-2. CİLT- · 182 – TEŞEHHÜTLE İLGİLİ RİVÂYETLER









968 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan: Biz Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem ile birlikte namazda oturduğumuz vakit kullarından önce
Allah’a selam olsun ve falana da selam olsun derdik. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem, “Allah’a selam olsun demeyin. Şüphesiz selam Allah’ın
kendisidir. Lakin sizden biriniz oturduğu vakit:
Dille yapılan, bedenle yapılan, mal ile yapılan ibadetlerin hepsi senin rızan
içindir.
Ey Nebî! Selam, Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Selam
bize ve Allah’ın Salih kulları üzerine olsun. Siz bunu söylediğiniz vakit
göklerde ve yerde yahut göklerle yer arasındaki bütün Salih kullara isabet
eder.
Şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, yine şahitlik ederim ki Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi vesellem Allah’ın kulu ve Rasûlüdür desin,
sonra sizden biriniz hoşuna giden dualardan onunla duâ etmek için seçsin”
buyurdu. [75]
İZAH
İmam Azam, Şâfiî ve Mâlik Hazretlerine göre teşehhütte bulunmak vaciptir.
Hanefîlerce salât ü selam sünnettir. Salat ü selamdan sonra duâ müstehaptır.
Bu hadis-i şerife göre dualardan hoşuna gideni seçmekte muhayyerdir.
Dilediğini seçsin diye serbestlik verilmişse de bu serbestliğin Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem’in namazda okuduğu dualardan ve Kur’an-ı
Kerimde geçen duâ ayetlerinden olmasına zımnen işaret vardır.









969 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan:
Biz namazda oturduğumuz vakit ne diyeceğimizi bilmiyorduk. Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem’e öğretildi, diye geçen hadisin benzerini zikretti.
Şerîk dedi ki:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bize bazı sözler öğretirdi ki, onu
teşehhüt öğrettiği gibi öğretmezdi.
İlâhî kalplerimiz arasını birleştir. Arası açık olanlarımızı barıştır, bizi doğru
yola hidayet et, bizi karanlıklardan nura kurtar, fuhşiyâtın açığından ve
kapalısından bizi uzaklaştır. Bizim kulaklarımızı, gözlerimizi, kalplerimizi,
ailelerimizi zürriyetlerimizi bize mübarek kıl. Bizim tövbemizi kabul et,
çünkü sen tövbeleri çok kabul edensin, merhametlisin. Bizi nimetlerine
şükreden, onları itiraf eden ve (verdiğine) râzı olanlarından eyle, ve bize
nimetlerini tamamla. [76]





970 – Kasım bin Muhaymire radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Alkame elinden tuttu ve Abdullah bin Mes’ûd’un onun elinden tuttuğunu
Abdullah’ın elinden de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in tutup ona
namazda teşehhüdü öğrettiğini haber verdi, deyip A’meş’in hadisindeki
duanın aynısını zikretti. “Şunu söyleyip veya şunu yerine getirdiğin vakit
namazını yerine getirmiş olursun. Bundan sonra kalkmak istersen kalk,
oturmak istersen otur.”
İZAH
Bu hadis-i şerifte teşehhütten sonra istersen kalkıp gitmek, istersen oturmak
arasında muhayyer bırakıldığı için “Allahümme Salli” duâlarının
okunmasının vacip olmadığı anlaşılmıştır.
Bir de bu hadiste, hangi kelimeler Rasûl-i Ekrem’in sözü olduğu hususu
üzerinde durulup “bunu söyledin veya bunu yaptığın vakit namazın tamam
oldu” cümlesinin Peygamberimizin sözü, “kalkmak istersen kalk, oturmak
istersen otur” cümlesinin İbn-i Mes’ûd’un sözü olduğu kaydedilmiştir.






971 – Ebû Bişr radıyallahu anh’dan:
Mücahid’in İbn-i Ömer’den onun da Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem’den teşehhüd hakkında naklini işittim.
Sözle, vücutla ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah’a mahsustur. Ey
Nebî Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Mücahid,
dedi, İbn-i Ömer dedi ki: Buna “veberekatühu” kelimesini ziyâde ettim.
Selam bize ve Allah’ın salih kullarına olsun. Allah’tan başka ilah
olmadığına ben şahidim, buna da “yalnız O var, onun eşi yok” cümlesini
ziyâde ettim. Yine Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna
şahidim.




















972 – Hıttân bin Abdullah er-Rakkâşî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine
göre şöyle demiştir:
Ebû Musa el-Eş’arî bize namaz kıldırmıştı. Namazın sonunda oturunca
cemaatin birisi namaz (Kur’an da) her türlü hayır ve zekâtla birleştirilmiştir,
dedi. Ebû Musa namazı bitirince cemaate dönerek:
Şöyle şöyle kelimeleri söyleyen hanginizdi, dedi. Cemaat sükût etti. (tekrar)
Şöyle şöyle kelimeleri söyleyen hanginizdi? dedi. Cemaat (yine) sustular.
(Bunun üzerine Ebû Musa) Ya Hıttân bu sözü senin söylemen muhtemel
dedi. Ben söylemedim, amma yemin olsun ki bundan dolayı beni üzecek bir
şeyle bana hitap edeceğinden korkmuştum. Hıttan dedi: Cemaatten biri onu
ben söyledim, fakat onunla hayırdan başka bir şey murad etmedim, dedi.
Ebû Musa da namazınızda neler söyleyeceğinizi bilmez misiniz? Gerçek
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bize bir hutbe irad edip, sünnetimizi
açıklayıp namazımızı ve (namazda ne) okuyacağımızı, öğretti ve şöyle
buyurdu:
Namaz kıldığınız vakit saflarınızı dosdoğru tutun, sonra size içinizden
biriniz imamlık etsin. O tekbir aldığı vakit siz de tekbir alın, O fatihayı
bitirdiği vakit amin deyin, Allah duanızı kabul eder. imam tekbir alıp rükûa
indiği vakit siz de tekbir alıp rükûa inin, şüphesiz imam sizden önce rukûa
gidecek ve sizden önce doğrulacaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem
işte O, onunladır sizin rükûa imamdan sonra inişinizden meydana gelen
eksiklik rükûdan imamdan sonra doğrulmanızla telâfi olunur” buyurdu.
İmam Semiallahü limen hamide dediği vakit siz de Allahümme rabbenâ
lekelhamd deyin, Allah dualarınızı kabul eder. Gerçekten Allah Teala
Peygamberinin dili ile Semiallahü limen hamide buyurdu.
(İmâm) tekbir alıp secde edince, siz de tekbir alıp secde edin, zira imam
sizden önce secde eder. Sizden önce secdeden kalkar. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem O, onunladır. Sizin secdeye imamdan sonra varışınızdan
meydana gelen eksiklik, sonra kalkışınızla telafi olur, buyurdu. Sıra
oturmaya geldiği vakit de sizden birinizin ilk sözü:
Dille, bedenle ve mal ile yapılan ibadetlerin hepsi Allah’a mahsustur. Ey
Nebî, Allah’ın rahmeti, bereketleri ve selam sana olsun. Selam bize ve
Allah’ın salih kullarına olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına şahidim,
Muhammed aleyhisselam Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahidim, desin.
Ahmed rivâyetinde veberekatühû ve eşhedü lafızlarını söylemedi, sadece
“enne muhammeden” dedi.
İZAH
Erenme: Sustu, sûküt etti, demektir.
Reheptü: Korktum.
Tebkeani: Hoş olmayan bir şeyle beni karşılamandan demektir.





973 – Bir önce geçen şu hadis Hıttân bin Abdullah el-Rakkâşî’den rivâyet
edildi ve orada (imam) okuduğu vakit siz sûküt edin, teşehhütte “eşhedü
enla ilahe illallah”tan sonra (vahdehü lâ şerîke lehu = O birdir, şerîki
yoktur) cümlesini ziyâde etti.
Ebû Dâvud dedi: Sükut edin lafzı mahfuz değildir. Bu lafzı kimse
getirmedi, ancak Süleyman Teymî şu hadiste getirdi. [77]





974 – İbn-i Abbas’tan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur’an’ı bize öğrettiği gibi teşehhüdü
de öğretti. (Ettehiyyatü…) dille yapılan bütün ibadetler, beden ve mal ile
yapılan bütün ibadetler, Allah’a mahsustur. Ey Peygamber Allah’ın rahmeti,
bereketleri selamı sana olsun. Bize ve Allah’ın salih kullarına selam olsun,
Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz.Muhammedin de Allah’ın kulu ve
Rasûlü olduğuna şahitlik ederim. [78]
İZAH
Burada İbn-i Abbas şehâdetleri rivâyet ederken (eşhedü ellâ ilâhe illallah ve
eşhedü enne muhammeden Rasûlullah) demiş (abduhû = Allah’ın kuludur)
cümlesini söylemiştir.
Hazreti Ömer, İbn-i Mes’ûd, Câbir, Ebû Musa ve İbn-i Zübeyr
Hazretlerinden rivâyet edilen şehâdetlerde ise “abduhû” lafzı rivâyet
edilmiştir.






975 – Semura bin Cündüp radıyallahu anh’dan: Bundan sonra Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem bize, “namazın ikinci rekatından veya bitme
anından önce selamdan önce başlayın “Ettahıyyâtü Etteyyibâtu vessalavâtu
velmülkü lillahi” deyin, sonra sağınıza, sonra da okuyucunuza (imâmınıza)
ve kendi nefsinize selam verin diye emretti.”
Ebû Dâvud dedi: Süleyman bin Musa aslen Kufe’lidir. Şam’da
bulunuyordu. Ebû Dâvud: Şu sahife Hasan’ın, Semura’dan işittiğine delâlet
eder.

