Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tefvîz ve teslimiyetin en büyük iksir ve belki naim cenneti olduğunu bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Tefvîz ve teslimiyetin en büyük iksir ve belki naim cenneti olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakiki saadet …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Tefvîz ve teslimiyetin en büyük iksir ve belki naim cenneti olduğunu

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakiki saadet

(kimyâ-yı saadet) [390] ve ebedî devletin iksiri; insanlardan tamamen ümidi

kesmen, Allah’ın ezelî ilmiyle senin için takdir ve taksim ettiğinden başka

bir şey vermesinden ümidini kesmendir. Yani insanları kalbinden çıkarıp

ezelde senin için takdir olunandan başka hiçbir şeyi Hak’tan istememendir.

Ta ki bu kimyâ ile insanların en zengini olasın.

Hızlı bir kavrayış gücü ve çok bilgi sahibi olmak kişinin irfânına delâlet

etmez. İrfanın alâmeti ancak Allah’a güvenmek ve O’nunla müstağnî

olmaktır. O’ndan başkasından bir şey istememek, mâsivâdan tamamen yüz

çevirip müstağnî olmaktır.

Kâmil bir zat demiştir ki; Ya Rabbi, senin tedbirlerinin birbirine zıt oluşu,

ârif kulların bir ihsanda sükûn ve karar kılmalarına veya bir belâdan dolayı

senden ümit kesip gitmelerine engel olmuştur. Onun için ancak sana

güvenip bağlanmışlardır.

Bir kâmil Allah’a yalvarıp demiştir ki: “İlahi, bende meydana gelen

değişikliklerden ve içimde hâsıl olan makamdan makama geçmelerden şunu

yakinen anladım ki, senin benden istediğin şey, her nesnede bana

bilinmektir. Ta ki hiçbir nesnede seni bilmez olmayayım. Yani, bedenimde

olan sağlık, hastalık, zenginlik gibi değişik durumlardan ve içimde olan

zillet, izzet, daralma (kabz) ve rahatlık (bast) gibi hâllerimin değişmesinden

ve bunların dışında senin tasarrufundan dolayı bende meydana gelen çeşitli

hâllerimin sürekli olarak değişiklik göstermesinden bildim ki, beni

yaratmaktan maksadın her nesnede başka bir şekilde hususî olarak benim

tarafımdan bilinmendir. Ta ki vahdaniyetini azametinle bilip celâl ve

cemâlini kudret ve kemâlini her şeyde her zaman müşâhade ederek her türlü

sıfat ve fiilinle seni ârif olayım. Şimdi, bu hâller içinde ben, sanki bana

hemen verilmiş bir cennette (cennet-i muaccele) öyle sürûr ve huzur içinde

halden hâle değişmekteyim ki, istediğim makamlarında bulunarak

nimetlendirilmekteyim. Sahip olduğum bu büyük ve farklı nimetler beni

müstağrak edip bir şey istemekten ve duadan meşgul edip alıkoymuştur. Şu

halde dışımda ve iç dünyamda ikram ettiğin bunca nimetlere mukabil, sana

yüzlerce kez hamd ve şükürler olsun.

Nazm

1-Goft Behlûl ân yekî dervîş-râ

Çûnî ey dervîş vâkıf kon merâ

2-Goft çûn bâşed kesî ki câvidân

Ber murâd-ı û reved kâr-ı cihân

3-Seyl u cûhâ ber murâd-ı û revend

Ahterân z’ân sân ki hâhed ân şevend

4-Zindegî vu merg serhengân-ı û

Ber murâd-ı û revâne kû be-kû

5-Her kocâ hâhed firisted ta‘ziyet

Her kocâ hâhed be-bahşed tehniyet

6-Sâlikân-ı râh hem ber gâm-ı û

Mândegân ez-râh hem der dâm-i û

7-Bî murâd-ı û ne-conbed hîç reg

Der-cihân z’evc-i sureyyâ tâ semek

8-Goft ey şeh râst goftî hemçonîn

Der-fer u sîmâ-yı to peydâst în

9-În u sad çendînî ey sâdık velîk

Şerh kon în-râ beyân kon nîk nîk

10-Ân çonâneş şerh kon ender-kelâm

Ki ez-ân hem behre yâbed akl-ı ‘âm

11-Goft în bârî yakîn şod pîş-i ‘âm

Ki cihân der emr-i yezdân est râm

12-Der zemînhâ vu âsumânhâ zerre’î

Per ne-conbâned ne-gerded perre’î [251/b]

13-Coz be fermân-i kadîm-i nâfizeş

Şerh netvân kerd u celdî nîst hoş

14-În kader bişnev ki çun kullî-yi kâr

Mî ne-gerded coz be emr-i kirdigâr

15-Çun kazây-ı Hak rızâ-yı bende şod

Hukm-i û-râ bende-i hâhende şod

16-Bî-tekelluf nî pey-i mozd u sevâb

Belki tab’-ı û çonîn şod mustetâb

17-Zindegî-yi hod ne-hâhed behr-i hod

Nî pey-i zevkî hayât-ı müstelez

18-Her kocâ emr-i kıdem-râ meslekîst

Zindegî u mordegî pîşeş yekîst

19-Behr-i Yezdân mî-ziyed nî behr-i genc

Behr-i Yezdân mî-mored n’ez havf-ı renc

20-Hest îmâneş berây-ı hâst-i û

Nî berây-ı cennet u eşcâr u cû

21-Terk-i kufreş hem berâ-yı Hak buved

Nî zi-bîm-i ân ki der-âteş reved

22-În çonîn âmed zi-asl ân hûy-i û

Nî riyâzet nî be-cust u cûy-i û

23-Ângehân handed ki û bîned rızâ

Hemçu helvâ-yı şeker û-râ kazâ

24-Merg-i û vu merg-i ferzendân-ı û

Behr-i Hak pîşeş çu helvâ der-gelû

25-Bendeî kiş hûy u hılkat în buved

Nî cihân ber emr u fermâneş reved

26-Pes çerâ lâbe koned û yâ du‘â

Ki be-gerdân ey Hodâvend în kazâ

27-Pes çerâ gûyed du‘â illâ meger

Der du‘â bîned rızâ-yı dâdger

28-Ân şefâ‘at v’ân du‘â n’ez-rahm-ı had

Mî-koned ân bende-i sâhib reşed

29-Rahm-ı hod-râ û hemân dem sûhtest

Ki çerâğ-ı aşk-ı Hak efrûhtest

30-Dûzeh-i evsâf-ı û ışkest u û

Sûht mer evsâf-ı hod-râ mû be-mû

Nazm (ın tercümesi)

1- Behlûl bir dervişe, “Nasılsın derviş, bana haber ver” dedi.

2- Derviş şu cevabı verdi: “Dünyanın işleri hep muradınca giden biri nasıl

olabilir?

3-Seller ve ırmaklar onun muradınca akar, yıldızlar onun dilediğince

hareket eder.

4- Hayat ve ölüm, onun emrinde, onun muradınca mahallede dolaşır.

5- Nereyi dilerse oraya başsağlığı gönderir. Nereyi dilerse oraya kutlama

bağışlar.

6- Yolun yolcuları onun muradınca giderler. Yoldan kalanlarsa tuzağına

düşerler.

7-Yerden göğe onun muradı olmadan hiçbir damar hareket etmez.

8-“Doğru söyledin şeyh!” dedi Behlûl, “Öyledir; bu, senin görkeminle

sîmândan belli zaten.

9- Böylesin, hatta bunun yüz mislisin, ey sâdık. Ama bunu açıklayıp

güzelce anlat.

10- Sözlü olarak öyle açıkla ki herkesin aklı ondan pay alsın.

11- Derviş dedi: En azından avâm kesin bilir ki dünya Allah’ın emrine

boyun eğmiştir.

12-Yerlerde ve göklerde hiçbir zerre kanat çırpmaz, hiçbir çark dönmez.

13-Bu konu ancak etkili ezelî buyrukla açıklanabilir; atiklik hoş değil.

14-Şu kadarını duy ki bütün işler ancak Yaratıcı’nın emriyle çekip

çevrilir.

15-Hakk’ın takdiri kulun rızası haline gelince kul O’nun hükmüne

isteyerek boyun eğer.

16-Ne zorlama söz konusudur ne de karşılık ve sevap beklentisi. Bilâkis

tabiatı böyle arındığı için itaatkârdır.

17-Böyle bir kul, hayatı kendi nefsi için istemez ve hayat zevklerini tatma

peşinde değildir.

18-Ezelî emir nerede bir yol belirlemişse o yolda yürür ve onun açısından

yaşamakla ölmek birdir.

19-Para pul için değil, Allah için yaşar. Korku ve sıkıntıdan değil, Allah

için ölür.

20-İmanı, cennet ve içindeki ağaçlarla ırmaklar için değil, O’nun rızası

içindir.

21-Küfrü terk edişi de ateşe girme korkusundan değil, Hak içindir.

22-Bu, riyâzetten ve arayıştan değil, özünden ve yaratılışından böyledir.

23-O, rızayı gördüğünde güler. Onun açısından kazâ, tatlı helva gibidir.

24-Kendi ölümü de, çocuklarının ölümü de Hak içindir ve ona göre

ağızdaki helva gibidir.

25-Böyle huy ve yaratılıştaki bir kulun emir ve buyruğuna göre hareket

etmez mi dünya?

26-Öyleyse o, “Rabbim, bu takdiri değiştir” diye niçin dua edip yakarsın?

27-Öyleyse niçin dua etsin? Ancak duada Allah’ın rızasını görürse başka.

28-Doğru yola erişmiş bir kul, dua ve şefaati kendi merhametinden dolayı

etmez.

29-O, Hak aşkının kandilini yaktığı anda merhametini ateşe vermiştir.

30-Onun niteliklerinin cehennemi aşktır ve o, niteliklerini bütünüyle

yakmıştır.