ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Sabır ve tahammülün tesirlerini ve faydalarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun kalbini
Allah’ın
huzurundan
alıkoyan
dört
hastalıktan
üçüncüsü
şiddetli
musibetlerdir ve bunlardan telaş içinde ağlama ve inlemedir (cez‘ u fez‘).
Bunların çaresi ancak sabırda bulunmuştur. Nitekim konuyla ilgili
açıklamalar yukarıda yapılmıştır.
Her konuda sabırlı davranmak iki sebepten dolayı gerekli görülmüştür:
Birincisi, ibadet etmek ve huzura ermek için sabır gereklidir. Çünkü ibadet
ve huzurun başlangıcı ve temelinin sabır ve tahammül olduğu bilinmiştir.
Sabırlı olmayan ibadet ve huzurdan bir şey elde edemez. Çünkü bu dünya
elem, keder, sıkıntı ve meşakkat yeridir. Ve yaşadığı sürece insanın birtakım
sıkıntı ve meşakkatlerle karşılaşması kaçınılmazdır.
İnsanın karşılaşacağı sıkıntılar şunlar olabilir: Ailesi, çocukları,
akrabaları, dostları ve yakınlarının fakir ve yoksul duruma düşmeleri.
Gurbet, ayrılık, hastalık ve ölüm [255/b] gibi musibetlerle karşılaşmaları.
Ve kendi nefsinde bulunan çeşitli hastalıklar, dertler, acılar, üzüntüler
gamlar ve elemler, vesveseler, korkular ve vehimler gibi musibetler. İçinde
bulunduğu toplumdan bazı insanların kendisine olan düşmanlıkları,
kavgalar ve sürtüşmeler; insanların kendisine dil uzatıp hakaret etmeleri,
cinayete
varan
kavgaları,
ayıplarını
yüzüne
vurmaları
(ta’yîr),
küçümsemeleri (tahkîr), kendisini önemsememeleri (ihmal) ve onu
ayıplamaları, ağlatmaları ve utandırmaları gibi musibetler. Malında bulunan
ıslah, tedbir, muhafaza, telef, yok olma, kaybolma, gasp ve hırsızlık gibi
felaketlerin isabet etmesi. Bu sıkıntılardan her birinin değişik şekillerde
ıstırabı, acısı, insanın içini yakması vardır ki bunların şekli, şiddeti ağırlığı
farklı farklıdır. Şu halde, bu musibetlerin tamamına sabır ve tahammül
gerekir. Ta ki bu sızlanmalar (cez‘ u fez‘) kulun kalbini ibadet ve huzur için
boşalıp temizlenmekten alıkoymasın.
Nitekim denilmiştir ki; dört çeşit ölümle ölmeyen yaptığı ibadetin tadını
alamaz ve huzurun lezzetine kavuşamaz:
1- Beyaz ölüm; bu aç kalmaktır.
2- Siyah ölüm; bu insanların kötülemesine mâruz kalmaktır.
3- Kırmızı ölüm; kişinin arzu ve isteklerine muhalefet etmesidir.
4- Yeşil ölüm; Hakk’ın hükmünün meydana gelmesidir.
Kim ki bu dört ölüme sabır ve tahammül göstermişse, o kimse ibadetle
huzura nail olmuş demektir.
Beyt
Hicrânına tahammül iden vaslını bulur
Tûbâ li-men yusâ‘iduhu’s-sabru ve’s-sebât
Günümüz Türkçesiyle
Hicranına sabreden sana kavuşur. Sabırda sebat edene müjdeler olsun.
Beyt
Elâ bi’s-sabri tebluğu mâ turîd
Ve bi’t-takvâ yelînu leke’l-hadîd
Beyt (in tercümesi)
Dikkat et, istediğine sabırla kavuşursun. Takvâ ile demiri, yumuşamış
bulursun.
İkincisi, sabırda olan dünya ve âhiret hazineleridir. Bu hazinelerin bazısı
kurtuluşa ve fazîlete, rızka ve isteğe kavuşmaktır. Bazısı düşmana karşı
başarı elde etmektir. Akranlarından üstün olmak, gönüllerde taht kurmaktır
ki, bu kişinin kendisi için ise nûr ve süstür. Sonra Hak katından rahmet,
muhabbet ve övgüye lâyık olmaktır. Allah katında yüce mertebelere sahip
olmaktır, kerâmet derecesine ermektir, hesapsız ecir ve mükâfât
kazanmaktır.
Hak teala kuluna bir saatlik sabır için bunca nimetleri ihsan eder. Şu halde
dünya ve âhiret hayırlarına nail olmak sabırla mümkündür. Nitekim Hazret-
i Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Mü’minin elde ettiği bütün hayırlar, bir
saatlik sabrın karşılığıdır.”
Şiir
1- İzâ dâka’z-zamânu aleyke fe’sbir
Ve lâ-tey’es mine’l-fereci’l-karîb
2- Ve tıb nefsen fe inne’l-leyle hublâ
Asâ te’tîke bi’l-veledi’n-necîb
Şiir (in tercümesi)
1- Zamanın darlığından sıkılırsan, sabret. Ümidini kesme, yakında
ferahlık gelir.
2- İyi bak kendine; çok şeye gebe geceler. İhtimal ki onda, tertemiz bir
çocuk doğar.
Sabrın fazîleti hakkında sana şu yeter ki, Hak teala kendi kitabında sabrı
nice yönleriyle övmüştür. O halde sen bu şerefli özelliği ganimet bilip ona
sahip olmaya gayret et. Ta ki zorlukla beraber kolaylığı bulasın, sonsuz
huzur ve mutluluğa kavuşasın.
Şiir
1- İzâ mâ etâke’d-dehra yevmen bi nekbetin
Fe heyyi’ lehâ sabran ev vessi‘ lehâ sadran
2- Fe inne tesârîfe’z-zamâni acîbetun
Fe yevmen terâ usran ev mâ yevmen terâ yusran
Şiir (in tercümesi)
1- Meşakkatler bir gün, peşpeşe gelirse sana. Sabırla hazırlan bunlara,
göğsünü aç onlara.
2- Çünkü zamanın değişmesi pek acayiptir. Bir gün zorluksa, bir gün neşe
verir insana.
Sabrın en güzeli, şiddetin vakit ve miktarını düşünmektir. Çünkü o ne
erken gelir, ne de gecikir; ne artar, ne de eksilir. Ağlayıp feryâd etmenin
sana hiçbir faydası yoktur. Aksine zararı vardır, kederi çoktur. Çünkü bütün
işler önceden tayin edilip belirlenmiş vaktine bağlıdır ve her şeyi yapıp
işleyen şüphesiz ki Allah’tır.
Beyt
Her işi Hak’dan bilür, halkı unutmuş Hak-şinâs
Ol görür kim hayra şerr ü adle zulm olmuş libâs
Günümüz Türkçesiyle
Hak şinas her işi Hak’tan bilir, halkı unutur. O görür ki hayra şer, adalete
zulüm kılıf olmuştur.
Sabrın kalesinin kalesi, Hak tealanın sabırlı kuluna sabrına mukabil
vereceği mükâfâtları düşünmek ve Allah katında olan mükâfâtları tefekkür
etmektir. Hâlbuki bu da, Allah’ın tevfikine bağlıdır.
Beyt
Eyyuhe’s-sâbirûne fi’l-belvâ
Tarakû tarakû ile’l-Mevlâ
Beyt (in tercümesi)
Ey yiğitler, belâlara sabredenler. Koşun, koşun! Öylece Mevlâ’ya.
Nazm [256/a]
1- Ey rûh seyr-i âlem-i imkân nene gerek
Dilde seyâhat eyle bu zindân nene gerek
2- Vahdet ki meşrebindir olur halvetin cihân
Tercîh-i gâr u kûh u beyâbân nene gerek
3- Ger meşrebin vasî‘ ise bil cennet içresin
Seyr-i bahâr u bâğ u gülistân nene gerek
4- Ceng içre çün ider leb-i hâmûş kâr-ı tîğ
Virmen cevâb merdüm-i nâdân nene gerek
5- Vaktinde ıkd gonca misâli çün açılur
Pes iştiğâl-i nâhun u dendân nene gerek
6- Çün derd kâm-rân olur, oldur devâ-yı mahz
İzhâr-ı derd ü h v âhiş-i dermân nene gerek
7- Dil hurrem olsa aşk ile tîz terk ider seni
Ol dostu iste Hakkı, bu düşmen nene gerek
Günümüz Türkçesiyle
1- Ey ruh! Varlık âleminde seyahate ne gerek. Gönülde seyret, bu zindanı
dolaşmaya ne gerek.
2- Vahdetse meşrebin, cihan halvetindir senin. Dağları, mağarayı, çölleri
tercihe ne gerek.
3- Meşrebin genişse; bil ki zaten cennettesin. Baharın, bağın, bahçelerin
seyrine ne gerek.
4- Madem ki savaşta dudaklar kılıçla kanar. Değer mi öyleyse; cahile
cevap vermeye ne gerek.
5- Madem ki vaktinde açılır, gonca gibi düğümler. Tırnakla didişmeye,
dişle uğraşmaya ne gerek.
6- Madem ki dert mutluluktur; bizzat ilaçtır. Derdini söylemeye, derman
aramaya ne gerek.
7- Gönül aşka bağlansa, seni tez elden terk eder. Ey Hakkı! O dostu iste,
bu düşmana ne gerek.

