BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Üçüncü makamda bulunan sâlikin aşk hallerini, onda meydana gelen kabz
ve bast [darlık ve genişlik] hallerinin birbirini takip etmesini ve halden hale
geçmedeki değişmeleri bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Üçüncü
makamda bulunan sâlik nefsiyle mücâhedesinde süreklilik kazanırsa aşkı
ziyade olup heyecanı (heyemân) artar. Şevk, manevî zevklerle kendinden
geçme (sekr) ve âdetleri söküp atma gibi hallerden ve bunlara benzer
fiillerinden oldukça lezzet alır. Çünkü üçüncü makam rûh, aşk ve hâl
makamıdır. Aşk makamı ise lezzet makamıdır. Hatta âşık bu makamda
muazzam rûhânî haz ve lezzet bulduğundan, aşk mâşuka kavuşmaya mâni
olan ciddî bir engel olduğu halde, aşk makamından terakki etmek istemez.
İçinde bulunduğu sıkıntılarla, göğsünün daralmasından kendisini kurtaracak
sebeplere rağbet etmez. Belki bu hallerinin devâmını ve burada durup
kalmayı arzu eder.
Aşk hali -her ne kadar kendi üstünde bulunan makamlara nispetle
beğenilmese de- makbul bir haldir. Hatta kâmil insan aşk hallerini ve
coşkuyla geçen zamanlarını hatırladıkça, o vakitlerde duyduğu rûhânî
lezzetlere, dış dünyaya karşı ilgisizliğine ve âdetleri terk etmiş olmasına
-öyle görürsün ki- hasret çeker.
Şu kadar var ki aşk halleri ancak mücâhede ile olursa doğrudur ve sâhibi
âşıkların şiirlerinden her ne okursa, sâdıktır. Konuştuğu vakit sözleri tâ
gönlünün derinliklerinden süzülüp geldiği için muhatabına tesir eder, yakıcı
olur.
Mücâhedesiz ise bu haller yalancı ve yanıltıcı olur ki, mücâhedesiz âşığın
sözleri ve terennüm ettiği şiirler tatsız tuzsuz olur, muhatabına tesir etmez,
gönüllere işlemez. Rûhlar böylesinin sözlerinden tiksinip nefret eder. Çünkü
üçüncü makam, makbul rûh makamıdır. Rûh ise aşk, heyecan (heyman) ve
kendinden geçme mahallidir.
Üçüncü makamda bulunan sâlik, burada kalma süresini uzun zamana
yaymak ister. Çünkü âşık kendi nefsinden geçmiştir. Mâşukunun ismini
anmaktan, O’nun cemâl ve kemâl sıfatlarını anlatan beyitleri, şiirleri
okuyup nağmeleri tegannî etmekten, sevdiğini bile unutur. Sevgili’den
habersiz kalır. Burada saydıklarımızın hepsi âşığın genişlik (bast) hâlinde
olur. Ancak onun bu genişlik (bast) hâlinden sonra [338/a] bir de darlık
(kabz) hâli olup âşık aşk hâlinden ve onunla gelen coşkunluktan uyandığı
vakit göğsü öylesine daralır ki yüreği göğsünden çıkıp kopacak gibi olur.
İşte o zaman tam bir tevâzu haliyle kendini zelil ve hakîr görüp tam bir
huzû ve huşû hâlinde iken hayrette kalır.
Bu makamda iken sâlike bu daralma ve genişleme (kabz ve bast) halleri
birbiri ardınca gelerek devam eder ve bu şekilde onu dördüncü makama
yükseltir. İşte bu merhaleden sonra onun aşkı sâkinleşip birbiri ardınca
gelen kabz ve bast halleri heybet ve ünse dönüşür. Böylece o her türlü
yorgunluktan kurtulmuş olur. Bunlar [heybet ve üns] iki haldir ki, dördüncü
makama gelen kâmilin kalbinde birbiri ardınca ortaya çıkarlar ve ancak
manevî zevk ile bilinirler.
Kabz ile heybetin farkı şudur; kabz hâlinde göğüs daralır ve bundan nefs-i
nâtıka yorgunluğa uğrar. Heybette ise böyle bir göğüs daralması söz konusu
değildir, bilakis onda insanın sadrı genişleyip nefis rahata erer.
Bast ile üns arasındaki fark şudur; bast hâlinin sâhibine galip gelmesinde,
Hak tealaya karşı edepsizlik etmesinden korkulur. Hâlbuki üns hâli öyle
değildir, onunla sâhibi ancak huzû ve huşû bulur. Velhasıl havf ile recâ,
kabz ile bast ve heybetle üns; bunların hepsi ikişer ikişer anılan aynı cinsten
hallerdir. Başka bir sebeple değil, ancak şahıslara ve makamlara göre adları
değişir.
Şu halde yukarıda sayılan hallerden ikisi birinci makamda bulunan nefs-i
emmâre sâhibinde veyahut ikinci makamda bulunan nefs-i levvâme
sahibinde bulunursa, onların adı havf ve recâ olur. Eğer bunlara benzer bir
hâl ile nefs-i mülhime sâhibi olan sâlik vasıflansa, onlara kabz ve bast denir.
Eğer bu iki hâl ile nefs-i mutmainne, râziye veya merzıye sâhibi olan kâmil
muttasıf olursa, onların adı heybet ve üns olur. Ve eğer bunlarla nefs-i
kâmile sahibi olan halife vasıflanırsa, o iki hâlin adı celâl ve cemâl olur. Şu
halde havf ve recâ, mârifet yoluna henüz girenin (mübtedî), kabz ve bast
halleri irfân yolunun ortasında bulunanın (mütevassıt), heybet ve üns halleri
olgunluk derecesine gelen kâmilin, celâl ve cemâl ise halifenin sıfatlarıdır.
Havf ve recâ ile kabz ve bast göğsü daraltır ve sâhibine yorgunluk verir.
Heybet ve üns sâhibine rahatlıktır, neşe ve genişlik verir. Cemâl ve celâl ise
sâhibini hayrete vardıran garip haller ortaya çıkarır, bolluk ve bereket
getirir. Özellikle celâl hâlindeki kâmil bir nesneye yöneldiği zaman –
Allah’ın izniyle- o şey onun istediği yönde meydana gelir. Çünkü o anda
kâmil, Hak tealanın hâlis kuludur ve yeryüzünde O’nun halifesidir.
Gazaplandığı zaman Allah için gazaplanıp O’nun için intikam alır.
Sevdiğini O’nun için sever, ikram ettiğine sırf O’nun için ikram eder.
O kâmil cem’ul-cem makamı na vardığı zaman, görünürde meydana gelen
tesirlerin -Allah’ın izniyle- kendi eliyle olduğunu görüp hüviyete ulaşır ve
böylece dostluk (ünsiyet) meclisine gider. Bu makamda onun Mevlâ’sıyla
edebi ziyade olup kulluk makamından bir an gâfil olduğunu hissederse,
buna huzû ve huşû ile istiğfar eder.
Nazm
1-Aşk ile ma‘mûr olur
Hâne-i vîrânımız
Hüzn ile mesrûr olur
Tâlib-i cânânımız
2-Her ne ki âlemde var
Aşk imiş ey yâr-ı gâr
Olmuş o leyl ü nehâr
İlm ile irfânımız
3-Aşk ile hoş dolmuşuz
Mest ü müdâm olmuşuz
Fakr u fenâ bulmuşuz
Oldı bekâ şânımız
4-Gerçi hakîriz çü hâk
Oldı velî aşk-ı pâk
Dilde çü meh-i tâb-nâk
Oldı çü zer-kânımız
5-Çevremize nüh felek
Devr ider ol çün kelek
Kim şeh-i mülk ü melek
Tahtıdır eyvânımız
6-Aşk gedâsı olan
Saltanat eyler nihân
Lâ-cerem olmuş cihân
Bende-i fermânımız
7-Hakkı! Çü dîvânedir
Âşık-ı cânânedir
Aşk ile mey-hânedir
Şevk ile hayrânımız
Günümüz Türkçesiyle
1-Aşk ile mamur olur, şu vîrân hânemiz. Hüzn ile mesrûr olur, cânânı
isteyenimiz.
2-Âlemde ne varsa aşk imiş; ey cân dostu! Gecemiz gündüzümüz,
ilmimiz irfânımız aşk olmuş.
3-Aşk ile hoş dolmuşuz, daima sarhoş olmuşuz. Fakr u fenâyı bulmuşuz,
sonsuzluk oldu şânımız.
4-Gerçi toprak gibi hakîriz, aşk-ı pâk bize dost oldu. Gönüldeki parlak ay,
altın madenimiz oldu.
5-Çevremizde dokuz felek, devreder sanki kelek. Mülk ve melek şâhının
altındadır eyvânımız.
6-Aşkın kölesi olan, gizlice sultanlık sürer. Şüphesiz ki cihan bizim
fermânlı kölemiz oldu.
7-Hakkı, cânân aşkıyla deli divâne olmuş. Aşk ile meyhânedir, şevk ile
hayranlığımız.

