ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Sabır ve tahammülü elde etmenin yollarını, nice örneklerle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Sözün özü şudur
ki, gerçi tam bir tevekkülle kalbi bağlandığı alışkanlıklardan alıkoyup nefsi
alışageldiği köklü huylarından men etmek, tam bir tefvîzle işlerde tedbiri
terk edip işin sırlarına vakıf olmayı Allah’a havâle etmek ve sabr-ı cemil ile
musibetlere tahammül edip -nefis istemese de- sabır şerbetini içmek ve tam
bir rıza hâliyle kazaya göğüs gerip nefsin her türlü direncini kırmak zor bir
iş, acı bir ilaç, taşlı bir yol, ağır bir yüktür. Ancak bu şekilde davranmak, en
güçlü tedbir ve sağlam bir yoldur. Ve bunun sonucu güzelliklerle dolu olup
nimetler vardır.
Beyt
Fırsatları fevt itme ki te’hîr harecdir
Mihnetlere sabr eyle ki miftâh-ı ferecdir
Günümüz Türkçesiyle
Fırsatları kaçırma; tehir etmek zorluktur. Zorluklara sabret ki rahatlığın
anahtarıdır.
Beyt
Her gamî-râ ki horî der-akeb âyed ferahî
Her şebî-râ ki buved der-eser âyed rûzî
Beyt (in tercümesi)
Çektiğin elemlerin sonunda esenlik gelir. Her gecenin sonu aydınlıktır;
sabahtır.
Biricik oğluna meyve yemeyi yasaklayan veya onu sert ve kaba mizaclı
bir hocaya teslim edip “Bütün gün bunu yanından ayırmayacaksın” diyen
baba hakkında ne dersin? Veyahut oğluna kan verdirerek hacamat yaptıran
zengin ve merhametli kişi hakkında ne düşünürsün? Çocuğuna meyve
yemeyi yasaklaması cimriliğinden midir? Yoksa herkese her türlü ikramda
bulunan o cömert kişinin, evlâdını hocanın yanında adeta hapsettirmesi
çocuğa
eziyet
ve
ihanet
midir?
Hâlbuki
bu,
çocuğuna
olan
düşkünlüğündendir. Çünkü o, elinde olanı verip onun güven ve rahat içinde
olmasını ister. Veyahut oğlundan kan aldırması ona olan buğz ve
düşmanlığından mıdır, ne dersin?
Hâlbuki bu, onun gözünün nuru biricik evlâdıdır, gönül meyvesidir ki
[258/a] onu esen yelden sakınır. Hâşâ, ona nasıl zarar vermek istesin? Lâkin
babası, oğlunun elde edeceği güzel şeyleri bunlarla elde edileceğini
görmüştür. Böyle az bir sıkıntı ile büyük faydalara kavuşacağını bilmiştir.
Mütehassıs, heybetli bir doktor hakkında ne dersin ki, yüreği susuzluktan
yanan hastasına bir bardak su içmeyi yasaklar, yahut ona öyle acı bir şurup
içirir ki acılığının dehşetinden âzâları titreyip ondan tiksinir. Veya hastasına
bir macun yapıp yedirir ki hasta macunu yutunca istifra eder veya ishal olur.
Doktorun hastaya bu şekilde davranması, eziyet veya düşmanlık mıdır
dersin?
Hayır, öyle değildir. Aksine bunlar hastanın iyiliği için yapılmış doğru
şeylerdir. Çünkü doktor, hastanın mahvolmasının bir anlık canının istediği
şeyleri, ona vermekte olacağını bilmektedir. Hastanın şifâ bulması ve
hayatta kalması canının çektiklerinden onu men etmekle olacaktır. Ve
hastayı rahatsız eden maddeler de, kusma ve ishal yoluyla bedenden
atılmaktadır. Onun içindir ki mütehassıs doktor, hastanın lezzetini aramayıp
ona faydalı olacak şeyleri vermektedir. Sabırlı olan ve teslimiyet gösteren
hasta, şifâ bulur.
Âlemlerin Rabb’i ve merhametlilerin en merhametlisi, hakim ve alîm olan
Allah teala da, sana bir yufkayı veya bir gümüş parayı (dirhem) ihsan
etmezse iyi düşün ki, O senin muhtaç olduğun ve istediğin şeylere sahiptir
ve onları sana vermeye muktedirdir. Üstelik ihsan ve cömertlik O’na
mahsustur. Senin her hâlin ve yaratılmış olan her şeyin durumu O’nun
bilgisi dahilindedir. O’nun için fakirlik, âcizlik, cimrilik ve cehalet
düşünülemez. Bilakis O, herkesten müstağnî, herkesten kuvvetli, herkesten
çok cömert ve herkesten çok âlimdir. Bu takdirde şunu yakinen bilmelisin
ki, gerçekte Allah teala o yufkayı ve gümüş parayı ancak senin iyiliğin için
vermemiştir. O’nun vermemesi ya nice senin iyiliğin ve hayrın için olmasın
ki, Kur’ân-ı Mübin’de “Göklerde ve yerde olanların tamamını sizin
emrinize vermiştir” (Bakara, 2/29 (?)) buyurmuştur.
Bu, neden senin iyiliğin için olmasın ki? Dünya ve içindekileri silip
götüren marifeti sana ikram ve ihsan etmiştir. Kudsî hadiste: “Merhametli
çobanın develerini güzel fakat kokmuş şeylerden men etmesi gibi, ben de
evliyâmı dünya nimetlerinden men ederim” [403] buyurmuştur.
Öyleyse, eğer Hak teala seni bir şiddetle müptelâ kıldıysa şunu yakinen
bilmelisin ki, O seni imtihan için belâ vermekten müstağnîdir ve senin
durumunu çok iyi bilmektedir. Zayıflığını görmektedir, bu sebeple sana
karşı yumuşak ve merhametlidir. Çünkü hadiste: “ Allah kuluna, şefkatli bir
annenin çocuğuna olan merhametinden, daha fazla merhametlidir” [404]
buyurulmuştur. Sana küçük bir kötülük vermesi aslında senin büyük bir
iyiliğin içindir. Lâkin sen bunu bilemezsin, O bilir. Nitekim hadis-i şerifte:
“Hiç bir küçük şer yoktur ki içinde büyük hayır bulunmasın ” [405]
buyurulmuştur. Onun için zorluklarla beraber kolaylık vardır.
Beyt
İzâ iştedde usrün fâric yüsran fe innehu
Kada’llâhu inne’l-usra yettebi‘uhû’l-yusra
Beyt (in tercümesi)
Bir zorluk şiddetlenince, ardından kolaylığı bekle. Çünkü Allah’ın hükmü
gereğince zorluğu, kolaylık takip edecektir.
Bu mânâ iledir ki O, kullarının en kıymetlileri olan evliyâsını ve
asfiyasını böyle durumlarla karşı karşıya bırakmıştır. Nitekim hadis-i
şerifte : “Allah bir topluluğu sevdiği zaman onları (bir takım belâ ve
musibetlerle) imtihan eder” [406] vârid olmuştur. Ne zaman Allah’ın dünyayı
senden men ettiğini, sıkıntı ve dertleri üzerine yağdırdığını görürsen şunu
yakinen bil ki, Allah katında değerli ve muhteremsin. Onun yanında
kıymetli ve şerefli makamın vardır. Çünkü O, seni sevdiği kulların
mertebesine getirmiştir ve ruhun O’nun ikram ve ihsanlarına [258/b]
kavuşmuştur.
Bu durumda sana lazım olan odur ki her halde sabredip şükretmelisin. Ta
ki sabrın acılığından rızanın tatlılığını bulasın. Tevekkül, tefvîz, sabır ve
rıza konusunda Hakîm Senâî (rahmetullahi aleyhin) aşağıdaki beyitlerini
okuyup bunları lisanına vird edinesin. Böylece tevekkül, sabır, tahammül,
teslimiyet ve rızanın hakikat ve mahiyetlerini bilesin. Ve bunlarla muttasıf
olup can u gönülden lezzet alasın.
Nazm
1-Hest Hak-râ zi-behr-i cân-ı şerîf
Ender esnâ-yı hokm-i sun’-i latîf
2-Dâned ân kes ki horde-dân bâşed
K’ânçi û kerd hayret ân bâşed
3-Nâm-ı nîkû vu zişt ez-men u tûst
Kâr-ı îzed nikû buved be-durust
4-Nîk dâned Hudây sırr-ı dilet
Z’ânki zi-evvel hod-ı û sirişt gilet
5-Hayr u şer nîst der-cihân aslâ
Nîst çîzî ez-ân nihân aslâ
6-Merg eger çend bed nikûst to-râ
Mâl u mîrashâ ez ûst to-râ
7-Herçi der halk sûzî vu sâzîst
Ender-ân mer Hudây-râ râzîst
8-Ey besâ şîr k’ân to-râ âhûst
Vey besâ derd k’ân to-râ dârûst
9-Bendegân-râ ki ez-kader hazer est
Ân ne z’îşân ki ân hem ez-kader est
10-Pîş-i dîvân-i hukm-ı hak cuz merd
Şukr-i sîylî-i hak ki dâned kerd
11-Ki koned bâ-kazâ-yı û âhî
Coz furûmâye’î vu gomrâhî
12-Bâ-kazâ mer to-râ çû nîst rızâ
Ne-şinâsî Hodây-râ be-Hodâ
13-Her belâyî ki dil numâyed ez-û
Ger yekî ger hezâr şâyed ez-û
14-Hukm u takdîr-i û belâ ne-buved
Herçi âyed be-cuz atâ ne-buved
15-Telh u şîrîn çu her du z’û bâşed
Zişt ne-buved heme nikû bâşed
16-Bâş der hukm-i sulcâneş gûy
Hem semi‘nâ vu hem ata‘nâ gûy
17-Her kocâ zikr-i û buved to kiî
Cumle teslîm kun bedü to çeî
18-Ân-i ûyî to kem sitîz ber ûy
Ger gorîzî ez-û gorîz der-ûy
19-Mâl u ten-râ be-kirdigâr sipâr
Ta derûn-i dilet beyâbî yâr
20-Cân u esbâb ez-û atâ dârî
Pes derîğeş ez-û çerâ dârî
21-Bendegî nîst coz reh-i teslîm
V’er ne-dâni be-hân to “kalbun selîm”
22-Ne-rehî ey fuzûlî-i ra‘nâ
Coz be bî-dest u pâî ez-deryâ
23-Ân ki dilhâ-yi âşinâ dârend
Dil ze çun u çerâ codâ dârend
24-Ki nebişest ber-to sûd u ziyân
Emr-i “Kul len yusîbenâ” ber hân
25-Çun zi-bâlâ belâ nihed be-to rûy
Rov to Allâh gûy âh me-gûy
26-Bâ kazâ sûd key koned hazeret
Hûn me-gerdân be-bîhude cigeret
27-Âteşî-râ hemî koned teslîm
Dâğ-ı Nemrûd u bâğ-ı İbrâhîm
28-Her çi coz Hak buved to ân me-pezîr
Dil zi-âğyâr cümlegî ber gîr [259/a]
29-Hedef-i tîr-i hokm-i û cân kon
Sadef-i durr-i aşkeş îmân kon
30-Ân şenîdî ki ân Halîl çi goft
Vakt-i âteş be Cebreîl çi goft
31-Kerd bîrûn ser ez-derîçe-i cân
K’ey berâder to dûr şov zi-miyân
32-Geşte ez-mencenîk-ı hokm rehâ
Gerd-gerdân çu kûy gerd hevâ
33-Goft men bes delîl-i râh-ı toem
Cibrîl ki nîk hâh-ı toem
34-Goft her çend pâyem ey dilbend
Hest ber gerden-i za‘îf be-bend
35-İsmet-i û delîl-i men ne bes est
İlm-i û Cebreîl-i men ne bes est
36-Çun ‘inân-râ be-dest-i hokm sipord
Âteş-i sî u heft rûze be-mord
37-Çun nidây-ı hıtâb-ı Hak be-şunûd
Ber demîd ez-miyân-i âteş vurûd
38-Ebher-i ahd u sunbul-i tahkîk
Sûsen-i mihr u tevekkul-i tevfîk
39-Ârî ârî çu dûst ân bâşed
Nâr-ı Nemrûd bûstân bâşed
40-Çun Halîl ân-ı hîşten be-güzâşt
Âteş ez-fi‘l hîş dest be-dâşt
41-Bî-to ber dergeheş to hâzır şov
Çeşm ber dûz pes-i to nâzır şov
Nazm (ın tercümesi)
1-Hak Teala, şerefli can için o güzel yaratma hükmünü verirken,
2-Âlim olan şunu bilir ki, O ne yaptıysa senin hayrın içindir.
3-İyi ve kötü ad, seninle benim yaptığımız şeyler yüzündendir. Allah’ın
işi, doğrusu güzeldir.
4-Allah teala gönlünde gizli olanı iyi bilir. Çünkü önceden senin
çamurunu yoğuran O’dur.
5-Cihanda işin doğrusu, hayır ve şer yoktur. O’ndan gizli bir şey yoktur
dünyada.
6-Ölüm kötü gibi görünse de senin için iyidir. Mal ve miras sana ondan
kalmıştır.
7-İnsanlar arasında sevgi ve muhabbet, elem ve keder varsa, içinde
Allah’tan sırlar vardır.
8-Nice arslanlar vardır ki senin için ceylandır. Nice dertler de vardır ki
senin için ilaçtır.
9-Kaderden sakınan, kaçan kullar için o korku, kendilerinden değil, o da
kaderdendir.
10-Hakk’ın mahkemesinin hükmü karşısında Hak erinden başkası O’nun
cezasının şükrünü edâ edemez.
11-O’nun kazası karşısında şerefsizden ve dalâlette olandan başka kim âh
çeker?
12-Kazâya karşı senin rızan yoksa eğer, Allah’ı Allah olarak tanımıyorsun
demek
13- İster bir ister bin olsun O’ndan gelen her eza ve cefa makbuldür.
14-O’nun hükmü ve takdiri belâ olmaz. O’ndan gelen sadece iyiliktir.
15-Acı tatlı ne varsa O’ndandır. Kötü bir şey yoktur, hepsi iyidir.
16-Onun çevgânının hükmü karşısında top ol. Hem “işittik” hem “itaat
ettik” [407] de.
17-Her yerde O’nun zikri vardır, sen kimsin? Her şeyini O’na teslim et,
sen nesin ki?
18-Sen O’na aitsin, O’nunla çok çekişme. O’ndan kaçacak olursan eğer,
yine O’na kaç.
19-Malını da tenini de Hakk’a teslim et. Böylece gönlünün içinde yâri
bulursun.
20-Canı ve eşyayı o ihsan etti sana. O halde niçin O’ndan esirgisiyorsun?
21-Kulluk, ancak teslim olmakla elde edilir. Bunu bilmiyorsan “ Allah’a
selîm bir kalple gelenden başka ” [408] âyetini oku.
22-Ey kibirli ve fuzûlî (gereksiz) adam! El ve ayak çırpmadan denizden
kurtulamazsın.
23-Hakk’a âşinâ olan gönüller; niçin ve neden sorularından uzak dururlar.
24-Sana zarar ve ziyanı takdir etmiştir. Zarar ve ziyana uğradığında
“ Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez ” [409] âyetini oku.
25-Gökten sana bir belâ eriştiğinde, “Ah” deme, “Allah” de.
26-Kazadan sakınman sana ne fayda verir? Boşuna ciğerini kana bulama,
üzülme.
27-Ateşi Nemrud’a yakıcı kıldı. İbrahim’e ise gül bahçesi.
28-Hak dışında ne varsa kabul etme. Gönlünü ağyârdan çek, meyl etme.
29-O’nun hükmünün okuna canını hedef et. O’nun aşk sedefinin incisine
iman et, teslim ol.
30-İbrahim Halilullah’ın, ateşe atılırken Cebrâil’e ne dediğini işittin mi?
31-Başını can penceresinden çıkarttı da, “Ey kardeşim! Sen aradan çekil”
dedi.
32-Havada yıldızın hareket ettiği gibi, hüküm mancığınığından kurtuldu.
33-Cebrâil “Ben senin yolunun kılavuzuyum. Cebrâil’im, senin iyilğini
istemekteyim.”
34-İbrahim: “Ey sevgili, beni ne kadar kollayıp gözetsen de, zayıf
boynumda bir kemend vardır.
35-Onun ismet sahibi olması, bana delil olması için yeterli değildir. Onun
ilmi, benim Cebrâilim olması için yeterli değildir.
36-Dizginini Allah’ın hükmüne teslim edince, otuz yedi gündür yanan
ateş sönüverdi.
37-Hak’tan gelen hitâbı işitince, ateşin ortasından güller bitiverdi.
38-Zamanın nergisi, hakikatin sünbülü, sevgi ve şefkatin zambağı, tevfik
gülü.
39-Evet, evet dost işte böyledir. Dost böyle olunca, Nemrud’un yaktığı
ateş gül bahçesi olur.
40-İbrahim Halilullah kendi benliğinden geçince, ateş, ateş özelliğini
kaybetti.
41-Kendinden geçmiş olarak O’nun dergâhında hazır ol. Gözünü dik,
kendinden ötesine nazar et.
[392] . Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî,
Şu’abü’l-îmân , I/218, H. No; 200.
[393] . Beyhakî, Şuabü’l-îmân IV/109, H. No: 4448.
[394] . Buhârî, Cenâiz, 41.
[395] . Buharî, Cenâiz 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz, 14, (626).
[396] . Buharî, Edeb 71, Tevhîd 3; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfıkîn, 49, (2803)
[397] . Buharı, Zekât, 24/5; Müslim, Zekât, 12/42.
[398] . Tirmizî, Birr, 66/2012.
[399] . Vedûd: Çok şefkatli. Kendisine çok sevgi beslenen. Cenâb-ı Hak.
Vedûd ismine mazhar olan muhakkıkin-i evliyâ: “Bütün kâinâtın mayası,
muhabbettir.
Bütün
mevcûdâtın
harekâtı
muhabbetledir.
Bütün
mevcûdâttaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir.”
demişlerdir.
[400] . Sakar: Cehennemin en alt tabakası.
[401] . Tûtiyâ: Kalayı andırır makbul bir maden olup dövülerek gözlere
sürme yapılır.
[402] . Matbu metinde “ukde meguşây” şeklinde.
[403] . Hâkim, el- Müstedrek , IV/344, H. No: 7857; Müttakî el-Hindî ,
Kenzü’l-ummâl , III/336, H. No: 6826.
[404] . Buhârî, Edeb 18; Müslim,Tevbe 22. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz
1; İbn-i Mâce, Zühd 35
[405] . Ebû’s-Suûd Efendi, Tefsir-i Ebû’s-Suûd , II/22.
[406] . Tirmîzî, Zühd 57.
[407] . Burada Bakara suresi 285.ayetinde geçen “İşittik ve itaat ettik
(semi’nâ ve eta’nâ)» kavl-i celîline işaret olunmuştur.
[408] . Bkz; eş-Şuara, 26/89.
[409] . Bkz; et-Tevbe, 9/51.
Ve buyurmuştur ki: “Sabrın sonu zaferdir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
acı bir ilaçtır, onu içen hürriyetine kavuşur.” Ve buyurmuştur ki:
“Mihnetlere sabretmek, hüsn-i yakîne ermeye vesiledir.” Ve buyurmuştur
ki: “Hak tealadan daha fazla sabırlı kimse yoktur. Müşriklerin yüce zatına
iftira ettiklerini işittği halde onlara rızk ve sıhhat verir.” Ve buyurmuştur ki:
“Sabrın öncesi acı, sonu tatlı ve lezzetlidir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
Hakk’ın sıfatıdır.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın başı sabırdır.” Ve
buyurmuştur ki: “İman sabır ile cömertlikten ibarettir.” Ve buyurmuştur ki:
“Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir hediye verilmemiştir.” Ve
buyurmuştur ki: “Sabır Allah tealadandır, acele etmek şeytandandır.” Ve
buyurmuştur ki: “Yardım sabırla, neşe kederle beraberdir.” Ve buyurmuştur
ki: “Kimin nefsine veya malına bir musibet gelse ve onu gizleyip kimseye
şikâyette bulunmasa, muhakkak Hak teala ona iman lezzetini tattırır, din
kardeşleri arasında saygınlık ihsan eder ve bütün günahlarını bağışlar.” Ve
buyurmuştur ki: “Hz. Eyüp (a.s.) hastalandığında o kurtçuklarla mübtelâ
iken her seher vaktinde Hak teala vasıtasız hatırını sorup lütf u keremiyle
şöyle derdi: “Habibim Eyüp nasılsın? Belâmız helvasıyla nasılsın?” diye
sorarmış.”
. Ebû’s-Suûd Efendi, Tefsir-i Ebû’s-Suûd , II/22.
. Buhârî, Edeb 18; Müslim,Tevbe 22. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 1;
İbn-i Mâce, Zühd 35
. Burada Bakara suresi 285.ayetinde geçen “İşittik ve itaat ettik (semi’nâ
ve eta’nâ)» kavl-i celîline işaret olunmuştur.
. Tirmîzî, Zühd 57.
. Tûtiyâ: Kalayı andırır makbul bir maden olup dövülerek gözlere sürme
yapılır.
. Hâkim, el- Müstedrek , IV/344, H. No: 7857; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-
ummâl , III/336, H. No: 6826.
. Matbu metinde “ukde meguşây” şeklinde.
. Bkz; et-Tevbe, 9/51.
. Bkz; eş-Şuara, 26/89.
4- Toprak ol, temiz ol; sen seni hiç görme. Toprağında sürme gibi maden
çıksın; tûtiyâ.
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme
râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve
kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir
Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı
davranırsa, benden râzı olmuş olur .” Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve
bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk
karşılaştığında gösterilendir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk
anında gösterilen teslimiyettir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın
başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:
“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet
anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,
nice acı sözler duysa gerektir.”
24-Sana zarar ve ziyanı takdir etmiştir. Zarar ve ziyana uğradığında
“ Allah’ın bize yazdığından başkası başımıza gelmez ” âyetini oku.
5- Can da mahvolsa böyle; yokluğu apaçık okur. Canı mahveyle, cehalette
koyma, ey Vedûd.
Bu mânâ iledir ki O, kullarının en kıymetlileri olan evliyâsını ve
asfiyasını böyle durumlarla karşı karşıya bırakmıştır. Nitekim hadis-i
şerifte : “Allah bir topluluğu sevdiği zaman onları (bir takım belâ ve
musibetlerle) imtihan eder” vârid olmuştur. Ne zaman Allah’ın dünyayı
senden men ettiğini, sıkıntı ve dertleri üzerine yağdırdığını görürsen şunu
yakinen bil ki, Allah katında değerli ve muhteremsin. Onun yanında
kıymetli ve şerefli makamın vardır. Çünkü O, seni sevdiği kulların
mertebesine getirmiştir ve ruhun O’nun ikram ve ihsanlarına [258/b]
kavuşmuştur.
21-Kulluk, ancak teslim olmakla elde edilir. Bunu bilmiyorsan “ Allah’a
selîm bir kalple gelenden başka ” âyetini oku.
Ve buyurmuştur ki: “Sabrın sonu zaferdir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
acı bir ilaçtır, onu içen hürriyetine kavuşur.” Ve buyurmuştur ki:
“Mihnetlere sabretmek, hüsn-i yakîne ermeye vesiledir.” Ve buyurmuştur
ki: “Hak tealadan daha fazla sabırlı kimse yoktur. Müşriklerin yüce zatına
iftira ettiklerini işittği halde onlara rızk ve sıhhat verir.” Ve buyurmuştur ki:
“Sabrın öncesi acı, sonu tatlı ve lezzetlidir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
Hakk’ın sıfatıdır.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın başı sabırdır.” Ve
buyurmuştur ki: “İman sabır ile cömertlikten ibarettir.” Ve buyurmuştur ki:
“Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir hediye verilmemiştir.” Ve
buyurmuştur ki: “Sabır Allah tealadandır, acele etmek şeytandandır.” Ve
buyurmuştur ki: “Yardım sabırla, neşe kederle beraberdir.” Ve buyurmuştur
ki: “Kimin nefsine veya malına bir musibet gelse ve onu gizleyip kimseye
şikâyette bulunmasa, muhakkak Hak teala ona iman lezzetini tattırır, din
kardeşleri arasında saygınlık ihsan eder ve bütün günahlarını bağışlar.” Ve
buyurmuştur ki: “Hz. Eyüp (a.s.) hastalandığında o kurtçuklarla mübtelâ
iken her seher vaktinde Hak teala vasıtasız hatırını sorup lütf u keremiyle
şöyle derdi: “Habibim Eyüp nasılsın? Belâmız helvasıyla nasılsın?” diye
sorarmış.”
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme
râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve
kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir
Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı
davranırsa, benden râzı olmuş olur .” Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve
bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk
karşılaştığında gösterilendir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk
anında gösterilen teslimiyettir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın
başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:
“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet
anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,
nice acı sözler duysa gerektir.”
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme
râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve
kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir
Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı
davranırsa, benden râzı olmuş olur .” Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve
bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk
karşılaştığında gösterilendir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk
anında gösterilen teslimiyettir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın
başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:
“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet
anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,
nice acı sözler duysa gerektir.”
5-Sabrdır ukde-guşâ-yı her kâr
Öyleyse, eğer Hak teala seni bir şiddetle müptelâ kıldıysa şunu yakinen
bilmelisin ki, O seni imtihan için belâ vermekten müstağnîdir ve senin
durumunu çok iyi bilmektedir. Zayıflığını görmektedir, bu sebeple sana
karşı yumuşak ve merhametlidir. Çünkü hadiste: “ Allah kuluna, şefkatli bir
annenin çocuğuna olan merhametinden, daha fazla merhametlidir”
buyurulmuştur. Sana küçük bir kötülük vermesi aslında senin büyük bir
iyiliğin içindir. Lâkin sen bunu bilemezsin, O bilir. Nitekim hadis-i şerifte:
“Hiç bir küçük şer yoktur ki içinde büyük hayır bulunmasın ”
buyurulmuştur. Onun için zorluklarla beraber kolaylık vardır.
Ve buyurmuştur ki: “Sabrın sonu zaferdir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
acı bir ilaçtır, onu içen hürriyetine kavuşur.” Ve buyurmuştur ki:
“Mihnetlere sabretmek, hüsn-i yakîne ermeye vesiledir.” Ve buyurmuştur
ki: “Hak tealadan daha fazla sabırlı kimse yoktur. Müşriklerin yüce zatına
iftira ettiklerini işittği halde onlara rızk ve sıhhat verir.” Ve buyurmuştur ki:
“Sabrın öncesi acı, sonu tatlı ve lezzetlidir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
Hakk’ın sıfatıdır.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın başı sabırdır.” Ve
buyurmuştur ki: “İman sabır ile cömertlikten ibarettir.” Ve buyurmuştur ki:
“Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir hediye verilmemiştir.” Ve
buyurmuştur ki: “Sabır Allah tealadandır, acele etmek şeytandandır.” Ve
buyurmuştur ki: “Yardım sabırla, neşe kederle beraberdir.” Ve buyurmuştur
ki: “Kimin nefsine veya malına bir musibet gelse ve onu gizleyip kimseye
şikâyette bulunmasa, muhakkak Hak teala ona iman lezzetini tattırır, din
kardeşleri arasında saygınlık ihsan eder ve bütün günahlarını bağışlar.” Ve
buyurmuştur ki: “Hz. Eyüp (a.s.) hastalandığında o kurtçuklarla mübtelâ
iken her seher vaktinde Hak teala vasıtasız hatırını sorup lütf u keremiyle
şöyle derdi: “Habibim Eyüp nasılsın? Belâmız helvasıyla nasılsın?” diye
sorarmış.”
Bu, neden senin iyiliğin için olmasın ki? Dünya ve içindekileri silip
götüren marifeti sana ikram ve ihsan etmiştir. Kudsî hadiste: “Merhametli
çobanın develerini güzel fakat kokmuş şeylerden men etmesi gibi, ben de
evliyâmı dünya nimetlerinden men ederim” buyurmuştur.
. Sakar: Cehennemin en alt tabakası.
. Buharı, Zekât, 24/5; Müslim, Zekât, 12/42.
. Buharî, Edeb 71, Tevhîd 3; Müslim, Sıfâtu’l-Münâfıkîn, 49, (2803)
. Vedûd: Çok şefkatli. Kendisine çok sevgi beslenen. Cenâb-ı Hak. Vedûd
ismine mazhar olan muhakkıkin-i evliyâ: “Bütün kâinâtın mayası,
muhabbettir.
Bütün
mevcûdâtın
harekâtı
muhabbetledir.
Bütün
mevcûdâttaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir.”
demişlerdir.
. Tirmizî, Birr, 66/2012.
. Beyhakî, Şuabü’l-îmân IV/109, H. No: 4448.
. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî, Şu’abü’l-
îmân , I/218, H. No; 200.
. Buharî, Cenâiz 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz, 14, (626).
. Buhârî, Cenâiz, 41.
16-Onun çevgânının hükmü karşısında top ol. Hem “işittik” hem “itaat
ettik” de.
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme
râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve
kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir
Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı
davranırsa, benden râzı olmuş olur .” Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve
bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk
karşılaştığında gösterilendir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk
anında gösterilen teslimiyettir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın
başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:
“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet
anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,
nice acı sözler duysa gerektir.”
Öyleyse, eğer Hak teala seni bir şiddetle müptelâ kıldıysa şunu yakinen
bilmelisin ki, O seni imtihan için belâ vermekten müstağnîdir ve senin
durumunu çok iyi bilmektedir. Zayıflığını görmektedir, bu sebeple sana
karşı yumuşak ve merhametlidir. Çünkü hadiste: “ Allah kuluna, şefkatli bir
annenin çocuğuna olan merhametinden, daha fazla merhametlidir”
buyurulmuştur. Sana küçük bir kötülük vermesi aslında senin büyük bir
iyiliğin içindir. Lâkin sen bunu bilemezsin, O bilir. Nitekim hadis-i şerifte:
“Hiç bir küçük şer yoktur ki içinde büyük hayır bulunmasın ”
buyurulmuştur. Onun için zorluklarla beraber kolaylık vardır.
6- Can, aşk ateşine yansa sakardan emin olur. Fakr u fenaya erse, ebedîlik
devletini bulur.

