ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Tefvîz ve teslimiyetin insanın bütün işlerinde her şeyden önemli ve
gerekli olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Tefvîz ve
teslimiyeti iyi anlayabilmek için şu iki asıl unsuru göz önünde bulundurmak
gerekir. Ta ki her şey kolaylıkla yerini bulmuş olsun.
Birinci olarak şunu yakinen bilesin ki, bir işi yapmak için (sadece) tedbir
alıp tercihte bulunmak yeterli ve uygun olmaz. Her şeyi bütün yönleriyle
bilmek ancak Fâil-i Muhtar’a [391] yakışır ki O, bütün işleri bütün yönleriyle
bilir ve her şeyin içini ve dışını, şimdiki hâlini sonucunu bilir, nasıl
olacağına muttali olur, bozulacağını, helak olacağını, hayrını ve iyiliğini
bilir. Yoksa kul kötülük ve felâketi hayır ve iyilik olan işler üzerine tercih
etme tehlikesinden emin olamaz.
Nitekim bir köylüye para verseler ve “Bizim için bunlardan kıymetli
olanlarla ayarı düşük olanları ayırıver” deseler, o köylü bu ayrımı yapamaz.
Hatta şehirde çarşı esnafından herhangi birisi paraları ayırt etse, onun
taksimine bile güvenilmez. Ancak onu altın ve gümüşün özelliklerini bilen
sarrafa götürüp ondan tatminkâr bir cevap almadıkça, bu teklifi yapanların
kalpleri huzur bulmaz.
Her işi her yönüyle kuşatan ilim, ancak âlemlerin Rabb’i Allah’a
mahsustur. Şu halde Allah’tan başka hiçbir varlık tedbir ve ihtiyar etmeye
lâyık değildir. Onun için Hak teala Furkan-ı Mübîn’de: “Rabbin dilediğini
yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur.” (Kasas, 28/68)
buyurmuştur.
Naklolunmuştur ki; Peygamberlerden birine Hak katından, “İste! İstediğin
verilsin” buyrulmuş. O, bu suale muttali olup demiştir ki: “Her bakımdan
âlim olan bir zat, her bakımdan cahil olan birine “İste! İstediğin verilsin”
diyor. Hakkımda neyin hayırlı, neyin iyi olduğunu bilemem ki isteyeyim.
Yine sen benim için hayırlı ve iyi olanı hazırla ve seç ki selâmet bulayım.”
İkincisi şudur: Şayet bir kişi sana “Senin bütün işlerini tertib edip bir
düzene koyayım, her türlü ihtiyacını temin ve tedarik edeyim. Sen bütün
işlerini bana bırak ve kendi dünyanda keyfince yaşamaya bak” demiş olsa
ve o kişi senin gözünde devrinin en bilgini, en akıllısı, en kuvvetlisi, en
merhametlisi, en şefkatlisi ve en doğrusu olsa, sen bunu büyük bir kısmet
ve minnet görmez misin? Ona teşekkür edip en güzel şekilde övmez misin?
Yine bu akıllı kişi, senin için gerçekten faydalı olup olmadığını
bilmediğin bir şerbet yapsa, hiç tedirgin olmadan, faydasını ve zararını
düşünmeden ona güvenerek şerbetini içersin. Çünkü onun sana hüsnü zan
beslediğini ve daima senin için en faydalı olanı tercih ettiğini bilirsin ve
bütün işlerini ona ısmarlayıp teslim olursun. O bütün işlerini [253/a]
üzerine aldıktan sonra, her ne yaparsa yapsın, yaptığı işlerin tamamının
düzgün olduğunu düşünürsün. Öyleyse sana ne oldu da, işlerini bütün
kâinâtı yaratan âlemlerin Rabb’ine bırakmazsın? Allah’a güvenip teslimiyet
ve rıza göstermezsin?
Hâlbuki bütün âlemi ve insanoğlunu yaratan, şekil veren O’dur. Geceleri
ve gündüzleri yaratıp insanların kalplerini halden hâle çeviren O’dur.
Yağmuru, rızıkları, düşünceleri ve huyları taksim ve takdir eden O’dur.
Yeryüzünde ve göklerde bulunan bütün mahlûkatın işlerini düzenleyip
ihtiyar eden O’dur. Nitekim “Allah, göklerden yere kadar her işi düzenleyip
yönetir.” (Secde 32/5) âyetiyle kullarına müjde veren O’dur.
Şu halde Hak teala, âlimlerin en âlimi, güçlülerin en güçlüsü,
merhametlilerin en merhametlisi, zenginlerin en zengini, hükmedenlerin en
hikmetlisi, doğruların en vefâlısı iken, işlerini O’na ısmarlayıp teslim olmak
zevk ve safâ iken, niçin bütün işlerini O’na bırakıp da tedbirine teslim
olmazsın? Ta ki Allah latif ilmi ve en güzel tedbiriyle, senin ilminin
ulaşamadığı, anlayışının kavrayamadığı işleri senin için seçip düzenlesin.
Böylece kalbin ağır bir yükten kurtulsun da, neşe ve huzur içinde ünsiyet
meclisine gidesin. Eğer sen bütün işlerini Hakk’a ısmarlayıp O’nun
takdirine teslim olursan, Allah senin için mahiyeti çok ince olan işleri
ihtiyar ettiğinde O’na can u gönülden râzı olursan, senin için takdir ettiği
şeyin -hakkında her ne suretle tecellî ederse etsin- bunun sırf hayır ve
kurtuluş olduğunu bilirsen, âcizlik ve hayreti kendine saadet sermayesi edip
Allah’ın tedbir ve terbiyesiyle kalp huzuru ve gönül rahatlığı bulursun.
Nazm
1-Ân ne-bînî ki tıfl-râ dâye
Vakt-i hordî be-evvelîn pâye
2-Gâh bended ve-râ be-gehvâre
Gâh ber ber nehedeş hemvâre
3-Geh zened sa‘b u gâh be-nevâzed
Gâh dûreş koned beyendâzed
4-Gâh bûsed be-mihr rohsâreş
Gâh be-nevâzed u keşed bâreş
5-Merd-i bîgâne çun nigâh koned
Hışm gîred zi-dâye âh koned
6-Gûyedeş nîst mihribân dâye
Bî murâd est tıfl-ı kem mâye
7-To çi dânî ki dâye bih dâned
Şart-ı kâr ân çonân hemî râned
8-Bende-râ nîz kirdigâr be-şart
Mî-gozâred be-cumle kâr be-şart
9-Ânçi bâyed hemî-dehed rûzî
Gâh hırmân u gâh pîrûzî
10-Gâh ber ser nehed zi-govher tâc
Geh be-dânegî koned ve-râ muhtâc
11-To be-hukm-i Hudây râzî şev
Ver ne be-hurûş pîş-i kâzî şev
12-Tâ to-râ ez kazâş berehâned
Ebleh ân kes ki înçonîn dâned
13-Nûş dân her çe zehr-i û bâşed
Lutf dân ân çe kahr-i û bâşed
14-Her çi hest ez-belâ vu âfiyetî
Hayr mahz est u şerr âriyetî
15-Ân ki âred cihân be “kun fe-yekûn”
Çun kuned bed be halk-ı âlem çun
16-Hayr u şer nîst der cihân-ı sohen
Lakab-ı hayr u şer be-tûst u be-men
17-Ân zemân ki îzed âferîd âfâk
Hîç bed n’âferîd ber ıtlâk
18-Merg în-râ helâk u ân-râ berg
Zehr în-râ gıdâ vu ân-râ merg [253/b]
Nazm (ın tercümesi)
1-Görmedin mi çocuğa dadısı küçükken ilk önce,
2-Bazen onu beşiğe bağlar, bazen kucağına sarar.
3-Bazen sertçe vurur bazen okşar sıvazlar; bazen uzaklaştırır, fırlatır.
4-Bazen sevgiyle yanağını öper, bazen okşar, kahrını çeker,
5-Bir yabancı adam bu durumu görünce, öfkelenir dadıya, âh çeker.
6-Ona, dadının şefkatli olmadığını söyler; zavallı çocuk da muradına
ermez.
7-Dadının iyi bildiğini sen ne bileceksin? O, işin gereğini usûlünce yapar.
8-İşte Yaratan da kulunu şartını yerine getirmek kaydıyla serbest bırakır.
9-Rızkı ne ise onu verir; bazen mahrumiyet verir bazen de istek ve
muradına erdirir.
10-Bazen başına mücevherden taç koyar, bazen bir taneye onu muhtaç
kılar.
11-Ya Allah’ın hükmüne râzı ol ya da öfke ile hakimin huzuruna koş!
12-Seni onun hükmünden kurtarsın; ahmak olan da işi böyledir sanır.
13-Onun verdiği zehri panzehir bil; kahrını da muhakkak ki lütuf ve
ihsan.
14-Belâ ve afiyet her ne varsa, hayır esastır ve şer geçici.
15-Cihanı “kun fe-yukûn” ile yaratan, İnsanlara nasıl kötülük edebilir
nasıl?
16-Cihanda hayır ve şer sözü yoktur; hayır ve şer senin ve benim
lâkabımdır.
17-Hak teala âfâkı yarattığında, kötüyü yaratmadı.
18-Ölüm bazısı için helâk, bazısı içinse hayatın kendisi. Zehir bazıları için
gıda bazıları içinse ölüm.

