ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Susmanın (manevî) halleri ve ruhu koruduğunu, irfân yolcusuna dünyalık
şeyleri terk ettirdiğini ve onun gereksiz şeylerden yüz çevirmekle dergâh-ı
ilâhîde makbûl olup her murâdını aldığını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ârifin gönlünde
gayb âleminin sırları açılıp mânâ güzellikleri ortaya çıkarsa, aslâ ve aslâ o
sırları kimseye söylemesin. O bâkir mânâları nâ-mahrem olan yabancılara
göstermesin. Evliyânın hikmetini, ehil olmayan düşmana vermesin ki, vefâlı
dostu olan hikmete zulmetmiş olmasın. Onu ehlinden yasaklayıp gizlemesin
ki, hikmet ehline zulmedip vebâle girmiş olmasın.
Mesela bir pâdişah Enderûn ağalarından birine kendi câriyelerinden bir
güzel kız verip şöyle tembih etse. “Sakın halk onu görmesin. Senin
olduğunu bile bilmesin. Onu kendi evinde sakla ve koru. Gece ve gündüz
onunla tatlı sohbetler et.”
Böyle açık tembihten sonra o âşık kulun, mahrem olan o dünya güzelini,
kolundan tutup zorla pazara getirip yüzünü açması, yüz tane yabancı içinde
onun iffet ve hürmetini ihlâl ederek açığa çıkarması ve kendisinde saklı
kalması gereken kelimeleri nâ-mahreme duyurması yakışır mı? Onun gizli
kalması gereken sırlarını bu hallere düşürürse, o güzel kız ondan sakınıp
kaçar. Bir daha ona rağbet edip evine gelmez. Aslâ ona yönelmez ve itibar
etmez. Sokaktakilerin hiçbiriyle de samimi olmaz. Hiçbirine meyledip
gitmez. Bilakis doğruca pâdişâha gidip efendisini şikâyet eder.
Bunun üzerine o adaletli hükümdar bu aşağılık hizmetkârını yüce
kapısından dışarı atıp o namuslu kızı ondan kurtarır. Aynı şekilde Hak teala,
kullarından havâssa tahsis eylediği hikmet nimetini avâma haram etmiştir.
Çünkü onlarda hikmete liyâkat olmadığını bilmektedir. Öyleyse hikmet
defînesini bulan hakîm, onun kıymetini bilip onu gönlünde koruyarak
canından kıymetli tutmalıdır.
Beyt
Bâ mudde‘î me-gûyîd esrâr-ı ‘ışk u mestî
Tâ bî-haber be-mîred der-derd-i hod-perestî
Beyt (in tercümesi)
Aşk ve mestliğin sırlarını davacı kişiye söylemeyiniz de kendine tapma
derdinden kurtulmasın, aşktan ve sarhoşluktan haber almadan ölüp gitsin.
Avâmı ile havâs o derece birbirlerine uzak ve zıt olmuşlardır ki, avâmın
aykırılığından
(muğayeret)
meydana
gelen
düşmanlığına
karşı,
müslümanların havâssına hazırlıklı ve dikkatli olmaları emredilmiştir.
Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde; “Ey iman edenler! Eşlerinizden
ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının.”
(Teğâbun, 64/14) buyurmuş ve avâmın, havâssa olan düşmanlık ve
mücâdelesini duyurmuştur.
Bir hikmet sahibi şöyle demiştir: “Havâssın hikmetini bir kelime ya da bir
harf bile avâmdan yani mal ve mülkünden, aile ve evlâdından, cisim ve
canından, şân ve şöhretinden tamamen geçmeyen birisine verse o ârif,
hikmetine muhalif davranmış ve kendi katline sa’y etmiş olur. Çünkü ancak
havâssın hikmeti, din ilimlerinin özüdür. Avâmın aklı ise, aşağılık dünyanın
kabuğudur. Öyleyse dünyanın kabuğu (kışır) ile yetinen birisine mânânın
özü olan hikmetten söz eden kimse aldanmış ve şaşırmış demektir. Çünkü
dünya dinin muhalifidir. Dünya ehli, din ehlinin apaçık düşmanıdır.”
Nitekim Hz. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir; “ Hazret-i Habîb-i Ekrem
(s.a.v)’den iki ilim aldım ki, [220/a] birini halka açıklayıp söyledim. Fakat
diğerini söylersem bu gırtlağım kesilir. ” Onun için Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.)
bir mürîdine kızgınlıkla şöyle demiştir; “Biz bu tevhid ilmini yer altında
gizlemiş iken, sen gelip avâma açıkladın. Gırtlak içinde olan sözü halk
içinde söyledin. Uyuyan fitneyi uyandırdın.” Bir hikmet sahibi, gönül
hallerini soran birisinin mektûbuna; “ Soranın kim olduğunu bilseydim, ona
göre cevap verirdim” cevabını vermiştir.
İrşad yolunda olan mürîdlere havâssın vasiyeti şudur: Eğer avâmdan birisi
tam bir alçak gönüllülük ile size gelirse, insaflı davranıp bütün işlerinde
emrinize itaat ederse, karşı çıkmadan ve kendine ait bir beklentisi olmadan,
kendisini sadece sizin hükmünüze teslim ederse; nefsinin kurtuluşu için
kelime-i tevhid (lâ ilâhe illallah) zikrini sizden alıp elinde olanı bu uğurda
cömertçe verirse, ailesinden ve çoluk çocuğundan, makãm ve mevkî
düşüncesinden bile sizin için uzaklaşıp hizmetinize girerse, velhasıl bir
kimse irfâna ulaşabilmek için her şeyini terk edip size tam bir teslimiyetle
teslim olursa, artık onun işlerini görmede kusur etmeyip bütün hata ve
noksanlarını düzeltip tamamlayınız. “Onlar bizim için oldu, biz de onlar
için olduk” deyip size bir karış gelene siz bir adım gidiniz. Yoksa hikmete
haksızlık etmek, emanete hıyânettir, Hakk’ın huzurundan kovulmadır.
Dünyayı seven, evliyâyı inkâr eden münafıklara havâssın hikmetinden bir
kelime ya da bir harf söyleyen onlara kuvvet, ümit ve hoşluk vermiş olup
onları sevindirmiş olur. Çünkü evliyânın ilmi, ledünnî [303] olup açıklanması
yasaktır. Havâssın sırlarını avâma açıklamak doğru değildir. Bunları
açıklayanın sözüne itibar edilmez.
Nazm
1-Elâ ey cân-ı pür-sevdâ ki, aşk olmuş sana me’vâ
Hitâb-ı müstetâbın bil, hazer kıl, itme hiç ifşâ
2-Eger bir cevher aldınsa muhît-i aşktan, zinhâr
Anı cân içre hıfz it söyleme bir kimseye amdâ
3-Sözün sünnetle şer‘ olsun, bulunsa âkil-ı âgâh
Hadîs-i aşkı sermed sür bulursun mest-i nâ-pervâ
4-O kim doymuş u sâkindir bu cism-i teng-i muzlimde
O dil mülkünde seyr itsin, ki, dildir gülşen-i zîbâ
5-Bu tenden Âdem ü Havvâ be-gâyet rûşen olmuşdur
Velî ma‘nâda akl ü nefs-i küldür Âdem ü Havvâ
6-O kim nefsiyle kalmışdır, enâniyyetle dolmuşdur
Ol ehl-i resm-i âdetdir, ana söz kalmamış aslâ
7-Hadîs-i aşk emânetdir, anı ifşâ hıyânetdir
Ne bilsin gâfil-i hob-bîn kelâm-ı âşık-ı Mevlâ
8-Gönülden hikmeti nâ-ehle ızhâr eyleyen zâlim
Kalur mahrûm o hikmetden dili muzlim olur a‘mâ
9-Rümûz-ı aşkı tasrîh eyleyen meftûndur ey Hakkı,
Dinilmiş hoş kelâm: el-âşıkîn yetvî velâ yervâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Dikkat et ey sevdâ dolu can, aşk sana sığınak olmuş. O güzel hitâbın
kıymetini bil, onu ifşâ etmekten sakın.
2-Eğer aşk deryâsından bir cevher aldıysan, sakın ha! Onu canın gibi
koru, kasten kimseye söyleme.
3-Sözün sünnet ve şeriat olsun; yanında uyanık bir âkil varsa; aşk sözünü
ebediyyen seversin, pervâsız mest olanı bulursun.
4-O ki, aldanır da sâkin olur; bu karanlık ve dar cisimde. O gönül
mülkünde seyretsin ki, asıl gül bahçesi odur.
5-Bu tenden Âdem ve Havva gayet memnun olmuştur. Velîler mânâsınca;
akıl ve nefs-i külldür Âdem ile Havva.
6-Kim nefsiyle kalmışsa, enâniyetle dolmuştur. O merâsim ve âdet
ehlidir; ona bu mânâda söz düşmez aslâ.
7-Aşk sözü bir emanettir; onun ifşâsı hıyânettir. Bencil ve gâfil ne bilsin;
Mevlâ âşığının sözünü.
8-Gönülden süzülen hikmeti, ehil olmayana açıklayan zalimdir.
Hikmetten mahrum kalıp gönlü karanlık olur, gözleri âmâ.
9-Aşkın remzini açıklayan şaşkındır, ey Hakkı! Hoş bir kelâm söylenmiş;
“Âşıklar ser verir, sır vermez” diye.

