Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Seherde uyanık olmanın hâl ve makamlarını bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde Onuncu Madde Seherde uyanık olmanın hâl ve makamlarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Seherde uyanık olmak açlığın neticesidir. …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde

Onuncu Madde

Seherde uyanık olmanın hâl ve makamlarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Seherde uyanık

olmak açlığın neticesidir. Çünkü midede yemek olmazsa uyku gelmez.

Seherde uyanık olmak iki kısımdır. Biri, gözlerin uyanık olması; diğeri,

kalbin uyanık olmasıdır. Kalbin uyanık olması, müşâhade istekleriyle gaflet

uykularından uyanmaktır. Gözlerin uyanık olması ise müşâhade isteği için

gönülde olan himmetin devamına rağbettir ki, o Allah’ın bir yardımıdır.

Çünkü göz uyurken çoğu zaman kalbin ameli bâtıl olur. Eğer göz

uyuduğunda gönül uyumayıp ameline olduğu gibi devam ediyorsa o

müşâhade, önceki uyanıklığın neticesidir. Şu halde bu uyanıklığın faydası;

kalbin amelinin devam etmesidir. Allah katında olan gizli ve yüce

mertebelere yükselmedir.

Seherde uyanık olmanın marifet yoluna yeni giren(mübtedî)lerdeki hâli;

vakitleri değerlendirmedir. Hakikat mertebesine gelenler(muahakkıkin)deki

hâli ise; İlâhî yardımların özü mahiyetindeki Rabbânî ahlâkın artmasıdır.

Mübtedîler onun ne hâl olduğunu bilmezler. Seherde uyanık olmanın

makãmı, “kayyûmiyyettir. [297] Çünkü insân-ı kâmil ilâhî isimlerin hepsini

taşır. Seherde uyanık olmanın bir özelliği de nefsin kendini tanımasına

sebep olmasıdır.

Bir sultânın [216/a] kölesi, hükümdara: “Ben size âşığım” diye kendini

ifade ettiğinde merhametli hükümdar hizmetçisini tenhâ bir odaya götürdü

ve “Burada beni bekle, bu gece yarısı ben buraya geleceğim ve herkesten

habersiz sana gizlice misafir olacağım” dedi. Daha sonra oda kapısını

bağlayıp gitti. Gece yarısı olunca sözüne sâdık olan hükümdar oda kapısını

açıp içeri girdi. Fakat saadet kaynağı hükümdar o kendini bilmez hizmetçiyi

yatmış uyur vaziyette bulunca, onun eteğini kesti, cebine ceviz ve muz

koyup gitti. Yani çocuk oyuncağını ona lâyık görüp geldiğini bildirdi. Sabah

olduğunda miskin hizmetçi uyanıp eteğini kesilmiş, cebini doldurulmuş

olduğunu görünce, cömert sultânın geldiğini anladı ve uyuduğuna çok

pişman oldu.

Hayatı boyunca her gece o aziz misafirine uykusunu, rahatını fedâ ederek

huzur ve meclisinden hissedâr olmuştur.

Nazm

1-Sakın ey yâr-ı mihmân-dâr uyuma

Gelür dil beytine dil-dâr, uyuma

2-Ko h v âb-ı gafleti, kalbe sirâyet

Nice zâhir olur esrâr, uyuma

3-Dilersen Hayy u Kayyûm’un rızâsın

Gice tenhâ otur, zinhâr uyuma

4-Çü şeb ikbâl-i ferruh buldı uşşâk

Gözet sen sen de bul dîdâr uyuma

5-İdüp tazyî‘-i evkât, uyusa halk

Sen itme zâyi‘ ol bîdâr, uyuma

6-Gam-ı aşk eylese, şeb kalbi meksûr

Gelir tahtına ol Cebbâr, uyuma

7-Gam-ı aşk olsa mihmân koyma tenhâ

Ona vir Hakkı her ne var, uyuma

Günümüz Türkçesiyle

1-Sakın ey misafirperver sevgili, uyuma. Gönül hânesine gelir sevgili,

uyuma!

2-Gaflet uykusunu koy, geceleri kalbi seyret. Nasıl da ortaya çıkar sırlar,

uyuma!

3-Daima diri olan Allah’ın rızasını istersen; geceleri tek başına otur, sakın

uyuma!

4-Çünkü gecelerde kurtuluş yolu buldu âşıklar. Sen, sende ara sevgilinin

yüzünü, sende bul; uyuma!

5-Halk, uyku ile vakti zayi etse de; sen zayi etme, uyanık ol; uyuma!

6-Aşkın derdi, gece kalbi incitirse de; gelir tahtına O Cebbâr, [298] uyuma!

7-Aşk derdi misafirin olursa, onu yalnız bırakıp uyuma; her neyin varsa

ona ver Hakkı, uyuma!

[291] . Halvet: Uzlet, inzivâ, yalnızlık, tek başına yaşamak, topluma

karışmamak, ihtilât hâlinde olmamak. Tasavvufta a-Ne bir meleğin ne de

diğer herhangi bir kimsenin bulunmadığı bir halde ve yerde Hak ile sırren

(mânen) konuşmak, ruhen sohbet etmek. b-Mâsivâdan ilgiyi kesip tamamen

Allah’a yönelmek ve kendini ibadete vermek. Uludağ Süleyman, a.g.e.,

s.206.

[292] . Murâkebe: Denetleme, gözetleme, dikkati belli bir noktaya

toplama. Tasavvufta; a- Kulun, “Hak, bütün hâl ve hareketlerime vâkıftır”

şeklinde bir şuur içinde olması. b-Kalbi, ona zarar veren şeylerden

korumak, Allah her an beni görüyor, kalbime bakıyor anlayışı içinde olmak.

c- Feyz beklemek. (Uludağ, a.g.e ., s. 344.)

[293] . Müşâhade: Görme, perdenin açılması, temâşâ ve seyretme.

Tasavvufta: a- Hakk’ın gönüllerde hazır olması. Müşâhadenin doğru ve

sağlıklı olması için şâhidin meşhûd (temâşâ edenin temâşâ edilen) ile kãim

ve onda fânî olması şarttır. b- Zâtî tecellî, c-Eşyâyı tevhid deliliyle görmek.

d- Ayn-i cem makãmı. e- Nakşibendiyye şeyhleri ve ermişleri mânâ

âleminde gördükleri ve bu âlemle ilgisi bulunan ulvî ruhî hallerle ilgili

bilgilere de müşâhade adını verirler. (Uludağ, a.g.e ., s. 356.)

[294] . Abdâl, çoğulu abâdile; Hakk’ın isimlerine nisbet edilen kullar.

Esmâ tecellîlerinin mensupları. Hakk’ı bir ismi açısından müşâhade eden,

söz konusu ismin gereğiyle tam ahlâklandığında bu kişi, sûfîlere göre o

ismin kuludur, başka bir ifadeyle kulluğu o isme nisbet edilir. (Abdürrezzak

Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü (Letâifu’l-a’lâm fî işârâtı ehli’l-ilhâm), Çeviren:

Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 366.)

[295] . Kayyûm: Daima kıyamda olan mânâsında, Allah Teala’nın sıfatı.

“Hay” ile birlikte anılınca, kendisine yorgunluk ve uyku gelmeyen diri

demektir.

[296] . Matbu metinde “eylersin” şeklinde. Fakat vezni bozduğu için

buraya “idersin” şeklinde alındı.

[297] . Kayyûm: Bütün eşyanın ancak kendisi ile var olduğu Cenâb-ı Hak.

[298] . Cebbâr: Kudret ve yücelik sahibi Allah teala.

Seher, âşıklara nimettir. Uyku, elemden istirahattir. Seher, iki hayatın

biridir. Açlık ve seher ile gönül diri olur. Seher, ibadetlerin özü ve

gözbebeğidir. Seher vaktinde uyanık olmak, saadet işaretidir. Allah’ı

zikrederek seherde ibadet etmek, ebrârın ibadeti ve ahrârın âdetidir. Allah’ı

zikrederek seher vaktinde uyanık kalmak, ilâhî sanata müştak olanların

işinin esası olup, âşıklara büyük devlettir. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık

geçirmek, evliyâ ve asfiyânın kârıdır. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık

geçirmek, evliyânın neşe ve sevinç kaynağıdır. Allah’ı zikrederek geceyi

uyanık geçirmek, erenler (ricâl) için ganimet, abdâl için fırsattır. Allah’ı

zikrederek geceyi uyanık geçirmek mukarrebûnun işinin aslı, asfiyânın

ravzasıdır. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık geçirmek, âriflerin hediyesi ve

kâmillerin hazinesidir.

Seherde uyanık olmanın marifet yoluna yeni giren(mübtedî)lerdeki hâli;

vakitleri değerlendirmedir. Hakikat mertebesine gelenler(muahakkıkin)deki

hâli ise; İlâhî yardımların özü mahiyetindeki Rabbânî ahlâkın artmasıdır.

Mübtedîler onun ne hâl olduğunu bilmezler. Seherde uyanık olmanın

makãmı, “kayyûmiyyettir. Çünkü insân-ı kâmil ilâhî isimlerin hepsini taşır.

Seherde uyanık olmanın bir özelliği de nefsin kendini tanımasına sebep

olmasıdır.

7-Âşık, halvete tâlip olur; tâ ki sevgiliye gönülden rıza göstersin.

Fakat ârifin uykusu, murâkabe ve müşâhadedir, ruhlar ile tanışıp

buluşmadır, ahbap ve yârân ile bir araya gelmedir, özlediklerine

kavuşmadır.

6-Aşkın derdi, gece kalbi incitirse de; gelir tahtına O Cebbâr, uyuma!

5-Bütün geceyi uyuma, Kayyûm’u seversen. Ta ki diri olasın; Diri ile ey

can, gecelerde.

Ya ne vakt idersin ey âşık bize tatlı niyâz

. Kayyûm: Daima kıyamda olan mânâsında, Allah Teala’nın sıfatı. “Hay”

ile birlikte anılınca, kendisine yorgunluk ve uyku gelmeyen diri demektir.

. Matbu metinde “eylersin” şeklinde. Fakat vezni bozduğu için buraya

“idersin” şeklinde alındı.

. Kayyûm: Bütün eşyanın ancak kendisi ile var olduğu Cenâb-ı Hak.

. Cebbâr: Kudret ve yücelik sahibi Allah teala.

. Halvet: Uzlet, inzivâ, yalnızlık, tek başına yaşamak, topluma

karışmamak, ihtilât hâlinde olmamak. Tasavvufta a-Ne bir meleğin ne de

diğer herhangi bir kimsenin bulunmadığı bir halde ve yerde Hak ile sırren

(mânen) konuşmak, ruhen sohbet etmek. b-Mâsivâdan ilgiyi kesip tamamen

Allah’a yönelmek ve kendini ibadete vermek. Uludağ Süleyman, a.g.e.,

s.206.

. Murâkebe: Denetleme, gözetleme, dikkati belli bir noktaya toplama.

Tasavvufta; a- Kulun, “Hak, bütün hâl ve hareketlerime vâkıftır” şeklinde

bir şuur içinde olması. b-Kalbi, ona zarar veren şeylerden korumak, Allah

her an beni görüyor, kalbime bakıyor anlayışı içinde olmak. c- Feyz

beklemek. (Uludağ, a.g.e ., s. 344.)

. Müşâhade: Görme, perdenin açılması, temâşâ ve seyretme. Tasavvufta:

a- Hakk’ın gönüllerde hazır olması. Müşâhadenin doğru ve sağlıklı olması

için şâhidin meşhûd (temâşâ edenin temâşâ edilen) ile kãim ve onda fânî

olması şarttır. b- Zâtî tecellî, c-Eşyâyı tevhid deliliyle görmek. d- Ayn-i cem

makãmı. e- Nakşibendiyye şeyhleri ve ermişleri mânâ âleminde gördükleri

ve bu âlemle ilgisi bulunan ulvî ruhî hallerle ilgili bilgilere de müşâhade

adını verirler. (Uludağ, a.g.e ., s. 356.)

. Abdâl, çoğulu abâdile; Hakk’ın isimlerine nisbet edilen kullar. Esmâ

tecellîlerinin mensupları. Hakk’ı bir ismi açısından müşâhade eden, söz

konusu ismin gereğiyle tam ahlâklandığında bu kişi, sûfîlere göre o ismin

kuludur, başka bir ifadeyle kulluğu o isme nisbet edilir. (Abdürrezzak

Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü (Letâifu’l-a’lâm fî işârâtı ehli’l-ilhâm), Çeviren:

Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 366.)

Fakat ârifin uykusu, murâkabe ve müşâhadedir, ruhlar ile tanışıp

buluşmadır, ahbap ve yârân ile bir araya gelmedir, özlediklerine

kavuşmadır.