BEŞİNCİ BAB · DÖRDÜNCÜ FASIL · İkinci Madde
İkinci Madde
Tanıdıklarla ülfet ve sohbetin âdâb ve erkânını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki edep ehli şöyle demişlerdir: Tanıdık insanlara
karşı dikkatli olmalısın. Çünkü esas kötülüğü yüzüne karşı dost
görünenlerden bulursun.
Ama (gerçek) dostun sana yardım eder. Tanımadığın kişi sana taarruz
etmez, kendi işine gider. Aslında sana gelen kötülüğün hepsi, sözde dost
görünüp içinde kin besleyen gizli düşmanlardandır. Şu halde gücün
yettiğince [382/a] böyle tanıdıklardan uzak durmalısın. Ta ki kötülüklerden
kurtulmuş olasın.
Tanıdıklarınla okulda, câmide, çarşıda veya herhangi bir yerde karşılaşıp
bir şekilde mübtelâ olursan, sana gereken odur ki onlardan hiç birini
küçümsemeyesin. Ta ki kendini bir düşmanlık ateşinin içine atmayasın.
Onlara dünyalıklar için hürmetle bakmayasın ki, Allah katında ve insanlar
nazarında hakîr olmayasın. Çünkü sen, dünyanın ve içindekilerin Allah
katında değersiz olduğunu bilirsin. Dünya ehlini kendi nazarında büyük
görürsen, Allah katında olan itibarını o zaman kaybedersin.
Dünya ehlinin elinde bulunan dünyalığı elde etmek için kapılarına
gitmeyesin ve onların dinini alay konusu edip ayaklar altına almasına fırsat
vermeyesin. Çünkü bir kimse (yukarıda söylenenlere rağmen) dünyalık için
onların ayağına giderse, onların gözünde hakîr ve zelil olur ve ellerinde
bulunan dünyalıktan da mahrum kalır. Eğer dünya ehli sana düşmanlık
ederse, sen de onlara kin ve nefretle karşılık vermeyesin.
Çünkü onların karşılığına sabredemezsin. Bu takdirde dinin elden gider
de, geriye sadece onlarla uğraşmaktan hasıl olan yorgunluğun elde kalır, bu
sebeple yorgunluğun daha uzun süreli ve sıkıcı olur. Eğer dünya ehli yüzüne
karşı sana dostluk gösterip överlerse, onlara meyledip de güvenmeyesin.
Çünkü sen, gösterdikleri dostluğun hakîkatini onlarda ararsın, fakat binde
birine bile sâdık olanını bulamazsın. Şu halde (onlarla dostluğa)
tamahkârlık etme ki dünya ehli sana karşı huzurunda da gıyâbında da bir
olsunlar. Hâlbuki onlar böyle olmazlar. Eğer seni gıybet ederlerse,
şaşırmayasın ve onlara öfkelenip de acı söz söylemeyesin. Çünkü eğer sen
insaflı olup kendine nazar edersen, kendinde de gıybet illetinin varlığını
görürsün. Hatta dostların ve akraban hakkında, belki ebeveynin ve hocaların
hakkında belli bir tarz üzere gidemezsin. Gıyâbında onları öyle kelimelerle
anarsın ki o kelimeleri onların yüzüne karşı söyleyemezsin.
Tanıdıkların mal, mevki ve yardımlarından faydalanma ümidinde
olmayasın. Çünkü onlardan bu şekilde faydalanma arzusunda olan zelil olur
ve malını kaybeder, bunu bilesin. Eğer sen, onların birinden bir ihtiyacının
görülmesini istediğinde verirse, ona hayır dualar edip övmelisin. Aksine
onu azarlayıp kendisinden şikâyetçi olmayasın. Ta ki kin ve düşmanlık
kapısını açmış olmayasın.
(Hiçbir zaman) kusur araştırıcı olmayıp özür kabul edici olasın. Belki
hatalı bulduğun kişinin, o kusuru işlemesini gerektirecek senin bilmediğin
bir mazereti vardır, bunu bilesin. Onlardan birine hatasından dolayı (hemen)
nasihat vermeyesin ve (herhangi bir şey hakkında) sormadığı hikmeti ona
söylemeyesin. Yoksa onu senden kabul etmez, hatta sana hasım olup
karşına dikilir. Eğer onlar herhangi bir konuda hata edip bunu öğrenmekten
utanırlarsa, sakın bunu onlara sen öğretmeyesin. Çünkü bu takdirde onlar
hem senden ilim öğrenip istifade ederler ve hem de sana kin ve düşmanlık
beslemiş olurlar.
Eğer hataları günah sayılan bir fiil ise, yumuşak bir lisanla ve merhametle
hakikati açıklaman gerekir. Eğer onlardan herhangi bir hayır ve ihsan
gördüysen, O Mevlâ’ya şükredesin ki seni onlara sevdirmiştir. Şayet
onlardan bir kötülük veya zarar gördüysen, bunu Hak tealadan bilip onları
Mevlâ’ya havâle edesin. Onları azarlamayasın, “Ben filan oğlu filanca âlim
kişiyim. Beni nasıl tanımazsınız, nasıl kıymetimi bilmezsiniz?” demeyesin.
Çünkü bu söz kendini beğenmek ve övmektir. Hâlbuki kendi nefsini
övmek aptallık etmektir. Şunu iyi bilesin ki senin geçmişteki bir günahından
dolayı Hak teala onları sana musallat etmiştir. Onların doğru sözlerini
dinleyip yanlışlarına karşı sağır olasın. İyiliklerini anlatıp kötülüklerini
kimseye söylemeyesin.
Daima muhalefet ve mücâdele ile meşgul olan taklit ehlinin sohbetinden
sakınasın. Çünkü onlar sana hasedinden, hakkında sû-i zan besleyip önünü
keserler ve senin ardından birbirlerine göz kırparak gammazlarlar.
Unuttuğun ve hata ederek işlediğin yanlışları hep hatırda tutarlar. Ta ki
[382/b] kendileri ile münakaşa ettiğin bir zamanda, onları ileri sürerek sana
cevap verirler. Onlar, senin ne bir ayıbını örterler, ne de bir hatanı
affederler. En basit şeyleri hesap ederek az ve çok şey için hased ederler.
Eğer senden râzı olsalar bu dış görünüşlerini yansıtır ve eğer sana buğz
ederlerse içleri hışım doludur. Çünkü onların şânı budur, ahlâkları bu
adetlerden ibarettir. Şu halde onların arkadaşlıkları hüsran, dostlukları zarar
ve ziyandır. İşte bu (yukarıda hususiyetleri sayıla)nlar sana dostluk
gösterisinde bulunan tanıdıklarındır.
Sana karşı düşmanlık besleyenlerin durumuna gelince; onlarla başa
çıkman bu sayılanlara nisbetle daha kolaydır. Onun için Arap lisanında şu
söz darb-ı mesel haline gelmiştir ki “Düşmanından bir kere, dostundan bin
kere çekin.”
Şiir
Aduvvuke min sadîkike mustefîdu
Fe lâ testeksiranne mine’l-ashâbi
Fe inne’d-dâ’e ekseru mâ terâhu
Yekûnu mine’t-ta‘âmi ve’ş-şurbi
Şiir (in tercümesi)
Düşmanın bazısı dosttan faydalıdır. Öyleyse dostları çok da artırma. Nice
hastalık var ki görürsün; çok yeme içmeden kaynaklanır.

