ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Birinci Madde
Birinci Madde
Sabrın fazîletlerini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle açıklar.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak teala kullarına inayetiyle sabrı öğretip teşvik
etmiş ve Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
“Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Muhakkak
Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153) “Andolsun ki sizi biraz
korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik)
ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O Sabredenler,
kendilerine bir belâ geldiği zaman «Biz Allah’ın kullarıyız ve ve biz O’na
döneceğiz» derler. İşte Rab’lerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır.
Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara, 2 / 155-157)
“Yine onlar, Rab’lerinin rızasını isteyerek sabreden ve namazı dosdoğru
kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (Allah
yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya,
dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.” (Ra’d, 13/ 22) “(Melekler)
«Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne
güzeldir!» (derler).” (Ra’d, 13/24) “Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında
sabredenler; işte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Takvâ sahipleri
ancak onlardır.” (Bakara, 2/177) Allah, sabredenlerle beraberdir” (dediler.)”
(Bakara, 2/249) “Allah sabredenleri sever.” (Âl-i İmrân 3/146) “(Bir de)
sabredin.
Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl 8/46) “(Ey Muhammed!)
Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfâtını zayi etmez.” (Hûd,
11/115) “Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle
mükâfâtlarını vereceğiz.” (Nahl, 16/96) «Ama sabrederseniz, elbette o,
sabredenler için daha hayırlıdır.” (Nahl, 16/126) “Yalnız sabredenlere
mükâfâtları, hesapsız ödenecektir.” (Zümer 39/10)
“Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir.” (Nahl, 16/127)
“Başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir.”
(Lokman,31/ 17) “(Resulüm!) Sen şimdi sabret! Bil ki Allah’ın va’di
haktır.” (Rum,30/60) “Kim sabreder ve affederse, şüphesiz bu hareketi
yapılmaya değer işlerdendir.” (Şûrâ 42/43) “O halde (ey Resulüm!)
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret.”
(Ahkâf, 46/35) “Rabb’inin hükmüne sabret.
Çünkü sen gözlerimizin önündesin.” (Tûr, 52/ 48) “Elbette zorluğun
yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha
vardır.” (İnşirâh, 94/5-6) “Sonra iman edenlerden birbirlerine sabrı tavsiye
edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar
sağdakilerdir.” (Beled, 90/17-18) “Bir de birbirlerine hakkı tavsiye edenler
ve sabrı tavsiye edenler.” (Asr, 103 /3)
Ve Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu! Kim hükmüme
râzı olmaz, belâlarıma sabretmez, [254/b] verdiğim nimetlere şükretmez ve
kendisine ihsan ettiklerime kanaat göstermezse, kendisine benden başka bir
Rab arasın. Ey âdemoğlu! Kim kendisine verdiğim sıkıntıya karşı sabırlı
davranırsa, benden râzı olmuş olur .” [392] Ve Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.)
hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki: “Ey ümmetim, iman iki kısımdır ve
bunlardan biri sabır, diğeri şükürdür. [393] “Sabrın en hayırlısı, musibetle ilk
karşılaştığında gösterilendir.” [394] Ve buyurmuştur ki: “Sabır, musibetin ilk
anında gösterilen teslimiyettir.” [395] Ve buyurmuştur ki: “Sabır, her tâatın
başıdır ve bütün musibetlerden korunmanın aslıdır.” Ve buyurmuştur ki:
“Her ibadetin aslı sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “Ne mutlu ona ki mihnet
anında sabır gösterdi.” Ve buyurmuştur ki: “Bir acı söze sabretmeyen kişi,
nice acı sözler duysa gerektir.”
Ve buyurmuştur ki: “Sabrın sonu zaferdir.” Ve buyurmuştur ki: “Sabır
acı bir ilaçtır, onu içen hürriyetine kavuşur.” Ve buyurmuştur ki:
“Mihnetlere sabretmek, hüsn-i yakîne ermeye vesiledir.” Ve buyurmuştur
ki: “Hak tealadan daha fazla sabırlı kimse yoktur. Müşriklerin yüce zatına
iftira ettiklerini işittği halde onlara rızk ve sıhhat verir.” [396] Ve
buyurmuştur ki: “Sabrın öncesi acı, sonu tatlı ve lezzetlidir.” Ve
buyurmuştur ki: “Sabır Hakk’ın sıfatıdır.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın başı
sabırdır.” Ve buyurmuştur ki: “İman sabır ile cömertlikten ibarettir.” Ve
buyurmuştur ki: “Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı bir hediye
verilmemiştir.” [397] Ve buyurmuştur ki: “Sabır Allah tealadandır, acele
etmek şeytandandır.” [398] Ve buyurmuştur ki: “Yardım sabırla, neşe kederle
beraberdir.” Ve buyurmuştur ki: “Kimin nefsine veya malına bir musibet
gelse ve onu gizleyip kimseye şikâyette bulunmasa, muhakkak Hak teala
ona iman lezzetini tattırır, din kardeşleri arasında saygınlık ihsan eder ve
bütün günahlarını bağışlar.” Ve buyurmuştur ki: “Hz. Eyüp (a.s.)
hastalandığında o kurtçuklarla mübtelâ iken her seher vaktinde Hak teala
vasıtasız hatırını sorup lütf u keremiyle şöyle derdi: “Habibim Eyüp
nasılsın? Belâmız helvasıyla nasılsın?” diye sorarmış.”
Eyüp (a.s.) Rabbü’l İzzet’in hitâbından duyduğu lezzetle mest olur ve
sabrın acısını unuturdu. Vakta ki Eyüp (a.s.) iyileşeceğini hissetmeye
başlayınca Allah’ın kendisiyle konuşmayacağını düşünerek endişeye
kapılmış ve onun için hasretle (yanmış) zararından şikâyetçi olmuş ve
buyurmuştur ki; “Kıyamet günü sabreden kullara sabırlarının karşılığı
verildiği zaman derler ki: ‘Ey Rabbimiz, bizi tekrar dünyaya gönder de,
etlerimizi makasla kendimiz doğrayalım, acısına sabredelim ve (sabrımıza
mukabil) şimdi elde ettiğimizden fazlasına kavuşalım.’”
Nazm
1- Âteş duhâna dir ne kaçarsın ırağa zûd
Bensiz karâr yokdur olur hoş benimle ‘ûd
2- Oldur bana mahabbet idüp kadrimi bilen
Zîrâ ki buldu kendi fenâsında ‘ûd sûd
3- Ey yâr-ı şu‘le-hârımız ehlen ü merhabâ
Ey fânî-i şehîdümüz ey mefhar-i şuhûd
4- Mahv oldı hâk nân olup ol yandı mi‘dede
Nân oldı tatlı cân ki odur zübde-i vücûd
5- Mahv olsa cân okur o adem levhini iyân
Mahv eyle cânı koyma cehâletde ey Vedûd
6- Cân aşk oduna yansa sakardan emîn olur
Fakr u fenâya irse bulur devlet-i hulûd
7- Uşşâka aşk sırrını dir Hakkı olsalar
Ashâb-ı Kehf’i misli hem îkâz u hem rukûd
Günümüz Türkçesiyle
1- Ateş dumana der; niçin kaçarsın, neden bu firâr? Bensiz bir yere
varılmaz; öd ağacı sâyemde kokar.
2- Bana muhabbet eden, kıymetimi bilen mesud olur. Çünkü öd ağacı,
kendini feda ederek mutlu oluyor.
3- Ey alev yutan sevgili; Merhaba! Hoş geldin. Ey şehidlikte fânî olan,
gözlerin iftiharı; hoş geldin.
4- Toprak, gıdaya dönüşüp midede yandı. Toprak tatlı can oldu; odur
vücudun özü.
5- Can da mahvolsa böyle; yokluğu apaçık okur. Canı mahveyle, cehalette
koyma, ey Vedûd. [399]
6- Can, aşk ateşine yansa sakardan [400] emin olur. Fakr u fenaya erse,
ebedîlik devletini bulur.
7- Hakkı, aşk âşıklara sırrını söylerdi; ashâb-ı kehf gibi bazen uyur bazen
uyanık olsalardı.

