Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Sabır ve tahammülün sınırını, hakikatini, tadını ve kerâmetlerini bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Sabır ve tahammülün sınırını, hakikatini, tadını ve kerâmetlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki [255/a] Allah dostları şöyle demişlerdir: Sabır, …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Sabır ve tahammülün sınırını, hakikatini, tadını ve kerâmetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki [255/a] Allah dostları şöyle demişlerdir: Sabır,

nefsi isteklerinden yasaklayıp engellemektir. Sabır, nefsin hazlarından

mücâhede ile çıkıp gitmektir. Sabır, nefsin çocuksu isteklerinden kurtulma

hususunda azim ve kararlılığı devam ettirmektir.

Sabır iki kısımdır; biri istenmeyen hâllere sabır, diğeri sevgiliden ayrı

kalmaya sabırdır. Başa gelen musibet kadar kalbe sabır nüzûl eder.

Musibetlere sabretmek, insana bağışlanan ilâhî mevhibelerin en âlâsına

erişmektir. İlim fayda sağlar, sabır ise (belâları) uzaklaştırır. Sabr-ı cemil,

büyük mükâfâttır. Sabır, kalplerdeki ayıpları örten perdedir. Bollukta

şükredici, darlıkta sabredici ol. Sarsıntılı ve sıkıntılı anlarda vakur, şiddetli

anlarda sabırlı ol. Öfkeli anında halim, korkulu zamanlarda sabırlı ol.

Sabırla musibet olmaz ve sabreden musibetlerden elem duymaz. Belâya

sabreden, kazaya rıza göstermiş olur. Rıza ile sabır kolay olur. Sabreden

kişiye belâlar bal gibi gelir ve sabırlıya koruk helva olur. Sabreden kişi

zafere ulaşır. İmanın özü sabırdır. İslâm’ın özü rızadır.

Eğer görürsen ki Hak teala belâları üzerine yağdırmıştır, şunu yakinen bil

ki seni ikaz etmiştir. Bir nimete kavuştuğun zaman şükret. Belâya mübtelâ

olduğunda sabret. Belâ geldiğinde ağlayıp feryâd etmek (cez‘ u fez‘)

musibetten daha ağır ve daha zordur. Aslında feryâd etmek sabırdan daha

zordur. Sabır, üzüntü ve sıkıntı karşısında şikâyeti terk etmektir. Sabır

belâyı rıza ile karşılamaktır. Sabredene nimetle yokluk birdir. Sabırlının

başı selâmettedir.

Sabır, ne güzel alâmettir. Belâlar Hakk’ın vergisidir, (bu sebeple) başa

gelenden şikâyetçi olmak en büyük hatadır. Belâ güzeldir, çünkü o ezelî

olan Allah’ın bahşişidir. Sabır ise mübarek bir şerbettir ki, neticede afiyet

verir.

Nazm

1- Fakr u fenâ iste sen ey bü’l-vefâ

Tâ bulasın künc-i bekâdan safâ

2- Kendini yoğ anla, yakîn fakr odur

Hem ben ü sen o dime oldur fenâ

3- Kibri koy, ol dil ile pür andan al

Kibre bedel, ancılayın Kibriyâ

4- Hâk ol [u] pâk ol seni sen görme hîç

Tâ bite hâkinde güzel tûtiyâ

5- Virsen eger aşka bu cânı revân

Bin cân olursun hoş u bî-müntehâ

6- Kalbe virür aşk demi hoş hayât

Cân-ı cihândır o dem-i cân-fezâ

7- Bil ki bir Allâh’dır, idüp eyleyen

Her ne olursa vir ana hoş rızâ

8- Mâni‘ ü mu‘tî çün O’dur cümleden

Halkı unut Hâlik’a eyle senâ

9- Hakkı idüp Hakk’a gönülden rücû‘

Sâbir ol andan geleni bil atâ

Günümüz Türkçesiyle

1- Ey vefâ sahibi, sen fakr u fena iste. Ta ki bekâ hazinesinde safâ bulasın.

2- Kendini yok farz et; fakrın yakîni budur. Ben, sen, o deme. Fenâ budur.

3- Kibri bırak, gönülle ol, onunla kanatlan. Kibre bedel onculayın,

Allah’tır Kibriyâ.

4- Toprak ol, temiz ol; sen seni hiç görme. Toprağında sürme gibi maden

çıksın; tûtiyâ. [401]

5- Eğer bu canı aşka versen daima. Can içinde bin can olursun; hoş ve

nihayetsiz.

6- Aşk nefesi, kalbe ne güzel hayat verir. Cihanın da canıdır, o canlar

bağışlayan.

7- Bil ki, bir olan Allah her şeyi yapıp eyleyendir. Olan her ne ise ona,

gönülden hoş rıza gerek.

8- Cümleye veren de, alan da O’dur madem. Halkı unut öyleyse, Hakkı

eyle senâ.

9- Hakkı! Gönülden Hakk’a dönüp sabırlı ol. O’ndan geleni hoş safâ bil.