ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Tefvîz ve teslimiyetin en büyük iksir ve belki naim cenneti olduğunu
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakiki saadet
(kimyâ-yı saadet) [390] ve ebedî devletin iksiri; insanlardan tamamen ümidi
kesmen, Allah’ın ezelî ilmiyle senin için takdir ve taksim ettiğinden başka
bir şey vermesinden ümidini kesmendir. Yani insanları kalbinden çıkarıp
ezelde senin için takdir olunandan başka hiçbir şeyi Hak’tan istememendir.
Ta ki bu kimyâ ile insanların en zengini olasın.
Hızlı bir kavrayış gücü ve çok bilgi sahibi olmak kişinin irfânına delâlet
etmez. İrfanın alâmeti ancak Allah’a güvenmek ve O’nunla müstağnî
olmaktır. O’ndan başkasından bir şey istememek, mâsivâdan tamamen yüz
çevirip müstağnî olmaktır.
Kâmil bir zat demiştir ki; Ya Rabbi, senin tedbirlerinin birbirine zıt oluşu,
ârif kulların bir ihsanda sükûn ve karar kılmalarına veya bir belâdan dolayı
senden ümit kesip gitmelerine engel olmuştur. Onun için ancak sana
güvenip bağlanmışlardır.
Bir kâmil Allah’a yalvarıp demiştir ki: “İlahi, bende meydana gelen
değişikliklerden ve içimde hâsıl olan makamdan makama geçmelerden şunu
yakinen anladım ki, senin benden istediğin şey, her nesnede bana
bilinmektir. Ta ki hiçbir nesnede seni bilmez olmayayım. Yani, bedenimde
olan sağlık, hastalık, zenginlik gibi değişik durumlardan ve içimde olan
zillet, izzet, daralma (kabz) ve rahatlık (bast) gibi hâllerimin değişmesinden
ve bunların dışında senin tasarrufundan dolayı bende meydana gelen çeşitli
hâllerimin sürekli olarak değişiklik göstermesinden bildim ki, beni
yaratmaktan maksadın her nesnede başka bir şekilde hususî olarak benim
tarafımdan bilinmendir. Ta ki vahdaniyetini azametinle bilip celâl ve
cemâlini kudret ve kemâlini her şeyde her zaman müşâhade ederek her türlü
sıfat ve fiilinle seni ârif olayım. Şimdi, bu hâller içinde ben, sanki bana
hemen verilmiş bir cennette (cennet-i muaccele) öyle sürûr ve huzur içinde
halden hâle değişmekteyim ki, istediğim makamlarında bulunarak
nimetlendirilmekteyim. Sahip olduğum bu büyük ve farklı nimetler beni
müstağrak edip bir şey istemekten ve duadan meşgul edip alıkoymuştur. Şu
halde dışımda ve iç dünyamda ikram ettiğin bunca nimetlere mukabil, sana
yüzlerce kez hamd ve şükürler olsun.
Nazm
1-Goft Behlûl ân yekî dervîş-râ
Çûnî ey dervîş vâkıf kon merâ
2-Goft çûn bâşed kesî ki câvidân
Ber murâd-ı û reved kâr-ı cihân
3-Seyl u cûhâ ber murâd-ı û revend
Ahterân z’ân sân ki hâhed ân şevend
4-Zindegî vu merg serhengân-ı û
Ber murâd-ı û revâne kû be-kû
5-Her kocâ hâhed firisted ta‘ziyet
Her kocâ hâhed be-bahşed tehniyet
6-Sâlikân-ı râh hem ber gâm-ı û
Mândegân ez-râh hem der dâm-i û
7-Bî murâd-ı û ne-conbed hîç reg
Der-cihân z’evc-i sureyyâ tâ semek
8-Goft ey şeh râst goftî hemçonîn
Der-fer u sîmâ-yı to peydâst în
9-În u sad çendînî ey sâdık velîk
Şerh kon în-râ beyân kon nîk nîk
10-Ân çonâneş şerh kon ender-kelâm
Ki ez-ân hem behre yâbed akl-ı ‘âm
11-Goft în bârî yakîn şod pîş-i ‘âm
Ki cihân der emr-i yezdân est râm
12-Der zemînhâ vu âsumânhâ zerre’î
Per ne-conbâned ne-gerded perre’î [251/b]
13-Coz be fermân-i kadîm-i nâfizeş
Şerh netvân kerd u celdî nîst hoş
14-În kader bişnev ki çun kullî-yi kâr
Mî ne-gerded coz be emr-i kirdigâr
15-Çun kazây-ı Hak rızâ-yı bende şod
Hukm-i û-râ bende-i hâhende şod
16-Bî-tekelluf nî pey-i mozd u sevâb
Belki tab’-ı û çonîn şod mustetâb
17-Zindegî-yi hod ne-hâhed behr-i hod
Nî pey-i zevkî hayât-ı müstelez
18-Her kocâ emr-i kıdem-râ meslekîst
Zindegî u mordegî pîşeş yekîst
19-Behr-i Yezdân mî-ziyed nî behr-i genc
Behr-i Yezdân mî-mored n’ez havf-ı renc
20-Hest îmâneş berây-ı hâst-i û
Nî berây-ı cennet u eşcâr u cû
21-Terk-i kufreş hem berâ-yı Hak buved
Nî zi-bîm-i ân ki der-âteş reved
22-În çonîn âmed zi-asl ân hûy-i û
Nî riyâzet nî be-cust u cûy-i û
23-Ângehân handed ki û bîned rızâ
Hemçu helvâ-yı şeker û-râ kazâ
24-Merg-i û vu merg-i ferzendân-ı û
Behr-i Hak pîşeş çu helvâ der-gelû
25-Bendeî kiş hûy u hılkat în buved
Nî cihân ber emr u fermâneş reved
26-Pes çerâ lâbe koned û yâ du‘â
Ki be-gerdân ey Hodâvend în kazâ
27-Pes çerâ gûyed du‘â illâ meger
Der du‘â bîned rızâ-yı dâdger
28-Ân şefâ‘at v’ân du‘â n’ez-rahm-ı had
Mî-koned ân bende-i sâhib reşed
29-Rahm-ı hod-râ û hemân dem sûhtest
Ki çerâğ-ı aşk-ı Hak efrûhtest
30-Dûzeh-i evsâf-ı û ışkest u û
Sûht mer evsâf-ı hod-râ mû be-mû
Nazm (ın tercümesi)
1- Behlûl bir dervişe, “Nasılsın derviş, bana haber ver” dedi.
2- Derviş şu cevabı verdi: “Dünyanın işleri hep muradınca giden biri nasıl
olabilir?
3-Seller ve ırmaklar onun muradınca akar, yıldızlar onun dilediğince
hareket eder.
4- Hayat ve ölüm, onun emrinde, onun muradınca mahallede dolaşır.
5- Nereyi dilerse oraya başsağlığı gönderir. Nereyi dilerse oraya kutlama
bağışlar.
6- Yolun yolcuları onun muradınca giderler. Yoldan kalanlarsa tuzağına
düşerler.
7-Yerden göğe onun muradı olmadan hiçbir damar hareket etmez.
8-“Doğru söyledin şeyh!” dedi Behlûl, “Öyledir; bu, senin görkeminle
sîmândan belli zaten.
9- Böylesin, hatta bunun yüz mislisin, ey sâdık. Ama bunu açıklayıp
güzelce anlat.
10- Sözlü olarak öyle açıkla ki herkesin aklı ondan pay alsın.
11- Derviş dedi: En azından avâm kesin bilir ki dünya Allah’ın emrine
boyun eğmiştir.
12-Yerlerde ve göklerde hiçbir zerre kanat çırpmaz, hiçbir çark dönmez.
13-Bu konu ancak etkili ezelî buyrukla açıklanabilir; atiklik hoş değil.
14-Şu kadarını duy ki bütün işler ancak Yaratıcı’nın emriyle çekip
çevrilir.
15-Hakk’ın takdiri kulun rızası haline gelince kul O’nun hükmüne
isteyerek boyun eğer.
16-Ne zorlama söz konusudur ne de karşılık ve sevap beklentisi. Bilâkis
tabiatı böyle arındığı için itaatkârdır.
17-Böyle bir kul, hayatı kendi nefsi için istemez ve hayat zevklerini tatma
peşinde değildir.
18-Ezelî emir nerede bir yol belirlemişse o yolda yürür ve onun açısından
yaşamakla ölmek birdir.
19-Para pul için değil, Allah için yaşar. Korku ve sıkıntıdan değil, Allah
için ölür.
20-İmanı, cennet ve içindeki ağaçlarla ırmaklar için değil, O’nun rızası
içindir.
21-Küfrü terk edişi de ateşe girme korkusundan değil, Hak içindir.
22-Bu, riyâzetten ve arayıştan değil, özünden ve yaratılışından böyledir.
23-O, rızayı gördüğünde güler. Onun açısından kazâ, tatlı helva gibidir.
24-Kendi ölümü de, çocuklarının ölümü de Hak içindir ve ona göre
ağızdaki helva gibidir.
25-Böyle huy ve yaratılıştaki bir kulun emir ve buyruğuna göre hareket
etmez mi dünya?
26-Öyleyse o, “Rabbim, bu takdiri değiştir” diye niçin dua edip yakarsın?
27-Öyleyse niçin dua etsin? Ancak duada Allah’ın rızasını görürse başka.
28-Doğru yola erişmiş bir kul, dua ve şefaati kendi merhametinden dolayı
etmez.
29-O, Hak aşkının kandilini yaktığı anda merhametini ateşe vermiştir.
30-Onun niteliklerinin cehennemi aşktır ve o, niteliklerini bütünüyle
yakmıştır.

