Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Susmanın (manevî) halleri ve ruhu koruduğunu, irfân yolcusuna dünyalık şeyleri terk…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Susmanın (manevî) halleri ve ruhu koruduğunu, irfân yolcusuna dünyalık şeyleri terk ettirdiğini ve onun gereksiz şeylerden yüz çevirmekle dergâh-ı …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Susmanın (manevî) halleri ve ruhu koruduğunu, irfân yolcusuna dünyalık

şeyleri terk ettirdiğini ve onun gereksiz şeylerden yüz çevirmekle dergâh-ı

ilâhîde makbûl olup her murâdını aldığını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ârifin gönlünde

gayb âleminin sırları açılıp mânâ güzellikleri ortaya çıkarsa, aslâ ve aslâ o

sırları kimseye söylemesin. O bâkir mânâları nâ-mahrem olan yabancılara

göstermesin. Evliyânın hikmetini, ehil olmayan düşmana vermesin ki, vefâlı

dostu olan hikmete zulmetmiş olmasın. Onu ehlinden yasaklayıp gizlemesin

ki, hikmet ehline zulmedip vebâle girmiş olmasın.

Mesela bir pâdişah Enderûn ağalarından birine kendi câriyelerinden bir

güzel kız verip şöyle tembih etse. “Sakın halk onu görmesin. Senin

olduğunu bile bilmesin. Onu kendi evinde sakla ve koru. Gece ve gündüz

onunla tatlı sohbetler et.”

Böyle açık tembihten sonra o âşık kulun, mahrem olan o dünya güzelini,

kolundan tutup zorla pazara getirip yüzünü açması, yüz tane yabancı içinde

onun iffet ve hürmetini ihlâl ederek açığa çıkarması ve kendisinde saklı

kalması gereken kelimeleri nâ-mahreme duyurması yakışır mı? Onun gizli

kalması gereken sırlarını bu hallere düşürürse, o güzel kız ondan sakınıp

kaçar. Bir daha ona rağbet edip evine gelmez. Aslâ ona yönelmez ve itibar

etmez. Sokaktakilerin hiçbiriyle de samimi olmaz. Hiçbirine meyledip

gitmez. Bilakis doğruca pâdişâha gidip efendisini şikâyet eder.

Bunun üzerine o adaletli hükümdar bu aşağılık hizmetkârını yüce

kapısından dışarı atıp o namuslu kızı ondan kurtarır. Aynı şekilde Hak teala,

kullarından havâssa tahsis eylediği hikmet nimetini avâma haram etmiştir.

Çünkü onlarda hikmete liyâkat olmadığını bilmektedir. Öyleyse hikmet

defînesini bulan hakîm, onun kıymetini bilip onu gönlünde koruyarak

canından kıymetli tutmalıdır.

Beyt

Bâ mudde‘î me-gûyîd esrâr-ı ‘ışk u mestî

Tâ bî-haber be-mîred der-derd-i hod-perestî

Beyt (in tercümesi)

Aşk ve mestliğin sırlarını davacı kişiye söylemeyiniz de kendine tapma

derdinden kurtulmasın, aşktan ve sarhoşluktan haber almadan ölüp gitsin.

Avâmı ile havâs o derece birbirlerine uzak ve zıt olmuşlardır ki, avâmın

aykırılığından

(muğayeret)

meydana

gelen

düşmanlığına

karşı,

müslümanların havâssına hazırlıklı ve dikkatli olmaları emredilmiştir.

Nitekim Hak teala Kelâm-ı Kadîm’inde; “Ey iman edenler! Eşlerinizden

ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının.”

(Teğâbun, 64/14) buyurmuş ve avâmın, havâssa olan düşmanlık ve

mücâdelesini duyurmuştur.

Bir hikmet sahibi şöyle demiştir: “Havâssın hikmetini bir kelime ya da bir

harf bile avâmdan yani mal ve mülkünden, aile ve evlâdından, cisim ve

canından, şân ve şöhretinden tamamen geçmeyen birisine verse o ârif,

hikmetine muhalif davranmış ve kendi katline sa’y etmiş olur. Çünkü ancak

havâssın hikmeti, din ilimlerinin özüdür. Avâmın aklı ise, aşağılık dünyanın

kabuğudur. Öyleyse dünyanın kabuğu (kışır) ile yetinen birisine mânânın

özü olan hikmetten söz eden kimse aldanmış ve şaşırmış demektir. Çünkü

dünya dinin muhalifidir. Dünya ehli, din ehlinin apaçık düşmanıdır.”

Nitekim Hz. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir; “ Hazret-i Habîb-i Ekrem

(s.a.v)’den iki ilim aldım ki, [220/a] birini halka açıklayıp söyledim. Fakat

diğerini söylersem bu gırtlağım kesilir. ” Onun için Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.)

bir mürîdine kızgınlıkla şöyle demiştir; “Biz bu tevhid ilmini yer altında

gizlemiş iken, sen gelip avâma açıkladın. Gırtlak içinde olan sözü halk

içinde söyledin. Uyuyan fitneyi uyandırdın.” Bir hikmet sahibi, gönül

hallerini soran birisinin mektûbuna; “ Soranın kim olduğunu bilseydim, ona

göre cevap verirdim” cevabını vermiştir.

İrşad yolunda olan mürîdlere havâssın vasiyeti şudur: Eğer avâmdan birisi

tam bir alçak gönüllülük ile size gelirse, insaflı davranıp bütün işlerinde

emrinize itaat ederse, karşı çıkmadan ve kendine ait bir beklentisi olmadan,

kendisini sadece sizin hükmünüze teslim ederse; nefsinin kurtuluşu için

kelime-i tevhid (lâ ilâhe illallah) zikrini sizden alıp elinde olanı bu uğurda

cömertçe verirse, ailesinden ve çoluk çocuğundan, makãm ve mevkî

düşüncesinden bile sizin için uzaklaşıp hizmetinize girerse, velhasıl bir

kimse irfâna ulaşabilmek için her şeyini terk edip size tam bir teslimiyetle

teslim olursa, artık onun işlerini görmede kusur etmeyip bütün hata ve

noksanlarını düzeltip tamamlayınız. “Onlar bizim için oldu, biz de onlar

için olduk” deyip size bir karış gelene siz bir adım gidiniz. Yoksa hikmete

haksızlık etmek, emanete hıyânettir, Hakk’ın huzurundan kovulmadır.

Dünyayı seven, evliyâyı inkâr eden münafıklara havâssın hikmetinden bir

kelime ya da bir harf söyleyen onlara kuvvet, ümit ve hoşluk vermiş olup

onları sevindirmiş olur. Çünkü evliyânın ilmi, ledünnî [303] olup açıklanması

yasaktır. Havâssın sırlarını avâma açıklamak doğru değildir. Bunları

açıklayanın sözüne itibar edilmez.

Nazm

1-Elâ ey cân-ı pür-sevdâ ki, aşk olmuş sana me’vâ

Hitâb-ı müstetâbın bil, hazer kıl, itme hiç ifşâ

2-Eger bir cevher aldınsa muhît-i aşktan, zinhâr

Anı cân içre hıfz it söyleme bir kimseye amdâ

3-Sözün sünnetle şer‘ olsun, bulunsa âkil-ı âgâh

Hadîs-i aşkı sermed sür bulursun mest-i nâ-pervâ

4-O kim doymuş u sâkindir bu cism-i teng-i muzlimde

O dil mülkünde seyr itsin, ki, dildir gülşen-i zîbâ

5-Bu tenden Âdem ü Havvâ be-gâyet rûşen olmuşdur

Velî ma‘nâda akl ü nefs-i küldür Âdem ü Havvâ

6-O kim nefsiyle kalmışdır, enâniyyetle dolmuşdur

Ol ehl-i resm-i âdetdir, ana söz kalmamış aslâ

7-Hadîs-i aşk emânetdir, anı ifşâ hıyânetdir

Ne bilsin gâfil-i hob-bîn kelâm-ı âşık-ı Mevlâ

8-Gönülden hikmeti nâ-ehle ızhâr eyleyen zâlim

Kalur mahrûm o hikmetden dili muzlim olur a‘mâ

9-Rümûz-ı aşkı tasrîh eyleyen meftûndur ey Hakkı,

Dinilmiş hoş kelâm: el-âşıkîn yetvî velâ yervâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Dikkat et ey sevdâ dolu can, aşk sana sığınak olmuş. O güzel hitâbın

kıymetini bil, onu ifşâ etmekten sakın.

2-Eğer aşk deryâsından bir cevher aldıysan, sakın ha! Onu canın gibi

koru, kasten kimseye söyleme.

3-Sözün sünnet ve şeriat olsun; yanında uyanık bir âkil varsa; aşk sözünü

ebediyyen seversin, pervâsız mest olanı bulursun.

4-O ki, aldanır da sâkin olur; bu karanlık ve dar cisimde. O gönül

mülkünde seyretsin ki, asıl gül bahçesi odur.

5-Bu tenden Âdem ve Havva gayet memnun olmuştur. Velîler mânâsınca;

akıl ve nefs-i külldür Âdem ile Havva.

6-Kim nefsiyle kalmışsa, enâniyetle dolmuştur. O merâsim ve âdet

ehlidir; ona bu mânâda söz düşmez aslâ.

7-Aşk sözü bir emanettir; onun ifşâsı hıyânettir. Bencil ve gâfil ne bilsin;

Mevlâ âşığının sözünü.

8-Gönülden süzülen hikmeti, ehil olmayana açıklayan zalimdir.

Hikmetten mahrum kalıp gönlü karanlık olur, gözleri âmâ.

9-Aşkın remzini açıklayan şaşkındır, ey Hakkı! Hoş bir kelâm söylenmiş;

“Âşıklar ser verir, sır vermez” diye.