Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Üçüncü makamda rûhânîlerin sâlike hitap edip övmelerini ve onun da onlardan yüz çevirip…

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Üçüncü makamda rûhânîlerin sâlike hitap edip övmelerini ve onun da onlardan yüz çevirip değer vermemesini, Hakk’a teveccüh ederek sadece O’nda fânî olmasını …

BEŞİNCİ BAB · ÜÇÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Üçüncü makamda rûhânîlerin sâlike hitap edip övmelerini ve onun da

onlardan yüz çevirip değer vermemesini, Hakk’a teveccüh ederek sadece

O’nda fânî olmasını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Ne zaman ki

sâlik üçüncü makamda âdetleri terk etmede (hal‘-i izâr; hal‘-i âdât) kemâle

erişir ve kendisini Cenâb-ı Hak’tan alıkoyan şeytanî nefsi fânî kılıp giderse

işte o zaman rûhânîlerden ona emirler, yasaklamalar ve haber vermeler

şeklinde hitaplar olur. Ancak bununla birlikte muhabbet davasında sâdık

olan sâlik bunlara ne iltifat ve itibar eder ne de onlardan korkup çekinir

(mehâbet). Bunun gibi hitaplardan ona ne sevinç gelir ne de üzülür.

Çünkü o bunların hepsinin maksadının kendisini esas gayesinden

alıkoymak olduğunu iyi bilir. Bu durumda (davasına sâdık olan sâlik) bütün

bunlardan yüz çevirip sadece O’nunla meşgul olur. Eğer sâlike rûhânîlerden

hiçbir hitap gelmediyse, bu kendi hakkında gayet faydalı ve güzeldir.

Çünkü Hak yolun yolcularından niceleri, benzerini işitmediği garip hitapları

Hakk’ın hitâbı zannedip artık istediğine ulaştığını zannederek gayret ve

çalışmalarında bir gevşeklik gösterirler. Tabiat âlemine geri dönerler ki bu

da üçüncü makamın tehlikelerindendir.

Bu makamda bulunan sâlike “fenâ” hâli gelir ki, bu onun dördüncü

makama terakki ederek nefs-i mutmainne olmasına yardımcı olur. Bu

makamda sâlike gelen fenâ hâli öyle bir haldir ki onu bütün idrak

kuvvetlerinden alır. Bu ise uyku ve baygınlıkla gelen kendinden geçme

(gaybet) değil, ancak unutma ve dalgınlık (zuhûl ve gaflet) ile meydana

gelen gaybet hâlidir. Duyu organlarından her hâssa kendi idrakini

kaybederek idrak ediyor gibi olur. Hâlbuki duyulardan her biri kendi

idrakini yitirmiş durumdadır. Mesela, gözü açık olup baktığı halde,

karşısındaki eşyayı göremez.

Bu durumda bulunan sâlikin hali başına bir musibet gelen insanın durumu

gibidir ki, o üzüntülü iken bir arkadaşının yanından geçtiği halde

kederinden onu görmez. Yüzyüze geldiği halde ona ne selâm verir ne de

konuşur. Başka bir gün (selam vermeden yanından geçtiği) arkadaşı

kendisine şöyle der: “Sana karşı ne kusur işledim ki yanımdan geçip gittiğin

halde bana ne selâm verdin ne de benimle konuştun?”

O da kendisine yemin ederek şöyle cevap verir: “Vallahi ben seni başıma

gelen belânın üzüntüsünden görmedim.”

Bunun gibi, kulak sesleri (işitir gibi olduğu halde) işitmez. Bütün duyu

organları görevlerini unutup gider. İnsan aklı bile bütün idrak ettiklerini

unutup gider. Bu hâli başkaları hissedemez, ancak yaşayanlar bilir. Bu

sebepledir ki o ârif kişi bahsettiğimiz halden haber verip şöyle demiştir:

“Rabbim beni [bu halimde] durdurup dedi ki; Beni, karşısında cehalet

olmayan bir mârifetle tanı. Çünkü karşısında cehalet olan mârifet,

cehalettir.” İşte ilk fenâ makamı budur.

İkinci fenâ ise beşinci makamda kâmil sâlike gelir. Üçüncü fenâ,

ahadiyyet mertebesinde beşerî sıfatların yok olmasıdır ki hakka’l-yakîn dir.

Bu üçüncü fenâ, aynı zamanda bekânın kendisidir.

Beyt

Fe-yefnâ summe yefnâ summe yefnâ

Ve kâne fenâuhû ayne’l-bekâ

Beyt (in tercümesi)

Fânî olur; sonra yine, sonra yine fânî olur. Onun fânîliği sanki bekânın

kendisidir.

Birinci fenâda sâlik, rûhânîlerin sözünü işitir. Ancak bu kulakla değildir

ve duyduklarından hiçbir şey anlamaz. Belki fenâ hâli kendinden geçip

gidince hisleri çalışır da, bütün sözlerini o zaman anlayabilir. Sırrına

koyduklarını ezberleyip gönül aynasında nakşedilen halleri [337/b] tasavvur

edebilir. İşte o, bu halde iken konuşursa hikmet söyler. Çünkü hikmet

pınarları kalbinden fışkırıp lisânından akar. Bu tarzda söylenen sözlere

rûhânîler “çanın çalması” derler.

Ey istendiğinde istenileni veren Allah’ım! Bizi ve bütün sevenleri bu fenâ

makamından mahrum etme! Hazzımız, sürûrumuz senden olsun,

nefislerimizden değil. En büyük gayemiz dünya hedefleri olmasın. Bilgimiz

[sırf dünyalığa yönelik] olmasın. Senden alıkoyan her şeyden bizi uzak tut.

Âmin!”

Yukarıda anlatılan bu fenâ hâlinin meydana gelmesine şu dört şey sebep

olur ki, abdallar onlarla abdal olmuştur. Onlar da açlık, seherde uyanık

bulunmak, suskunluk ve uzlete çekilmektir. Bu hâli bulmaya sevk eden en

büyük sebep açlıktır ki, o üçüncü makamda gerekli olup ondan sonrasında

yasaklanmıştır.

Nazm

1-Vahdet meyinin bir kadri var ise söyle

Ol sâfî şekerdir kederi var ise söyle

2-Vehm itme ki aşkın yolu pür-havf u hatardır

Ger tîr-i kazânın siperi var ise söyle

3-Çün cân-ı cihân aşkdır ol aşkdan özge

Bir kimsenin eşfak pederi var ise söyle

4-Bir cân ki uçar aşkdır ancak perr ü bâlî

Bir gayrı eger bâl ü peri var ise söyle

5-Bu âlem-i imkân ile ol mülk-i bekânın

Ger gayrı fenâ reh-güzeri var ise söyle

6-Sedd-i reh olur varlık o pindârdan özge

Vahdet yolunun bir hatarı var ise söyle

7-Hakk’ı dile nâzır bil o hâzır bile Hakkı

Kalbin ana hem bir nazarı var ise söyle

Günümüz Türkçesiyle

1-Vahdet meyinin bir kıymeti varsa söyle. O sâfî şekerdir, kederi varsa

söyle.

2-Vehmetme ki aşk yolu korku ve kederle dolu. Kazâ oklarının eğer,

siperi varsa söyle.

3-Madem cihanın canı aşktır; o aşktan da öte. Bir kimsenin şefkatli pederi

varsa söyle.

4-Uçan bir cânın kanadı kolu ancak aşktır. Bundan başka bir kanadı kolu

varsa söyle.

5-Bu imkân âlemi ile o ebedîlik yurdunun, fenâdan başka bir yolu varsa

söyle.

6-Yola engel olur varlık. O engelden başka. Vahdet yolunun bir tehlikesi

varsa söyle.

7-Hakk’ın gönüle baktığını bil, o hâzır bilsin Hakkı! Kalbin O’na hem, bir

nazarı varsa söyle.