ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Rızık konusunda tam tevekkülün herkes için gerekli ve önemli olduğunu
dört nükte ile bildirir. [246/a]
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: “Kim rızık
konusunda şu dört husus üzerinde düşünüp kafa yorar ve gereğince amel
ederse, o kişi kendi rızkı hususunda kalbine gelebilecek üzüntü ve
kederlerin hepsinden kurtulmuş olur. Tam bir tevekkülle gönül huzurunu
bulur.”
Birinci nükte şudur: Bir kere önce düşünmelisin ki Hak teala Kur’ân-ı
Kerim’de bütün mahlûkatın rızkını kendi üzerine almakla elbette senin de
rızkını üzerine almış ve rızık konusunda sana kefil olmuştur. Şayet dünya
sultanlarından biri sana, bu gece benim misafirimsin, sana ziyafet verir,
yemek yediririm derse ne dersin? Sen onun hakkında nasıl hüsnüzan
beslersin? Çünkü o doğru bir pâdişâhtır, sözünü tutar. Hatta çarşı esnafından
cömert bir tüccar veya zengin bir Yahudi, aklı başında bir kişinin yanında
seni davet etse, onun sözüne güvenip davetine icâbet etmez misin? O akşam
yemeğimi ne şekilde yerim endişesinden onun sözü üzerine kurtulmaz
mısın?
Öyleyse bu ne haldir ki cömert ve kerim olan Rabbü’l-Âlemîn hazretleri
Kur’ân-ı Kerim’de azamet ve şânıyla senin rızkına kefil olmuş iken, rızkını
sana va’dedip bu konuda yemin etmişken, sen O’nun va’dine itimat etmeyip
nasıl sükûnet bulmazsın? O’nun va’dini tasdik edip yemini ile nasıl güven
içinde olmazsın? Allah’ın bahşettiği bunca lütuf ve ihsana, O’nun verdiği
nimetlere, ikramlarına nasıl bakmazsın? Bilakis nefsin tesiriyle kalbin
sıkıntı içinde kalıp hep rızık konusunu düşünmekten vazgeçmezsin. Eğer
bilirsen bu büyük bir musibettir, en büyük saygısızlıktır. Nitekim Hz. Ali
Efendimiz bu hususu iki beyit ile anlatır.
Kıta
1- E-tatlubu rızka’llâhi inde ğayrihî
Ve tusbihu min havfi’l-avâkibi âminen
2- Ve terdâ bi-sarrâfin, ve in kâne muşriken
Ve lâ terdâ bi-rabbike dâminen
Kıta (nın tercümesi)
1- Allah’ın verdiği rızkı başkasından mı istersin? Akıbetinden emin
olarak nasıl sabahlarsın?
2- Müşrik de olsa sarrafa güvenirsin de Rabb’inin “kefilim” sözüne nasıl
inanmazsın?
İşte bu yüzden rızık konusunda ne olacağını düşünmek, şek ve şüphe
doğurur; sahibinin iman ve irfânının kaybolmasından korkulur. Çünkü Hak
teala Kur’ân-ı Kerim’de: “ Şayet mü’min iseniz Allah’a tevekkül edin.”
(Mâide, 5/23) buyurmuştur.
İkinci nükte şudur: Taksim edilen rızk (Rızk-ı maksûm) hiçbir şekilde
değiştirilemezken ve levh-i mahfûza yazılan bozulmazken, eğer sen kısmeti
inkâr edersen veya yazılmış olanın bozulmasını mümkün görürsen -Allah
korusun- İslâm yolundan uzak düşersin. Eğer Allah’ın taksiminin hak
olduğunu ve değişmediğini yakinen bilirsen, buna rağmen hırsla ve
endişeyle rızık peşinde koşarsan, dünya ve âhirette rezillik ve zilletten,
meşakkat ve hüsrandan başka ne elde edebilirsin? Nitekim hadis-i şeriften;
“ Bir lokmanın üzerine, filan oğlu filanın rızkıdır ” diye yazıldığını haber
alırsın. Onun için tevekkül ehli rızkına izzet sahibi olarak kavuşur.
Hırs sahibi ise perişan olur. Çünkü hırs ile rızık artmaz ve eksilmez.
Taksim edilen rızık sahibine âşıktır ve onu takip eder. Şu halde rızkını
izzetle al, zilletle alçalmaya ne gerek var?
Üçüncü nükte şudur: Bilirsin ki rızık sadece geçinmek ve yaşamak için
gereklidir. Hayat ile rızık kendisinden sual olunmayan Yüce Allah’ın
lütfudur ve ikisi birbirinden ayrılmaz. Nitekim kullarının hayatı Allah’ın
kudret elinde ve gaip hazinesinde olduğu gibi rızık da O’nun katındadır;
dilerse verir, [246/b] dilerse vermez. Kul onu bilemez, Mevlâ’sı nasıl
dilerse öyle tertip ve takdir eder. Durum böyle iken, sen nasıl bir kulsun ki
Allah’ın takdirine karşı sükûnet ve teslimiyet içinde değilsin?
Dördüncü nükte şudur: Hak teala, kulun rızkına kefil olmuştur. Ancak
bu kefâlet beslenme, gelişme, büyüme ve koruma hususunda gerekli olan
rızkı ihtiva etmektedir. Kul yeme içme gibi sebepleri Rabb’i için terk
ederek O’na tevekkül ederse; zaman olur Allah ondan sebepleri
engelleyerek, kendi katından ona kuvvet ve kudret verir ve o kul bu
sebeplerin engellenmesinden herhangi bir sıkıntı çekmez, üzüntü duymaz.
Bilakis sebebleri de yaratan Allah’a olan yakınlık ve dostlukla kalbi
mutmain olur, ünsiyetten manevî lezzet alır. Çünkü o, işin gerçek yönünü
bilir ki Hakk’ın kefâleti bünyenin hayatta kalması ve gelişimi içindir. Rızık
hususunda Allah’a tevekkül etmenin mânâsı budur ki bünyenin
hayatiyetinin devamıdır. Allah’tan bu mânâda beklenti içinde olan tevekkül
sahibine mutlaka azık ve yardım ulaşır. Ta ki ömrü oldukça Allah’ın
emirlerini yerine getirmeye muktedir olsun. Rızık konusunda esas gaye,
bedenin ömrün sonuna kadar canlılığını sürdürmesi için gıda (yeme içme)
ihtiyacını karşılamaktır.
Allah’ın kudreti noksansızdır ve bu kemâl, O’nun dilediğini istediği gibi
yapması demektir. Dilerse kulunun bedenine yiyecek ve içecekle gıda verir,
dilerse tıpkı meleklerde olduğu gibi tesbih ve tehlil ile ona güç kuvvet verir.
Çünkü bundaki gaye ibadet için bedenin zinde kalması ve kulun ibadete güç
yetirmesidir. Yoksa maksat yeme içme şehvetini karşılamak değildir. İşte bu
takdirde sebeplere hiç itibar edilmez. Bu sebepledir ki abidler ve zahidler
geceleri ve gündüzleri aç geçirmeye, uzun yolculuklara azıksız çıkmaya güç
yetirebilmişlerdir. Hatta bunlardan bazıları on gün bazıları yirmi gün aç
kaldıkları, bazıları bir veya iki ay hiçbir şey yemedikleri halde yine de
bedenleri güçlü kalabilmiştir.
Nitekim Hak teala, İbrahim Edhem’e çamuru, diğer bazılarına da kumu
gıda olarak vermiştir. Nice hastalar görürsün ki günlerce bir şey yemeden
durmuşlar ve ölmemişlerdir. Hâlbuki hasta olan kişi sağlıklı olana göre daha
düşkün ve zayıftır.
Açlıktan ölenlere gelince, bu durum onun eceli öyle takdir olunduğu
içindir. Nitekim çok yemekten dolayı ölenin de vadesi dolmuştur.
Ebu Said el- Hudrî (r.a.), şöyle demiştir: “Benim Allah ile durumum
şudur ki; bana her üç günde bir kere yemek verir. Bu durumda iken çölde
yolculuk ettim. Üç gün gittim. Bu zaman zarfında hiçbir şey yemediğimden
dördüncü gün kendimde bir dermansızlık hissettim. Hemen olduğum yere
oturup kaldım. O sırada gaipten bir ses duydum: “Ey Ebu Said! Sebep mi
yoksa güç mü istersin?” Ben, kuvvet ve güç isterim dedim. O anda
kendimde zindelik ve güç hissedip ayağa kalktım ve on iki gün orada
kaldım. Bu süre içinde yiyecek bir şey bulamadım ama, açlıktan dolayı
sıkıntı da çekmedim” diyerek yemin etmiştir.
Bir kimse sebeplerin kendisinden kaynaklanan bir şeyle tıkandığını bilirse
ve nefsinde tam bir tevekkül yerleşip kuvvet bulursa, şunu yakinen
bilmelidir ki, Hak teala kendisine kuvvet ve kudret verip medet ve inâyet
kılmıştır. Bu kişi o sebeple aslâ muztarip olmayıp Hakk’a şükretmelidir ki
Allah’tan lütuf, rahmet, üns ve kerâmet bulmuştur. Çünkü Hak teala ondan
sıkıntı zorluğunu kaldırıp yardımını ve saadeti ona ikram etmiştir. Ondan
vasıta ve meşguliyetleri giderip esas maksadı olan huzur meclisine almıştır.
Onun hâlini meleklerin [247/a] hâline benzetip hayvanların ve avâmın
hâlinden yüksek kılmıştır. Onun için âdetlerin bağlarını koparıp acayip
kudretine muttali kılmıştır. Şu halde tam bir tevekkülle Allah’a güvenip bu
saadete sahip olan büyük kazanç elde etmiştir. Sayısız rızka nail olmuş ve
nefsini Rabb’ine teslim etmiştir.
Nazm
1- Âlem içinde iyân ü pinhân
Gelür elbette sana kısmet olan
2- Kişinin gice vü gündüz talebi
Olamaz rızk-ı kesîrin sebebi
3- Rızkına kâni‘ olan ehl-i mezâk
Olısar mazhar-ı ism-i Rezzâk
4- Seni yokdan var iden aç itmez
Gayri kapulara muhtâc itmez
5- Yürü var Hakk’a tevekkül eyle
Hâline sabr u tahammül eyle
6- Künc-i kâşânede râhat hoşdur
Dâde-i Hakk’a kanâ‘at hoşdur
7- Bilür ahvâlini Rezzâk-ı Hakîm
Rızkını vakt ile eyler teslîm
8- Mâla mevkûf değil erzâkın
Gayri yüzden getürür Rezzâk’ın
9- Çeşmini hâtırını eyle ganî
Kerem it olma gedâ çeşm-i denî
10- Çekme hiç gürsînelikden haşyet
Kulun aç kor mu veliyy-i ni‘met
11- Bizi ey Hayy-ı Hudâ-yı müte‘âl
Rızk içün kılma perîşân ahvâl
12- Zikrini dilde gıdâ-yı rûh it
Cânda hikmet kapusun meftûh it
Günümüz Türkçesiyle
1- Âlem içinde ister gizli olsun ister açık; elbette gelir sana, kısmetine
ayrılan.
2- Kişinin gece gündüz istemesi, rızkın artmasına sebep olamaz.
3- Rızkına râzı olan yoksullar, Hakk’ın, rezzak [376] ismine mazhar olurlar.
4- Seni yoktan var eden, aç komaz. Başka kapılara muhtaç etmez.
5- Yürü var, Hakk’a tevekkül eyle. Hâline sabret; tahammül eyle.
6- Saray köşelerinde rahat etmek hoştur. Hakk’ın verdiğine kanaat hoştur.
7- Rezzak ve hakim olan senin hâlini bilir. Rızkını vaktinde teslim eder.
8- Rızkın, servete bağlı değildir. Başka sebeplerle de gönderir Yaratan.
9- Gözü tok, gönlü zengin kılmaya bak. Cömert ol, isteyici olmamaya
bak.
10- Fakirlikten korkma, rahat ol gayet. Kulunu aç kor mu hiç, nimeti
veren?
11- Ey diri ve yüce Mevlâ! Rızık için bizim hâlimizi perişan etme.
12- Zikri gönlümüzde ruhun gıdası eyle. Canımızda hikmet kapısını açık
eyle.

