes’ûd ve talebeleri Esved’le Alkâme’ye göre tatbik sünnettir.

Sebebi, tatbikin neshedildiğini bildiren (bir önce geçen) Mus’ab bin Sa’d

hadisi onlara ulaşmamıştır, diyor.

[1] . Tirmizî, Kitâbu’us-Salât, B. 199, n. 268. s. 56. c. 2, Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 79, s. 234, c. 2. İbn-i Mâce, Kitâbu İkametü’s-Salât, B. 19, n. 882,

s. 286 c. 1.

[2] . Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 200, n. 296, s. 57. c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 46, s. 207, c. 2.

[3] . Buhari, Kitâbu’l-Ezan, B. 140, s. 200, c. 1; Neseî.

[4] . Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, n. 287, s. 79, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-İftitah, B.

77, s. 234, c. 2.

[5] . Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 446, s. 346, c. 1; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkâmeti’s-Salât, B. 18, n. 879, s. 284, c. 1.

[6] . Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 446, s. 346, c. 1; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkâmeti’s-Salât, B. 18, n. 879, s. 284, c.1.

[7] . Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 476, s. 347, c. 1; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 35, s. 298, c. 2.

[8] . Buhâri, Kitâbu’l-Ezan, B. 122, s. 193, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

18, n. 409, s. 306 c.1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 198, n. 267, s. 55, c. 2;

Neseî, Kitâbu’l-İftiاah, B. 34, s. 196

[9] . Tirmizî, Kitâbu’s-Salât, B. 211, n. 284, s. 76, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkameti’s-Salât, B. 24, n. 828, s. 290, c. 1.

[10] . Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 124, s. 194, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

38, n. 471, s. 343, c. 1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 207, n. 279, s. 69, c. 2;

Neseî, Kitâbu’l-İftitâh, B. 34, s. 197, c. 2

[11] . Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 119, s. 192, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

38, n. 471, s. 343, c. 1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 207, n. 207, n. 279, s.

69, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-İftitâh, B. 37, s. 202, c. 2

[12] . Tirmizî, Kitâbu’s-Salât, B. 196, n. 265, s. 51, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 20, s. 182, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu İkâmeti’s-Salât, B. 16, n. 870,

s. 282, c. 1

[13] . Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 120, s. 192, c. 1; Müslim; Tirmizî,

Ebvâbu’s-Salât, B. 303, n. 226, s. 103, c. 2, Neseî

[14] . Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 226, n. 302, s. 100, c. 2

[15] . Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 226, n. 325, s. 100, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitâh, B. 67, s. 226, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu’l-İkametü’s-Salât, B. 16, n.

871, s. 282, c. 1

[16] . İbn-i Mâce, Kitâbu İkameti’s-Salât, B. 209, n. 1429, c. 1, s. 459,

Neseî, c. 1

[17] . İbn-i Mâce, İkameti’s-Salât, B. 202, n. 1425

[18] . İbn-i Mâce, İkameti’s-Salât, B. 202, n. 1426, s. 458, c. 1

[19] . Buharî, Kitâbu’l-Ezân, B. 16, s. 192, c. 1; Müslim, Neseî, Kitâbu’l-

İhtida, B. El-İmsâk bi’r-rukebi fi’r-rükû; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 190, n.

259, s. 36, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu’l-İkâmeti-s’Salât, B. 17, n. 873, c. 1, s.

283

[20] . Müslim, Neseî, Kitâbu’l-İftitah, B. 21, s. 183, c. 2

[1]. Tirmizî, Kitâbu’us-Salât, B. 199, n. 268. s. 56. c. 2, Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 79, s. 234, c. 2. İbn-i Mâce, Kitâbu İkametü’s-Salât, B. 19, n. 882,

s. 286 c. 1.

[2]. Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 200, n. 296, s. 57. c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 46, s. 207, c. 2.

[3]. Buhari, Kitâbu’l-Ezan, B. 140, s. 200, c. 1; Neseî.

[4]. Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, n. 287, s. 79, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-İftitah, B.

77, s. 234, c. 2.

[5]. Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 446, s. 346, c. 1; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkâmeti’s-Salât, B. 18, n. 879, s. 284, c. 1.

[6]. Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 446, s. 346, c. 1; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkâmeti’s-Salât, B. 18, n. 879, s. 284, c.1.

[7]. Müslim, Kitâbu’s-Salât, B. 40, n. 476, s. 347, c. 1; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 35, s. 298, c. 2.

[8]. Buhâri, Kitâbu’l-Ezan, B. 122, s. 193, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

18, n. 409, s. 306 c.1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 198, n. 267, s. 55, c. 2;

Neseî, Kitâbu’l-İftiاah, B. 34, s. 196

[9]. Tirmizî, Kitâbu’s-Salât, B. 211, n. 284, s. 76, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu

İkameti’s-Salât, B. 24, n. 828, s. 290, c. 1.

[10]. Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 124, s. 194, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

38, n. 471, s. 343, c. 1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 207, n. 279, s. 69, c. 2;

Neseî, Kitâbu’l-İftitâh, B. 34, s. 197, c. 2

[11]. Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 119, s. 192, c. 1; Müslim, Kitâbu’s-Salât, B.

38, n. 471, s. 343, c. 1; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 207, n. 207, n. 279, s.

69, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-İftitâh, B. 37, s. 202, c. 2

[12]. Tirmizî, Kitâbu’s-Salât, B. 196, n. 265, s. 51, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitah, B. 20, s. 182, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu İkâmeti’s-Salât, B. 16, n. 870,

s. 282, c. 1

[13]. Buharî, Kitâbu’l-Ezan, B. 120, s. 192, c. 1; Müslim; Tirmizî,

Ebvâbu’s-Salât, B. 303, n. 226, s. 103, c. 2, Neseî

[14]. Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 226, n. 302, s. 100, c. 2

[15]. Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 226, n. 325, s. 100, c. 2; Neseî, Kitâbu’l-

İftitâh, B. 67, s. 226, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu’l-İkametü’s-Salât, B. 16, n.

871, s. 282, c. 1

[16]. İbn-i Mâce, Kitâbu İkameti’s-Salât, B. 209, n. 1429, c. 1, s. 459,

Neseî, c. 1

[17]. İbn-i Mâce, İkameti’s-Salât, B. 202, n. 1425

[18]. İbn-i Mâce, İkameti’s-Salât, B. 202, n. 1426, s. 458, c. 1

[19]. Buharî, Kitâbu’l-Ezân, B. 16, s. 192, c. 1; Müslim, Neseî, Kitâbu’l-

İhtida, B. El-İmsâk bi’r-rukebi fi’r-rükû; Tirmizî, Ebvâbu’s-Salât, B. 190, n.

259, s. 36, c. 2; İbn-i Mâce, Kitâbu’l-İkâmeti-s’Salât, B. 17, n. 873, c. 1, s.

283

[20]. Müslim, Neseî, Kitâbu’l-İftitah, B. 21, s. 183, c. 2

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i secde ederken dizlerini ellerinden

önce koyduğunu, secdeden kalkarken de ellerini dizlerinden önce

kaldırdığını gördüm. [1]

841 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi

vesellem, “Sizden biriniz namazında kasden devenin çöktüğü gibi çöküyor

mu?” buyurdu. [2]

Ebû Kılâbe de: İmamları Amr bin Seleme’yi kasdederek, “şu şeyhimizin

namazı gibi,” cevabını verdi. Ebû Kılâbe, Mâlik bin Huveyris’in birinci

rekâtın son secdesinden başını kaldırdığı vakit biraz oturup, sonra ikinci

rekâta kalktığını söyledi. [3]

844 – Mâlik bin Huveyris radıyallahu anh’dan: O (Mâlik), Rasûl-i Ekrem

sallallahu aleyhi vesellemin namazın tek rekâtında (secdeden kalktığında)

oturağı üzerine tam doğrulmadıkça ayağa kalkmadığını gördü. [4]

– O senin Peygamberinin (sallallahu aleyhi vesellem) sünnetidir, dedi. [5]

Ebû Dâvud dedi ki: Bu hadisi Şu’be Ebû İsmet’ten, Ameş’ten o da

Ubey’den rivâyet etti. Bu rivâyette (rükûdan sonra) cümlesini zikretti. [6]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Semiallahu limen hamide” dediği

vakit “Ey Allah, ey bizim Rabbımız Sana gökler dolusu hamd olsun.” derdi.

[7]

“- İmam, “Allah hamd edenin hamdini kabul eder.” dediğinde: Siz de, “Ey

Allah, ey bizim Rabbimiz, hamd sana mahsustur,” deyin. Kimin sözü

meleklerin sözüne muvafık gelirse, geçmiş günahları bağışlanır” buyurdu. [8]

– “Ey Allah’ım beni bağışla, bana merhamet et, bana afiyet ver, beni

hidayete erdir.” derdi. [9]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in secdeleri, rükûu ve iki secde

arasında (oturması) birbirine müsâvî gelmeye yakındı. [10]

Ebû Dâvud şöyle dedi: Müsedded dedi ki: Rek’atı, iki rekat arasındaki

itidali, secdesi, iki secde arasındaki oturuşu selâmla, kalkıp gitmek

arasındaki oturuşu takriben müsâvî idi. [11]

– “Rükû ve secdede belini düz tutmayan kimsenin namazı kâfi gelmez”

buyurdu. [12]

“- Namaza kalktığın vakit abdesti tam yap.” [13]

“- Hakikat şudur ki, insanlardan hiçbir kimsenin namazı abdest alıp, abdesti

yerli yerine koymadıkça, sonra tekbir alıp Celil ve Aziz olan Allah’a hamd

edip ona senâda bulunmadıkça, sonra Kur’an’dan kolay geleni okumadıkça,

sonra Allahu ekber deyip, mafsalları sükûn bulana kadar secde etmedikçe,

sonra tekbir alarak başını kaldırmadıkça tamam olmaz, bunları yaptığı vakit

namazı tamam olur” buyurdu. [14]

“- Mafsalları sükûn bulup, istirahat edene kadar alnını yere kor sonra tekbir

alır, oturağı üzerine dimdik oturur, belini de dik tutar. Namazı dört rekât

bitene kadar böyle anlattı (ve bu anlatılanı) yapana kadar sizden birinizin

namazı tamam olmaz” buyurdu. [15]

Sonra başını kaldırıp her azası yerleşene kadar oturdu, yine onun gibi (ilk

secde gibi) yaptı. Sonra namazının 4 rekâtını da böylece kıldı ve

Rasûlullah’ın da namazı böyle kıldığını gördük, dedi. [16]

(Râvîlerden) Yunus: Öyle zannediyorum ki, Ebû Hüreyre’nin Hz.

Peygamber’den naklettiği bu hadisi şöyle rivâyet etti: Rasûlullah buyur du

ki; “İnsanların kıyamet gününde amelleri içersinden ilk defa hesaba

çekileceği şey namazdır. Aziz ve Celil olan Rabbimiz daha iyi bildiği halde

meleklerine, Kulum namazını tam mı yapmış, yoksa noksan mı bakın? Eğer

tamsa tam olarak yazılır. Eğer ondan bir şey noksansa, kulumun nafile

namazı var mı bakın, buyurur. Eğer onun nafile namazı varsa, kulumun

farzını nafilesi ile tamamlayın buyurur. Sonra ameller (farzın eksikleri

nafile ile tamamlanarak) o minval üzere alınır” buyurdu. [17]

865 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan, bir önce geçen hadisin benzeri

rivâyet edildi. [18]

Babamın yanı başında namaz kıldım ve (rükûda) ellerimi iki dizimin

arasına yerleştirdim. Babam beni bundan nehyetti. Tekrar yaptım bu defa

bunu yapma (ellerini dizlerin arasında kıstırma) biz de böyle yapıyorduk,

böyle yapmaktan men olunup avuçlarımızı dizlerimizin üstüne koymakla

emrolunduk, dedi. [19]

Sizden biriniz rükû yaptığı vakit kollarını uylukları üzerine döşesin. Ve iki

avuçlarını birbirine kapasın, ben Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in

parmaklarının birbirine geçtiğine şu anda bakar gibiyim. [20]