BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Üçüncü makamda rûhânîlerin sâlike hitap edip övmelerini ve onun da
onlardan yüz çevirip değer vermemesini, Hakk’a teveccüh ederek sadece
O’nda fânî olmasını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ne zaman ki
sâlik üçüncü makamda âdetleri terk etmede (hal‘-i izâr; hal‘-i âdât) kemâle
erişir ve kendisini Cenâb-ı Hak’tan alıkoyan şeytanî nefsi fânî kılıp giderse
işte o zaman rûhânîlerden ona emirler, yasaklamalar ve haber vermeler
şeklinde hitaplar olur. Ancak bununla birlikte muhabbet davasında sâdık
olan sâlik bunlara ne iltifat ve itibar eder ne de onlardan korkup çekinir
(mehâbet). Bunun gibi hitaplardan ona ne sevinç gelir ne de üzülür.
Çünkü o bunların hepsinin maksadının kendisini esas gayesinden
alıkoymak olduğunu iyi bilir. Bu durumda (davasına sâdık olan sâlik) bütün
bunlardan yüz çevirip sadece O’nunla meşgul olur. Eğer sâlike rûhânîlerden
hiçbir hitap gelmediyse, bu kendi hakkında gayet faydalı ve güzeldir.
Çünkü Hak yolun yolcularından niceleri, benzerini işitmediği garip hitapları
Hakk’ın hitâbı zannedip artık istediğine ulaştığını zannederek gayret ve
çalışmalarında bir gevşeklik gösterirler. Tabiat âlemine geri dönerler ki bu
da üçüncü makamın tehlikelerindendir.
Bu makamda bulunan sâlike “fenâ” hâli gelir ki, bu onun dördüncü
makama terakki ederek nefs-i mutmainne olmasına yardımcı olur. Bu
makamda sâlike gelen fenâ hâli öyle bir haldir ki onu bütün idrak
kuvvetlerinden alır. Bu ise uyku ve baygınlıkla gelen kendinden geçme
(gaybet) değil, ancak unutma ve dalgınlık (zuhûl ve gaflet) ile meydana
gelen gaybet hâlidir. Duyu organlarından her hâssa kendi idrakini
kaybederek idrak ediyor gibi olur. Hâlbuki duyulardan her biri kendi
idrakini yitirmiş durumdadır. Mesela, gözü açık olup baktığı halde,
karşısındaki eşyayı göremez.
Bu durumda bulunan sâlikin hali başına bir musibet gelen insanın durumu
gibidir ki, o üzüntülü iken bir arkadaşının yanından geçtiği halde
kederinden onu görmez. Yüzyüze geldiği halde ona ne selâm verir ne de
konuşur. Başka bir gün (selam vermeden yanından geçtiği) arkadaşı
kendisine şöyle der: “Sana karşı ne kusur işledim ki yanımdan geçip gittiğin
halde bana ne selâm verdin ne de benimle konuştun?”
O da kendisine yemin ederek şöyle cevap verir: “Vallahi ben seni başıma
gelen belânın üzüntüsünden görmedim.”
Bunun gibi, kulak sesleri (işitir gibi olduğu halde) işitmez. Bütün duyu
organları görevlerini unutup gider. İnsan aklı bile bütün idrak ettiklerini
unutup gider. Bu hâli başkaları hissedemez, ancak yaşayanlar bilir. Bu
sebepledir ki o ârif kişi bahsettiğimiz halden haber verip şöyle demiştir:
“Rabbim beni [bu halimde] durdurup dedi ki; Beni, karşısında cehalet
olmayan bir mârifetle tanı. Çünkü karşısında cehalet olan mârifet,
cehalettir.” İşte ilk fenâ makamı budur.
İkinci fenâ ise beşinci makamda kâmil sâlike gelir. Üçüncü fenâ,
ahadiyyet mertebesinde beşerî sıfatların yok olmasıdır ki hakka’l-yakîn dir.
Bu üçüncü fenâ, aynı zamanda bekânın kendisidir.
Beyt
Fe-yefnâ summe yefnâ summe yefnâ
Ve kâne fenâuhû ayne’l-bekâ
Beyt (in tercümesi)
Fânî olur; sonra yine, sonra yine fânî olur. Onun fânîliği sanki bekânın
kendisidir.
Birinci fenâda sâlik, rûhânîlerin sözünü işitir. Ancak bu kulakla değildir
ve duyduklarından hiçbir şey anlamaz. Belki fenâ hâli kendinden geçip
gidince hisleri çalışır da, bütün sözlerini o zaman anlayabilir. Sırrına
koyduklarını ezberleyip gönül aynasında nakşedilen halleri [337/b] tasavvur
edebilir. İşte o, bu halde iken konuşursa hikmet söyler. Çünkü hikmet
pınarları kalbinden fışkırıp lisânından akar. Bu tarzda söylenen sözlere
rûhânîler “çanın çalması” derler.
Ey istendiğinde istenileni veren Allah’ım! Bizi ve bütün sevenleri bu fenâ
makamından mahrum etme! Hazzımız, sürûrumuz senden olsun,
nefislerimizden değil. En büyük gayemiz dünya hedefleri olmasın. Bilgimiz
[sırf dünyalığa yönelik] olmasın. Senden alıkoyan her şeyden bizi uzak tut.
Âmin!”
Yukarıda anlatılan bu fenâ hâlinin meydana gelmesine şu dört şey sebep
olur ki, abdallar onlarla abdal olmuştur. Onlar da açlık, seherde uyanık
bulunmak, suskunluk ve uzlete çekilmektir. Bu hâli bulmaya sevk eden en
büyük sebep açlıktır ki, o üçüncü makamda gerekli olup ondan sonrasında
yasaklanmıştır.
Nazm
1-Vahdet meyinin bir kadri var ise söyle
Ol sâfî şekerdir kederi var ise söyle
2-Vehm itme ki aşkın yolu pür-havf u hatardır
Ger tîr-i kazânın siperi var ise söyle
3-Çün cân-ı cihân aşkdır ol aşkdan özge
Bir kimsenin eşfak pederi var ise söyle
4-Bir cân ki uçar aşkdır ancak perr ü bâlî
Bir gayrı eger bâl ü peri var ise söyle
5-Bu âlem-i imkân ile ol mülk-i bekânın
Ger gayrı fenâ reh-güzeri var ise söyle
6-Sedd-i reh olur varlık o pindârdan özge
Vahdet yolunun bir hatarı var ise söyle
7-Hakk’ı dile nâzır bil o hâzır bile Hakkı
Kalbin ana hem bir nazarı var ise söyle
Günümüz Türkçesiyle
1-Vahdet meyinin bir kıymeti varsa söyle. O sâfî şekerdir, kederi varsa
söyle.
2-Vehmetme ki aşk yolu korku ve kederle dolu. Kazâ oklarının eğer,
siperi varsa söyle.
3-Madem cihanın canı aşktır; o aşktan da öte. Bir kimsenin şefkatli pederi
varsa söyle.
4-Uçan bir cânın kanadı kolu ancak aşktır. Bundan başka bir kanadı kolu
varsa söyle.
5-Bu imkân âlemi ile o ebedîlik yurdunun, fenâdan başka bir yolu varsa
söyle.
6-Yola engel olur varlık. O engelden başka. Vahdet yolunun bir tehlikesi
varsa söyle.
7-Hakk’ın gönüle baktığını bil, o hâzır bilsin Hakkı! Kalbin O’na hem, bir
nazarı varsa söyle.

