ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Tefvîz ve teslimiyetin keyfiyetini ve neticelerini, sebeplerini ve
değerlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun Allah ile
olan münasebetinin misali hastanın doktorla olan hâline benzer. Mesela bir
hasta mütehassıs bir doktora gitse, onun tıp ilminin inceliklerine vakıf
olduğunu bilse, hastasının hâline üzülüp durumunu anlayarak şefkatli
davranacağını anlasa, her şeyiyle doktorun tedavi ve tavsiyelerine
güvenerek kendini ona itirazsız teslim eder. Doktor kendisine acı veya tatlı
şerbet verse onu içer ve bilir ki verilen şerbet çekilen acıdan daha iyidir. Acı
şerbet, o anda tatlıdan faydalıdır diye içer. Çünkü acı şerbetin nasıl tesir
edeceğini doktor daha iyi bilmektedir. Bunun gibi, eğer kul yeryüzünde ve
göklerde hiçbir şeyin Allah’ın ilmi dışında olmayıp O’nun her şeyi bildiğini
ve her şeyden haberdar olduğunu, bütün kullarına karşı lütufkâr, esirgeyen
ve merhametli olduğunu bilse ve yakinen şunu idrak etse ki nefsi kalbine
karşı en büyük düşmandır. Nefsin âfetleriyle kalbi mânen hasta olup ruhu
yaralıdır ve bu manevî illetlerden nasıl kurtulacağını kendisinin bilmediğini
idrak ederse, işte bu âciz kul, bütün işlerini her şeyi hakkıyla bilen
merhametli ve hikmetli Allah’ın takdirine bırakıp O’nun tedbirine teslim
olur, kazasına râzı olarak kurtuluşa erer.
Eğer Hak teala onun vaktini hoş kılıp gönlünü genişlik (bast) hâliyle
mesrûr eylerse, kul da buna şükredip yakinen bilir ki kalbinin şifâsı, o
vakitte o haldedir. Allah kulun durumunu kabz ile sıkıntılı kılsa bile kul,
hastalığının ilaç ve çaresinin o şekilde olduğunu bilir. Hastalığının ilâcı o
keyfiyettedir. Eğer Hak teala onu kederlendirip kalbini daralma (kabz)
hâliyle mahzun ederse, o yine bu hâline şükrederek şunu yakinen bilir ki
kalbinin sıhhati o vakitte o haldedir. Kalbinin ilâcı bu hâle râzı olmakta
saklıdır.
Şayet kul, işinde maharetli olduğunu bilip sözüne ve kendine güvenerek
doktora teslim olmuş hasta gibi Rabb’ini yaratıcı ve rızık verici bilip
Kur’ân-ı Kerim’e iman ederse ve Allah’a güvenirse tevekkül makamına
adım atmış olur. Şayet kul, kendi irâde ve tedbirini bir kenara bırakarak
doktora teslim olmuş hasta gibi bütün işini Rabb’ine bırakarak teslim olursa
o zaman tefvîz makamına ulaşmış olur. Eğer kul yukarıda bahsedilen
doktorun beceri ve merhametine güvenerek verdiği acı tatlı ilaçları alıp
içerek sözünden çıkmayan hasta gibi, Hak tealanın hikmet sahibi ve
merhametli olduğunu bilip belâ ve nimetlerini kabul edip şükrederek emrine
itaat ederse, o kul teslim makamına erişmiş olur. Eğer kişi, doktorun bütün
sözlerinin ve yaptıklarının sıhhat ve afiyeti gerektirdiğini yakinen bilip
ondan son derece hoşnut olan hasta gibi Hak tealanın sözlerini ve işlerini
tamamen hayır ve sırf güzellik ve bir hikmet ve fayda olduğunu tecrübe ve
müşâhade edip O’ndan can u gönülden hoşnut olursa o kul rıza makamına
erişir.
Şiir
1- Mâ-lâ yekûnu fe-lâ yekûnu bi-hîletin
Ebeden ve mâ huve kâ’inun fe-yekûnu
2- Seyekûnu mâ huve kâ’inun fî vaktihî
Ve ehu’l-cehâleti mut‘abun mahzûnun
Şiir (in tercümesi)
1- Olmayacak bir iş, hîleyle olmaz. Olacak olan, ebediyyen olur.
2- Olacak olan vaktinde olur. Cehaletin babası olmak, zor ve hüzünlüdür.
Şiir
1- Da‘il-mekâdira tecrî fî a‘netihâ
Ve-lâ tebîtenne illâ hâli’l-bâlî
2- Mâ-beyne gamzet-i aynın ve intibâhetihâ
Tukallibu’d-dehre min hâlî ilâ hâl
Şiir (in tercümesi)
1-Bırak kederler mecrâsında yürüsün. Sıkıntılardan kurtulmuş olarak
akşamla.
2-Sen gözünü açıp kapatamadan; Hâlik, değiştirir, aynı olmaz hiçbir
günün.
Rubâiyât [254/a]
1-Takdîr çu sâbik est ta‘lîm çi sûd
Coz bendegî vu rızâ vu teslîm çi sûd
Peyveste zi-bîm-i âkıbet mî-sûzî
În kâr çu bûdenîst ez bîm çi sûd
2-Her dil ki zi-hukm-i refte fersûde şeved
Efsûs ki fersûde-i bîhûde şeved
Zîrâ ki her ânçi bûdenî hâhed buved
Ger cehd konî v’er ne-konî bûde şeved
3-Tâ raht-ı vücûdet be-adem der ne-keşend
Her kâr ki kerde şod be hem der ne-keşend
Ser ber hatt-ı levh-i ezelî dâr u hamûş
K’ez her çi kalem reft kalem der ne-keşend
4-Âncâ ki karârgâh-i âlem dâdend
Her çîz ki dâdend musellem dâdend
În dem ki torâ hoş est u nâhoş be-tu nîst
Çun bî-tu karâr-i în dem u ân dem dâdend
5-Âncâ ki be ilm u akl der-pîşânend
Key fi ‘l-i tu vu men ez-tu vu men dânend
Ey dil be-dest-i men âciz çizîst
Men mî-kerdem çonân ki mî-gerdânend
6-Mî ne-rehânî merâ zi-men men çi konem
Seyr âmedem zucâc u ten-i men çi konem
Men mîhâhem ki râh yâbem sûy-i to
To reh nedehî be hîşten men çi konem
7-Ger ten gûyem be hîşten mî ne-reved
V’er cân gûyem be hilm-i ten mî ne-reved
Tâ çend be-ihtiyâr-ı hod hâhem kâr
Çun kâr be-ihtiyâr-ı men mî ne-reved
Rubâiyât (ın tercümesi)
1-Kaza geldiği zaman tedbirin ne faydası var? Kulluk, rıza ve teslimiyet
dışında ne çare var? Hep akıbet korkusuyla yanıp kavruluyorsun. Madem ki
bu iş olacak korkunun ne faydası var?
2-Takdire hayıflanan gönül. Heyhat, boşuna kendini yormuş olur. Çünkü
olacak olan nasılsa olacak. İster çalış çabala, ister oturup bekle nasılsa
olacak.
3-Vücut yükün yokluk tarafına çekilmeden. Yapılan işler birbirine
karıştırılmaz. Levh-i ezelîde yazılı olanı iste ve sus. Kalemin yazdığı şeyi
bir daha silmezler.
4-Âlem yaratıldığında, yapılan, en iyi şekilde yapıldı. Şimdi senin için
hoş veya nâhoş olan şey, seninle ilgili değildir. Çünkü sen olmadan bu ve o
ânın kararını verdiler.
5-İlim ve akılda önde olanlar, senin ve benim fiillerimi bizden bilirler? Ey
gönül, zavallı olan benim elimde ne var? Ben, yapmamı istenilen şeyi
yapıyordum.
6-Beni bana bırakmıyorsun ki, ben ne yapayım? Aynayı seyre geldim,
tenimi ne yapayım? Ben, senin tarafına varmak istiyorum. Sen kendine yol
vermiyorsun ki, ben ne yapayım?
7-Ten, farzedelim ki kendi istediğini yapmıyor. Can da tenin huyunca
gitmiyor. Ne zamana dek kendi ihtiyarımla iş yapacağım. Çünkü iş benim
ihtiyarımla yürümüyor.
[378] . Benzer bir rivayet için bkz: Müslim, Birr, 55.
[379] . Buhârî, Tevhid 34; Müslim, Zikr 56; Ebû Dâvûd, Edeb 107;
Tirmîzî, Deavât 16.
[380] . Buhârî, İ›tisâm 3, Rikâk 22; Müslim, Akdiye 12-14. Ayrıca bk.
Buhârî, İstikrâz 19, Edeb 6.
[381] . Âl-i İmrân, 28
[382] . Tirmizî, Daavât, 36.
[383] . Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 17.
[384] . Beyhakî , Şuabü’l-îmân , I/219, H. No: 202.
[385] . Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68; Şevkânî,
Fevâ’idü’l-mecmû’a , s. 453, H. No: 8.
[386] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî ,
Kenzü’l-ummâl I/109, H. No: 505.
[387] . Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68.
[388] . Tefvîz; Arapça, bir işi, bir kimseye havâle etmek anlamında bir
kelimedir. (Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka,
İstanbul 2005, s.644.
[389] . Havâtır: Kalbe gelen düşünceler. Nefsani ve şeytanî olabileceği
gibi, rahmânî ve ruhânî de olabilir.
[390] . Kimyâ-yı saadet: Rezaletlerden sakınıp nefsi tehzip ve tezkiye ve
faziletleri kazanmak sureti ile nefsi tahliye etmek, süslemek, tezyin etmek.
İmam-ı Gazali›nin bir eserinin ismi.
[391] . Dilediğini istediği gibi yapma kudretini hâiz bulunan Allah teala.
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,
nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.
Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,
ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım
yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni
olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü
değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk
O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun
elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece
azîz ve Celil olan Allah’ındır.”
. Benzer bir rivayet için bkz: Müslim, Birr, 55.
. Buhârî, Tevhid 34; Müslim, Zikr 56; Ebû Dâvûd, Edeb 107; Tirmîzî,
Deavât 16.
. Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68.
. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-
ummâl I/109, H. No: 505.
. Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-ummâl , I/37, H. No: 68; Şevkânî, Fevâ’idü’l-
mecmû’a , s. 453, H. No: 8.
. Beyhakî , Şuabü’l-îmân , I/219, H. No: 202.
. Ebû Dâvûd, Sünnet, 17; Tirmizî, Kader, 17.
. Tirmizî, Daavât, 36.
. Âl-i İmrân, 28
. Buhârî, İ›tisâm 3, Rikâk 22; Müslim, Akdiye 12-14. Ayrıca bk. Buhârî,
İstikrâz 19, Edeb 6.
. Tefvîz; Arapça, bir işi, bir kimseye havâle etmek anlamında bir
kelimedir. (Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka,
İstanbul 2005, s.644.
Hak teala kudsî hadiste buyurmuştur ki: “ Ey âdemoğlu, benim hidayete
erdirdiklerim hariç hepiniz dalâlettesiniz. Şifâ verdiklerim hariç hepiniz
hastasınız. Zengin ettiklerim hariç hepiniz fakirsiniz. Sizler benim için olun,
ben de size yar ve yardımcı olayım. Ey kulum sen bir şey istersin ben de bir
şey isterim. Eğer benim muradıma uygun olmayan bir şey istemediysen,
benim istediğimi istemen için nefsini zorla. Çünkü sonunda ancak benim
istediğim olacaktır. Kim takdirime teslim olur, verdiğim belâlara
sabrederse, onu katımda çok samimi ve doğru kullardan (sıddîkler)
yazarım. Ey kulum, benden seni daima tek bir halde bulundurmamı ve seni
tek bir duruş üzere bırakmamı isteme! Ben bunu yapmam. Çünkü seni,
bütün sıfatlarımla beraber beni tanıman için yarattım. Seni sürekli afiyet ve
sıhhat üzere bulundurursam, beni sürekli şifâlı olarak tanırsın. O zaman
benim başka sıfatlarımdan ve tecellîlerimden habersiz kalırsın. Eğer bir şey
isteyeceksen benden iste. Sıfatlarıma ve şânıma uygun olarak sana
vereyim.”
. Kimyâ-yı saadet: Rezaletlerden sakınıp nefsi tehzip ve tezkiye ve
faziletleri kazanmak sureti ile nefsi tahliye etmek, süslemek, tezyin etmek.
İmam-ı Gazali›nin bir eserinin ismi.
. Havâtır: Kalbe gelen düşünceler. Nefsani ve şeytanî olabileceği gibi,
rahmânî ve ruhânî de olabilir.
. Dilediğini istediği gibi yapma kudretini hâiz bulunan Allah teala.
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,
nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.
Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,
ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım
yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni
olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü
değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk
O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun
elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece
azîz ve Celil olan Allah’ındır.”
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,
nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.
Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,
ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım
yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni
olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü
değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk
O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun
elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece
azîz ve Celil olan Allah’ındır.”
Tefvîz, itirazdan uzak durmak ve halkın kusurlarını görmezden gelmektir.
Tefvîz Allah’ın takdir ettiği hükmünün gerçekleşmesi olan kazanın
gelişinden önce, teslimiyet ise kazanın gerçekleşmesinden sonra meydana
gelir. Tefvîz bilinmeyen işi işleyenine vermektir ve bu, rızanın başlangıcıdır.
Tefvîz, tedbir ve ihtiyarı terk edip kazanın gelişini beklemektir. Tefvîz,
muradı terk edip Allah’ın kazasını beklemektir. Her an Hak’tan gelecek
olana teslimiyet ve rıza göstermektir. Tefvîz, tedbiri ve arzulara (hevâ)
uymayı terk edip her işte Hakk’a sığınmaktır.
Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle
buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan
kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe
bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza
göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,
tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet
olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na
ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene
sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir
gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise
bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a
tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine
teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve
buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur
ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim
olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım
olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp
işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim
olasınız.”
Günah olarak isteklerin sana yeter; arzuları kov gitsin. Kalbi karartan
havâtırı bırak da rahata er.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hakiki saadet
(kimyâ-yı saadet) ve ebedî devletin iksiri; insanlardan tamamen ümidi
kesmen, Allah’ın ezelî ilmiyle senin için takdir ve taksim ettiğinden başka
bir şey vermesinden ümidini kesmendir. Yani insanları kalbinden çıkarıp
ezelde senin için takdir olunandan başka hiçbir şeyi Hak’tan istememendir.
Ta ki bu kimyâ ile insanların en zengini olasın.
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) duasında buyurmuştur ki: “Allah’ım,
nefsimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndüm. Her işimi sana bıraktım.
Korkarak ve sakınarak sırtımı sana dayadım; rağbetim yalnız sanadır,
ancak senden korkarım. Senden başka sığınacağım yer ve kurtarıcım
yoktur.” Allah’ım, senin verdiğine hiç kimse engel olamaz. Senin mâni
olduğunu da hiç kimse veremez. Sen hükmedince hiç kimse hükmünü
değiştiremez. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur. Mülk
O’nundur, hamd sadece O’na mahsustur. O, diriltir ve öldürür. Hayır O’nun
elindedir. O her şeye kadirdir. Dönüş ancak O’nadır. Güç ve kudret sadece
azîz ve Celil olan Allah’ındır.”
Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle
buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan
kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe
bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza
göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,
tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet
olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na
ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene
sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir
gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise
bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a
tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine
teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve
buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur
ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim
olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım
olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp
işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim
olasınız.”
Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle
buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan
kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe
bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza
göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,
tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet
olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na
ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene
sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir
gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise
bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a
tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine
teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve
buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur
ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim
olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım
olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp
işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim
olasınız.”
Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle
buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan
kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe
bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza
göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,
tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet
olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na
ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene
sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir
gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise
bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a
tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine
teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve
buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur
ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim
olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım
olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp
işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim
olasınız.”
Birinci olarak şunu yakinen bilesin ki, bir işi yapmak için (sadece) tedbir
alıp tercihte bulunmak yeterli ve uygun olmaz. Her şeyi bütün yönleriyle
bilmek ancak Fâil-i Muhtar’a yakışır ki O, bütün işleri bütün yönleriyle bilir
ve her şeyin içini ve dışını, şimdiki hâlini sonucunu bilir, nasıl olacağına
muttali olur, bozulacağını, helak olacağını, hayrını ve iyiliğini bilir. Yoksa
kul kötülük ve felâketi hayır ve iyilik olan işler üzerine tercih etme
tehlikesinden emin olamaz.
Ümmetine de işleri Allah’a ısmarlamayı (tefvîz) öğretip şöyle
buyurmuştur: “Olan oldu ve (sen, olanla) karşılaştığında kaderi yazan
kalemin mürekkebi kurudu.” Ve buyurmuştur ki: “İmanın zirvesi iki özelliğe
bağlıdır. Birincisi Allah tealaya teslimiyet, diğeri ise O’nun takdirine rıza
göstermektir.” Ve buyurmuştur ki; “Mü’minin en üstün özellikleri tevekkül,
tefvîz, teslimiyet, sabır ve rızadır.” Ve buyurmuştur ki: “Şu beş haslet
olmadıkça kulun imanı kemâle ermez. Hakk’a tevekkül, bütün işlerini O’na
ısmarlamak (tefvîz), Allah’ın emirlerine teslimiyet, Allah’tan gelene
sabretmek ve O’nun takdirine râzı olmak.” Ve buyurmuştur ki: “Tedbir
gammını azalt ki, sana takdir edilen seni bulur. Takdir edilmeyen ise
bulmaz.” Ve buyurmuştur ki: “Beş şey imandandır. Her durumda Allah’a
tevekkül etmek, her işi Allah’a ısmarlamak, Allah’ın bütün emirlerine
teslimiyet, belânın ilk geldiği anda sabretmek ve kazaya râzı olmak.” Ve
buyurmuştur ki: “Hayır, Allah’ın beğenip yarattığındadır.” Ve buyurmuştur
ki: “Hayır vâki olandadır. Öyleyse tefvîz sahibi kişi rahata ermiş, teslim
olan kişi de selâmeti bulmuş (demek)tir.” Ve buyurmuştur ki: “Size lâzım
olan güçsüz ve kimsesizlerin âdeti üzere yaşamaktır. Tedbir ile yorulmayıp
işleri takdir olunana havâle edesiniz. Allah’ın tedbir ve tasarrufuna teslim
olasınız.”

