Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tam tevekkülü elde etmenin yollarını ve tevekkül ehlinin daima rahat ve huzur içinde…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Tam tevekkülü elde etmenin yollarını ve tevekkül ehlinin daima rahat ve huzur içinde olduklarını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Tam tevekkülü elde etmenin yollarını ve tevekkül ehlinin daima rahat ve

huzur içinde olduklarını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: “Tevekkül

Allah’a güvenmektir. Şu halde kim ki dünya ve âhiretin Allah’ın mülkü

olduğunu yakinen bilir, her şeyi O’nun yed-i kudretinde bulur ve herkesin

kendisi gibi âciz ve zavallı olduğunu görürse ve bilirse ki herkesin rızkını

Allah teala verir. Şüphesiz böyle düşünen kişi, tevekkül makamına ermiş

olur.”

Şek ve şüpheden kendini arındıran kişi rızık konusunda niçin gam çeker

ki? Hâlbuki bu konuda Hak teala kendisine kefil olmuştur. Nitekim

“ Yeryüzünde kımıldayan hiç bir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait

olmasın.” (Hûd, 11/6) âyeti bu mânâyı ifade eder. Allah dünya ve âhiret

saadetini tevekküle bağlı kılmıştır. Şu halde yaptığı her işte Allah’a

tevekkül eden kişi, iki cihan saadetini elde etmiş demektir. Çünkü hayırlı

olan her ne ise Allah ona bunları vermiştir.

Tevekkül sahibi kişi (mütevekkil) yiyecek toplamaz, yarın için rızık

endişesi taşımaz. Çünkü o, kendini Allah’ın nimet deryası içinde bulur.

Nitekim denizdeki balık da öyledir, deryaya gark olup kalmıştır, su

biriktirme ihtiyacından müstağnî olmuştur. Tevekkül ehli kişi de bunun gibi

herkesten mustağnî olup tabii bir ihtiyaçsızlıkla dolmuştur. Canı yemek

istediğinde tevekkül ehli nefsine der ki; “Rızkın gamını yeme, kendine

zahmet verme. Çünkü sen rızkı hayat için istiyorsun. Hâlbuki rızk ve hayat

birbirine bitişiktir. Hayat olduğu sürece rızık da vardır. Öyleyse aklından

rızk endişesini çıkar.”

Hak teala seni, kendisini bilmen (marifet) için yaratmıştır. Fakat senin

fikrin bu gerçeği bırakıp rızık temini derdine düşmüştür. Hemen Allah’a

tevekkül edesin ve bütün [247/b] işlerini ona ısmarlayıp (esas yaratılış

maksadına doğru) gidesin. Her belâya sabredesin ve Hakk’ın her hükmüne

(kaza) rıza gösteresin.

Böylece her şerde bir hayır olduğunu göresin. “Hiçbir küçük şer yoktur

ki, içinde daha büyük hayırlar gizlemiş olmasın.” [377] hadis-i şerifinin işaret

ettiği mânâya eresin. Tevekkül makamında sebat edip durasın. Böylece

önce tefvîz, sonra sabır ve sonra da rıza makamlarına varasın. Bundan sonra

marifet makamına ve oradan muhabbet makamına gidesin. Böylece hikmet

ehlinden olasın, evliyâ zümresine girip ve mukarrabînden olasın.

Nazm

1- Hîn tevekkul kon me-lerzân pâ vu dest

Rızk-ı to ber to zi-to âşıkter est

2- În sebebhây-ı cihân perde est u bes

Asl-i rûzî ez-Hodâ dân her nefes

3- Rûzî ez v’ey cû me-cû ez-Zeyd u Amr

Mestî ez v’ey cû me-cû ez-beng u hamr

4- Kût-i aslî-râ ferâmûş kerde est

Rûy der-kût-i maraz âverde est

5- Kût-i aslî-yi beşer nûr-i Hodâst

Kût-i hayvânî mer û-ra nâ-sezâst

6- Lîk ez-illet der-în uftâd dil

K’û hored û rûz u şeb ez-âb u gil

7- Çün mizâc-ı âdemî gil-hâr şod

Zerd u bed-reng u sekîm u hâr şod

8- Çun mîzâc-i zişt-i û tebdîl yâft

Reft ziştî ez-roheş çun şem‘ tâft

9- Çun cenîn bud âdemî bud hun gıdâ

Ez-necis pâkî bered mü’min kezâ

10-Ez fitâm-ı hûn gıdâyeş şîr şod

V’ez fitâm-ı şîr lokma-gîr şod

11- Ez fitâm-ı lokma Lokmânî şeved

Tâlib-i matlûb pinhânî şeved

12- Pes hayât-ı mâst mevkûf-i nizâm

Endek endek cehd kon temme’l-kelâm

Nazm (ın tercümesi)

1-Kendine gel, tevekkül et; elin ayağın titremesin. Rızkın, sana senin ona

olduğundan daha fazla âşıktır.

2-Dünyanın bu sebepleri sadece perdedir; her an rızkın aslının Allah

katından geldiğini bil.

3-Rızkı Ondan iste, Zeyd ve Amr’dan değil. Mestliği O’ndan iste,

şaraptan ve kadehten değil.

4-Asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.

5-İnsanın aslî gıdası Allah’ın nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil.

6-Fakat gönül hastalık yüzünden bu gıdaya düşmüştür. Gece gündüz bu

suyu içmekte, bu toprağı yemektedir.

7-İnsanın mizacı çamur yemeye alışırsa, sararıp solar; hastalanıp

düşkünleşir.

8-Kişinin kötü mizacı değişirse, yüzünden çirkinlik gider de ışık gibi

parlar.

9-İnsan bir ceninken besine kandı. Mü›min, pislikten işte böyle temizlik

elde eder.

10-Kandan kesilince besini süt olur. Sütten kesilince de lokma yemeye

başlar.

11-Lokmadan kesilince bir Lokman olur. Açık ve gizli bilgileri elde

etmeye başlar.

12-Öyleyse yaşayışımız sütten kesilmeye bağlıdır. Yavaş yavaş çaba

göster vesselâm.

[366] . Tirmizî, Zühd, 33.

[367] . Tirmîzî, Tıb, 14.

[368] . Teşe’’üm; Kötüye yorma, uğursuz sayma anlamlarına geldiği gibi

sola dönme ve sola yatma anlamlarına da gelmektedir. Tatayyur ise uğursuz

sayma anlamına geldiği gibi uçmak anlamı da vardır.

[369] . Ebû Dâvûd, Tıb 24; Tirmîzî, Siyer 47.

[370] . Tirmîzî, Kıyâme 60; İbn Hibbân, Sahîh , II/439, H. No: 731.

[371] . Bu cümle, yazma nüshada yoktur.

[372] . Tirmîzî, Zühd, 29.

[373] . Matbu metinde Herm bin Sinân olarak geçmektedir.

[374] . Matbu metinde “birdendir” şeklinde.

[375] . Serdar: Önder, komutan, başbuğ.

[376] . Rezzak: Bütün yaratılmışların rızkını veren Allah tealanın esma-i

hüsnasından.

[377] . Ebû’s-Suûd Efendi, Tefsir-i Ebû’s-suûd , II/22.

«Ey ümmetim, eğer siz Hak tealaya tam bir teslimiyetle tevekkül etseniz,

kuşların rızkını verdiği gibi sizin de rızkınızı verir ki, kuşlar aç olarak

sabaha çıkarlar da karınları doymuş olarak akşamlarlar.» Yine

buyurmuştur ki: «Sizden biriniz yakı açar veya efsun yaparsa bilsin ki

muhakkak o tevekkülden uzaklaşmış olur.» Yine buyurmuştur ki: «Kim ki

insanlardan daha sağlam ve kuvvetli olmak isterse, Allah’a tevekkül etsin.»

Yine buyurmuştur ki: «Kim ki Hak tealaya tevekkül edip kazasına râzı

olursa muhakkak o, istemekten kurtulur ve her türlü kederden emin olarak

rahata erer.» Yine buyurmuştur ki: «Uğursuzluğa inanmak (teşe’’üm ve

tatayyur) fal açtırmak şirktendir. Ancak tevekkül onları gönülden temizleyip

giderendir.» Yine buyurmuştur ki: «Hakk’a tevekkül etmek, insanlardan

ümidi kesmektir. Çünkü insanlar (gerçek anlamda) ne verebilirler, ne de

verilene engel olabilirler. (Allah dilemedikçe) ne zarar, ne de fayda

verebilirler. Belki onların hepsi sanatkârın âletleri mesâbesindedir.»

3- Rızkına râzı olan yoksullar, Hakk’ın, rezzak ismine mazhar olurlar.

Herm bin Hıbbân Veysel Karanî hazretlerine demiştir ki: “Benim ikamet

etmem için nereyi emredersiniz?”

«Ey ümmetim, eğer siz Hak tealaya tam bir teslimiyetle tevekkül etseniz,

kuşların rızkını verdiği gibi sizin de rızkınızı verir ki, kuşlar aç olarak

sabaha çıkarlar da karınları doymuş olarak akşamlarlar.» Yine

buyurmuştur ki: «Sizden biriniz yakı açar veya efsun yaparsa bilsin ki

muhakkak o tevekkülden uzaklaşmış olur.» Yine buyurmuştur ki: «Kim ki

insanlardan daha sağlam ve kuvvetli olmak isterse, Allah’a tevekkül etsin.»

Yine buyurmuştur ki: «Kim ki Hak tealaya tevekkül edip kazasına râzı

olursa muhakkak o, istemekten kurtulur ve her türlü kederden emin olarak

rahata erer.» Yine buyurmuştur ki: «Uğursuzluğa inanmak (teşe’’üm ve

tatayyur) fal açtırmak şirktendir. Ancak tevekkül onları gönülden temizleyip

giderendir.» Yine buyurmuştur ki: «Hakk’a tevekkül etmek, insanlardan

ümidi kesmektir. Çünkü insanlar (gerçek anlamda) ne verebilirler, ne de

verilene engel olabilirler. (Allah dilemedikçe) ne zarar, ne de fayda

verebilirler. Belki onların hepsi sanatkârın âletleri mesâbesindedir.»

“ İnsanlara muhtaç olmak istemeyen kişi, kendi elinde bulunandan çok,

Allah tealanın kudret elinde olan rızkına değer verip güvensin ki zenginlik

elde edebilsin.”

3- Bize can veren sensin, bu sebeple gönlümüz hoştur. Onun için böyle

sarhoşuz; hem ser-dârımız sensin.

Birincisi: Allah’a kulluk ve huzur için, her şeyi gönülden çıkartmaktır.

Çünkü Hakk’a tevekkül etmeyen, rızkını kazanma ve ihtiyaçlarını temin

etme ile uğraşırken ibadet ve huzurdan uzak olur. O meşguliyet kişinin ya

beden organlarıyla (zahir) olur ya da gönlüyle (bâtın) olur. Beden

organlarıyla meşguliyet, rızık talebine yönelenlerin çoğunda olduğu gibi

istemek, ticaretle meşgul olmak ve el emeğiyle çalışıp kazanmakla olur. Bu

meşguliyet insanın ya zahiri veya bâtını ile olur. Zahirî meşguliyet rızık

peşinde koşanlarda olduğu gibi alışverişle, el emeğiyle ve hizmet etmekle

olur. Gönlüyle (bâtıni) meşguliyet, kalbi dünyaya bağlı olan zahidler gibi,

nefsin arzusuyla, kalbin düşünmesiyle ve aklın gerekli hazırlıklarıyla olur.

Hâlbuki ibadet ve huzur ancak, bedenin isteklerinden vazgeçmekle ve

Allah’ın huzurunda olma şuuru (ferâğ-ı cism ve huluvv-i bâl) ile elde edilir.

Bedenin isteklerini terk etme ve gönlü zararlı şeylerden temizleme ise,

ancak tevekkül ehline nasip olur.

«Ey ümmetim, eğer siz Hak tealaya tam bir teslimiyetle tevekkül etseniz,

kuşların rızkını verdiği gibi sizin de rızkınızı verir ki, kuşlar aç olarak

sabaha çıkarlar da karınları doymuş olarak akşamlarlar.» Yine

buyurmuştur ki: «Sizden biriniz yakı açar veya efsun yaparsa bilsin ki

muhakkak o tevekkülden uzaklaşmış olur.» Yine buyurmuştur ki: «Kim ki

insanlardan daha sağlam ve kuvvetli olmak isterse, Allah’a tevekkül etsin.»

Yine buyurmuştur ki: «Kim ki Hak tealaya tevekkül edip kazasına râzı

olursa muhakkak o, istemekten kurtulur ve her türlü kederden emin olarak

rahata erer.» Yine buyurmuştur ki: «Uğursuzluğa inanmak (teşe’’üm ve

tatayyur) fal açtırmak şirktendir. Ancak tevekkül onları gönülden temizleyip

giderendir.» Yine buyurmuştur ki: «Hakk’a tevekkül etmek, insanlardan

ümidi kesmektir. Çünkü insanlar (gerçek anlamda) ne verebilirler, ne de

verilene engel olabilirler. (Allah dilemedikçe) ne zarar, ne de fayda

verebilirler. Belki onların hepsi sanatkârın âletleri mesâbesindedir.»

Böylece her şerde bir hayır olduğunu göresin. “Hiçbir küçük şer yoktur

ki, içinde daha büyük hayırlar gizlemiş olmasın.” hadis-i şerifinin işaret

ettiği mânâya eresin. Tevekkül makamında sebat edip durasın. Böylece

önce tefvîz, sonra sabır ve sonra da rıza makamlarına varasın. Bundan sonra

marifet makamına ve oradan muhabbet makamına gidesin. Böylece hikmet

ehlinden olasın, evliyâ zümresine girip ve mukarrabînden olasın.

. Tirmîzî, Tıb, 14.

. Tirmizî, Zühd, 33.

. Ebû Dâvûd, Tıb 24; Tirmîzî, Siyer 47.

. Teşe’’üm; Kötüye yorma, uğursuz sayma anlamlarına geldiği gibi sola

dönme ve sola yatma anlamlarına da gelmektedir. Tatayyur ise uğursuz

sayma anlamına geldiği gibi uçmak anlamı da vardır.

. Bu cümle, yazma nüshada yoktur.

. Tirmîzî, Kıyâme 60; İbn Hibbân, Sahîh , II/439, H. No: 731.

. Tirmîzî, Zühd, 29.

. Matbu metinde “birdendir” şeklinde.

. Matbu metinde Herm bin Sinân olarak geçmektedir.

. Rezzak: Bütün yaratılmışların rızkını veren Allah tealanın esma-i

hüsnasından.

. Serdar: Önder, komutan, başbuğ.

«Ey ümmetim, eğer siz Hak tealaya tam bir teslimiyetle tevekkül etseniz,

kuşların rızkını verdiği gibi sizin de rızkınızı verir ki, kuşlar aç olarak

sabaha çıkarlar da karınları doymuş olarak akşamlarlar.» Yine

buyurmuştur ki: «Sizden biriniz yakı açar veya efsun yaparsa bilsin ki

muhakkak o tevekkülden uzaklaşmış olur.» Yine buyurmuştur ki: «Kim ki

insanlardan daha sağlam ve kuvvetli olmak isterse, Allah’a tevekkül etsin.»

Yine buyurmuştur ki: «Kim ki Hak tealaya tevekkül edip kazasına râzı

olursa muhakkak o, istemekten kurtulur ve her türlü kederden emin olarak

rahata erer.» Yine buyurmuştur ki: «Uğursuzluğa inanmak (teşe’’üm ve

tatayyur) fal açtırmak şirktendir. Ancak tevekkül onları gönülden temizleyip

giderendir.» Yine buyurmuştur ki: «Hakk’a tevekkül etmek, insanlardan

ümidi kesmektir. Çünkü insanlar (gerçek anlamda) ne verebilirler, ne de

verilene engel olabilirler. (Allah dilemedikçe) ne zarar, ne de fayda

verebilirler. Belki onların hepsi sanatkârın âletleri mesâbesindedir.»

7- Gehî Hakkı gümân eyler ki bizdendir kamu işler

. Ebû’s-Suûd Efendi, Tefsir-i Ebû’s-suûd , II/22.

Ashab-ı kirâmdan biri devesinden inip: «Ey Allah’ın Rasulü! Deveyi

salıverip tevekkül mü edeyim, yoksa bağlayayım mı?» diye sormuştur.

Hazret-i Peygamber ona; «Deveyi bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül et»

buyurmuştur. Hazret-i Mûsâ (a.s.) buyurmuştur ki: “Çocuğun babasına olan

tevekkülü kadar, Mevlâsına tevekkülü olmayan kişi mü’min değildir.”