Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Sabır ve tahammülün tesirlerini ve faydalarını bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Sabır ve tahammülün tesirlerini ve faydalarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun kalbini Allah’ın huzurundan …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Sabır ve tahammülün tesirlerini ve faydalarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun kalbini

Allah’ın

huzurundan

alıkoyan

dört

hastalıktan

üçüncüsü

şiddetli

musibetlerdir ve bunlardan telaş içinde ağlama ve inlemedir (cez‘ u fez‘).

Bunların çaresi ancak sabırda bulunmuştur. Nitekim konuyla ilgili

açıklamalar yukarıda yapılmıştır.

Her konuda sabırlı davranmak iki sebepten dolayı gerekli görülmüştür:

Birincisi, ibadet etmek ve huzura ermek için sabır gereklidir. Çünkü ibadet

ve huzurun başlangıcı ve temelinin sabır ve tahammül olduğu bilinmiştir.

Sabırlı olmayan ibadet ve huzurdan bir şey elde edemez. Çünkü bu dünya

elem, keder, sıkıntı ve meşakkat yeridir. Ve yaşadığı sürece insanın birtakım

sıkıntı ve meşakkatlerle karşılaşması kaçınılmazdır.

İnsanın karşılaşacağı sıkıntılar şunlar olabilir: Ailesi, çocukları,

akrabaları, dostları ve yakınlarının fakir ve yoksul duruma düşmeleri.

Gurbet, ayrılık, hastalık ve ölüm [255/b] gibi musibetlerle karşılaşmaları.

Ve kendi nefsinde bulunan çeşitli hastalıklar, dertler, acılar, üzüntüler

gamlar ve elemler, vesveseler, korkular ve vehimler gibi musibetler. İçinde

bulunduğu toplumdan bazı insanların kendisine olan düşmanlıkları,

kavgalar ve sürtüşmeler; insanların kendisine dil uzatıp hakaret etmeleri,

cinayete

varan

kavgaları,

ayıplarını

yüzüne

vurmaları

(ta’yîr),

küçümsemeleri (tahkîr), kendisini önemsememeleri (ihmal) ve onu

ayıplamaları, ağlatmaları ve utandırmaları gibi musibetler. Malında bulunan

ıslah, tedbir, muhafaza, telef, yok olma, kaybolma, gasp ve hırsızlık gibi

felaketlerin isabet etmesi. Bu sıkıntılardan her birinin değişik şekillerde

ıstırabı, acısı, insanın içini yakması vardır ki bunların şekli, şiddeti ağırlığı

farklı farklıdır. Şu halde, bu musibetlerin tamamına sabır ve tahammül

gerekir. Ta ki bu sızlanmalar (cez‘ u fez‘) kulun kalbini ibadet ve huzur için

boşalıp temizlenmekten alıkoymasın.

Nitekim denilmiştir ki; dört çeşit ölümle ölmeyen yaptığı ibadetin tadını

alamaz ve huzurun lezzetine kavuşamaz:

1- Beyaz ölüm; bu aç kalmaktır.

2- Siyah ölüm; bu insanların kötülemesine mâruz kalmaktır.

3- Kırmızı ölüm; kişinin arzu ve isteklerine muhalefet etmesidir.

4- Yeşil ölüm; Hakk’ın hükmünün meydana gelmesidir.

Kim ki bu dört ölüme sabır ve tahammül göstermişse, o kimse ibadetle

huzura nail olmuş demektir.

Beyt

Hicrânına tahammül iden vaslını bulur

Tûbâ li-men yusâ‘iduhu’s-sabru ve’s-sebât

Günümüz Türkçesiyle

Hicranına sabreden sana kavuşur. Sabırda sebat edene müjdeler olsun.

Beyt

Elâ bi’s-sabri tebluğu mâ turîd

Ve bi’t-takvâ yelînu leke’l-hadîd

Beyt (in tercümesi)

Dikkat et, istediğine sabırla kavuşursun. Takvâ ile demiri, yumuşamış

bulursun.

İkincisi, sabırda olan dünya ve âhiret hazineleridir. Bu hazinelerin bazısı

kurtuluşa ve fazîlete, rızka ve isteğe kavuşmaktır. Bazısı düşmana karşı

başarı elde etmektir. Akranlarından üstün olmak, gönüllerde taht kurmaktır

ki, bu kişinin kendisi için ise nûr ve süstür. Sonra Hak katından rahmet,

muhabbet ve övgüye lâyık olmaktır. Allah katında yüce mertebelere sahip

olmaktır, kerâmet derecesine ermektir, hesapsız ecir ve mükâfât

kazanmaktır.

Hak teala kuluna bir saatlik sabır için bunca nimetleri ihsan eder. Şu halde

dünya ve âhiret hayırlarına nail olmak sabırla mümkündür. Nitekim Hazret-

i Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin elde ettiği bütün hayırlar, bir

saatlik sabrın karşılığıdır.”

Şiir

1- İzâ dâka’z-zamânu aleyke fe’sbir

Ve lâ-tey’es mine’l-fereci’l-karîb

2- Ve tıb nefsen fe inne’l-leyle hublâ

Asâ te’tîke bi’l-veledi’n-necîb

Şiir (in tercümesi)

1- Zamanın darlığından sıkılırsan, sabret. Ümidini kesme, yakında

ferahlık gelir.

2- İyi bak kendine; çok şeye gebe geceler. İhtimal ki onda, tertemiz bir

çocuk doğar.

Sabrın fazîleti hakkında sana şu yeter ki, Hak teala kendi kitabında sabrı

nice yönleriyle övmüştür. O halde sen bu şerefli özelliği ganimet bilip ona

sahip olmaya gayret et. Ta ki zorlukla beraber kolaylığı bulasın, sonsuz

huzur ve mutluluğa kavuşasın.

Şiir

1- İzâ mâ etâke’d-dehra yevmen bi nekbetin

Fe heyyi’ lehâ sabran ev vessi‘ lehâ sadran

2- Fe inne tesârîfe’z-zamâni acîbetun

Fe yevmen terâ usran ev mâ yevmen terâ yusran

Şiir (in tercümesi)

1- Meşakkatler bir gün, peşpeşe gelirse sana. Sabırla hazırlan bunlara,

göğsünü aç onlara.

2- Çünkü zamanın değişmesi pek acayiptir. Bir gün zorluksa, bir gün neşe

verir insana.

Sabrın en güzeli, şiddetin vakit ve miktarını düşünmektir. Çünkü o ne

erken gelir, ne de gecikir; ne artar, ne de eksilir. Ağlayıp feryâd etmenin

sana hiçbir faydası yoktur. Aksine zararı vardır, kederi çoktur. Çünkü bütün

işler önceden tayin edilip belirlenmiş vaktine bağlıdır ve her şeyi yapıp

işleyen şüphesiz ki Allah’tır.

Beyt

Her işi Hak’dan bilür, halkı unutmuş Hak-şinâs

Ol görür kim hayra şerr ü adle zulm olmuş libâs

Günümüz Türkçesiyle

Hak şinas her işi Hak’tan bilir, halkı unutur. O görür ki hayra şer, adalete

zulüm kılıf olmuştur.

Sabrın kalesinin kalesi, Hak tealanın sabırlı kuluna sabrına mukabil

vereceği mükâfâtları düşünmek ve Allah katında olan mükâfâtları tefekkür

etmektir. Hâlbuki bu da, Allah’ın tevfikine bağlıdır.

Beyt

Eyyuhe’s-sâbirûne fi’l-belvâ

Tarakû tarakû ile’l-Mevlâ

Beyt (in tercümesi)

Ey yiğitler, belâlara sabredenler. Koşun, koşun! Öylece Mevlâ’ya.

Nazm [256/a]

1- Ey rûh seyr-i âlem-i imkân nene gerek

Dilde seyâhat eyle bu zindân nene gerek

2- Vahdet ki meşrebindir olur halvetin cihân

Tercîh-i gâr u kûh u beyâbân nene gerek

3- Ger meşrebin vasî‘ ise bil cennet içresin

Seyr-i bahâr u bâğ u gülistân nene gerek

4- Ceng içre çün ider leb-i hâmûş kâr-ı tîğ

Virmen cevâb merdüm-i nâdân nene gerek

5- Vaktinde ıkd gonca misâli çün açılur

Pes iştiğâl-i nâhun u dendân nene gerek

6- Çün derd kâm-rân olur, oldur devâ-yı mahz

İzhâr-ı derd ü h v âhiş-i dermân nene gerek

7- Dil hurrem olsa aşk ile tîz terk ider seni

Ol dostu iste Hakkı, bu düşmen nene gerek

Günümüz Türkçesiyle

1- Ey ruh! Varlık âleminde seyahate ne gerek. Gönülde seyret, bu zindanı

dolaşmaya ne gerek.

2- Vahdetse meşrebin, cihan halvetindir senin. Dağları, mağarayı, çölleri

tercihe ne gerek.

3- Meşrebin genişse; bil ki zaten cennettesin. Baharın, bağın, bahçelerin

seyrine ne gerek.

4- Madem ki savaşta dudaklar kılıçla kanar. Değer mi öyleyse; cahile

cevap vermeye ne gerek.

5- Madem ki vaktinde açılır, gonca gibi düğümler. Tırnakla didişmeye,

dişle uğraşmaya ne gerek.

6- Madem ki dert mutluluktur; bizzat ilaçtır. Derdini söylemeye, derman

aramaya ne gerek.

7- Gönül aşka bağlansa, seni tez elden terk eder. Ey Hakkı! O dostu iste,

bu düşmana ne gerek.