Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Sabrın fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle açıklar

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Sabrın fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle açıklar. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle sabrı öğretip teşvik etmiş ve …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Sabrın fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle açıklar.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle sabrı öğretip teşvik

etmiş ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Muhakkak

Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153) “Andolsun ki sizi biraz

korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik)

ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O Sabredenler,

kendilerine bir belâ geldiği zaman «Biz Allah’ın kullarıyız ve ve biz O’na

döneceğiz» derler. İşte Rab’lerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.

Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara, 2 / 155-157)

“Yine onlar, Rab’lerinin rızasını isteyerek sabreden ve namazı dosdoğru

kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah

yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya,

dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” (Ra’d, 13/ 22) “(Melekler)

«Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne

güzeldir!» (derler).” (Ra’d, 13/24) “Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında

sabredenler; işte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Takvâ sahipleri

ancak onlardır.” (Bakara, 2/177) Allah, sabredenlerle beraberdir” (dediler.)”

(Bakara, 2/249) “Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/146) “(Bir de)

sabredin.

Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/46) “(Ey Muhammed!)

Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfâtını zayi etmez.” (Hûd,

11/115) “Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle

mükâfâtlarını vereceğiz.” (Nahl, 16/96) «Ama sabrederseniz, elbette o,

sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) “Yalnız sabredenlere

mükâfâtları, hesapsız ödenecektir.” (Zümer 39/10)

“Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir.” (Nahl, 16/127)

“Başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.”

(Lokman,31/ 17) “(Resulüm!) Sen şimdi sabret! Bil ki Allah’ın va’di

haktır.” (Rum,30/60) “Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu hareketi

yapılmaya değer işlerdendir.” (Şûrâ 42/43) “O halde (ey Resulüm!)

Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret.”

(Ahkâf, 46/35) “Rabb’inin hükmüne sabret.

Çünkü sen gözlerimizin önündesin.” (Tûr, 52/ 48) “Elbette zorluğun

yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha

vardır.” (İnşirâh, 94/5-6) “Sonra iman edenlerden birbirlerine sabrı tavsiye

edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar

sağdakilerdir.” (Beled, 90/17-18) “Bir de birbirlerine hakkı tavsiye edenler

ve sabrı tavsiye edenler.” (Asr, 103 /3)

Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme

râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve

kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir

Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı

davranırsa, benden râzı olmuş olur .” [392] Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)

hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve

bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. [393] “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk

karşılaştığında gösterilendir.” [394] Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk

anında gösterilen teslimiyettir.” [395] Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın

başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:

“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet

anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,

nice acı sözler duysa gerektir.”

Ve buyurmuştur ki: “Sabrın sonu zaferdir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır

acı bir ilaçtır, onu içen hürriyetine kavuşur.” Ve buyurmuştur ki:

“Mihnetlere sabretmek, hüsn-i yakîne ermeye vesiledir.” Ve buyurmuştur

ki: “Hak tealadan daha fazla sabırlı kimse yoktur. Müşriklerin yüce zatına

iftira ettiklerini işittği halde onlara rızk ve sıhhat verir.” [396] Ve

buyurmuştur ki: “Sabrın öncesi acı, sonu tatlı ve lezzetlidir.” Ve

buyurmuştur ki: “Sabır Hakk’ın sıfatıdır.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın başı

sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “İman sabır ile cömertlikten ibarettir.” Ve

buyurmuştur ki: “Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir hediye

verilmemiştir.” [397] Ve buyurmuştur ki: “Sabır Allah tealadandır, acele

etmek şeytandandır.” [398] Ve buyurmuştur ki: “Yardım sabırla, neşe kederle

beraberdir.” Ve buyurmuştur ki: “Kimin nefsine veya malına bir musibet

gelse ve onu gizleyip kimseye şikâyette bulunmasa, muhakkak Hak teala

ona iman lezzetini tattırır, din kardeşleri arasında saygınlık ihsan eder ve

bütün günahlarını bağışlar.” Ve buyurmuştur ki: “Hz. Eyüp (a.s.)

hastalandığında o kurtçuklarla mübtelâ iken her seher vaktinde Hak teala

vasıtasız hatırını sorup lütf u keremiyle şöyle derdi: “Habibim Eyüp

nasılsın? Belâmız helvasıyla nasılsın?” diye sorarmış.”

Eyüp (a.s.) Rabbü’l İzzet’in hitâbından duyduğu lezzetle mest olur ve

sabrın acısını unuturdu. Vakta ki Eyüp (a.s.) iyileşeceğini hissetmeye

başlayınca Allah’ın kendisiyle konuşmayacağını düşünerek endişeye

kapılmış ve onun için hasretle (yanmış) zararından şikâyetçi olmuş ve

buyurmuştur ki; “Kıyamet günü sabreden kullara sabırlarının karşılığı

verildiği zaman derler ki: ‘Ey Rabbimiz, bizi tekrar dünyaya gönder de,

etlerimizi makasla kendimiz doğrayalım, acısına sabredelim ve (sabrımıza

mukabil) şimdi elde ettiğimizden fazlasına kavuşalım.’”

Nazm

1- Âteş duhâna dir ne kaçarsın ırağa zûd

Bensiz karâr yokdur olur hoş benimle ‘ûd

2- Oldur bana mahabbet idüp kadrimi bilen

Zîrâ ki buldu kendi fenâsında ‘ûd sûd

3- Ey yâr-ı şu‘le-hârımız ehlen ü merhabâ

Ey fânî-i şehîdümüz ey mefhar-i şuhûd

4- Mahv oldı hâk nân olup ol yandı mi‘dede

Nân oldı tatlı cân ki odur zübde-i vücûd

5- Mahv olsa cân okur o adem levhini iyân

Mahv eyle cânı koyma cehâletde ey Vedûd

6- Cân aşk oduna yansa sakardan emîn olur

Fakr u fenâya irse bulur devlet-i hulûd

7- Uşşâka aşk sırrını dir Hakkı olsalar

Ashâb-ı Kehf’i misli hem îkâz u hem rukûd

Günümüz Türkçesiyle

1- Ateş dumana der; niçin kaçarsın, neden bu firâr? Bensiz bir yere

varılmaz; öd ağacı sâyemde kokar.

2- Bana muhabbet eden, kıymetimi bilen mesud olur. Çünkü öd ağacı,

kendini feda ederek mutlu oluyor.

3- Ey alev yutan sevgili; Merhaba! Hoş geldin. Ey şehidlikte fânî olan,

gözlerin iftiharı; hoş geldin.

4- Toprak, gıdaya dönüşüp midede yandı. Toprak tatlı can oldu; odur

vücudun özü.

5- Can da mahvolsa böyle; yokluğu apaçık okur. Canı mahveyle, cehalette

koyma, ey Vedûd. [399]

6- Can, aşk ateşine yansa sakardan [400] emin olur. Fakr u fenaya erse,

ebedîlik devletini bulur.

7- Hakkı, aşk âşıklara sırrını söylerdi; ashâb-ı kehf gibi bazen uyur bazen

uyanık olsalardı.