ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · İKİNCİ FASIL · Onuncu Madde
Onuncu Madde
Seherde uyanık olmanın hâl ve makamlarını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Seherde uyanık
olmak açlığın neticesidir. Çünkü midede yemek olmazsa uyku gelmez.
Seherde uyanık olmak iki kısımdır. Biri, gözlerin uyanık olması; diğeri,
kalbin uyanık olmasıdır. Kalbin uyanık olması, müşâhade istekleriyle gaflet
uykularından uyanmaktır. Gözlerin uyanık olması ise müşâhade isteği için
gönülde olan himmetin devamına rağbettir ki, o Allah’ın bir yardımıdır.
Çünkü göz uyurken çoğu zaman kalbin ameli bâtıl olur. Eğer göz
uyuduğunda gönül uyumayıp ameline olduğu gibi devam ediyorsa o
müşâhade, önceki uyanıklığın neticesidir. Şu halde bu uyanıklığın faydası;
kalbin amelinin devam etmesidir. Allah katında olan gizli ve yüce
mertebelere yükselmedir.
Seherde uyanık olmanın marifet yoluna yeni giren(mübtedî)lerdeki hâli;
vakitleri değerlendirmedir. Hakikat mertebesine gelenler(muahakkıkin)deki
hâli ise; İlâhî yardımların özü mahiyetindeki Rabbânî ahlâkın artmasıdır.
Mübtedîler onun ne hâl olduğunu bilmezler. Seherde uyanık olmanın
makãmı, “kayyûmiyyettir. [297] Çünkü insân-ı kâmil ilâhî isimlerin hepsini
taşır. Seherde uyanık olmanın bir özelliği de nefsin kendini tanımasına
sebep olmasıdır.
Bir sultânın [216/a] kölesi, hükümdara: “Ben size âşığım” diye kendini
ifade ettiğinde merhametli hükümdar hizmetçisini tenhâ bir odaya götürdü
ve “Burada beni bekle, bu gece yarısı ben buraya geleceğim ve herkesten
habersiz sana gizlice misafir olacağım” dedi. Daha sonra oda kapısını
bağlayıp gitti. Gece yarısı olunca sözüne sâdık olan hükümdar oda kapısını
açıp içeri girdi. Fakat saadet kaynağı hükümdar o kendini bilmez hizmetçiyi
yatmış uyur vaziyette bulunca, onun eteğini kesti, cebine ceviz ve muz
koyup gitti. Yani çocuk oyuncağını ona lâyık görüp geldiğini bildirdi. Sabah
olduğunda miskin hizmetçi uyanıp eteğini kesilmiş, cebini doldurulmuş
olduğunu görünce, cömert sultânın geldiğini anladı ve uyuduğuna çok
pişman oldu.
Hayatı boyunca her gece o aziz misafirine uykusunu, rahatını fedâ ederek
huzur ve meclisinden hissedâr olmuştur.
Nazm
1-Sakın ey yâr-ı mihmân-dâr uyuma
Gelür dil beytine dil-dâr, uyuma
2-Ko h v âb-ı gafleti, kalbe sirâyet
Nice zâhir olur esrâr, uyuma
3-Dilersen Hayy u Kayyûm’un rızâsın
Gice tenhâ otur, zinhâr uyuma
4-Çü şeb ikbâl-i ferruh buldı uşşâk
Gözet sen sen de bul dîdâr uyuma
5-İdüp tazyî‘-i evkât, uyusa halk
Sen itme zâyi‘ ol bîdâr, uyuma
6-Gam-ı aşk eylese, şeb kalbi meksûr
Gelir tahtına ol Cebbâr, uyuma
7-Gam-ı aşk olsa mihmân koyma tenhâ
Ona vir Hakkı her ne var, uyuma
Günümüz Türkçesiyle
1-Sakın ey misafirperver sevgili, uyuma. Gönül hânesine gelir sevgili,
uyuma!
2-Gaflet uykusunu koy, geceleri kalbi seyret. Nasıl da ortaya çıkar sırlar,
uyuma!
3-Daima diri olan Allah’ın rızasını istersen; geceleri tek başına otur, sakın
uyuma!
4-Çünkü gecelerde kurtuluş yolu buldu âşıklar. Sen, sende ara sevgilinin
yüzünü, sende bul; uyuma!
5-Halk, uyku ile vakti zayi etse de; sen zayi etme, uyanık ol; uyuma!
6-Aşkın derdi, gece kalbi incitirse de; gelir tahtına O Cebbâr, [298] uyuma!
7-Aşk derdi misafirin olursa, onu yalnız bırakıp uyuma; her neyin varsa
ona ver Hakkı, uyuma!
[291] . Halvet: Uzlet, inzivâ, yalnızlık, tek başına yaşamak, topluma
karışmamak, ihtilât hâlinde olmamak. Tasavvufta a-Ne bir meleğin ne de
diğer herhangi bir kimsenin bulunmadığı bir halde ve yerde Hak ile sırren
(mânen) konuşmak, ruhen sohbet etmek. b-Mâsivâdan ilgiyi kesip tamamen
Allah’a yönelmek ve kendini ibadete vermek. Uludağ Süleyman, a.g.e.,
s.206.
[292] . Murâkebe: Denetleme, gözetleme, dikkati belli bir noktaya
toplama. Tasavvufta; a- Kulun, “Hak, bütün hâl ve hareketlerime vâkıftır”
şeklinde bir şuur içinde olması. b-Kalbi, ona zarar veren şeylerden
korumak, Allah her an beni görüyor, kalbime bakıyor anlayışı içinde olmak.
c- Feyz beklemek. (Uludağ, a.g.e ., s. 344.)
[293] . Müşâhade: Görme, perdenin açılması, temâşâ ve seyretme.
Tasavvufta: a- Hakk’ın gönüllerde hazır olması. Müşâhadenin doğru ve
sağlıklı olması için şâhidin meşhûd (temâşâ edenin temâşâ edilen) ile kãim
ve onda fânî olması şarttır. b- Zâtî tecellî, c-Eşyâyı tevhid deliliyle görmek.
d- Ayn-i cem makãmı. e- Nakşibendiyye şeyhleri ve ermişleri mânâ
âleminde gördükleri ve bu âlemle ilgisi bulunan ulvî ruhî hallerle ilgili
bilgilere de müşâhade adını verirler. (Uludağ, a.g.e ., s. 356.)
[294] . Abdâl, çoğulu abâdile; Hakk’ın isimlerine nisbet edilen kullar.
Esmâ tecellîlerinin mensupları. Hakk’ı bir ismi açısından müşâhade eden,
söz konusu ismin gereğiyle tam ahlâklandığında bu kişi, sûfîlere göre o
ismin kuludur, başka bir ifadeyle kulluğu o isme nisbet edilir. (Abdürrezzak
Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü (Letâifu’l-a’lâm fî işârâtı ehli’l-ilhâm), Çeviren:
Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 366.)
[295] . Kayyûm: Daima kıyamda olan mânâsında, Allah Teala’nın sıfatı.
“Hay” ile birlikte anılınca, kendisine yorgunluk ve uyku gelmeyen diri
demektir.
[296] . Matbu metinde “eylersin” şeklinde. Fakat vezni bozduğu için
buraya “idersin” şeklinde alındı.
[297] . Kayyûm: Bütün eşyanın ancak kendisi ile var olduğu Cenâb-ı Hak.
[298] . Cebbâr: Kudret ve yücelik sahibi Allah teala.
Seher, âşıklara nimettir. Uyku, elemden istirahattir. Seher, iki hayatın
biridir. Açlık ve seher ile gönül diri olur. Seher, ibadetlerin özü ve
gözbebeğidir. Seher vaktinde uyanık olmak, saadet işaretidir. Allah’ı
zikrederek seherde ibadet etmek, ebrârın ibadeti ve ahrârın âdetidir. Allah’ı
zikrederek seher vaktinde uyanık kalmak, ilâhî sanata müştak olanların
işinin esası olup, âşıklara büyük devlettir. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık
geçirmek, evliyâ ve asfiyânın kârıdır. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık
geçirmek, evliyânın neşe ve sevinç kaynağıdır. Allah’ı zikrederek geceyi
uyanık geçirmek, erenler (ricâl) için ganimet, abdâl için fırsattır. Allah’ı
zikrederek geceyi uyanık geçirmek mukarrebûnun işinin aslı, asfiyânın
ravzasıdır. Allah’ı zikrederek geceyi uyanık geçirmek, âriflerin hediyesi ve
kâmillerin hazinesidir.
Seherde uyanık olmanın marifet yoluna yeni giren(mübtedî)lerdeki hâli;
vakitleri değerlendirmedir. Hakikat mertebesine gelenler(muahakkıkin)deki
hâli ise; İlâhî yardımların özü mahiyetindeki Rabbânî ahlâkın artmasıdır.
Mübtedîler onun ne hâl olduğunu bilmezler. Seherde uyanık olmanın
makãmı, “kayyûmiyyettir. Çünkü insân-ı kâmil ilâhî isimlerin hepsini taşır.
Seherde uyanık olmanın bir özelliği de nefsin kendini tanımasına sebep
olmasıdır.
7-Âşık, halvete tâlip olur; tâ ki sevgiliye gönülden rıza göstersin.
Fakat ârifin uykusu, murâkabe ve müşâhadedir, ruhlar ile tanışıp
buluşmadır, ahbap ve yârân ile bir araya gelmedir, özlediklerine
kavuşmadır.
6-Aşkın derdi, gece kalbi incitirse de; gelir tahtına O Cebbâr, uyuma!
5-Bütün geceyi uyuma, Kayyûm’u seversen. Ta ki diri olasın; Diri ile ey
can, gecelerde.
Ya ne vakt idersin ey âşık bize tatlı niyâz
. Kayyûm: Daima kıyamda olan mânâsında, Allah Teala’nın sıfatı. “Hay”
ile birlikte anılınca, kendisine yorgunluk ve uyku gelmeyen diri demektir.
. Matbu metinde “eylersin” şeklinde. Fakat vezni bozduğu için buraya
“idersin” şeklinde alındı.
. Kayyûm: Bütün eşyanın ancak kendisi ile var olduğu Cenâb-ı Hak.
. Cebbâr: Kudret ve yücelik sahibi Allah teala.
. Halvet: Uzlet, inzivâ, yalnızlık, tek başına yaşamak, topluma
karışmamak, ihtilât hâlinde olmamak. Tasavvufta a-Ne bir meleğin ne de
diğer herhangi bir kimsenin bulunmadığı bir halde ve yerde Hak ile sırren
(mânen) konuşmak, ruhen sohbet etmek. b-Mâsivâdan ilgiyi kesip tamamen
Allah’a yönelmek ve kendini ibadete vermek. Uludağ Süleyman, a.g.e.,
s.206.
. Murâkebe: Denetleme, gözetleme, dikkati belli bir noktaya toplama.
Tasavvufta; a- Kulun, “Hak, bütün hâl ve hareketlerime vâkıftır” şeklinde
bir şuur içinde olması. b-Kalbi, ona zarar veren şeylerden korumak, Allah
her an beni görüyor, kalbime bakıyor anlayışı içinde olmak. c- Feyz
beklemek. (Uludağ, a.g.e ., s. 344.)
. Müşâhade: Görme, perdenin açılması, temâşâ ve seyretme. Tasavvufta:
a- Hakk’ın gönüllerde hazır olması. Müşâhadenin doğru ve sağlıklı olması
için şâhidin meşhûd (temâşâ edenin temâşâ edilen) ile kãim ve onda fânî
olması şarttır. b- Zâtî tecellî, c-Eşyâyı tevhid deliliyle görmek. d- Ayn-i cem
makãmı. e- Nakşibendiyye şeyhleri ve ermişleri mânâ âleminde gördükleri
ve bu âlemle ilgisi bulunan ulvî ruhî hallerle ilgili bilgilere de müşâhade
adını verirler. (Uludağ, a.g.e ., s. 356.)
. Abdâl, çoğulu abâdile; Hakk’ın isimlerine nisbet edilen kullar. Esmâ
tecellîlerinin mensupları. Hakk’ı bir ismi açısından müşâhade eden, söz
konusu ismin gereğiyle tam ahlâklandığında bu kişi, sûfîlere göre o ismin
kuludur, başka bir ifadeyle kulluğu o isme nisbet edilir. (Abdürrezzak
Kâşânî, Tasavvuf Sözlüğü (Letâifu’l-a’lâm fî işârâtı ehli’l-ilhâm), Çeviren:
Ekrem Demirli, İz Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 366.)
Fakat ârifin uykusu, murâkabe ve müşâhadedir, ruhlar ile tanışıp
buluşmadır, ahbap ve yârân ile bir araya gelmedir, özlediklerine
kavuşmadır.

