Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Üçüncü makamda bulunan sâlikin, dinin esaslarına uygun yaşayarak maneviyât yolunda…

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Üçüncü makamda bulunan sâlikin, dinin esaslarına uygun yaşayarak maneviyât yolunda ilerlemesini, özetle âdetleri kaldırıp atmayı (hal’-i izâr; hal’-i âdât), hayır ve …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Üçüncü makamda bulunan sâlikin, dinin esaslarına uygun yaşayarak

maneviyât yolunda ilerlemesini, özetle âdetleri kaldırıp atmayı (hal’-i izâr;

hal’-i âdât), hayır ve şerrin birbirine üstün gelmesini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Eğer üçüncü

makamdaki sâlike, kâmil bir mürşidin sohbeti nasip olmamışsa, ona her

şeyden evvel lâzım olan şudur ki, din-i mübîne tam mânâsıyla uyup kâmil

insanların en mükemmeli, bütün mürşidlerin rûhu ve âlemlerin Rabbi’nin

sevgilisi olan Muhammed aleyhisselâmdan rivayet edilerek bugüne kadar

gelen dualar ve evrâd ile O’na salât ü selâm getirip bunu gönlüne ilaç

eyleyip ebrârın sohbetlerinde [333/b] bulunsun. Ta ki istikametle nefs-i

mutmainneye ulaşıp kemâl makamına erişsin.

Bu zikirler, bu evrâd ve ebrâr ile sohbet, gönlüne havâtır gelip iç âleminde

hayrın şerre galip olduğu zamanlarda sâlike evveliyetle lâzımdır. Ancak

gönlüne havâtır doğmaz ve hayrı şerrine galip olarak nefsini şeriat ve

tarikatta orta yolda daima istikamet üzere bulursa, artık o rahat ve ferah

olsun. Gönlü her an huzur ve sürûrla dolsun. Günahlardan temizlenmesi

sebebiyle bütün kederleri gönlünden söküp atsın.

Bunu yapsın ki onda ne nam kaygısı ne de [herkes ne der endişesiyle]

utanıp çekinme olsun. Ne cennet düşüncesi ne de cehennem endişesi

bulunsun. Mâsivâdan kaçınıp her an O’nun dostluğunda huzur bulma

makamına gelsin. Hak’tan kendisini perdeleyecek olan yabancıların çirkin

sözlerine değer vermeyip âdetleri söküp atmakla (hal’-i izâr; hal’-i âdât)

uğraşsın. Tartışma ve münakaşa ehlinden yüz çevirip kendi meşrebine

uygun şefkatli dostlar edinsin.

Şiir

1-Hale‘tu izârî ve‘tizârî lâbisu

El-hilâ‘ate mesrûran bi-hal‘î ve hil‘atî

2-Ve hal‘u izârî fîke farzun ve in ebâ

İktirâbî kavmî ve’l-hılâ‘atu sunnetî

3-Ve leysû bi-kavmî in e‘âbû tehattukî

Ve ebdû kılan ve’stehsenû fîke cafvetî

4-Fe ehlî fî dîni’l-hevâ ehluhû ve kad

Radû lî ârî ve’stetâbû fezîhatî

5-Femen şâ’e fe-li yağzab sivâke felâ ezâ

İzâ radıyet annî kirâmu aşîretî

Şiir (in tercümesi)

1-Utanma duygumu attım ben ve nefsime uydum. Aba giymekten ve aba

çıkarmaktan memnunum.

2-Senin yolunda çekinmem eğer beni halkım almazsa aralarına, arsızlıktır

yolum benim.

3-Kavmim değildir, ayıplarlarsa arsızlığımı benim. Kusurlarımı sayıp

döküp gafletimi güzel gösterdiler.

4-Benim bütün dostlarım hevâ ve heves dinindeler. Kusuruma râzı gelip

rezilliklerimi hoş karşıladılar.

5-Kim ne derse desin, senden başkasına, aldırış etmem. Yeter ki halkımın

önde gelenleri râzı olsun benden.

Velhasıl bu üçüncü makam hayrı ve şerri bünyesinde toplayan bir

makamdır. Eğer nefs-i mülhimenin hayrı şerrine üstün gelirse yüksek

derecelere doğru terakki eder, eğer şerri hayrına üstün gelirse tabiat

zindanına doğru inerek, aşağıların aşağısına (esfel-i sâfilîn) düşer.

Dördüncü makama terakki edinceye kadar nefsi daima azarlayıp tahkîr

etmek lâzımdır. Çünkü o, üçüncü makamda iken âdî şeyleri talep etmeye

arzulu, beşeriyetine dönmeye yakın ve istekli olur.

[Bu makamda bulunan nefiste,] hayrın şerre üstün geldiğinin alâmeti,

sâlikin iç âleminin iman nûruyla aydınlanması, dışının da dinin hakîkatıyla

mamur olmasıdır. Yâni kalbi şunu müşâhede eder ki bütün varlıklar, Allah

tealanın muradı doğrultusunda hareket ederler. Bu müşâhede sâyesinde

vücûdu itaat ve ibadete alışıp bütün büyük günahlardan ve küçük

günahların ekserîsinden sakınır. Halk arasında veya tenhâda iken bu

durumu hiç değişmez. Çünkü böyle olan sâlik daima Hakk’ın huzurunda

olduğunu bilir ve aslâ gaflete düşmez.

Şerrin hayra üstün gelmesinin alâmeti şudur ki sâlikte hâlâ beşeriyete ait

izler kalır ve henüz dinin âdâbıyla terbiye olmamış iken hakîkatın

müşâhedesi kendisinde kuvvet bulur. [Bu şaşkınlıkla] ibadet ve tâatleri terk

edip günah işler. Çünkü hakîkatın müşâhedesi bunda galip olunca görür ki,

âlemi kaplayan bütün varlıkların ve kendisinin fiilleri her an Cenâb-ı

Hakk’ın muradına uygun olarak cereyan etmektedir. İşte o zaman sâlik,

hakîkatın nûrlarıyla şeriatın sırlarından perdelenir. Bütün zıtları bir arada

toplayan Ulu Hazret’in kapılarından kovulmuş olur; hakîkat mertebesinde

biri iki görmekten mahrum olarak kör olup kalır. Dünyasını da âhiretini de

kaybetmiş bir zındık olur ki artık hiçbir dinde duramaz. Hiçbir mezhebe

giremez. Belki o insan ile hayvanın farkını bilmez. Benlik davası gütmekten

kurtulamaz: “Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi

eğriltme. Bize katından rahmet ver. Şüphesiz sen çok bağışlayansın.”

(Âl-i İmrân, 3/8)

Sâlikin böyle bir musibetle helâk olmasına sebep odur ki, bu mükemmel

dini bir kenara koyup nefsinin arzularına uyup hakikatten şaşmıştır.

Kulluğun yüce zirvesinden bencilliğin çukuruna düşmüştür. Çünkü insan

rûhu öyle latif, öyle rabbânî bir cevherdir ki, letâfetin zirvesi ve istidâdın en

güzeli onun şânıdır. Kemâli talep etmedeki hareketi süreklidir. Lâkin aynı

zamanda zalimlik ve câhillik de onun cibilliyetinde daima mevcuttur.

Ne zaman ki yaratılış icabı aşağılık tabiatına [334/a] inip his ve şehâdet

âlemine yönelirse; yüceliği ve şerefi mal biriktirmede görür ve çalışıp

kazanmaya yönelir. Bundan sonra kemâli makam sâhibi olmakta görüp

malını o uğurda sarf ederek istediğini alır. Ondan sonra kemâli, insanlara

hükmetmede bulup diğer güç sâhiplerini yenilgiye uğratmak için seferlere

çıkar. Süflî âleme ait şeylerle güce sâhip olunca yine durmayıp (daha

mükemmelini istemekte kanaatkâr olmayıp), bütün güç sâhiplerinin en

güçlüsü ve sultânı olan Allah’la mücâdeleye girişir. İsyankâr Nemrud gibi

baş kaldırır. “Ben öldürür ve diriltirim. Âlemde benden başka rab yoktur”

demeye başlar.

Onun cevheri bozuk ve kabiliyeti yetersiz olduğundan, insanın kemâlinin

Allah’a hakkıyla kullukla mümkün olduğunu bilemeyip [yukarıda sayılan]

yanlış işleri işler. Ne zaman ki Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem

hazretlerinin tertemiz şeriatıyla veya onun vekili olan kâmil mürşidin

terbiyesiyle o tabiatı bozuk kişinin cevheri düzelip istidâdı kurtulursa, işte o

zaman Nemrud gibi inatçı bulunan nefsinin başına “Lâ ilâhe illallah”

çekiciyle o derece vurur ki, varlık putunu hattâ mâsivâ putunu bütünüyle

inkâr eder ve Allah Tealaya iman getirir. Kalbi ancak Allah ile müsterih

(mutmain) olup bütün varlığı ile O’nun huzuruna gelir. İşte o zaman

“Allah’tan başka ilah olmadığını bil ve kendi günahın için istiğfar et”

(Muhammed 47/19) emrini işleyip en büyük günah olan varlığından

tamamen geçerek tamamen fânî olur. Ondan sonra da “Allah’tan, O’nun

sıfatlarından, fiillerinden ve eserlerinden başka, gerçek anlamda hiçbir şey

yoktur” diyerek tam bir kulluk duygusu içinde O’nun rabliğinin yüceliğini

idrak eder. Benliği gider ve geriye vahdâniyet kalır. Bu durumda sâlik

nefsinin şerrinden, kibir ve enâniyetten kurtulup arınmış olur. Mevlâ’nın

has kullarından olup iyiler zümresine katılır. O’nun dostluğunda huzura erip

kemâli bulur.

Nazm

1-Gönül ko medreseyi resm-i hankâh arama

Bu resm-i râhı bırak, senden özge râh arama

2-Tarîk-ı fakr u fenâyı tut, ol bekâya revân

Gerüye bakma hemân, gayrı pîş-gâh arama

3-Ol ehl-i fakr u fenâdan rüsûm-ı fakr u fenâ

Anı ki oldu giriftâr mâl u câh arama

4-Bu teng-nây-ı bedenden bir adım eyle güzer

Odur hazîre-i kudsî ve pâdişâh arama

5-İyân olur sana ol demde hayme-i sultân

O pâdişâhı bulursun, dahi sipâh arama

6-Sana iyân iken ey dost cümle ahvâlim

Uyûbı setr idicisin amân güvâh arama

7-Unutdı kendüyi Hakkı sana rücû‘ itdi

Vücûd-ı zenbini mahv eyle, pes günâh arama

Günümüz Türkçesiyle

1-Gönül, koy medreseyi merâsimi; tekke arama. Resmiyet yolunu bırak,

kendinden başka yol arama.

2-Fakr u fenâ yolunu tut, ebediyet semtine gir. Geriye bakma hemen,

başka rehber arama.

3-Fakr u fenâ ehlinden ol; onların izi, kalıntısı ol. Kim mal ve mevki

düşkünü ise, artık onu arama.

4-Bu beden sıkıntısından bir adım ileri geç. Odur kudsî hazîre, [132]

pâdişâhı artık arama.

5-Görünür sana o zaman sultânın kudsî çadırı. O pâdişâhı bulmuşsan, bir

de ordu arama.

6-Ey dost! Sence mâlum iken bütün hallerim. Ayıpları örtücü sensin,

yalan şâhit arama.

7-Hakkı kendini unuttu, hep sana döndü. Günahkâr varlığı mahveyle,

artık günah arama.