Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Sabır ve tahammülün kısımları ve faydaları ile sabırsızlıkla ağlayıp sızlanmanın (cez‘ u…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Sabır ve tahammülün kısımları ve faydaları ile sabırsızlıkla ağlayıp sızlanmanın (cez‘ u fez‘) zararlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Sabır ve tahammülün kısımları ve faydaları ile sabırsızlıkla ağlayıp

sızlanmanın (cez‘ u fez‘) zararlarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir. Sabır acı ve

faydalı bir ilaçtır, (acısına katlanıp) içene bütün faydaları sağlar ve her türlü

zararı ortadan kaldırır. O öyle bir ilaç ki âkil olan kişi nefsini zorlayarak bu

acı ilâcı faydalarından dolayı içer. Bir saat çekilen acı bir yıllık tatlılık verir

düşüncesiyle onun acısına sabreder, tahammül eder.

Sabır dört kısma ayrılır:

1- Allah’a itaat hususunda gösterilen sabır.

2- Günahları terk etmede gösterilen sabır.

3- Dünyanın gereksiz işleri(ne meyledip aldanmama) hususunda

gösterilen sabır.

4- Belâ ve zorluklar karşısında gösterilen sabır.

Bu saydığımız dört hususa sabredip katlanan kişi nice faydalar elde eder

ki bunlardan Allah’a itaat, kişinin menzil-i maksuduna ermesi ve istikamet

üzere yaşayarak büyük mükâfâtlara nail olmasıdır. Günahlardan ve

belâlardan iki cihanda kurtulmasıdır. Ayrıca dünyada mâruz kalabileceği

geçim sıkıntısı gibi zorluk ve meşakkatlerden kurtulup rahat bulmasıdır.

Sabır ve itaat vasıtasıyla kişi yüce mertebe ve makamlara ulaşır, derecesi

yükselir. Allah’ın ünsiyetini kazanmak gibi pek çok faydalar elde eder.

Sabır sâyesinde kişi istenmeyen kazanın kahrından, kavgadan, ağlayıp

sızlanmanın sıkıntılarından, dünyanın meşakkatlerinden ve âhirette cezaya

uğratılmaktan, arzu ve heveslerin peşine takılıp gitmekten, düşmanların hîle

ve tuzaklarından ve nice bin belâlarla musibetlerden kurtularak muradına

kavuşur. İki cihan saadetini elde ederek rıza makamına kavuşur.

Sabretmeyip endişe ve heyecana kapılan ise, yukarıda sayılan faydaların

hepsinden mahrum olur ve her türlü sıkıntılara mâruz kalarak üzüntü ve

kederle dolar, arzu ve isteklerine meyleder. Çünkü irâdesi böyle zayıf olan

kimse ibadet ve vazifelerini tam yapamaz ki ünsiyeti (Allah’la dostluğu)

bulmuş olsun. Bilakis o gâfil kalır. Veyahut Allah’ın yasakladığı şeyleri

işlememeye sabredemeyip haramları irtikap ettiği için perişan olur, hüsrana

uğrar. Yahut da dünyanın geçici zevklerine aldanmama konusunda

sabredemeyip onları toplamaya uğraşırken belâsını bulur. Veyahut da başına

gelen musibetlere sabredemeyip ağlayıp sızlanır da, sabırla elde edeceği

birçok fazîletten mahrum kalır. Çoğu zaman ağlayıp sızlanması ve aceleci

davranması sebebiyle sabrın karşılığı da uçup gider, bir musibet ikiye

katlanır ki bunların biri musibetin kendisi, diğeri sabrı yitirmesidir. Nitekim

denilmiştir ki; “Musibetlere sabretmekten mahrum olmak, belâların bizzat

kendisinden daha zor ve şiddetlidir.” Şu halde çokça ağlayıp sızlanmaya ne

lüzum var ki, o eldekinin de uçup gitmesine sebep olur ve elden çıkıp

kaybolanı sana geri getirmez. Bari ağlayıp sızlanma ki, biri senden giderse

diğeri kaybolmasın.

Bu konuyu şu sözle özetleyebiliriz: Hazret-i Ali (r.a.) bir kişiye taziyede

bulunup şöyle demiştir: “Eğer sabredersen, hakkında takdir edilenler (yine

de) cereyan eder, ancak sen sabrına karşılık ecrini alırsın. Şayet sabretmez

ve ağlayıp sızlanırsan, kader yine cereyan eder fakat sen mahrum olursun.

Çünkü her şeyi yapıp eyleyen, yoktan var eden yüce Yaratıcı [256/b] (Hâlik

ve Bârî) Allah tealadır ki, O kaza ve kaderi bilendir. O’nun hükümleri, vakti

geldiğinde herkesi kuşatır.»

Şu halde tedbir ve tedarikle uğraşıp ağlayıp sızlanan, afiyet (ve gönül

huzuru gibi nimetler)den sıyrılıp mahrum kalmış olur. Öyleyse tefvîz,

tevekkül, sabır ve tahammül âriflerin kârıdır. Çünkü bunlar marifetin

alâmetleridir.

Mesnevî’den Şiir

1-Ey karârî dâde reh-râ gâm gâm

Hâm-ı hâmî hâm-ı hâmî hâm-ı hâm

2-Nâzır-ı fer‘î zi-aslî bî-haber

Fer‘ mâyîm asl ahkâm-ı kader

3-Çerh-i gerdân-râ kazâ gomreh koned

Sad utârid-râ kazâ ebleh koned

4-Teng gerdâned cihân-ı çâre-râ

Âb gerdâned hadîd u hâre-râ

5-Goft Hak Eyyûb-râ der mekremet

Men be-her mûyiyet sabrî dâdemet

6-Hîn be-sabr-ı hod me-kon çendîn nazar

Sabr dîdî sabr dâden-râ niger

7-Çun bedîdî gerdiş-i seng-âsyâ

Âb-i cû râ hem be-bîn âhir biyâ

8-Hâk-râ dîdî ber âmed ber hevâ

Der meyân-ı hâk benger bâd-râ

9-Dîghâ-yı fikr mî-bînî becûş

Ender âteş hem nazar mî-kon be-hûş

10-Çend bînî gerdiş-i dûlâb-râ

Ser burûn kon hem be-bîn tîz âb-râ

11-To hemî gûyî ki mî-bînem velîk

Dîd-i ân-râ bes alâmethâst nîk

12-Gerdiş-i kef-râ çu dîdî muhtasar

Hayretet bâyed be-deryâ der niger

13-Ân ki kef-râ dîd sır gûyân buved

V’ânki deryâ dîd û hayrân buved

14-Ân ki kef-râ dîd der gerdiş buved

V’ân ki deryâ dîd û bî-ğış buved

15-Ân ki kef-râ dîd ser-gerdân buved

V’ânki deryâ dîd û bes ân buved

16-Ân ki kef-râ dîd niyyethâ koned

V’ânki deryâ dîd dil deryâ koned

17-Ân ki kef-râ dîd bâşed der şumâr

V’ânki deryâ dîd şod bî-ihtiyâr

18-Ânki kef-râ dîd âyed der sohen

V’ânki deryâ dîd şod bî-mâ u men

19-Ânki kef-râ dîd pâlûde şeved

V’ânki deryâ dîd âsûde şod

20-Ânki kef-râ dîd bâşed mest-i û

V’ânki deryâ dîd gerded nur-ı hû

Mesnevî’den Şiir (in tercümesi)

1- Ey yolu adım adım yürümeye karar veren! Hamın hamısın sen, hamın

hamısın, hamın hamı.

2- Sen parçaya bakıyorsun, asıldan haberin yok. Biz parçayız, asıl olan

kaderin hükümleridir.

3- Kaza, dönüp duran gökyüzüne bile yolunu kaybettirir. Kaza, yüzlerce

Utarid’i aptala çevirir.

4- Çareler dünyasını dar eder. Demirle mermeri eritir, suya çevirir.

5- Allah, Eyyub’a kerem ederken “Ben, senin her kılına bir sabır verdim”

buyurdu.

6- Kendine gel, sabrına bu denli bakma! Sabrı gördün, sabır vereni de gör.

7- Değirmen taşının dönüşünü gördün madem; Bir kere de gel derenin

suyunu gör.

8- Havaya yükselen tozu toprağı gördün ya; toz toprak arasındaki yeli de

gör.

9- Düşünce kazanlarını kaynarken görmedesin. Aklını başına al, ateşe de

bir bakıver.

10- Ne zamana kadar dolabın dönüşünü göreceksin? Başını dışarı uzat da,

sür›atle akan suyu gör.

11- Sen, görüyorum deyip durmadasın ama; O görüşün nice açık seçik

belirtileri var.

12- Denizin köpüğünü şöyle böyle gördün. Hayret etmek lâzımsa denize

bir bak.

13- Köpüğü gören, sırlar söyler. Denizi gören ise hayrete düşer.

14- Köpüğü gören, dönüp dolaşmaya koyulur. Denizi gören ise arı duru

olup gider.

15- Köpüğü gören avâre olur. Denizi gören ise bizzat o olur.

16- Köpüğü gören, niyetler eder. Denizi gören ise gönlünü denize çevirir.

17- Köpükleri gören sayılara tutulur. Denizi gören ise irâdesini kaybeder.

18- Köpüğü gören, konuşmaya başlar. Denizi gören ise «biz»den ve

«ben»den geçer.

19- Köpüğü gören süzülür. Denizi gören ise huzura erer.

20- Köpüğü gören ondan mest olur, kendin geçer. Denizi gören ise

Hû’dan bir nûr olur.