BEŞİNCİ BAB · SEKİZİNCİ FASIL · Üçüncü Madde
Üçüncü Madde
Ulvî gavs (Gavs-ı a’zam), ulu şeyh İsmail Tillovî Fakîrullâh (rh. a.)
hazretlerinin soyunun fazîletlerini, şemâilini ve günlük ibadetlerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Fakîrullâh (rh.a.) hazretlerinin tevekkül, tefvîz,
teslîmiyet, rızâ ve ihlâs ile doğruluk, safâ, kalbi Allah’tan gayrısı ile
alâkadan boşaltma (tahliye), Hazret-i Mevlâ ile meşgul olma, yüce zâtına
muhabbetle ve överek Hakk’a ibadet etme, fakr ile fenâyı bulma, tevâzu,
ahbâbına mürüvvet, dünya ve dünya ehliyle alâkayı kesme, ihtiyaç anında
bile müstağnî olma, neşeli ve hüzünlü zamanlarında bir olma, ilâhî kazânın
takdirine itirazı terk etme, belâ anında sabredip hâline şükretme, nefsin
arzularına uymaktan sakınma, kibir ve riyâdan uzak durma, tembellik
etmeyip emredilenlere uyma, tenhâda ve kalabalıkta yasaklardan sakınma,
dinin emirlerine uymakta kararlı ve sâbit olma; kerem, cömertlik, sehâvet,
affedicilik, ilim, hayâ, yumuşak huyluluk, şefkat, vefâkarlık, taassup ve
cefâdan sakınma, dost düşman herkese nasihat etme, dostlarına cömertçe
ikram etme, âlimlere ve sâlihlere muhabbet etme, evliyâya ve enbiyâya
hürmet etme gibi güzel sıfatları, övgüye lâyık ahlâkî vasıfları ve beğenilmiş
özellikleri vardı.
Allah onu yüce zâtına yakın eylesin ve onun duası yanına kattığımız
ümitlerimizi kabul eylesin.
Hazret-i Şeyh’in şekli ve şemâili; yüz güzelliği ile, uzuvlarının birbirine
uyumlu ve dengeli oluşundandır. Sanatında hikmet sâhibi olan Allah teala,
lütfuyla onu en güzel sûrette yaratmış, her türlü kusur ve ayıptan
arındırmıştı. Çünkü onun boyu ne uzun ne kısa idi; latifti, orta halli ve
emsalsizdi. Mübarek başı büyükçe, saçı parlak ve güzel kokuluydu. Mutedil
alnı, güzel ve kılsız idi, alnındaki kırışıklıklar uzunca idi. Latif kulakları,
orta halli ve güzeldi. Kaşları kavisli ve iki kaşının arası ayrık idi. Elâ
gözlerinin her sıfatı mutedildi, bakışları güleç ve neşeliydi. Yüzü nûrlu,
mütebessim ve esmerdi. Temiz burnu mutedil ve ince idi. Mübarek ağzı orta
büyüklükte olup dudakları ince idi.
Sesi gunnesiz, [164] gayet açık, lisânı düzgün ve sözü doğru idi. Kokusu
güzeldi, dişleri beyaz ve sağlamdı. Mübarek sakalları seyrek olmayıp tam
ve beyazdı. Boynu ve omuzları latifti, kolları ve elleri zayıfça idi. Avuçları
yumuşak ve parmakları uzunca olup geriye kıvrılması kolay idi. Göğsü
genişçe ve kılsız idi. Karnı hafif ve bütün vücûdu nahif idi. Ayak parmakları
uzunca idi ve o baştan ayağa güzeldi. Hak teala o dostunu övmüş de
yaratmıştı. Yüzbinlerce gönülde ona yer açmıştı. Allah ona tecelliyâtıyla
ikram etsin ve bizi de onun tecelliyâtı ile faydalandırsın.
Hazret-i Şeyh’in günlük ibadetleri; havâssın alışkanlık edindiği
ibadetlerin orta derecesinde idi. Önceden beri uyguladığı âdeti, her işinde
Cenâb-ı Hakk’ın Habîb’ine tâbi olmaktı. Çünkü o azîz, murâkabe ve
fenânın başlangıcı sayılan uykusundan [353/b] her seher vakti uyandığında
yatağında hemen kıyam ederek şu duayı okurdu.
“El-hamdü li’llâhillezî ahyânâ ba’de mâ emâtenâ ve radde ileynâ
ervâhenâ ve ileyhi’l-ba’si ve’n-nüşûr. Ve eşhedu en lâ ilâhe illallahü ve enne
muhammeden abdühû ve rasûlühû hakkan” [165] deyip bunu okuduktan
sonra abdeste yönelirdi. Sonra ihtimam ile teheccüd namazını edâ ederdi.
Bundan sonra seccâde üzerinde kıbleye dönük olarak bağdaş kurup
otururdu. Dua ve istiğfar ederek Gaffâr olan Allah’a yalvarırdı. Bu minval
üzere seher vaktini ihyâ eder ve sonrasında sabaha kadar istirahata çekilirdi.
İkinci uyanmasında;
“Esbahanâ ve esbaha’l-mülkü li’llâhi’l-vâhidi’l-kahhâr. Radîtü billahi
rabben ve bi’l-islâmi dînen ve bi muhammedin aleyhisselâtü ve’s-selâmi
nebiyyen ve bi’l-ka’beti kıbleten ve bi’l-kur’âni imâmen ve bi’l-mü’minîne
ihvânen ve bi’l-mü’minâti ahavât. Velâ havle velâ kuvvete illâ billahi’l-
aliyyi’l-azîm” [166] deyip sabah olunca, Şâfiî vaktinde kendi odasında kerpiç
kadar bir taş üzerinde sesli olarak kendi ezânını okurdu.
Ezân-ı Muhammedîyi;
“Allâhümme rabbe hâzihi’d-da’veti’t-tâmme ve’s-salâti’l-kaime âti
seyyidinâ muhammedeni’l-vesîlete ve’l-fazîlete ve’d-derecete’r-rafîate ve’b-
ashü makamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû inneke lâ tühlifü’l-mîâd” [167]
duasıyla bitirirdi.
Bundan sonra sabah namazının sünnetini kılıp yüz kere
“Subhânallahi ve bi-hamdihî subhanallahi’l-azîm” [168] deyip sabah
namazının farzını aile fertleriyle birlikte tam bir huşû ile edâ eder ve
selâmdan sonra;
“Allahümme lâ mânia limâ a’teyte velâ mu’tiye limâ mena’te velâ râdde
limâ kadayte velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü. Subhanallahi ve’l-
hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ
billâhi’l-aliyyi’l-azîm” [169]
deyip
âyete’l-kürsîyi
okuduktan
sonra,
“subhânallah, elhamdü li’llâhi, Allahü ekber” zikirlerini sağ el
parmaklarının boğum yerleriyle otuz üçer kere sayarak söylerdi.
Bundan sonra;
“Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü
yuhyî ve yümîtü vehüve hayyün lâ yemûtü bi yedihî’l-hayri vehüve alâ külli
şey’in kadîr” [170] deyip duasının başında ve sonunda mutlaka Hazret-i
Peygamber aleyhisselama salât u selâm gönderirdi.
Duadan sonra on defa
“Lâ ilâhe illallah” [171] deyip onuncuda
“Muhammedün rasûlullah” [172] söyler ve fatiha ile bitirirdi.
Abdesti misvak kullanarak ve me’sûr duaları okuyarak alır, namazı huşû
ve huzû ile kılardı. Duayı hulûs-ı kalp ve tefvîz ile eder ve dualarında anne
babasını, üstâdını, akrabalarını anar ve kendilerinin hayır dua ile anılmasını
vasiyet eden dostlarının adlarını zikrederek beş vakit namazın ardında
düzenli olarak bunları anmayı âdet edinirdi. Güneş doğuncaya kadar Yâsin
sûresini ve esmâ-yı hüsnâyı okuyup “müsebbiât-ı aşere” gibi dua ve
zikirleri tamamlardı. Bundan sonra işrak namazını edâ edip hanımı ve
çocuklarıyla sohbet ederdi. Sonra kendi yazdığı Mushaf-ı şeriften dört beş
cüz Kur’ân-ı Kerim tilâvet eder ve duhâ namazıyla bu faslı bitirirdi. Ancak
bundan sonra dostları ve ziyaretçileri için kapıyı açardı; öğleye kadar gelen
dertlilerin derdine öğüt ve hikmetle, dua ve himmetle devâ olurdu. Fakirlere
bağışta
bulunur,
miskinlere
yemek
yedirirdi.
Âşıkları
huzurunda
bulunmakla mesrûr edip ârifleri sözleriyle mest ederdi.
Öğle vakti olduğunda yine kendi odasında yukarıda bahsi geçen yükselti
üzerine çıkarak ezan okurdu. Yanında bulunan cemaat ona uyarak dua ve
tesbihatıyla birlikte namazı edâ ederlerdi. Bundan sonra ikindiye kadar
Hudâ’nın mahlûkatına -zalimler hariç olmak üzere- lütuf ve güzellikle
kendi âdetince sohbet ederdi. [354/a] Herkese yumuşaklıkla ve tevâzu ile
muamele edip yöneticiler ve zenginlerden ziyade, fakirlere ve zayıflara
ikram ederdi. Herkese aynı derecede teveccüh edip ilgi gösterir, aklî
derecesine ve himmetine göre istediğine nâil ederdi.
İkindi vakti olunca yine kendi ezan okuyup yanında bulunan dostları ona
uyarak namazı kıldıklarında artık konuşmayı bırakırdı. İkindiden sonra o
kalplerin sevgilisi, dostlarından inzivâya çekilmek için izin alıp kapıyı
kapatarak tam bir yönelişle Âlemlerin Rabbi Allah’a teveccüh ederdi. Her
zaman okumayı alışkanlık edindiği dua ve zikirleri okuyarak akşamı ederdi.
Akşam olunca da;
“Emseynâ ve emse’l-mülkü li’llâhi’l-vâhidi’l-kahhâr. Allahümme innî
eûzu bike min şerri hêzihi’l-leyleti ve şerri mâ fîhâ ve şerri mâ ba’dehâ. Ve
eûzu bike min hemezâti’ş-şeyâtîni ve eûzu bike rabbi en yehdurûn. Velâ
havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” [173] deyip akşam namazının
ilk vaktinde kılınmasına özen gösterirdi.
Oruçlu ise su ile iftar edip;
“Allahümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke
eftartu” [174] duasını okurdu.
Ramazan ayında ise
“Ve savme gaden min şehri ramazâne neveytü, fağfirlî mâ kaddemtü vemâ
ahhertü” [175] diyerek duasını tamamlardı.
Akşam namazını ve evvâbini edâ ettikten sonra Fetih sûresini okurdu.
Bundan sonra hanımıyla ve çocuklarıyla beraber yer üzerine serili bezden
sofra üzerinde ağaçtan yapılmış tabak içinde sünnete ve âdâba riâyet ederek
yemeğini yerdi. Yemekten sonra;
“Allâhümme eşbi’ külle câyi’in kemâ şebe’nâ” [176] diye dua ederdi. Sağ
elinin parmak uçlarını sofranın üzerine koyup (bunları ağzına getirerek)
öptükten sonra iki elini kaldırarak;
“El-hamdü li’llâhi hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh. Gayra
mükeffin velâ müvedde’in velâ müstağnin anhu. Elhamdülillâhi’l-lezî
et’amenâ ve sekanâ ve kesânâ ve ce’alenâ mine’l-müslimîne ve hedânâ ve
rahmetullahi ve berekâtühû alâ sâni’it-taâmi ve’l-êkilîne ve’l-hamdülillahi
rabbi’l-âlemîn” [177] diyerek ellerini yüzüne sürer ve o nimete hürmet
ederdi. Bundan sonra hanımı ve çocuklarıyla sohbet edip onların arzusuna
göre davranırdı. Hânenin geçimliğinin temini ve ev işleri konularında
bildirdikleri eksiklikleri güzellikle tamamlar, izin istedikleri hususlarda
kendilerine müsaade eder ve varsa kusurlarını hakîmâne örterdi.
Abdest yenileyip yatsı namazını evlâdıyla beraber kılar ve namazdan
sonra mutlaka Mülk sûresini okurdu. Eğer o gün Cuma akşamı [Bu günkü
telakkiye göre Perşembe günün akşamı] ise, hatim duasını okuyup
feleklerin övüncü pâk Peygamber Muhammed aleyhisselâmın mübarek
rûhuna hediye ederdi. Sonra hiç vakit kaybetmeden kıbleye doğru serilmiş
döşek üzerine hemen uykuya niyet ederdi. Yatağı üzerine oturup birer
Fatiha-i Şerif ve Âyete’l-Kürsî ile üç İhlas-ı Şerif ve birer defa
Muavvizeteyn’i okurdu. Bunlardan her birinin bitiminde kendi vücuduna
üfleyip ellerini göğsüne sürer ve bu efsunu her gece böyle yapmaya devam
ederdi. Sonra sağ yanı üzere kıbleye yönelmiş olarak veyahut da sırt üstü
göklerin azametini düşünerek yatıp;
“Bismike rabbî veda’tu cenbî fağfir lî zenbî evda’tüke nefsî fe-in
emsektühâ ferhamhâ ve in erseltehâ fahfazhâ bi-mâ tahfazü bihî ibâdeke’s-
sâlihîn. Allâhümme’ykaznî fî ehabbi’l-evkati ileyke ve’ste’malnî bi-ahseni’l-
a’mâli ledeyke. Eşhedu en lâ ilâhe illallahü ve eşhedu enne muhammeden
abdühû ve rasûlühû ” [178] deyip bu çokluk (kesret) âleminden sıyrılarak
birlik (vahdet) âlemine murâkabeye dalardı.
Allah bizi onun bereketinden faydalandırsın ve onun yollarına ulaştırsın.
Nazm
1-Aşk bûyıyla dem-i bâd-ı Sabâ gelmişdir
Havf u endûh gidüp zevk ü safâ gelmişdir
2-Nefha geldi ve nesîmi dile cân bahş itdi
Şâdmânım ki bana bûy-ı velâ gelmişdir [354/b]
3-Gönlümi zinde ider nükhet-i bâd-ı seheri
Anda hoş bûy-ı dem-i ehl-i bekâ gelmişdir
4-Cümleden Hak mütecellî kün o dostuna müdâm
Dem-i Veysî’den ana bûy-ı Hudâ gelmişdir
5-Vuslat-ı aşk bulan cân işidir her yerden
Nice bin na‘ra-i mestân-ı hevâ gelmişdir
6-Cümle efkâr gelür kalbe misâfir Hak’dan
Cümleden hoş dile teslîm ü rızâ gelmişdir
7-Dur metânetle belâlarda sabûr ol seyr it
Hakkı Hak’dan ne gelür câna safâ gelmişdir
Günümüz Türkçesiyle
1-Aşk kokusuyla Sabâ yelinin nefesi gelmiştir. Korku ve hüzün gidip,
zevk ü safâ gelmiştir.
2-Bir esinti geldi, onun yeli gönlüme cân verdi. Şâd oldum ki bana
velâyet kokusu gelmiştir.
3-Seher yelinin kokusu gönlümü zinde kılar. Çünkü onunla bekâ ehlinin
kokusu gelmiştir.
4-Hak her şeyde tecellî ederken, dostuna daima. Üveys’in [179] yelinden,
ona Hudâ’nın kokusu gelmiştir.
5-Aşk vuslatını bulan can, her yerden işitir. Binlerce nâra işitmiş,
sarhoşun çığlıkları gelmiştir.
6-Bütün efkâr kalbe, Hak’tan misafir gelir. Hepsinden hoş gönle,
teslimiyetle rızâ gelmiştir.
7-Metânetle dur belâlara karşı; sabırlı ol, seyret. Hakkı! Hak’tan ne
gelirse câna, safâ gelmiştir.

