Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tefvîz ve teslimiyetin insan için gayet önemli ve lüzumlu olmasının sebeplerini ve…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde Dördüncü Madde Tefvîz ve teslimiyetin insan için gayet önemli ve lüzumlu olmasının sebeplerini ve sırrını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dördüncü Madde

Dördüncü Madde

Tefvîz ve teslimiyetin insan için gayet önemli ve lüzumlu olmasının

sebeplerini ve sırrını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: “Ezelî hüküm

herhangi bir illet veya sebebe dayandırılmaktan daha yüce ve daha

büyüktür. Çünkü Hak tealanın önceden verdiği bir şeyi, kulun sonradan

talep etmesi sebep olamaz. Şu halde Allah’ın dileyip yaratması her şey için

sebep olduğu halde, hiçbir şey O’nun takdir edip yaratmasına illet ve sebep

değildir. Allah’ın sana inayeti senden olan bir şey için değildir. Allah’ın

inayeti sana yöneldiği zaman sen neredeydin? Her şey Allah’ın dilemesine

bağlıdır. O ise hiçbir nesneye [250/b] bağlı değildir. Çünkü Hak teala

dilediğini yapar ve O’nun olmasını murad etmediği şey meydana gelmez.

Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de; “O dilediğini yapar” (Hûd, 11/107, Burûc,

85/16) buyurmuş, bütün eşyanın kendi dilemesi ve kudretiyle meydana

geldiğini duyurmuştur. Bu sebepledir ki dua etmek tevekkül ve tefvîz ehli

âriflerin âdeti değildir.

Çünkü onlar, kâinâtta her ne meydana gelirse fayda ve hikmetten uzak

olmayacağını bilmişlerdir. Nice ârifleri de, Allah’ın zikri O’ndan bir şey

istemekten alıkoymuştur. Ve pek çok kâmiller de, Allah’ın taksimatına olan

itimatlarıyla, O’ndan bir şey istemeyi terk etmenin bir edep olduğuna delil

saymışlardır. Kaza ve kaderden kendileri için takdir edilen şeye rıza

göstermişlerdir.

Arifler, şunu müşâhade etmişlerdir ki, sana dürülüp takdir olunan

kısmetin sanki düz bir hattır ve senin bu konuda konuşman hatadır. Dostluk

mezhebinde dua etmek, inatlaşma ve ayak direme sayılır (cidâl). Çünkü

Mevlâ kullarının neye muhtaç olduğunu bilir. Ârif olan Mevlâ’nın kendisi

hakkında dilediği ile yetinir ve ihtiyacını O’na arz etmekten utanır. O’ndan

nasıl hayâ etmez ki, mahlûkatına ihtiyacını söylesin? Hak tealanın

verdiğiyle yetinip önceden taksim ettiğine râzı olarak herhangi bir talepte

bulunmamak ve duayı terk etmek evliyânın âdâbındandır. Çünkü Allah’ı

bilen, O’ndan bir şey istemekten hayâ eder. Durum böyle iken mahlûkattan

istemeye ne yüzle gider?

Arifler insanlardan bir şey talep etmezler. Çünkü kendileri fakir iseler de,

Mevlâ’ları zengindir (ğanî). Onlar ihtiyaç ve sıkıntı hâllerinde insanlardan

müstağnîdirler. Bilirler ki her şeyi yapıp eden Allah’tır. O, kendi işinde

galiptir ve her şeyden üstündür. Hak teala gece ve gündüzün her saatinde

bütün kalpleri bilir ve görür. Hangi kulun kalbi bir ihtiyaç için kendisinden

başkasına yöneldiyse ona fakirliği musallat edip işlerini zora sokar. Arifler

ihtiyaçlarını hiç kimseye söyleyemezler, ancak Mevlâ’ya arz ederler. O’na

yönelirler ve olmakta olan bütün işleri Hakk’ın muradına uygun görürler.

Kendi istek ve arzularını terk edip huzur bulurlar.

Beyt

Mâ semme illâ mâ yurîdu utruk murâdek ve’ntarih

Ve’truk havâtırake’l-letî şeğalet fu’âdeke testerih

Beyt (in tercümesi)

Günah olarak isteklerin sana yeter; arzuları kov gitsin. Kalbi karartan

havâtırı [389] bırak da rahata er.

Nazm

1- Z’evliyâ ehl-i du‘â hod dîgerend

Geh hemî-dûzend gâhî mî-derend

2- Kavm-i dîger mî-şinâsem z’evliyâ

Ki dehân-şân beste bâşed ez-du‘â

3- Ez-rızâ ki hest râm-i ân kirâm

Costen-i def’-i kazâ-şân şod harâm

4- Der-kazâ zevkî hemî bînend hâss

Kufr-i şân âyed taleb kerden halâs

5- Husn-i zannî ber dil-i îşân guşûd

Ki ne-pûşend ez-‘amâ câme kebûd

6- Cumlegî yeksân buved-şân nîk u bed

Ez-çi bâşed în zi-husn-i zann-ı hod

7- Herçi âyed pîş-i işân hoş buved

Âb-ı hayvân gerded er âteş buved

8- Zehr der-hulkûm-i şân şekker buved

Seng ender-râh-işân govher buved

9- Bâ-Hudâ ne-buved velî-râ i‘tirâz

Herçi bistâned firisted i‘tiyâz

10- Ger be-sûzed bâğet engûret dehed

Der-miyân-ı mâtemî sûret dehed

11- Lâ nusellim u i‘tirâz ez-mâ be-reft

Çun ıvez mî-âyed ân mefkûd reft

12- Çunki bî-âteş merâ germî resed

Râziyem ger âteşeş mâ-râ koşed

13-Bî-çerâğî çun dehed o rûşenî

Ger çerağet şod çi efgân mî-konî [251/a]

Nazm (ın tercümesi)

1-Velîler içinde dua ehli başkadır. Onlar bazen diker bazen yırtarlar.

2-Veliler içinden bir kesim daha tanırım. Onların ağızları duaya kapalıdır.

3-Ulu Rabbe boyun eğmek olan rızâya erince, kazayı önleme arayışı

kendilerine haramdır.

4-Kazâda öyle güzel tat bulurlar ki havaslar, kurtulmayı dilemek onlara

küfür gibi gelir

5-Kalplerine öyle bir hüsnü zan yerleşmiştir ki, herhangi bir üzüntüden

karalar giymezler.

6-İyi ve kötü onların gözünde birdir. Nereden olursa olsun, hüsnü zan ile

görürler.

7-Önlerine ne gelirse gelsin hoş olur. Ateş bile olsa gelen, yanlarında âb-ı

hayât olur.

8-Boğazlarında zehir, tatlı bir şeker olur. Yollarındaki taş, baksan

mücevher olur.

9-Velînin Hakk’a itirazı olmaz. Her ne alsa, karşılığını gönderir.

10-Bağını yaksa, sana üzüm verir. Yas içindeyken, sana şenlik verir.

11-Teslim olmayız, itiraz kalmadı bizde; yitirilene karşılık daha büyüğü

geliyor çünkü.

12-Ateş olmadan bize sıcaklık eriştiğine göre, ateşi bizi öldürse râzıyım.

13-Lamba olmadan aydınlık verdiğine göre, Neden feryâd edersin lamban

kayboldu diye?