ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Sabır ve tahammülün sınırını, hakikatini, tadını ve kerâmetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki [255/a] Allah dostları şöyle demişlerdir: Sabır,
nefsi isteklerinden yasaklayıp engellemektir. Sabır, nefsin hazlarından
mücâhede ile çıkıp gitmektir. Sabır, nefsin çocuksu isteklerinden kurtulma
hususunda azim ve kararlılığı devam ettirmektir.
Sabır iki kısımdır; biri istenmeyen hâllere sabır, diğeri sevgiliden ayrı
kalmaya sabırdır. Başa gelen musibet kadar kalbe sabır nüzûl eder.
Musibetlere sabretmek, insana bağışlanan ilâhî mevhibelerin en âlâsına
erişmektir. İlim fayda sağlar, sabır ise (belâları) uzaklaştırır. Sabr-ı cemil,
büyük mükâfâttır. Sabır, kalplerdeki ayıpları örten perdedir. Bollukta
şükredici, darlıkta sabredici ol. Sarsıntılı ve sıkıntılı anlarda vakur, şiddetli
anlarda sabırlı ol. Öfkeli anında halim, korkulu zamanlarda sabırlı ol.
Sabırla musibet olmaz ve sabreden musibetlerden elem duymaz. Belâya
sabreden, kazaya rıza göstermiş olur. Rıza ile sabır kolay olur. Sabreden
kişiye belâlar bal gibi gelir ve sabırlıya koruk helva olur. Sabreden kişi
zafere ulaşır. İmanın özü sabırdır. İslâm’ın özü rızadır.
Eğer görürsen ki Hak teala belâları üzerine yağdırmıştır, şunu yakinen bil
ki seni ikaz etmiştir. Bir nimete kavuştuğun zaman şükret. Belâya mübtelâ
olduğunda sabret. Belâ geldiğinde ağlayıp feryâd etmek (cez‘ u fez‘)
musibetten daha ağır ve daha zordur. Aslında feryâd etmek sabırdan daha
zordur. Sabır, üzüntü ve sıkıntı karşısında şikâyeti terk etmektir. Sabır
belâyı rıza ile karşılamaktır. Sabredene nimetle yokluk birdir. Sabırlının
başı selâmettedir.
Sabır, ne güzel alâmettir. Belâlar Hakk’ın vergisidir, (bu sebeple) başa
gelenden şikâyetçi olmak en büyük hatadır. Belâ güzeldir, çünkü o ezelî
olan Allah’ın bahşişidir. Sabır ise mübarek bir şerbettir ki, neticede afiyet
verir.
Nazm
1- Fakr u fenâ iste sen ey bü’l-vefâ
Tâ bulasın künc-i bekâdan safâ
2- Kendini yoğ anla, yakîn fakr odur
Hem ben ü sen o dime oldur fenâ
3- Kibri koy, ol dil ile pür andan al
Kibre bedel, ancılayın Kibriyâ
4- Hâk ol [u] pâk ol seni sen görme hîç
Tâ bite hâkinde güzel tûtiyâ
5- Virsen eger aşka bu cânı revân
Bin cân olursun hoş u bî-müntehâ
6- Kalbe virür aşk demi hoş hayât
Cân-ı cihândır o dem-i cân-fezâ
7- Bil ki bir Allâh’dır, idüp eyleyen
Her ne olursa vir ana hoş rızâ
8- Mâni‘ ü mu‘tî çün O’dur cümleden
Halkı unut Hâlik’a eyle senâ
9- Hakkı idüp Hakk’a gönülden rücû‘
Sâbir ol andan geleni bil atâ
Günümüz Türkçesiyle
1- Ey vefâ sahibi, sen fakr u fena iste. Ta ki bekâ hazinesinde safâ bulasın.
2- Kendini yok farz et; fakrın yakîni budur. Ben, sen, o deme. Fenâ budur.
3- Kibri bırak, gönülle ol, onunla kanatlan. Kibre bedel onculayın,
Allah’tır Kibriyâ.
4- Toprak ol, temiz ol; sen seni hiç görme. Toprağında sürme gibi maden
çıksın; tûtiyâ. [401]
5- Eğer bu canı aşka versen daima. Can içinde bin can olursun; hoş ve
nihayetsiz.
6- Aşk nefesi, kalbe ne güzel hayat verir. Cihanın da canıdır, o canlar
bağışlayan.
7- Bil ki, bir olan Allah her şeyi yapıp eyleyendir. Olan her ne ise ona,
gönülden hoş rıza gerek.
8- Cümleye veren de, alan da O’dur madem. Halkı unut öyleyse, Hakkı
eyle senâ.
9- Hakkı! Gönülden Hakk’a dönüp sabırlı ol. O’ndan geleni hoş safâ bil.

