Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Tevekkülün fazîletlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i şeriflerle bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde Birinci Madde Tevekkülün fazîletlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i şeriflerle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak Teala inayetinden kullarına tevekkülü …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · BİRİNCİ FASIL · Birinci Madde

Birinci Madde

Tevekkülün fazîletlerini Kur’ân-ı Kerim âyetleri ve hadis-i şeriflerle

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Hak Teala inayetinden kullarına tevekkülü öğretip

ona teşvik ederek Kelâm-ı Kadîm’inde şöyle buyurmuştur:

«Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven (tevekkül et).

Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.» (Âl-i İmrân 3/159)

“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.» (Âl-i İmrân 3/173) »Sen onlara

aldırma ve Allah’a dayan (tevekkül et); sana vekil olarak Allah yeter.»

(Nisâ 4/81) «Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da

Allah yeter.» (Nisâ 4/45) «Eğer mü’minler iseniz, ancak Allah’a güvenin.»

(Mâide 5/23) «De ki; «Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize aslâ

erişmez. O bizim Mevlâ’mızdır. Onun için mü’minler yalnız Allah’a

güvenip dayansınlar.» (Tevbe 9/51) [241/b] «Allah rızkı kullarından

dilediğine bol bol verir, dilediğine de kısar. Şüphesiz Allah, her şeyi

hakkıyla bilendir.» (Ankebût 29/62)

“(Ey Muhammed!) yüz çevirirlerse de ki: «Allah bana yeter. O’ndan

başka ilah yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O, yüce arşın

sahibidir.” (Tevbe, 9/129) «Ben; benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan

Allah’a dayandım.

Çünkü yürüyen hiçbir varlık yoktur ki; O, onun perçeminden tutmuş

olmasın. Şüphesiz Rabbim, dosdoğru yoldadır.» (Hûd 11/56) «Başarmam

ancak Allah(ın yardımı) iledir. Ben, yalnız O’na dayandım ve yalnız O’na

döneceğim.» (Hûd 11/88) «Hüküm Allah’tan başkasının değildir. Ben,

yalnız O’na dayandım. Tevekkül edenler de yalnız O’na dayansınlar.»

(Yûsuf 12/67)

«De ki; «O, benim Rabbimdir. O’ndan başka ilah yoktur. Sadece Ona

tevekkül ettim ve dönüş, ancak O’nadır.» (Ra’d 13/30) «Göklerin ve yerin

gâibi (görünmez bilgisi) yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür.

Öyleyse O’na kulluk et, ve O’na dayan.» (Hûd 11/123) «Hem bize

yollarımızı göstermiş olduğu halde ne diye biz Allah’a dayanıp

güvenmeyelim? Sizin bize yaptığınız eziyetlere elbette katlanacağız.

Tevekkül edenler yalnız Allah’a dayansınlar.» (İbrahim 14/12) «Allah’a

sımsıkı sarılın. O sizin Mevlâ’nızdır. O ne güzel Mevlâ, O ne güzel

yardımcıdır.» (Hac 22/78)

«Onlar sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir.» (Nahl 16/42)

«Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih

et.» (Furkan 25/58) «Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine

güvenip dayan.» (Şuarâ 26/217) «O halde sen, Allah’a güvenip dayan.

Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.» (Neml 27/79) «Allah’a tevekkül et,

çünkü O işitendir, bilendir.» (Enfâl 8/61)

«Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir.

(Allah) o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı yeri bilir. Bunların

hepsi apaçık bir kitaptadır.» (Hûd 11/6) «Allah kuluna kâfi değil midir?»

(Zümer 39/36) «De ki: «Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na

güvenip dayansınlar.» (Zümer 39/38) “Hemen sen Allah’a sığın. Şüphesiz

O, işiten ve görendir.” (Gâfir 40/56) «Rabbimiz, ancak sana dayandık, sana

yöneldik. Dönüş de yalnız sanadır.» (Mümtehine 60/4) «Kim Allah’a

güvenirse O, ona yeter.» (Talak 65/3) «O, doğunun da batının da Rabbidir.

O’ndan başka ilah yoktur. Öyleyse yalnız O’nun himâyesine sığın.»

(Müzzemmil 73/9) «O, her şeye vekildir.» (Zümer 39/62)

Hak teala kudsî hadisinde şöyle buyurmuştur:

«Ey âdemoğlu, bana sımsıkı sarıl, sana hidayet vereyim. Bana tevekkül et,

sana yeterim. Eğer benden başkasına tevekkül edersen, yerin ve göklerin

(rızık) sebeplerini senden keserim. Ey âdemoğlu, bütün cihana bütün tarih

boyunca bir bak; benim rızam uğruna gayrıdan alâkayı kestiği halde

yüceltmediğim, bana tevekkül ettiği halde kendisine yeterli gelmediğim

kimse var mı? Ben senin günbegün kıldığın namazına râzıyım. Sen de benim

sana günbegün verdiğim rızka râzı ol. Ey âdemoğlu, eğer senin rızkını ben

üstlendiysem; rızık konusuna bu derece özen göstermen ve endişelenmen

niye? Her şey benim takdir edip dilememle olacaksa; bu sabırsızlık, bu

telaş niye? Ey âdemoğlu, bana gel, bana tevekkül et; ben sana yeterim. Ey

âdemoğlu, katımda bana tevekkül etmenden ve takdirime râzı olmandan

daha fazîleti bir amelin yoktur.»

Habib-i Ekrem (s.a.v.) bazı hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki:

«Ey ümmetim, eğer siz Hak tealaya tam bir teslimiyetle tevekkül etseniz,

kuşların rızkını verdiği gibi sizin de rızkınızı verir ki, kuşlar aç olarak

sabaha çıkarlar da karınları doymuş olarak akşamlarlar.» [366] Yine

buyurmuştur ki: «Sizden biriniz yakı açar veya efsun yaparsa bilsin ki

muhakkak o tevekkülden uzaklaşmış olur.» [367] Yine buyurmuştur ki: «Kim

ki insanlardan daha sağlam ve kuvvetli olmak isterse, Allah’a tevekkül

etsin.» Yine buyurmuştur ki: «Kim ki Hak tealaya tevekkül edip kazasına

râzı olursa muhakkak o, istemekten kurtulur ve her türlü kederden emin

olarak rahata erer.» Yine buyurmuştur ki: «Uğursuzluğa inanmak (teşe’’üm

ve tatayyur) [368] fal açtırmak şirktendir. Ancak tevekkül onları gönülden

temizleyip giderendir.» [369] Yine buyurmuştur ki: «Hakk’a tevekkül etmek,

insanlardan ümidi kesmektir. Çünkü insanlar (gerçek anlamda) ne

verebilirler, ne de verilene engel olabilirler. (Allah dilemedikçe) ne zarar, ne

de

fayda

verebilirler.

Belki

onların

hepsi

sanatkârın

âletleri

mesâbesindedir.»

Ashab-ı kirâmdan biri devesinden inip: «Ey Allah’ın Rasulü! Deveyi

salıverip tevekkül mü edeyim, yoksa bağlayayım mı?» diye sormuştur.

Hazret-i Peygamber ona; «Deveyi bağla, ondan sonra Allah’a tevekkül

et» [370] buyurmuştur. Hazret-i Mûsâ (a.s.) buyurmuştur ki: “Çocuğun

babasına olan tevekkülü kadar, Mevlâsına tevekkülü olmayan kişi mü’min

değildir.”

Nazm

1-Bana helvâ gerek ey dost helvâ

Koma ferdâya vir helvâyı hâlâ

2-O şîrîn nerm helvâyı kerem kıl

Ki bûyundan dil ü cân oldu şeydâ

3-Yerim helvâ dehensiz misl-i incîr

Gönülden zevk idüp el urmam aslâ

4-Ol eldendir bu helvâ çün ol elden

Yi iç ey dil ol elden şîr ü hurmâ [242/a]

5-Çü zâde-i «akl-ı küll»üz misl-i Îsâ

İder da‘vet bizi şefkatli baba

6-Rücû‘ eylen bana dir ey oğullar

Sizin çün mâ’ide kıldım müheyyâ

7-Benimle sulh olan hayr-ı halefdir

Anın çeşminde cennetdir bu dünyâ

8-Zihî baba aceb hân-ı ilâhî

Ki âlem halkıdır andan mühennâ

9-Gel ey Hakkı icâbet kıl ana kim

Anın mihmânı olmuş ehl-i ma‘nâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey dost! Bana helva gerek helva; yarına bırakma, şimdi ver helva.

2-O tatlı, o yumuşak helvayı ikram et zira; kokusundan ruhum ve canım

kendinden geçmiştir.

3-Ağzımda çiğnemeden yerim o helvayı, incir gibi; gönülden tat alırım

elimi aslâ uzatmam.

4-Bu helva, o kudsî eldendir madem ki ey gönül o elden süt iç, hurma ye.

5-Madem ki “akl-ı küll” evladıyız İsâ gibi; o şefkatli baba bizi davet eder:

6-“Bana dönün ey oğullar, sizin için mükellef bir sofra hazırladım.”

7-Benimle iyi geçinenler hayırlı varistir; onun gözünde bu dünya, sanki

bir cennettir.

8-Ey baba, bu ilâhî sofra ne güzeldir! Çünkü cümle âlem onunla doyar,

onunla beslenir.

9-Gel ey Hakkı! Sen de katıl bu davete; çünkü gönül erleri bu sofraya

misafir olmuştur.