Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Ulvî gavs (Gavs-ı a’zam), ulu şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Üçüncü Madde Üçüncü Madde Ulvî gavs (Gavs-ı a’zam), ulu şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.) hazretlerinin soyunun fazîletlerini, şemâilini ve günlük ibadetlerini bildirir. Ey azîz! …

BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Üçüncü Madde

Üçüncü Madde

Ulvî gavs (Gavs-ı a’zam), ulu şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.)

hazretlerinin soyunun fazîletlerini, şemâilini ve günlük ibadetlerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin tevekkül, tefvîz,

teslîmiyet, rızâ ve ihlâs ile doğruluk, safâ, kalbi Allah’tan gayrısı ile

alâkadan boşaltma (tahliye), Hazret-i Mevlâ ile meşgul olma, yüce zâtına

muhabbetle ve överek Hakk’a ibadet etme, fakr ile fenâyı bulma, tevâzu,

ahbâbına mürüvvet, dünya ve dünya ehliyle alâkayı kesme, ihtiyaç anında

bile müstağnî olma, neşeli ve hüzünlü zamanlarında bir olma, ilâhî kazânın

takdirine itirazı terk etme, belâ anında sabredip hâline şükretme, nefsin

arzularına uymaktan sakınma, kibir ve riyâdan uzak durma, tembellik

etmeyip emredilenlere uyma, tenhâda ve kalabalıkta yasaklardan sakınma,

dinin emirlerine uymakta kararlı ve sâbit olma; kerem, cömertlik, sehâvet,

affedicilik, ilim, hayâ, yumuşak huyluluk, şefkat, vefâkarlık, taassup ve

cefâdan sakınma, dost düşman herkese nasihat etme, dostlarına cömertçe

ikram etme, âlimlere ve sâlihlere muhabbet etme, evliyâya ve enbiyâya

hürmet etme gibi güzel sıfatları, övgüye lâyık ahlâkî vasıfları ve beğenilmiş

özellikleri vardı.

Allah onu yüce zâtına yakın eylesin ve onun duası yanına kattığımız

ümitlerimizi kabul eylesin.

Hazret-i Şeyh’in şekli ve şemâili; yüz güzelliği ile, uzuvlarının birbirine

uyumlu ve dengeli oluşundandır. Sanatında hikmet sâhibi olan Allah teala,

lütfuyla onu en güzel sûrette yaratmış, her türlü kusur ve ayıptan

arındırmıştı. Çünkü onun boyu ne uzun ne kısa idi; latifti, orta halli ve

emsalsizdi. Mübarek başı büyükçe, saçı parlak ve güzel kokuluydu. Mutedil

alnı, güzel ve kılsız idi, alnındaki kırışıklıklar uzunca idi. Latif kulakları,

orta halli ve güzeldi. Kaşları kavisli ve iki kaşının arası ayrık idi. Elâ

gözlerinin her sıfatı mutedildi, bakışları güleç ve neşeliydi. Yüzü nûrlu,

mütebessim ve esmerdi. Temiz burnu mutedil ve ince idi. Mübarek ağzı orta

büyüklükte olup dudakları ince idi.

Sesi gunnesiz, [164] gayet açık, lisânı düzgün ve sözü doğru idi. Kokusu

güzeldi, dişleri beyaz ve sağlamdı. Mübarek sakalları seyrek olmayıp tam

ve beyazdı. Boynu ve omuzları latifti, kolları ve elleri zayıfça idi. Avuçları

yumuşak ve parmakları uzunca olup geriye kıvrılması kolay idi. Göğsü

genişçe ve kılsız idi. Karnı hafif ve bütün vücûdu nahif idi. Ayak parmakları

uzunca idi ve o baştan ayağa güzeldi. Hak teala o dostunu övmüş de

yaratmıştı. Yüzbinlerce gönülde ona yer açmıştı. Allah ona tecelliyâtıyla

ikram etsin ve bizi de onun tecelliyâtı ile faydalandırsın.

Hazret-i Şeyh’in günlük ibadetleri; havâssın alışkanlık edindiği

ibadetlerin orta derecesinde idi. Önceden beri uyguladığı âdeti, her işinde

Cenâb-ı Hakk’ın Habîb’ine tâbi olmaktı. Çünkü o azîz, murâkabe ve

fenânın başlangıcı sayılan uykusundan [353/b] her seher vakti uyandığında

yatağında hemen kıyam ederek şu duayı okurdu.

“El-hamdü li’llâhillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve radde ileynâ

ervâhenâ ve ileyhi’l-ba’si ve’n-nüşûr. Ve eşhedu en lâ ilâhe illallahü ve enne

muhammeden abdühû ve rasûlühû hakkan” [165] deyip bunu okuduktan

sonra abdeste yönelirdi. Sonra ihtimam ile teheccüd namazını edâ ederdi.

Bundan sonra seccâde üzerinde kıbleye dönük olarak bağdaş kurup

otururdu. Dua ve istiğfar ederek Gaffâr olan Allah’a yalvarırdı. Bu minval

üzere seher vaktini ihyâ eder ve sonrasında sabaha kadar istirahata çekilirdi.

İkinci uyanmasında;

“Esbahanâ ve esbaha’l-mülkü li’llâhi’l-vâhidi’l-kahhâr. Radîtü billahi

rabben ve bi’l-islâmi dînen ve bi muhammedin aleyhisselâtü ve’s-selâmi

nebiyyen ve bi’l-ka’beti kıbleten ve bi’l-kur’âni imâmen ve bi’l-mü’minîne

ihvânen ve bi’l-mü’minâti ahavât. Velâ havle velâ kuvvete illâ billahi’l-

aliyyi’l-azîm” [166] deyip sabah olunca, Şâfiî vaktinde kendi odasında kerpiç

kadar bir taş üzerinde sesli olarak kendi ezânını okurdu.

Ezân-ı Muhammedîyi;

“Allâhümme rabbe hâzihi’d-da’veti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kaime âti

seyyidinâ muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fazîlete ve’d-derecete’r-rafîate ve’b-

ashü makamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû inneke lâ tühlifü’l-mîâd” [167]

duasıyla bitirirdi.

Bundan sonra sabah namazının sünnetini kılıp yüz kere

“Subhânallahi ve bi-hamdihî subhanallahi’l-azîm” [168] deyip sabah

namazının farzını aile fertleriyle birlikte tam bir huşû ile edâ eder ve

selâmdan sonra;

“Allahümme lâ mânia limâ a’teyte velâ mu’tiye limâ mena’te velâ râdde

limâ kadayte velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü. Subhanallahi ve’l-

hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ

billâhi’l-aliyyi’l-azîm” [169]

deyip

âyete’l-kürsîyi

okuduktan

sonra,

“subhânallah, elhamdü li’llâhi, Allahü ekber” zikirlerini sağ el

parmaklarının boğum yerleriyle otuz üçer kere sayarak söylerdi.

Bundan sonra;

“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü

yuhyî ve yümîtü vehüve hayyün lâ yemûtü bi yedihî’l-hayri vehüve alâ külli

şey’in kadîr” [170] deyip duasının başında ve sonunda mutlaka Hazret-i

Peygamber aleyhisselama salât u selâm gönderirdi.

Duadan sonra on defa

“Lâ ilâhe illallah” [171] deyip onuncuda

“Muhammedün rasûlullah” [172] söyler ve fatiha ile bitirirdi.

Abdesti misvak kullanarak ve me’sûr duaları okuyarak alır, namazı huşû

ve huzû ile kılardı. Duayı hulûs-ı kalp ve tefvîz ile eder ve dualarında anne

babasını, üstâdını, akrabalarını anar ve kendilerinin hayır dua ile anılmasını

vasiyet eden dostlarının adlarını zikrederek beş vakit namazın ardında

düzenli olarak bunları anmayı âdet edinirdi. Güneş doğuncaya kadar Yâsin

sûresini ve esmâ-yı hüsnâyı okuyup “müsebbiât-ı aşere” gibi dua ve

zikirleri tamamlardı. Bundan sonra işrak namazını edâ edip hanımı ve

çocuklarıyla sohbet ederdi. Sonra kendi yazdığı Mushaf-ı şeriften dört beş

cüz Kur’ân-ı Kerim tilâvet eder ve duhâ namazıyla bu faslı bitirirdi. Ancak

bundan sonra dostları ve ziyaretçileri için kapıyı açardı; öğleye kadar gelen

dertlilerin derdine öğüt ve hikmetle, dua ve himmetle devâ olurdu. Fakirlere

bağışta

bulunur,

miskinlere

yemek

yedirirdi.

Âşıkları

huzurunda

bulunmakla mesrûr edip ârifleri sözleriyle mest ederdi.

Öğle vakti olduğunda yine kendi odasında yukarıda bahsi geçen yükselti

üzerine çıkarak ezan okurdu. Yanında bulunan cemaat ona uyarak dua ve

tesbihatıyla birlikte namazı edâ ederlerdi. Bundan sonra ikindiye kadar

Hudâ’nın mahlûkatına -zalimler hariç olmak üzere- lütuf ve güzellikle

kendi âdetince sohbet ederdi. [354/a] Herkese yumuşaklıkla ve tevâzu ile

muamele edip yöneticiler ve zenginlerden ziyade, fakirlere ve zayıflara

ikram ederdi. Herkese aynı derecede teveccüh edip ilgi gösterir, aklî

derecesine ve himmetine göre istediğine nâil ederdi.

İkindi vakti olunca yine kendi ezan okuyup yanında bulunan dostları ona

uyarak namazı kıldıklarında artık konuşmayı bırakırdı. İkindiden sonra o

kalplerin sevgilisi, dostlarından inzivâya çekilmek için izin alıp kapıyı

kapatarak tam bir yönelişle Âlemlerin Rabbi Allah’a teveccüh ederdi. Her

zaman okumayı alışkanlık edindiği dua ve zikirleri okuyarak akşamı ederdi.

Akşam olunca da;

“Emseynâ ve emse’l-mülkü li’llâhi’l-vâhidi’l-kahhâr. Allahümme innî

eûzu bike min şerri hêzihi’l-leyleti ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ba’dehâ. Ve

eûzu bike min hemezâti’ş-şeyâtîni ve eûzu bike rabbi en yehdurûn. Velâ

havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” [173] deyip akşam namazının

ilk vaktinde kılınmasına özen gösterirdi.

Oruçlu ise su ile iftar edip;

“Allahümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke

eftartu” [174] duasını okurdu.

Ramazan ayında ise

“Ve savme gaden min şehri ramazâne neveytü, fağfirlî mâ kaddemtü vemâ

ahhertü” [175] diyerek duasını tamamlardı.

Akşam namazını ve evvâbini edâ ettikten sonra Fetih sûresini okurdu.

Bundan sonra hanımıyla ve çocuklarıyla beraber yer üzerine serili bezden

sofra üzerinde ağaçtan yapılmış tabak içinde sünnete ve âdâba riâyet ederek

yemeğini yerdi. Yemekten sonra;

“Allâhümme eşbi’ külle câyi’in kemâ şebe’nâ” [176] diye dua ederdi. Sağ

elinin parmak uçlarını sofranın üzerine koyup (bunları ağzına getirerek)

öptükten sonra iki elini kaldırarak;

“El-hamdü li’llâhi hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh. Gayra

mükeffin velâ müvedde’in velâ müstağnin anhu. Elhamdülillâhi’l-lezî

et’amenâ ve sekanâ ve kesânâ ve ce’alenâ mine’l-müslimîne ve hedânâ ve

rahmetullahi ve berekâtühû alâ sâni’it-taâmi ve’l-êkilîne ve’l-hamdülillahi

rabbi’l-âlemîn” [177] diyerek ellerini yüzüne sürer ve o nimete hürmet

ederdi. Bundan sonra hanımı ve çocuklarıyla sohbet edip onların arzusuna

göre davranırdı. Hânenin geçimliğinin temini ve ev işleri konularında

bildirdikleri eksiklikleri güzellikle tamamlar, izin istedikleri hususlarda

kendilerine müsaade eder ve varsa kusurlarını hakîmâne örterdi.

Abdest yenileyip yatsı namazını evlâdıyla beraber kılar ve namazdan

sonra mutlaka Mülk sûresini okurdu. Eğer o gün Cuma akşamı [Bu günkü

telakkiye göre Perşembe günün akşamı] ise, hatim duasını okuyup

feleklerin övüncü pâk Peygamber Muhammed aleyhisselâmın mübarek

rûhuna hediye ederdi. Sonra hiç vakit kaybetmeden kıbleye doğru serilmiş

döşek üzerine hemen uykuya niyet ederdi. Yatağı üzerine oturup birer

Fatiha-i Şerif ve Âyete’l-Kürsî ile üç İhlas-ı Şerif ve birer defa

Muavvizeteyn’i okurdu. Bunlardan her birinin bitiminde kendi vücuduna

üfleyip ellerini göğsüne sürer ve bu efsunu her gece böyle yapmaya devam

ederdi. Sonra sağ yanı üzere kıbleye yönelmiş olarak veyahut da sırt üstü

göklerin azametini düşünerek yatıp;

“Bismike rabbî veda’tu cenbî fağfir lî zenbî evda’tüke nefsî fe-in

emsektühâ ferhamhâ ve in erseltehâ fahfazhâ bi-mâ tahfazü bihî ibâdeke’s-

sâlihîn. Allâhümme’ykaznî fî ehabbi’l-evkati ileyke ve’ste’malnî bi-ahseni’l-

a’mâli ledeyke. Eşhedu en lâ ilâhe illallahü ve eşhedu enne muhammeden

abdühû ve rasûlühû ” [178] deyip bu çokluk (kesret) âleminden sıyrılarak

birlik (vahdet) âlemine murâkabeye dalardı.

Allah bizi onun bereketinden faydalandırsın ve onun yollarına ulaştırsın.

Nazm

1-Aşk bûyıyla dem-i bâd-ı Sabâ gelmişdir

Havf u endûh gidüp zevk ü safâ gelmişdir

2-Nefha geldi ve nesîmi dile cân bahş itdi

Şâdmânım ki bana bûy-ı velâ gelmişdir [354/b]

3-Gönlümi zinde ider nükhet-i bâd-ı seheri

Anda hoş bûy-ı dem-i ehl-i bekâ gelmişdir

4-Cümleden Hak mütecellî kün o dostuna müdâm

Dem-i Veysî’den ana bûy-ı Hudâ gelmişdir

5-Vuslat-ı aşk bulan cân işidir her yerden

Nice bin na‘ra-i mestân-ı hevâ gelmişdir

6-Cümle efkâr gelür kalbe misâfir Hak’dan

Cümleden hoş dile teslîm ü rızâ gelmişdir

7-Dur metânetle belâlarda sabûr ol seyr it

Hakkı Hak’dan ne gelür câna safâ gelmişdir

Günümüz Türkçesiyle

1-Aşk kokusuyla Sabâ yelinin nefesi gelmiştir. Korku ve hüzün gidip,

zevk ü safâ gelmiştir.

2-Bir esinti geldi, onun yeli gönlüme cân verdi. Şâd oldum ki bana

velâyet kokusu gelmiştir.

3-Seher yelinin kokusu gönlümü zinde kılar. Çünkü onunla bekâ ehlinin

kokusu gelmiştir.

4-Hak her şeyde tecellî ederken, dostuna daima. Üveys’in [179] yelinden,

ona Hudâ’nın kokusu gelmiştir.

5-Aşk vuslatını bulan can, her yerden işitir. Binlerce nâra işitmiş,

sarhoşun çığlıkları gelmiştir.

6-Bütün efkâr kalbe, Hak’tan misafir gelir. Hepsinden hoş gönle,

teslimiyetle rızâ gelmiştir.

7-Metânetle dur belâlara karşı; sabırlı ol, seyret. Hakkı! Hak’tan ne

gelirse câna, safâ gelmiştir.