Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tefvîz ve teslimiyetin insanın bütün işlerinde her şeyden önemli ve gerekli olduğunu…

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Tefvîz ve teslimiyetin insanın bütün işlerinde her şeyden önemli ve gerekli olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Tefvîz ve teslimiyetin insanın bütün işlerinde her şeyden önemli ve

gerekli olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Tefvîz ve

teslimiyeti iyi anlayabilmek için şu iki asıl unsuru göz önünde bulundurmak

gerekir. Ta ki her şey kolaylıkla yerini bulmuş olsun.

Birinci olarak şunu yakinen bilesin ki, bir işi yapmak için (sadece) tedbir

alıp tercihte bulunmak yeterli ve uygun olmaz. Her şeyi bütün yönleriyle

bilmek ancak Fâil-i Muhtar’a [391] yakışır ki O, bütün işleri bütün yönleriyle

bilir ve her şeyin içini ve dışını, şimdiki hâlini sonucunu bilir, nasıl

olacağına muttali olur, bozulacağını, helak olacağını, hayrını ve iyiliğini

bilir. Yoksa kul kötülük ve felâketi hayır ve iyilik olan işler üzerine tercih

etme tehlikesinden emin olamaz.

Nitekim bir köylüye para verseler ve “Bizim için bunlardan kıymetli

olanlarla ayarı düşük olanları ayırıver” deseler, o köylü bu ayrımı yapamaz.

Hatta şehirde çarşı esnafından herhangi birisi paraları ayırt etse, onun

taksimine bile güvenilmez. Ancak onu altın ve gümüşün özelliklerini bilen

sarrafa götürüp ondan tatminkâr bir cevap almadıkça, bu teklifi yapanların

kalpleri huzur bulmaz.

Her işi her yönüyle kuşatan ilim, ancak âlemlerin Rabb’i Allah’a

mahsustur. Şu halde Allah’tan başka hiçbir varlık tedbir ve ihtiyar etmeye

lâyık değildir. Onun için Hak teala Furkan-ı Mübîn’de: “Rabbin dilediğini

yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur.” (Kasas, 28/68)

buyurmuştur.

Naklolunmuştur ki; Peygamberlerden birine Hak katından, “İste! İstediğin

verilsin” buyrulmuş. O, bu suale muttali olup demiştir ki: “Her bakımdan

âlim olan bir zat, her bakımdan cahil olan birine “İste! İstediğin verilsin”

diyor. Hakkımda neyin hayırlı, neyin iyi olduğunu bilemem ki isteyeyim.

Yine sen benim için hayırlı ve iyi olanı hazırla ve seç ki selâmet bulayım.”

İkincisi şudur: Şayet bir kişi sana “Senin bütün işlerini tertib edip bir

düzene koyayım, her türlü ihtiyacını temin ve tedarik edeyim. Sen bütün

işlerini bana bırak ve kendi dünyanda keyfince yaşamaya bak” demiş olsa

ve o kişi senin gözünde devrinin en bilgini, en akıllısı, en kuvvetlisi, en

merhametlisi, en şefkatlisi ve en doğrusu olsa, sen bunu büyük bir kısmet

ve minnet görmez misin? Ona teşekkür edip en güzel şekilde övmez misin?

Yine bu akıllı kişi, senin için gerçekten faydalı olup olmadığını

bilmediğin bir şerbet yapsa, hiç tedirgin olmadan, faydasını ve zararını

düşünmeden ona güvenerek şerbetini içersin. Çünkü onun sana hüsnü zan

beslediğini ve daima senin için en faydalı olanı tercih ettiğini bilirsin ve

bütün işlerini ona ısmarlayıp teslim olursun. O bütün işlerini [253/a]

üzerine aldıktan sonra, her ne yaparsa yapsın, yaptığı işlerin tamamının

düzgün olduğunu düşünürsün. Öyleyse sana ne oldu da, işlerini bütün

kâinâtı yaratan âlemlerin Rabb’ine bırakmazsın? Allah’a güvenip teslimiyet

ve rıza göstermezsin?

Hâlbuki bütün âlemi ve insanoğlunu yaratan, şekil veren O’dur. Geceleri

ve gündüzleri yaratıp insanların kalplerini halden hâle çeviren O’dur.

Yağmuru, rızıkları, düşünceleri ve huyları taksim ve takdir eden O’dur.

Yeryüzünde ve göklerde bulunan bütün mahlûkatın işlerini düzenleyip

ihtiyar eden O’dur. Nitekim “Allah, göklerden yere kadar her işi düzenleyip

yönetir.” (Secde 32/5) âyetiyle kullarına müjde veren O’dur.

Şu halde Hak teala, âlimlerin en âlimi, güçlülerin en güçlüsü,

merhametlilerin en merhametlisi, zenginlerin en zengini, hükmedenlerin en

hikmetlisi, doğruların en vefâlısı iken, işlerini O’na ısmarlayıp teslim olmak

zevk ve safâ iken, niçin bütün işlerini O’na bırakıp da tedbirine teslim

olmazsın? Ta ki Allah latif ilmi ve en güzel tedbiriyle, senin ilminin

ulaşamadığı, anlayışının kavrayamadığı işleri senin için seçip düzenlesin.

Böylece kalbin ağır bir yükten kurtulsun da, neşe ve huzur içinde ünsiyet

meclisine gidesin. Eğer sen bütün işlerini Hakk’a ısmarlayıp O’nun

takdirine teslim olursan, Allah senin için mahiyeti çok ince olan işleri

ihtiyar ettiğinde O’na can u gönülden râzı olursan, senin için takdir ettiği

şeyin -hakkında her ne suretle tecellî ederse etsin- bunun sırf hayır ve

kurtuluş olduğunu bilirsen, âcizlik ve hayreti kendine saadet sermayesi edip

Allah’ın tedbir ve terbiyesiyle kalp huzuru ve gönül rahatlığı bulursun.

Nazm

1-Ân ne-bînî ki tıfl-râ dâye

Vakt-i hordî be-evvelîn pâye

2-Gâh bended ve-râ be-gehvâre

Gâh ber ber nehedeş hemvâre

3-Geh zened sa‘b u gâh be-nevâzed

Gâh dûreş koned beyendâzed

4-Gâh bûsed be-mihr rohsâreş

Gâh be-nevâzed u keşed bâreş

5-Merd-i bîgâne çun nigâh koned

Hışm gîred zi-dâye âh koned

6-Gûyedeş nîst mihribân dâye

Bî murâd est tıfl-ı kem mâye

7-To çi dânî ki dâye bih dâned

Şart-ı kâr ân çonân hemî râned

8-Bende-râ nîz kirdigâr be-şart

Mî-gozâred be-cumle kâr be-şart

9-Ânçi bâyed hemî-dehed rûzî

Gâh hırmân u gâh pîrûzî

10-Gâh ber ser nehed zi-govher tâc

Geh be-dânegî koned ve-râ muhtâc

11-To be-hukm-i Hudây râzî şev

Ver ne be-hurûş pîş-i kâzî şev

12-Tâ to-râ ez kazâş berehâned

Ebleh ân kes ki înçonîn dâned

13-Nûş dân her çe zehr-i û bâşed

Lutf dân ân çe kahr-i û bâşed

14-Her çi hest ez-belâ vu âfiyetî

Hayr mahz est u şerr âriyetî

15-Ân ki âred cihân be “kun fe-yekûn”

Çun kuned bed be halk-ı âlem çun

16-Hayr u şer nîst der cihân-ı sohen

Lakab-ı hayr u şer be-tûst u be-men

17-Ân zemân ki îzed âferîd âfâk

Hîç bed n’âferîd ber ıtlâk

18-Merg în-râ helâk u ân-râ berg

Zehr în-râ gıdâ vu ân-râ merg [253/b]

Nazm (ın tercümesi)

1-Görmedin mi çocuğa dadısı küçükken ilk önce,

2-Bazen onu beşiğe bağlar, bazen kucağına sarar.

3-Bazen sertçe vurur bazen okşar sıvazlar; bazen uzaklaştırır, fırlatır.

4-Bazen sevgiyle yanağını öper, bazen okşar, kahrını çeker,

5-Bir yabancı adam bu durumu görünce, öfkelenir dadıya, âh çeker.

6-Ona, dadının şefkatli olmadığını söyler; zavallı çocuk da muradına

ermez.

7-Dadının iyi bildiğini sen ne bileceksin? O, işin gereğini usûlünce yapar.

8-İşte Yaratan da kulunu şartını yerine getirmek kaydıyla serbest bırakır.

9-Rızkı ne ise onu verir; bazen mahrumiyet verir bazen de istek ve

muradına erdirir.

10-Bazen başına mücevherden taç koyar, bazen bir taneye onu muhtaç

kılar.

11-Ya Allah’ın hükmüne râzı ol ya da öfke ile hakimin huzuruna koş!

12-Seni onun hükmünden kurtarsın; ahmak olan da işi böyledir sanır.

13-Onun verdiği zehri panzehir bil; kahrını da muhakkak ki lütuf ve

ihsan.

14-Belâ ve afiyet her ne varsa, hayır esastır ve şer geçici.

15-Cihanı “kun fe-yukûn” ile yaratan, İnsanlara nasıl kötülük edebilir

nasıl?

16-Cihanda hayır ve şer sözü yoktur; hayır ve şer senin ve benim

lâkabımdır.

17-Hak teala âfâkı yarattığında, kötüyü yaratmadı.

18-Ölüm bazısı için helâk, bazısı içinse hayatın kendisi. Zehir bazıları için

gıda bazıları içinse ölüm.