Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tanıdıklarla ülfet ve sohbetin âdâb ve erkânını bildirir

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde İkinci Madde Tanıdıklarla ülfet ve sohbetin âdâb ve erkânını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Tanıdık insanlara karşı dikkatli olmalısın. Çünkü …

BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde

İkinci Madde

Tanıdıklarla ülfet ve sohbetin âdâb ve erkânını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Tanıdık insanlara

karşı dikkatli olmalısın. Çünkü esas kötülüğü yüzüne karşı dost

görünenlerden bulursun.

Ama (gerçek) dostun sana yardım eder. Tanımadığın kişi sana taarruz

etmez, kendi işine gider. Aslında sana gelen kötülüğün hepsi, sözde dost

görünüp içinde kin besleyen gizli düşmanlardandır. Şu halde gücün

yettiğince [382/a] böyle tanıdıklardan uzak durmalısın. Ta ki kötülüklerden

kurtulmuş olasın.

Tanıdıklarınla okulda, câmide, çarşıda veya herhangi bir yerde karşılaşıp

bir şekilde mübtelâ olursan, sana gereken odur ki onlardan hiç birini

küçümsemeyesin. Ta ki kendini bir düşmanlık ateşinin içine atmayasın.

Onlara dünyalıklar için hürmetle bakmayasın ki, Allah katında ve insanlar

nazarında hakîr olmayasın. Çünkü sen, dünyanın ve içindekilerin Allah

katında değersiz olduğunu bilirsin. Dünya ehlini kendi nazarında büyük

görürsen, Allah katında olan itibarını o zaman kaybedersin.

Dünya ehlinin elinde bulunan dünyalığı elde etmek için kapılarına

gitmeyesin ve onların dinini alay konusu edip ayaklar altına almasına fırsat

vermeyesin. Çünkü bir kimse (yukarıda söylenenlere rağmen) dünyalık için

onların ayağına giderse, onların gözünde hakîr ve zelil olur ve ellerinde

bulunan dünyalıktan da mahrum kalır. Eğer dünya ehli sana düşmanlık

ederse, sen de onlara kin ve nefretle karşılık vermeyesin.

Çünkü onların karşılığına sabredemezsin. Bu takdirde dinin elden gider

de, geriye sadece onlarla uğraşmaktan hasıl olan yorgunluğun elde kalır, bu

sebeple yorgunluğun daha uzun süreli ve sıkıcı olur. Eğer dünya ehli yüzüne

karşı sana dostluk gösterip överlerse, onlara meyledip de güvenmeyesin.

Çünkü sen, gösterdikleri dostluğun hakîkatini onlarda ararsın, fakat binde

birine bile sâdık olanını bulamazsın. Şu halde (onlarla dostluğa)

tamahkârlık etme ki dünya ehli sana karşı huzurunda da gıyâbında da bir

olsunlar. Hâlbuki onlar böyle olmazlar. Eğer seni gıybet ederlerse,

şaşırmayasın ve onlara öfkelenip de acı söz söylemeyesin. Çünkü eğer sen

insaflı olup kendine nazar edersen, kendinde de gıybet illetinin varlığını

görürsün. Hatta dostların ve akraban hakkında, belki ebeveynin ve hocaların

hakkında belli bir tarz üzere gidemezsin. Gıyâbında onları öyle kelimelerle

anarsın ki o kelimeleri onların yüzüne karşı söyleyemezsin.

Tanıdıkların mal, mevki ve yardımlarından faydalanma ümidinde

olmayasın. Çünkü onlardan bu şekilde faydalanma arzusunda olan zelil olur

ve malını kaybeder, bunu bilesin. Eğer sen, onların birinden bir ihtiyacının

görülmesini istediğinde verirse, ona hayır dualar edip övmelisin. Aksine

onu azarlayıp kendisinden şikâyetçi olmayasın. Ta ki kin ve düşmanlık

kapısını açmış olmayasın.

(Hiçbir zaman) kusur araştırıcı olmayıp özür kabul edici olasın. Belki

hatalı bulduğun kişinin, o kusuru işlemesini gerektirecek senin bilmediğin

bir mazereti vardır, bunu bilesin. Onlardan birine hatasından dolayı (hemen)

nasihat vermeyesin ve (herhangi bir şey hakkında) sormadığı hikmeti ona

söylemeyesin. Yoksa onu senden kabul etmez, hatta sana hasım olup

karşına dikilir. Eğer onlar herhangi bir konuda hata edip bunu öğrenmekten

utanırlarsa, sakın bunu onlara sen öğretmeyesin. Çünkü bu takdirde onlar

hem senden ilim öğrenip istifade ederler ve hem de sana kin ve düşmanlık

beslemiş olurlar.

Eğer hataları günah sayılan bir fiil ise, yumuşak bir lisanla ve merhametle

hakikati açıklaman gerekir. Eğer onlardan herhangi bir hayır ve ihsan

gördüysen, O Mevlâ’ya şükredesin ki seni onlara sevdirmiştir. Şayet

onlardan bir kötülük veya zarar gördüysen, bunu Hak tealadan bilip onları

Mevlâ’ya havâle edesin. Onları azarlamayasın, “Ben filan oğlu filanca âlim

kişiyim. Beni nasıl tanımazsınız, nasıl kıymetimi bilmezsiniz?” demeyesin.

Çünkü bu söz kendini beğenmek ve övmektir. Hâlbuki kendi nefsini

övmek aptallık etmektir. Şunu iyi bilesin ki senin geçmişteki bir günahından

dolayı Hak teala onları sana musallat etmiştir. Onların doğru sözlerini

dinleyip yanlışlarına karşı sağır olasın. İyiliklerini anlatıp kötülüklerini

kimseye söylemeyesin.

Daima muhalefet ve mücâdele ile meşgul olan taklit ehlinin sohbetinden

sakınasın. Çünkü onlar sana hasedinden, hakkında sû-i zan besleyip önünü

keserler ve senin ardından birbirlerine göz kırparak gammazlarlar.

Unuttuğun ve hata ederek işlediğin yanlışları hep hatırda tutarlar. Ta ki

[382/b] kendileri ile münakaşa ettiğin bir zamanda, onları ileri sürerek sana

cevap verirler. Onlar, senin ne bir ayıbını örterler, ne de bir hatanı

affederler. En basit şeyleri hesap ederek az ve çok şey için hased ederler.

Eğer senden râzı olsalar bu dış görünüşlerini yansıtır ve eğer sana buğz

ederlerse içleri hışım doludur. Çünkü onların şânı budur, ahlâkları bu

adetlerden ibarettir. Şu halde onların arkadaşlıkları hüsran, dostlukları zarar

ve ziyandır. İşte bu (yukarıda hususiyetleri sayıla)nlar sana dostluk

gösterisinde bulunan tanıdıklarındır.

Sana karşı düşmanlık besleyenlerin durumuna gelince; onlarla başa

çıkman bu sayılanlara nisbetle daha kolaydır. Onun için Arap lisanında şu

söz darb-ı mesel haline gelmiştir ki “Düşmanından bir kere, dostundan bin

kere çekin.”

Şiir

Aduvvuke min sadîkike mustefîdu

Fe lâ testeksiranne mine’l-ashâbi

Fe inne’d-dâ’e ekseru mâ terâhu

Yekûnu mine’t-ta‘âmi ve’ş-şurbi

Şiir (in tercümesi)

Düşmanın bazısı dosttan faydalıdır. Öyleyse dostları çok da artırma. Nice

hastalık var ki görürsün; çok yeme içmeden kaynaklanır.