Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Üçüncü makamda bulunan sâlikin aşk hallerini, onda meydana gelen kabz ve bast [darlık ve…

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Üçüncü makamda bulunan sâlikin aşk hallerini, onda meydana gelen kabz ve bast [darlık ve genişlik] hallerinin birbirini takip etmesini ve halden hale geçmedeki …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Üçüncü makamda bulunan sâlikin aşk hallerini, onda meydana gelen kabz

ve bast [darlık ve genişlik] hallerinin birbirini takip etmesini ve halden hale

geçmedeki değişmeleri bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Üçüncü

makamda bulunan sâlik nefsiyle mücâhedesinde süreklilik kazanırsa aşkı

ziyade olup heyecanı (heyemân) artar. Şevk, manevî zevklerle kendinden

geçme (sekr) ve âdetleri söküp atma gibi hallerden ve bunlara benzer

fiillerinden oldukça lezzet alır. Çünkü üçüncü makam rûh, aşk ve hâl

makamıdır. Aşk makamı ise lezzet makamıdır. Hatta âşık bu makamda

muazzam rûhânî haz ve lezzet bulduğundan, aşk mâşuka kavuşmaya mâni

olan ciddî bir engel olduğu halde, aşk makamından terakki etmek istemez.

İçinde bulunduğu sıkıntılarla, göğsünün daralmasından kendisini kurtaracak

sebeplere rağbet etmez. Belki bu hallerinin devâmını ve burada durup

kalmayı arzu eder.

Aşk hali -her ne kadar kendi üstünde bulunan makamlara nispetle

beğenilmese de- makbul bir haldir. Hatta kâmil insan aşk hallerini ve

coşkuyla geçen zamanlarını hatırladıkça, o vakitlerde duyduğu rûhânî

lezzetlere, dış dünyaya karşı ilgisizliğine ve âdetleri terk etmiş olmasına

-öyle görürsün ki- hasret çeker.

Şu kadar var ki aşk halleri ancak mücâhede ile olursa doğrudur ve sâhibi

âşıkların şiirlerinden her ne okursa, sâdıktır. Konuştuğu vakit sözleri tâ

gönlünün derinliklerinden süzülüp geldiği için muhatabına tesir eder, yakıcı

olur.

Mücâhedesiz ise bu haller yalancı ve yanıltıcı olur ki, mücâhedesiz âşığın

sözleri ve terennüm ettiği şiirler tatsız tuzsuz olur, muhatabına tesir etmez,

gönüllere işlemez. Rûhlar böylesinin sözlerinden tiksinip nefret eder. Çünkü

üçüncü makam, makbul rûh makamıdır. Rûh ise aşk, heyecan (heyman) ve

kendinden geçme mahallidir.

Üçüncü makamda bulunan sâlik, burada kalma süresini uzun zamana

yaymak ister. Çünkü âşık kendi nefsinden geçmiştir. Mâşukunun ismini

anmaktan, O’nun cemâl ve kemâl sıfatlarını anlatan beyitleri, şiirleri

okuyup nağmeleri tegannî etmekten, sevdiğini bile unutur. Sevgili’den

habersiz kalır. Burada saydıklarımızın hepsi âşığın genişlik (bast) hâlinde

olur. Ancak onun bu genişlik (bast) hâlinden sonra [338/a] bir de darlık

(kabz) hâli olup âşık aşk hâlinden ve onunla gelen coşkunluktan uyandığı

vakit göğsü öylesine daralır ki yüreği göğsünden çıkıp kopacak gibi olur.

İşte o zaman tam bir tevâzu haliyle kendini zelil ve hakîr görüp tam bir

huzû ve huşû hâlinde iken hayrette kalır.

Bu makamda iken sâlike bu daralma ve genişleme (kabz ve bast) halleri

birbiri ardınca gelerek devam eder ve bu şekilde onu dördüncü makama

yükseltir. İşte bu merhaleden sonra onun aşkı sâkinleşip birbiri ardınca

gelen kabz ve bast halleri heybet ve ünse dönüşür. Böylece o her türlü

yorgunluktan kurtulmuş olur. Bunlar [heybet ve üns] iki haldir ki, dördüncü

makama gelen kâmilin kalbinde birbiri ardınca ortaya çıkarlar ve ancak

manevî zevk ile bilinirler.

Kabz ile heybetin farkı şudur; kabz hâlinde göğüs daralır ve bundan nefs-i

nâtıka yorgunluğa uğrar. Heybette ise böyle bir göğüs daralması söz konusu

değildir, bilakis onda insanın sadrı genişleyip nefis rahata erer.

Bast ile üns arasındaki fark şudur; bast hâlinin sâhibine galip gelmesinde,

Hak tealaya karşı edepsizlik etmesinden korkulur. Hâlbuki üns hâli öyle

değildir, onunla sâhibi ancak huzû ve huşû bulur. Velhasıl havf ile recâ,

kabz ile bast ve heybetle üns; bunların hepsi ikişer ikişer anılan aynı cinsten

hallerdir. Başka bir sebeple değil, ancak şahıslara ve makamlara göre adları

değişir.

Şu halde yukarıda sayılan hallerden ikisi birinci makamda bulunan nefs-i

emmâre sâhibinde veyahut ikinci makamda bulunan nefs-i levvâme

sahibinde bulunursa, onların adı havf ve recâ olur. Eğer bunlara benzer bir

hâl ile nefs-i mülhime sâhibi olan sâlik vasıflansa, onlara kabz ve bast denir.

Eğer bu iki hâl ile nefs-i mutmainne, râziye veya merzıye sâhibi olan kâmil

muttasıf olursa, onların adı heybet ve üns olur. Ve eğer bunlarla nefs-i

kâmile sahibi olan halife vasıflanırsa, o iki hâlin adı celâl ve cemâl olur. Şu

halde havf ve recâ, mârifet yoluna henüz girenin (mübtedî), kabz ve bast

halleri irfân yolunun ortasında bulunanın (mütevassıt), heybet ve üns halleri

olgunluk derecesine gelen kâmilin, celâl ve cemâl ise halifenin sıfatlarıdır.

Havf ve recâ ile kabz ve bast göğsü daraltır ve sâhibine yorgunluk verir.

Heybet ve üns sâhibine rahatlıktır, neşe ve genişlik verir. Cemâl ve celâl ise

sâhibini hayrete vardıran garip haller ortaya çıkarır, bolluk ve bereket

getirir. Özellikle celâl hâlindeki kâmil bir nesneye yöneldiği zaman –

Allah’ın izniyle- o şey onun istediği yönde meydana gelir. Çünkü o anda

kâmil, Hak tealanın hâlis kuludur ve yeryüzünde O’nun halifesidir.

Gazaplandığı zaman Allah için gazaplanıp O’nun için intikam alır.

Sevdiğini O’nun için sever, ikram ettiğine sırf O’nun için ikram eder.

O kâmil cem’ul-cem makamı na vardığı zaman, görünürde meydana gelen

tesirlerin -Allah’ın izniyle- kendi eliyle olduğunu görüp hüviyete ulaşır ve

böylece dostluk (ünsiyet) meclisine gider. Bu makamda onun Mevlâ’sıyla

edebi ziyade olup kulluk makamından bir an gâfil olduğunu hissederse,

buna huzû ve huşû ile istiğfar eder.

Nazm

1-Aşk ile ma‘mûr olur

Hâne-i vîrânımız

Hüzn ile mesrûr olur

Tâlib-i cânânımız

2-Her ne ki âlemde var

Aşk imiş ey yâr-ı gâr

Olmuş o leyl ü nehâr

İlm ile irfânımız

3-Aşk ile hoş dolmuşuz

Mest ü müdâm olmuşuz

Fakr u fenâ bulmuşuz

Oldı bekâ şânımız

4-Gerçi hakîriz çü hâk

Oldı velî aşk-ı pâk

Dilde çü meh-i tâb-nâk

Oldı çü zer-kânımız

5-Çevremize nüh felek

Devr ider ol çün kelek

Kim şeh-i mülk ü melek

Tahtıdır eyvânımız

6-Aşk gedâsı olan

Saltanat eyler nihân

Lâ-cerem olmuş cihân

Bende-i fermânımız

7-Hakkı! Çü dîvânedir

Âşık-ı cânânedir

Aşk ile mey-hânedir

Şevk ile hayrânımız

Günümüz Türkçesiyle

1-Aşk ile mamur olur, şu vîrân hânemiz. Hüzn ile mesrûr olur, cânânı

isteyenimiz.

2-Âlemde ne varsa aşk imiş; ey cân dostu! Gecemiz gündüzümüz,

ilmimiz irfânımız aşk olmuş.

3-Aşk ile hoş dolmuşuz, daima sarhoş olmuşuz. Fakr u fenâyı bulmuşuz,

sonsuzluk oldu şânımız.

4-Gerçi toprak gibi hakîriz, aşk-ı pâk bize dost oldu. Gönüldeki parlak ay,

altın madenimiz oldu.

5-Çevremizde dokuz felek, devreder sanki kelek. Mülk ve melek şâhının

altındadır eyvânımız.

6-Aşkın kölesi olan, gizlice sultanlık sürer. Şüphesiz ki cihan bizim

fermânlı kölemiz oldu.

7-Hakkı, cânân aşkıyla deli divâne olmuş. Aşk ile meyhânedir, şevk ile

hayranlığımız.