Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Rızık konusunda tam tevekkülün herkes için gerekli ve önemli olduğunu dört nükte ile…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Rızık konusunda tam tevekkülün herkes için gerekli ve önemli olduğunu dört nükte ile bildirir. [246/a] Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Rızık konusunda tam tevekkülün herkes için gerekli ve önemli olduğunu

dört nükte ile bildirir. [246/a]

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: “Kim rızık

konusunda şu dört husus üzerinde düşünüp kafa yorar ve gereğince amel

ederse, o kişi kendi rızkı hususunda kalbine gelebilecek üzüntü ve

kederlerin hepsinden kurtulmuş olur. Tam bir tevekkülle gönül huzurunu

bulur.”

Birinci nükte şudur: Bir kere önce düşünmelisin ki Hak teala Kur’ân-ı

Kerim’de bütün mahlûkatın rızkını kendi üzerine almakla elbette senin de

rızkını üzerine almış ve rızık konusunda sana kefil olmuştur. Şayet dünya

sultanlarından biri sana, bu gece benim misafirimsin, sana ziyafet verir,

yemek yediririm derse ne dersin? Sen onun hakkında nasıl hüsnüzan

beslersin? Çünkü o doğru bir pâdişâhtır, sözünü tutar. Hatta çarşı esnafından

cömert bir tüccar veya zengin bir Yahudi, aklı başında bir kişinin yanında

seni davet etse, onun sözüne güvenip davetine icâbet etmez misin? O akşam

yemeğimi ne şekilde yerim endişesinden onun sözü üzerine kurtulmaz

mısın?

Öyleyse bu ne haldir ki cömert ve kerim olan Rabbü’l-Âlemîn hazretleri

Kur’ân-ı Kerim’de azamet ve şânıyla senin rızkına kefil olmuş iken, rızkını

sana va’dedip bu konuda yemin etmişken, sen O’nun va’dine itimat etmeyip

nasıl sükûnet bulmazsın? O’nun va’dini tasdik edip yemini ile nasıl güven

içinde olmazsın? Allah’ın bahşettiği bunca lütuf ve ihsana, O’nun verdiği

nimetlere, ikramlarına nasıl bakmazsın? Bilakis nefsin tesiriyle kalbin

sıkıntı içinde kalıp hep rızık konusunu düşünmekten vazgeçmezsin. Eğer

bilirsen bu büyük bir musibettir, en büyük saygısızlıktır. Nitekim Hz. Ali

Efendimiz bu hususu iki beyit ile anlatır.

Kıta

1- E-tatlubu rızka’llâhi inde ğayrihî

Ve tusbihu min havfi’l-avâkibi âminen

2- Ve terdâ bi-sarrâfin, ve in kâne muşriken

Ve lâ terdâ bi-rabbike dâminen

Kıta (nın tercümesi)

1- Allah’ın verdiği rızkı başkasından mı istersin? Akıbetinden emin

olarak nasıl sabahlarsın?

2- Müşrik de olsa sarrafa güvenirsin de Rabb’inin “kefilim” sözüne nasıl

inanmazsın?

İşte bu yüzden rızık konusunda ne olacağını düşünmek, şek ve şüphe

doğurur; sahibinin iman ve irfânının kaybolmasından korkulur. Çünkü Hak

teala Kur’ân-ı Kerim’de: “ Şayet mü’min iseniz Allah’a tevekkül edin.”

(Mâide, 5/23) buyurmuştur.

İkinci nükte şudur: Taksim edilen rızk (Rızk-ı maksûm) hiçbir şekilde

değiştirilemezken ve levh-i mahfûza yazılan bozulmazken, eğer sen kısmeti

inkâr edersen veya yazılmış olanın bozulmasını mümkün görürsen -Allah

korusun- İslâm yolundan uzak düşersin. Eğer Allah’ın taksiminin hak

olduğunu ve değişmediğini yakinen bilirsen, buna rağmen hırsla ve

endişeyle rızık peşinde koşarsan, dünya ve âhirette rezillik ve zilletten,

meşakkat ve hüsrandan başka ne elde edebilirsin? Nitekim hadis-i şeriften;

“ Bir lokmanın üzerine, filan oğlu filanın rızkıdır ” diye yazıldığını haber

alırsın. Onun için tevekkül ehli rızkına izzet sahibi olarak kavuşur.

Hırs sahibi ise perişan olur. Çünkü hırs ile rızık artmaz ve eksilmez.

Taksim edilen rızık sahibine âşıktır ve onu takip eder. Şu halde rızkını

izzetle al, zilletle alçalmaya ne gerek var?

Üçüncü nükte şudur: Bilirsin ki rızık sadece geçinmek ve yaşamak için

gereklidir. Hayat ile rızık kendisinden sual olunmayan Yüce Allah’ın

lütfudur ve ikisi birbirinden ayrılmaz. Nitekim kullarının hayatı Allah’ın

kudret elinde ve gaip hazinesinde olduğu gibi rızık da O’nun katındadır;

dilerse verir, [246/b] dilerse vermez. Kul onu bilemez, Mevlâ’sı nasıl

dilerse öyle tertip ve takdir eder. Durum böyle iken, sen nasıl bir kulsun ki

Allah’ın takdirine karşı sükûnet ve teslimiyet içinde değilsin?

Dördüncü nükte şudur: Hak teala, kulun rızkına kefil olmuştur. Ancak

bu kefâlet beslenme, gelişme, büyüme ve koruma hususunda gerekli olan

rızkı ihtiva etmektedir. Kul yeme içme gibi sebepleri Rabb’i için terk

ederek O’na tevekkül ederse; zaman olur Allah ondan sebepleri

engelleyerek, kendi katından ona kuvvet ve kudret verir ve o kul bu

sebeplerin engellenmesinden herhangi bir sıkıntı çekmez, üzüntü duymaz.

Bilakis sebebleri de yaratan Allah’a olan yakınlık ve dostlukla kalbi

mutmain olur, ünsiyetten manevî lezzet alır. Çünkü o, işin gerçek yönünü

bilir ki Hakk’ın kefâleti bünyenin hayatta kalması ve gelişimi içindir. Rızık

hususunda Allah’a tevekkül etmenin mânâsı budur ki bünyenin

hayatiyetinin devamıdır. Allah’tan bu mânâda beklenti içinde olan tevekkül

sahibine mutlaka azık ve yardım ulaşır. Ta ki ömrü oldukça Allah’ın

emirlerini yerine getirmeye muktedir olsun. Rızık konusunda esas gaye,

bedenin ömrün sonuna kadar canlılığını sürdürmesi için gıda (yeme içme)

ihtiyacını karşılamaktır.

Allah’ın kudreti noksansızdır ve bu kemâl, O’nun dilediğini istediği gibi

yapması demektir. Dilerse kulunun bedenine yiyecek ve içecekle gıda verir,

dilerse tıpkı meleklerde olduğu gibi tesbih ve tehlil ile ona güç kuvvet verir.

Çünkü bundaki gaye ibadet için bedenin zinde kalması ve kulun ibadete güç

yetirmesidir. Yoksa maksat yeme içme şehvetini karşılamak değildir. İşte bu

takdirde sebeplere hiç itibar edilmez. Bu sebepledir ki abidler ve zahidler

geceleri ve gündüzleri aç geçirmeye, uzun yolculuklara azıksız çıkmaya güç

yetirebilmişlerdir. Hatta bunlardan bazıları on gün bazıları yirmi gün aç

kaldıkları, bazıları bir veya iki ay hiçbir şey yemedikleri halde yine de

bedenleri güçlü kalabilmiştir.

Nitekim Hak teala, İbrahim Edhem’e çamuru, diğer bazılarına da kumu

gıda olarak vermiştir. Nice hastalar görürsün ki günlerce bir şey yemeden

durmuşlar ve ölmemişlerdir. Hâlbuki hasta olan kişi sağlıklı olana göre daha

düşkün ve zayıftır.

Açlıktan ölenlere gelince, bu durum onun eceli öyle takdir olunduğu

içindir. Nitekim çok yemekten dolayı ölenin de vadesi dolmuştur.

Ebu Said el- Hudrî (r.a.), şöyle demiştir: “Benim Allah ile durumum

şudur ki; bana her üç günde bir kere yemek verir. Bu durumda iken çölde

yolculuk ettim. Üç gün gittim. Bu zaman zarfında hiçbir şey yemediğimden

dördüncü gün kendimde bir dermansızlık hissettim. Hemen olduğum yere

oturup kaldım. O sırada gaipten bir ses duydum: “Ey Ebu Said! Sebep mi

yoksa güç mü istersin?” Ben, kuvvet ve güç isterim dedim. O anda

kendimde zindelik ve güç hissedip ayağa kalktım ve on iki gün orada

kaldım. Bu süre içinde yiyecek bir şey bulamadım ama, açlıktan dolayı

sıkıntı da çekmedim” diyerek yemin etmiştir.

Bir kimse sebeplerin kendisinden kaynaklanan bir şeyle tıkandığını bilirse

ve nefsinde tam bir tevekkül yerleşip kuvvet bulursa, şunu yakinen

bilmelidir ki, Hak teala kendisine kuvvet ve kudret verip medet ve inâyet

kılmıştır. Bu kişi o sebeple aslâ muztarip olmayıp Hakk’a şükretmelidir ki

Allah’tan lütuf, rahmet, üns ve kerâmet bulmuştur. Çünkü Hak teala ondan

sıkıntı zorluğunu kaldırıp yardımını ve saadeti ona ikram etmiştir. Ondan

vasıta ve meşguliyetleri giderip esas maksadı olan huzur meclisine almıştır.

Onun hâlini meleklerin [247/a] hâline benzetip hayvanların ve avâmın

hâlinden yüksek kılmıştır. Onun için âdetlerin bağlarını koparıp acayip

kudretine muttali kılmıştır. Şu halde tam bir tevekkülle Allah’a güvenip bu

saadete sahip olan büyük kazanç elde etmiştir. Sayısız rızka nail olmuş ve

nefsini Rabb’ine teslim etmiştir.

Nazm

1- Âlem içinde iyân ü pinhân

Gelür elbette sana kısmet olan

2- Kişinin gice vü gündüz talebi

Olamaz rızk-ı kesîrin sebebi

3- Rızkına kâni‘ olan ehl-i mezâk

Olısar mazhar-ı ism-i Rezzâk

4- Seni yokdan var iden aç itmez

Gayri kapulara muhtâc itmez

5- Yürü var Hakk’a tevekkül eyle

Hâline sabr u tahammül eyle

6- Künc-i kâşânede râhat hoşdur

Dâde-i Hakk’a kanâ‘at hoşdur

7- Bilür ahvâlini Rezzâk-ı Hakîm

Rızkını vakt ile eyler teslîm

8- Mâla mevkûf değil erzâkın

Gayri yüzden getürür Rezzâk’ın

9- Çeşmini hâtırını eyle ganî

Kerem it olma gedâ çeşm-i denî

10- Çekme hiç gürsînelikden haşyet

Kulun aç kor mu veliyy-i ni‘met

11- Bizi ey Hayy-ı Hudâ-yı müte‘âl

Rızk içün kılma perîşân ahvâl

12- Zikrini dilde gıdâ-yı rûh it

Cânda hikmet kapusun meftûh it

Günümüz Türkçesiyle

1- Âlem içinde ister gizli olsun ister açık; elbette gelir sana, kısmetine

ayrılan.

2- Kişinin gece gündüz istemesi, rızkın artmasına sebep olamaz.

3- Rızkına râzı olan yoksullar, Hakk’ın, rezzak [376] ismine mazhar olurlar.

4- Seni yoktan var eden, aç komaz. Başka kapılara muhtaç etmez.

5- Yürü var, Hakk’a tevekkül eyle. Hâline sabret; tahammül eyle.

6- Saray köşelerinde rahat etmek hoştur. Hakk’ın verdiğine kanaat hoştur.

7- Rezzak ve hakim olan senin hâlini bilir. Rızkını vaktinde teslim eder.

8- Rızkın, servete bağlı değildir. Başka sebeplerle de gönderir Yaratan.

9- Gözü tok, gönlü zengin kılmaya bak. Cömert ol, isteyici olmamaya

bak.

10- Fakirlikten korkma, rahat ol gayet. Kulunu aç kor mu hiç, nimeti

veren?

11- Ey diri ve yüce Mevlâ! Rızık için bizim hâlimizi perişan etme.

12- Zikri gönlümüzde ruhun gıdası eyle. Canımızda hikmet kapısını açık

eyle.