Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tefvîz ve teslimiyetin keyfiyetini ve neticelerini, sebeplerini ve değerlerini bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Tefvîz ve teslimiyetin keyfiyetini ve neticelerini, sebeplerini ve değerlerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Tefvîz ve teslimiyetin keyfiyetini ve neticelerini, sebeplerini ve

değerlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun Allah ile

olan münasebetinin misali hastanın doktorla olan hâline benzer. Mesela bir

hasta mütehassıs bir doktora gitse, onun tıp ilminin inceliklerine vakıf

olduğunu bilse, hastasının hâline üzülüp durumunu anlayarak şefkatli

davranacağını anlasa, her şeyiyle doktorun tedavi ve tavsiyelerine

güvenerek kendini ona itirazsız teslim eder. Doktor kendisine acı veya tatlı

şerbet verse onu içer ve bilir ki verilen şerbet çekilen acıdan daha iyidir. Acı

şerbet, o anda tatlıdan faydalıdır diye içer. Çünkü acı şerbetin nasıl tesir

edeceğini doktor daha iyi bilmektedir. Bunun gibi, eğer kul yeryüzünde ve

göklerde hiçbir şeyin Allah’ın ilmi dışında olmayıp O’nun her şeyi bildiğini

ve her şeyden haberdar olduğunu, bütün kullarına karşı lütufkâr, esirgeyen

ve merhametli olduğunu bilse ve yakinen şunu idrak etse ki nefsi kalbine

karşı en büyük düşmandır. Nefsin âfetleriyle kalbi mânen hasta olup ruhu

yaralıdır ve bu manevî illetlerden nasıl kurtulacağını kendisinin bilmediğini

idrak ederse, işte bu âciz kul, bütün işlerini her şeyi hakkıyla bilen

merhametli ve hikmetli Allah’ın takdirine bırakıp O’nun tedbirine teslim

olur, kazasına râzı olarak kurtuluşa erer.

Eğer Hak teala onun vaktini hoş kılıp gönlünü genişlik (bast) hâliyle

mesrûr eylerse, kul da buna şükredip yakinen bilir ki kalbinin şifâsı, o

vakitte o haldedir. Allah kulun durumunu kabz ile sıkıntılı kılsa bile kul,

hastalığının ilaç ve çaresinin o şekilde olduğunu bilir. Hastalığının ilâcı o

keyfiyettedir. Eğer Hak teala onu kederlendirip kalbini daralma (kabz)

hâliyle mahzun ederse, o yine bu hâline şükrederek şunu yakinen bilir ki

kalbinin sıhhati o vakitte o haldedir. Kalbinin ilâcı bu hâle râzı olmakta

saklıdır.

Şayet kul, işinde maharetli olduğunu bilip sözüne ve kendine güvenerek

doktora teslim olmuş hasta gibi Rabb’ini yaratıcı ve rızık verici bilip

Kur’ân-ı Kerim’e iman ederse ve Allah’a güvenirse tevekkül makamına

adım atmış olur. Şayet kul, kendi irâde ve tedbirini bir kenara bırakarak

doktora teslim olmuş hasta gibi bütün işini Rabb’ine bırakarak teslim olursa

o zaman tefvîz makamına ulaşmış olur. Eğer kul yukarıda bahsedilen

doktorun beceri ve merhametine güvenerek verdiği acı tatlı ilaçları alıp

içerek sözünden çıkmayan hasta gibi, Hak tealanın hikmet sahibi ve

merhametli olduğunu bilip belâ ve nimetlerini kabul edip şükrederek emrine

itaat ederse, o kul teslim makamına erişmiş olur. Eğer kişi, doktorun bütün

sözlerinin ve yaptıklarının sıhhat ve afiyeti gerektirdiğini yakinen bilip

ondan son derece hoşnut olan hasta gibi Hak tealanın sözlerini ve işlerini

tamamen hayır ve sırf güzellik ve bir hikmet ve fayda olduğunu tecrübe ve

müşâhade edip O’ndan can u gönülden hoşnut olursa o kul rıza makamına

erişir.

Şiir

1- Mâ-lâ yekûnu fe-lâ yekûnu bi-hîletin

Ebeden ve mâ huve kâ’inun fe-yekûnu

2- Seyekûnu mâ huve kâ’inun fî vaktihî

Ve ehu’l-cehâleti mut‘abun mahzûnun

Şiir (in tercümesi)

1- Olmayacak bir iş, hîleyle olmaz. Olacak olan, ebediyyen olur.

2- Olacak olan vaktinde olur. Cehaletin babası olmak, zor ve hüzünlüdür.

Şiir

1- Da‘il-mekâdira tecrî fî a‘netihâ

Ve-lâ tebîtenne illâ hâli’l-bâlî

2- Mâ-beyne gamzet-i aynın ve intibâhetihâ

Tukallibu’d-dehre min hâlî ilâ hâl

Şiir (in tercümesi)

1-Bırak kederler mecrâsında yürüsün. Sıkıntılardan kurtulmuş olarak

akşamla.

2-Sen gözünü açıp kapatamadan; Hâlik, değiştirir, aynı olmaz hiçbir

günün.

Rubâiyât [254/a]

1-Takdîr çu sâbik est ta‘lîm çi sûd

Coz bendegî vu rızâ vu teslîm çi sûd

Peyveste zi-bîm-i âkıbet mî-sûzî

În kâr çu bûdenîst ez bîm çi sûd

2-Her dil ki zi-hukm-i refte fersûde şeved

Efsûs ki fersûde-i bîhûde şeved

Zîrâ ki her ânçi bûdenî hâhed buved

Ger cehd konî v’er ne-konî bûde şeved

3-Tâ raht-ı vücûdet be-adem der ne-keşend

Her kâr ki kerde şod be hem der ne-keşend

Ser ber hatt-ı levh-i ezelî dâr u hamûş

K’ez her çi kalem reft kalem der ne-keşend

4-Âncâ ki karârgâh-i âlem dâdend

Her çîz ki dâdend musellem dâdend

În dem ki torâ hoş est u nâhoş be-tu nîst

Çun bî-tu karâr-i în dem u ân dem dâdend

5-Âncâ ki be ilm u akl der-pîşânend

Key fi ‘l-i tu vu men ez-tu vu men dânend

Ey dil be-dest-i men âciz çizîst

Men mî-kerdem çonân ki mî-gerdânend

6-Mî ne-rehânî merâ zi-men men çi konem

Seyr âmedem zucâc u ten-i men çi konem

Men mîhâhem ki râh yâbem sûy-i to

To reh nedehî be hîşten men çi konem

7-Ger ten gûyem be hîşten mî ne-reved

V’er cân gûyem be hilm-i ten mî ne-reved

Tâ çend be-ihtiyâr-ı hod hâhem kâr

Çun kâr be-ihtiyâr-ı men mî ne-reved

Rubâiyât (ın tercümesi)

1-Kaza geldiği zaman tedbirin ne faydası var? Kulluk, rıza ve teslimiyet

dışında ne çare var? Hep akıbet korkusuyla yanıp kavruluyorsun. Madem ki

bu iş olacak korkunun ne faydası var?

2-Takdire hayıflanan gönül. Heyhat, boşuna kendini yormuş olur. Çünkü

olacak olan nasılsa olacak. İster çalış çabala, ister oturup bekle nasılsa

olacak.

3-Vücut yükün yokluk tarafına çekilmeden. Yapılan işler birbirine

karıştırılmaz. Levh-i ezelîde yazılı olanı iste ve sus. Kalemin yazdığı şeyi

bir daha silmezler.

4-Âlem yaratıldığında, yapılan, en iyi şekilde yapıldı. Şimdi senin için

hoş veya nâhoş olan şey, seninle ilgili değildir. Çünkü sen olmadan bu ve o

ânın kararını verdiler.

5-İlim ve akılda önde olanlar, senin ve benim fiillerimi bizden bilirler? Ey

gönül, zavallı olan benim elimde ne var? Ben, yapmamı istenilen şeyi

yapıyordum.

6-Beni bana bırakmıyorsun ki, ben ne yapayım? Aynayı seyre geldim,

tenimi ne yapayım? Ben, senin tarafına varmak istiyorum. Sen kendine yol

vermiyorsun ki, ben ne yapayım?

7-Ten, farzedelim ki kendi istediğini yapmıyor. Can da tenin huyunca

gitmiyor. Ne zamana dek kendi ihtiyarımla iş yapacağım. Çünkü iş benim

ihtiyarımla yürümüyor.

[378] . Benzer bir rivayet için bkz: Müslim, Birr, 55.

[379] . Buhârî, Tevhid 34; Müslim, Zikr 56; Ebû Dâvûd, Edeb 107;

Tirmîzî, Deavât 16.

[380] . Buhârî, İ›tisâm 3, Rikâk 22; Müslim, Akdiye 12-14. Ayrıca bk.

Buhârî, İstikrâz 19, Edeb 6.

[381] . Âl-i İmrân, 28

[382] . Tirmizî, Daavât, 36.

[383] . Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 17.

[384] . Beyhakî , Şuabü’l-îmân , I/219, H. No: 202.

[385] . Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68; Şevkânî,

Fevâ’idü’l-mecmû’a , s. 453, H. No: 8.

[386] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl I/109, H. No: 505.

[387] . Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68.

[388] . Tefvîz; Arapça, bir işi, bir kimseye havâle etmek anlamında bir

kelimedir. (Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka,

İstanbul 2005, s.644.

[389] . Havâtır: Kalbe gelen düşünceler. Nefsani ve şeytanî olabileceği

gibi, rahmânî ve ruhânî de olabilir.

[390] . Kimyâ-yı saadet: Rezaletlerden sakınıp nefsi tehzip ve tezkiye ve

faziletleri kazanmak sureti ile nefsi tahliye etmek, süslemek, tezyin etmek.

İmam-ı Gazali›nin bir eserinin ismi.

[391] . Dilediğini istediği gibi yapma kudretini hâiz bulunan Allah teala.

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,

nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.

Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,

ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım

yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni

olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü

değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk

O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun

elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece

azîz ve Celil olan Allah’ındır.”

. Benzer bir rivayet için bkz: Müslim, Birr, 55.

. Buhârî, Tevhid 34; Müslim, Zikr 56; Ebû Dâvûd, Edeb 107; Tirmîzî,

Deavât 16.

. Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-

ummâl I/109, H. No: 505.

. Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68; Şevkânî, Fevâ’idü’l-

mecmû’a , s. 453, H. No: 8.

. Beyhakî , Şuabü’l-îmân , I/219, H. No: 202.

. Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 17.

. Tirmizî, Daavât, 36.

. Âl-i İmrân, 28

. Buhârî, İ›tisâm 3, Rikâk 22; Müslim, Akdiye 12-14. Ayrıca bk. Buhârî,

İstikrâz 19, Edeb 6.

. Tefvîz; Arapça, bir işi, bir kimseye havâle etmek anlamında bir

kelimedir. (Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka,

İstanbul 2005, s.644.

Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu, benim hidayete

erdirdiklerim hariç hepiniz dalâlettesiniz. Şifâ verdiklerim hariç hepiniz

hastasınız. Zengin ettiklerim hariç hepiniz fakirsiniz. Sizler benim için olun,

ben de size yar ve yardımcı olayım. Ey kulum sen bir şey istersin ben de bir

şey isterim. Eğer benim muradıma uygun olmayan bir şey istemediysen,

benim istediğimi istemen için nefsini zorla. Çünkü sonunda ancak benim

istediğim olacaktır. Kim takdirime teslim olur, verdiğim belâlara

sabrederse, onu katımda çok samimi ve doğru kullardan (sıddîkler)

yazarım. Ey kulum, benden seni daima tek bir halde bulundurmamı ve seni

tek bir duruş üzere bırakmamı isteme! Ben bunu yapmam. Çünkü seni,

bütün sıfatlarımla beraber beni tanıman için yarattım. Seni sürekli afiyet ve

sıhhat üzere bulundurursam, beni sürekli şifâlı olarak tanırsın. O zaman

benim başka sıfatlarımdan ve tecellîlerimden habersiz kalırsın. Eğer bir şey

isteyeceksen benden iste. Sıfatlarıma ve şânıma uygun olarak sana

vereyim.”

. Kimyâ-yı saadet: Rezaletlerden sakınıp nefsi tehzip ve tezkiye ve

faziletleri kazanmak sureti ile nefsi tahliye etmek, süslemek, tezyin etmek.

İmam-ı Gazali›nin bir eserinin ismi.

. Havâtır: Kalbe gelen düşünceler. Nefsani ve şeytanî olabileceği gibi,

rahmânî ve ruhânî de olabilir.

. Dilediğini istediği gibi yapma kudretini hâiz bulunan Allah teala.

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,

nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.

Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,

ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım

yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni

olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü

değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk

O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun

elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece

azîz ve Celil olan Allah’ındır.”

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,

nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.

Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,

ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım

yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni

olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü

değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk

O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun

elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece

azîz ve Celil olan Allah’ındır.”

Tefvîz, itirazdan uzak durmak ve halkın kusurlarını görmezden gelmektir.

Tefvîz Allah’ın takdir ettiği hükmünün gerçekleşmesi olan kazanın

gelişinden önce, teslimiyet ise kazanın gerçekleşmesinden sonra meydana

gelir. Tefvîz bilinmeyen işi işleyenine vermektir ve bu, rızanın başlangıcıdır.

Tefvîz, tedbir ve ihtiyarı terk edip kazanın gelişini beklemektir. Tefvîz,

muradı terk edip Allah’ın kazasını beklemektir. Her an Hak’tan gelecek

olana teslimiyet ve rıza göstermektir. Tefvîz, tedbiri ve arzulara (hevâ)

uymayı terk edip her işte Hakk’a sığınmaktır.

Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle

buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan

kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe

bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza

göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,

tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet

olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na

ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene

sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir

gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise

bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a

tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine

teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve

buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur

ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim

olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım

olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp

işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim

olasınız.”

Günah olarak isteklerin sana yeter; arzuları kov gitsin. Kalbi karartan

havâtırı bırak da rahata er.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakiki saadet

(kimyâ-yı saadet) ve ebedî devletin iksiri; insanlardan tamamen ümidi

kesmen, Allah’ın ezelî ilmiyle senin için takdir ve taksim ettiğinden başka

bir şey vermesinden ümidini kesmendir. Yani insanları kalbinden çıkarıp

ezelde senin için takdir olunandan başka hiçbir şeyi Hak’tan istememendir.

Ta ki bu kimyâ ile insanların en zengini olasın.

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,

nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.

Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,

ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım

yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni

olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü

değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk

O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun

elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece

azîz ve Celil olan Allah’ındır.”

Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle

buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan

kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe

bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza

göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,

tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet

olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na

ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene

sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir

gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise

bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a

tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine

teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve

buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur

ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim

olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım

olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp

işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim

olasınız.”

Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle

buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan

kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe

bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza

göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,

tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet

olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na

ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene

sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir

gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise

bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a

tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine

teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve

buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur

ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim

olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım

olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp

işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim

olasınız.”

Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle

buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan

kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe

bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza

göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,

tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet

olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na

ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene

sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir

gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise

bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a

tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine

teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve

buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur

ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim

olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım

olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp

işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim

olasınız.”

Birinci olarak şunu yakinen bilesin ki, bir işi yapmak için (sadece) tedbir

alıp tercihte bulunmak yeterli ve uygun olmaz. Her şeyi bütün yönleriyle

bilmek ancak Fâil-i Muhtar’a yakışır ki O, bütün işleri bütün yönleriyle bilir

ve her şeyin içini ve dışını, şimdiki hâlini sonucunu bilir, nasıl olacağına

muttali olur, bozulacağını, helak olacağını, hayrını ve iyiliğini bilir. Yoksa

kul kötülük ve felâketi hayır ve iyilik olan işler üzerine tercih etme

tehlikesinden emin olamaz.

Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle

buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan

kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe

bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza

göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,

tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet

olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na

ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene

sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir

gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise

bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a

tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine

teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve

buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur

ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim

olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım

olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp

işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim

olasınız.”