Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Üçüncü makama mahsus olan isimle sâlikin meşgul olmasını ve geri dönmeye istekli bulunan…

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Üçüncü makama mahsus olan isimle sâlikin meşgul olmasını ve geri dönmeye istekli bulunan nefse iltifat etmemesini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Üçüncü makama mahsus olan isimle sâlikin meşgul olmasını ve geri

dönmeye istekli bulunan nefse iltifat etmemesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Üçüncü

makamda bulunan sâlik üçüncü ismi söylemeye devam etsin. Yâni “hû, hû,

hû” demeye gayret etsin. Ta ki her şeye sirâyet eden ve her şeyden arınmış

bulunan “hüviyet nûru” onun içine doğsun. Başlangıçta başına “yâ” nidâsı

getirerek “yâ hû” desin, sonraları “yâ”sız olarak “hû” zikrine devam etsin.

Ayakta iken, otururken, yanı üzerine yatarken, gece ve gündüz her zaman

bu zikri gizlice söylemeye devam etsin ki tesirini kalbinde bulmuş olsun.

Çünkü sâlik bu isimle meşgul olmaya devam ederse, onun bereketiyle

üçüncü makamın tehlikelerinden kurtulur ve bu sayede nefs-i mülhimenin

bu makamından [335/b] daha aşağıda bulunan ikinci ve birinci makamlara

tenezzül etme isteği ve iltifatı kesilmiş olur.

Nefs-i mülhime, uyum sağlamaya çalıştığı üçüncü makamdan kendi

tabiatına daha uygun olan, aşağı makamã iltifat edip geri dönmeye

çalışmaktan geri durmaz. Bu sebeple her zaman sâlikin gaflete düşmesini

gözetip durur; kendisini yönetmede ve zorlamada boş bulunduğu sırada eski

alışkanlığına döner. Çünkü [ona eski] tabiatı galip gelir ve edinmekte

olduğu yeni tabiatı bir karar üzere olmaz.

Nefsi üçüncü makamdan dördüncü makama sevk edebilmek, ancak

sevgilinin cemâlini ve mâşukuna kavuşmayı düşünmekle, bunu samimiyetle

arzu etmekle mümkün olur. Aşk ve tutku (heyemân) ile manevî coşku

(vecd) ve hâle ermekle kemâl makamını bulur. Ancak o zaman nefsin

aşağılara meyledip geri dönmesinden emin olabilir. Şu halde üçüncü

makamda bulunan sâlik, nefsini geri dönmeye istekli gördükçe kalbi kırılır,

gözü korkar ve yerinde sarsılıp kalır. Nitekim Mecnûn ile Leylâ (nın aşkına

dair anlatılan) bir hikâye bu mânâya işaret eder:

Mecnûn der ki: “Deveme binip onu Leylâ’nın semti tarafına sürdüm.

Dikkatlice hayvanı sürüp bir hayli yol aldım. Ne zaman ki yorgunluk bana

galip geldi, uyku bastırdı, devenin ne yaptığından habersiz oldum. [Ben

uyurken, deve kendi arzusunca gitmiş.] Uyanınca bir de baktım ki

yavrusunun olduğu yere geri dönmüş. Sonra ona bir daha bindim, tekrar

yola sürdüm. İstediğim yönde gitmesi için öncekinden daha kuvvetli bir

arzu ile onu sevk ettim. Önceki gittiğimden daha fazla bir mesafe kat

etmişken, tekrar üzerime yorgunluk çöktü ve uyku bana galip geldi.

Uyandığımda kendimi yine evvelki yerimde buldum.

Bu minval üzere nice defalarca deveme binip büyük bir istekle onu

Leylâ’nın bulunduğu semte sürdüm. Ne zaman ki benim onu sürmekten

gâfil olduğumu anlamışsa, o küçük yavrusunun bulunduğu semte dönüp

beni ilk kez yola çıktığım yere getirdi. Böylece çaresiz ve bitkin düştüm, ne

yapacağımı bilemez bir durumda şaşkın kaldım. [Ona kavuşmak için bütün

çarelerin tükendiğini düşündüğüm bir sırada] bitkin bir halde iken kendimi

deveden aşağı attım. Bu esnada ayağım kırıldı. Emekleyerek süründüm ve

Leylâ’nın semtine vâsıl oldum.”

Burada Mecnûn’un kendini devenin sırtından yere atmasında âcizlik,

bitkinlik, gönül kırıklığı ve kulluğunu göstermeye işaret vardır. Çünkü

yukarıda sayılan bu dört haslet hemen bütün isteklerin meydana gelmesinde

yardımcı olup sonuca götüren en tesirli çarelerdir. Özellikle gönül kırıklığı

(züll) ile fakirliğini (iftikar) ve çaresizliğini (meskenet) itiraf etmek,

saâdetin anahtarıdır. Davasına sâdık olan sâlik gönlü kırık olmakta zevk

bulur, fakirlikle nimetlenir. Yoksul ve miskin olmaya gönülden râzı olur.

Sanki bunlar onun âdetidir.

Şiir

Zeleltu lehâ fi’l-hayy hattâ vecedtenî

Ve ednâ menâlî indehum fevka himmetî

Ve min derecâti’l-izzi emseytu muhalladê

İlâ derekâti’z-zulli min ba‘di nahvetî

Şiir (in tercümesi)

Ona boyun eğdim, baş eğdim, kendime geldim. Onlara göre en küçük

arzum gerçekleşemez benim. İzzet merdivenlerinden ayrıldım ebediyyen;

zillet merdivenlerine düşüverdim kibrimden.

Bu açıklamalardan sonra bir kere basîret gözüyle bak ki, mukarrabûnun

yürüdüğü yol ne mübarek bir güzergâhtır. Ne lezzetli halleri vardır ve bu

yola girenlerin makamları ne kadar yücedir. Gönülleri Allah’la beraber

olmaktan hoşnut olup dış dünyaya ne kadar da kayıtsızdırlar. Çünkü onların

kalpleri korku ve hüzünden emin kılınmıştır. Bu sebeple eğer onlar bir

şekilde zelil addedilseler, aslında azîzdirler. Maddî imkânları itibarıyla fakir

olsalar, gerçekte onlar gönül zenginidir. Çünkü onların sermayeleri gönül

kırıklığıdır, hakikaten fakir ve çaresiz olduğunu bilmektir. Bu sebeple

onların yoksullukları âşikardır.

Nazm

1-Meyl-i Mecnûn pîş-i ân Leylî revân

Meyl-i nâka pes pey-i tıfleş/kürre devân

2-Yek-dem er Mecnûn zi-hod gâfil budî

Nâka gerdîdî vu vâ-pes âmedî

3-Işk u sevdâ çunki pur bûdeş buden

Mî ne’bvedeş çâre ez bî-hod şoden

4-Ân ki û bâşed murâkıb akl bûd

Akl-râ sevdâ-yı Leylâ der rubûd

5-Lîk nâka bes murâkıb bûd u çost

Çun be-dîdî û mehâr-ı hîş sost

6-Fehm kerdî z’û ki gâfil geşt u deng

Rov sipes kerdî be-kurre bî-dereng

7-Der-se rûze reh bedîn ahvâlhâ

Mând Mecnûn der-tereddud sâlhâ

8-Goft ey nâke çu her du âşıkîm

Mâ du zıd pes hem-reh-i nâ-lâyıkîm [336/a]

9-Nîstet ber vıfk-ı men mihr u mehâr

Kerd bâyed ez-to sohbet ihtiyâr

10-K’în du hem-reh yek-diger-râ râh-zen

Râh-ı ân cân kû furû nâyed ze-ten

11-Cân zi-hicr-i arş ender fâke-î

Ten zi-aşk-ı hâr-bun çun nâke-î

12-Cân goşâyed sû-yi bâlâ bâlhâ

Der-zede ten der-zemîn çengâlhâ

13-Tâ to bâ-men başî ey morde vatan

Pes zi-Leylî dûr mâned cân-ı men

14-Hatveteynî bûd în reh tâ-visâl

Mânde-em der-reh zi-şestest şest sâl

15-Râh nezdîk u be-mândem saht dîr

Sîr geştem z’în sevârî sîr sîr

16-Ser-nigûn hod-râ zi-oştor der fikend

Goft sûzidem zi-gam tâ çend çend

17-Çun çonân efkend hod-râ sûy-i pest

Ez-kazâ ân lahzâ pâyeş hem şikest

18-Pây-râ ber best u goftâ gû şevem

Der-ham-i çevgâneş ğaltân mî-revem

19-Z’în koned nefrîn hakîm-i hoş-dehen

Ber sevârî kû furû n’âyed zi-ten

20-Aşk-ı Mevlâ key kem ez-Leylî buved

Gûy geşten behr-i û evlâ buved

21-În sefer z’în pes buved cezb-i Hodâ

V’ân sefer ber nâke bâşed seyr-i mâ

22-În çonîn seyrîst müstesnâ zi-cins

K’ân fuzûd ez-ictihâd-i cinn u ins

Nazm (ın tercümesi)

1-Mecnûn’un arzusu, yürürken Leylâ’ya doğru, arkadaki yavrusuna koşar

devenin arzusu.

2-Mecnûn, bir an için kendinden geçip dalsa, deve geriye doğru dönüp

gelirdi.

3-Varlığı aşk ve sevdayla dolu olduğu için, kendinden geçip dalmamasına

imkân yoktu.

4-Onu gözeten akıl idi. Ne var ki Leylâ’nın sevdası aklı alıp götürdü.

5-Fakat deve tetikteydi, çevikti. Dizgininin gevşediğini görünce,

6-Anlardı, Mecnûn’un kendisinden gâfil olduğunu ve hemen yavrusuna

doğru dönerdi.

7-Mecnûn, üç günlük yolda bu durumları yaşayıp yıllarca gelgit içinde

kaldı, ilerleyemedi.

8-Deveye seslendi: İkimiz de âşık olup birbirimize zıt olduğumuza göre,

biz uyumsuz yoldaşlarız.

9-Sevgin ve dizginin uymaz bana. Tercihim senden ayrılmak olmalı.

10-Bu iki yoldaş, yolunu keser birbirinin. Bedenden sıyrılmayan can

şaşırır yolunu.

11-Can, arştan ayrı düştüğü için yoksulluk içindedir. Bedense bir dikene

aşk besleyen deveyi andırır.

12-Can yükseklere kanat açarken, beden toprağa dört elle sarılmıştır.

13-Vatan için ölen sen benimle oldukça, benim canım Leylâ’dan uzak

kalacak demektir.

14-Kavuşmaya sadece iki adım varken senin hîlen yüzünden altmış yıl

yolda kaldım.

15-Yol yakın ve ben oldukça geç kaldım. Bu binicilikten bıkıp usandım.

16-Üzüntüden yandım, artık yeter, diyerek kendini devenin üstünden

aşağı attı.

17-O yiğit, kendini aşağı öyle bir attı ki, vücudu yara bere içinde kaldı.

18-Ayağını sardı ve dedi: Onun çevgeninin ucunda top olur yuvarlanarak

giderim.

19-Bundan dolayı güzel sözlü bilge Senâî, beden atından inmeyen

biniciye lânet eder.

20-Mevlâ aşkı Leylâ aşkından nasıl geri kalır? O’nun için top olup

yuvarlanmak daha güzeldir.

21-Önceki

yolculuğumuz

deve

üzerindeyken,

bundan

sonraki

yolculuğumuz Allah’ın çekimiyle gerçekleşir.

22-Böyle yolculuk, cinlerin ve insanların çabalarıyla gerçekleşen

yolculuktan ayrıdır.