ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Tefvîz ve teslimiyetin insan için gayet önemli ve lüzumlu olmasının
sebeplerini ve sırrını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: “Ezelî hüküm
herhangi bir illet veya sebebe dayandırılmaktan daha yüce ve daha
büyüktür. Çünkü Hak tealanın önceden verdiği bir şeyi, kulun sonradan
talep etmesi sebep olamaz. Şu halde Allah’ın dileyip yaratması her şey için
sebep olduğu halde, hiçbir şey O’nun takdir edip yaratmasına illet ve sebep
değildir. Allah’ın sana inayeti senden olan bir şey için değildir. Allah’ın
inayeti sana yöneldiği zaman sen neredeydin? Her şey Allah’ın dilemesine
bağlıdır. O ise hiçbir nesneye [250/b] bağlı değildir. Çünkü Hak teala
dilediğini yapar ve O’nun olmasını murad etmediği şey meydana gelmez.
Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de; “O dilediğini yapar” (Hûd, 11/107, Burûc,
85/16) buyurmuş, bütün eşyanın kendi dilemesi ve kudretiyle meydana
geldiğini duyurmuştur. Bu sebepledir ki dua etmek tevekkül ve tefvîz ehli
âriflerin âdeti değildir.
Çünkü onlar, kâinâtta her ne meydana gelirse fayda ve hikmetten uzak
olmayacağını bilmişlerdir. Nice ârifleri de, Allah’ın zikri O’ndan bir şey
istemekten alıkoymuştur. Ve pek çok kâmiller de, Allah’ın taksimatına olan
itimatlarıyla, O’ndan bir şey istemeyi terk etmenin bir edep olduğuna delil
saymışlardır. Kaza ve kaderden kendileri için takdir edilen şeye rıza
göstermişlerdir.
Arifler, şunu müşâhade etmişlerdir ki, sana dürülüp takdir olunan
kısmetin sanki düz bir hattır ve senin bu konuda konuşman hatadır. Dostluk
mezhebinde dua etmek, inatlaşma ve ayak direme sayılır (cidâl). Çünkü
Mevlâ kullarının neye muhtaç olduğunu bilir. Ârif olan Mevlâ’nın kendisi
hakkında dilediği ile yetinir ve ihtiyacını O’na arz etmekten utanır. O’ndan
nasıl hayâ etmez ki, mahlûkatına ihtiyacını söylesin? Hak tealanın
verdiğiyle yetinip önceden taksim ettiğine râzı olarak herhangi bir talepte
bulunmamak ve duayı terk etmek evliyânın âdâbındandır. Çünkü Allah’ı
bilen, O’ndan bir şey istemekten hayâ eder. Durum böyle iken mahlûkattan
istemeye ne yüzle gider?
Arifler insanlardan bir şey talep etmezler. Çünkü kendileri fakir iseler de,
Mevlâ’ları zengindir (ğanî). Onlar ihtiyaç ve sıkıntı hâllerinde insanlardan
müstağnîdirler. Bilirler ki her şeyi yapıp eden Allah’tır. O, kendi işinde
galiptir ve her şeyden üstündür. Hak teala gece ve gündüzün her saatinde
bütün kalpleri bilir ve görür. Hangi kulun kalbi bir ihtiyaç için kendisinden
başkasına yöneldiyse ona fakirliği musallat edip işlerini zora sokar. Arifler
ihtiyaçlarını hiç kimseye söyleyemezler, ancak Mevlâ’ya arz ederler. O’na
yönelirler ve olmakta olan bütün işleri Hakk’ın muradına uygun görürler.
Kendi istek ve arzularını terk edip huzur bulurlar.
Beyt
Mâ semme illâ mâ yurîdu utruk murâdek ve’ntarih
Ve’truk havâtırake’l-letî şeğalet fu’âdeke testerih
Beyt (in tercümesi)
Günah olarak isteklerin sana yeter; arzuları kov gitsin. Kalbi karartan
havâtırı [389] bırak da rahata er.
Nazm
1- Z’evliyâ ehl-i du‘â hod dîgerend
Geh hemî-dûzend gâhî mî-derend
2- Kavm-i dîger mî-şinâsem z’evliyâ
Ki dehân-şân beste bâşed ez-du‘â
3- Ez-rızâ ki hest râm-i ân kirâm
Costen-i def’-i kazâ-şân şod harâm
4- Der-kazâ zevkî hemî bînend hâss
Kufr-i şân âyed taleb kerden halâs
5- Husn-i zannî ber dil-i îşân guşûd
Ki ne-pûşend ez-‘amâ câme kebûd
6- Cumlegî yeksân buved-şân nîk u bed
Ez-çi bâşed în zi-husn-i zann-ı hod
7- Herçi âyed pîş-i işân hoş buved
Âb-ı hayvân gerded er âteş buved
8- Zehr der-hulkûm-i şân şekker buved
Seng ender-râh-işân govher buved
9- Bâ-Hudâ ne-buved velî-râ i‘tirâz
Herçi bistâned firisted i‘tiyâz
10- Ger be-sûzed bâğet engûret dehed
Der-miyân-ı mâtemî sûret dehed
11- Lâ nusellim u i‘tirâz ez-mâ be-reft
Çun ıvez mî-âyed ân mefkûd reft
12- Çunki bî-âteş merâ germî resed
Râziyem ger âteşeş mâ-râ koşed
13-Bî-çerâğî çun dehed o rûşenî
Ger çerağet şod çi efgân mî-konî [251/a]
Nazm (ın tercümesi)
1-Velîler içinde dua ehli başkadır. Onlar bazen diker bazen yırtarlar.
2-Veliler içinden bir kesim daha tanırım. Onların ağızları duaya kapalıdır.
3-Ulu Rabbe boyun eğmek olan rızâya erince, kazayı önleme arayışı
kendilerine haramdır.
4-Kazâda öyle güzel tat bulurlar ki havaslar, kurtulmayı dilemek onlara
küfür gibi gelir
5-Kalplerine öyle bir hüsnü zan yerleşmiştir ki, herhangi bir üzüntüden
karalar giymezler.
6-İyi ve kötü onların gözünde birdir. Nereden olursa olsun, hüsnü zan ile
görürler.
7-Önlerine ne gelirse gelsin hoş olur. Ateş bile olsa gelen, yanlarında âb-ı
hayât olur.
8-Boğazlarında zehir, tatlı bir şeker olur. Yollarındaki taş, baksan
mücevher olur.
9-Velînin Hakk’a itirazı olmaz. Her ne alsa, karşılığını gönderir.
10-Bağını yaksa, sana üzüm verir. Yas içindeyken, sana şenlik verir.
11-Teslim olmayız, itiraz kalmadı bizde; yitirilene karşılık daha büyüğü
geliyor çünkü.
12-Ateş olmadan bize sıcaklık eriştiğine göre, ateşi bizi öldürse râzıyım.
13-Lamba olmadan aydınlık verdiğine göre, Neden feryâd edersin lamban
kayboldu diye?

