ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · İKİNCİ FASIL · Dokuzuncu Madde
Dokuzuncu Madde
Uykunun hakikatının ne olduğunu, avâmın nefislerinin berzahta kaldığını,
havâssın ruhunun melekûta yol bulduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir. Uykunun
hakikatı şudur: Nemli yiyecekler kalp damarlarına gevşeklik verip buhârı
kalp ile beyin arasında perde olduğunda gönül, beyin içinde akletme ve etki
etme gücünden mahrum kalır. Hisler ve beden organları bile hareketsiz
kalır. Karaciğer damarları ile bütün beden beslenip büyümesine ve
gelişmesine devam eder. Uyku ancak bedenin bu hâlinden ibarettir ki,
herkesin başına gelir. Gıdaların rütubeti uyku getirdiğinden, çok içmekle
ağır uyku meydana gelir. İçeceklerin balgamıyla gaflet ve unutkanlık artar.
Şu halde uyuyanın kalbi nefsiyle bağlanmış ise, kendi kemâlini kazanmaya
yönelişte etkisiz olup berzah âleminde hapsolunarak rüyaların hayalleriyle
ve karışık rüyalarla başbaşa kalır.
Uyuyanın kalbi nefsine bağımlı değil ise, berzah âlemini geçip yüce
âlemine giderek huzura erer. Aslâ uyumaz. Böylelerinin bedeni uyusa da
kalbi uyumaz. Kemâline yönelmede ve manevî ilerlemede bir nefes geri
kalmaz. Şu halde nefsanî uyku [215/b] tembellik ve gaflettir. Rûhânî uyku,
Hakk’ın huzurudur. Cahilin uykusu, hazır ölümdür. Ârifin uykusu, fikir ve
düşünceleri açar. Avâmın uykusu, çok istek ve düşkünlüktür. Havâssın
uykusu, tam bir yöneliştir. Mânen noksan kalmış gâfilin uykusu vakit kaybı,
kâmilin uykusu ibadetin özüdür.
Bir kâmil zât, bir tekkede on gün misafir kalmış. Bu sürede her gün on
kişilik yemek yer, bütün gece uyur, gün boyu konuşurmuş. Sonunda
mürîdler, onun bu yeme içmesinden, aşırı uykusundan ve çok
konuşmasından nefret edip tekke şeyhine şikâyet etmişler. Bunun üzerine
tekke şeyhi o kimseye demiş ki; “Mübarek evliyânın yolu, az yeme, az
uyuma ve az konuşma iken, sen avâm gibi çok yemeye, çok uyumaya çok
konuşmaya alışmışsın. Bu tekke halkına yük olmuşsun.”
O kâmil misafir bu söze çok şaşırmış şeyhe şu cevabı vermiş; “Eğer
bizden şikâyetçi olan mürîdler irfân ehli olsalardı, şikâyet edeceklerine
teşekkür ederlerdi. Çünkü biz yemek yemeyiz, nûr yeriz. Uyumayız,
Hakk’ın huzuruna gideriz. Lüzumsuz şeyler söylemeyiz, hikmet söyleriz.”
Bu cevap üzerine insaflı şeyh kusurunu itiraf edip o yüce insanı
tekkesinde misafir etmeye devam etmiş. Kendisi ona mürîd ve hizmetçi
olmuş. Onun işaretiyle nice günler açlığa, uykusuzluğa ve suskunluğa
devam etmiş. Böylece o da hikmet nuru ile Hakk’ın huzurunu bulmuş.
Bu olgunluğa ulaşamayan âşık ise, çok yeme ve uyku ile zarar ve
hüsranda kalmış olur.
Nazm
1-Nîm-şeb aşk eyledi dilden yana vâfirce nâz
Çok itâb itdi didi âşık sen eyle h v âbı az
2-Biz seninle giceler tâ subha dek söz söylerüz
Sen ayağın eylemişsin câme-h v âb içre dırâz
3-Gündüzün gafletde sen bizden dahi şeb h v âbda
Ya ne vakt idersin [296] ey âşık bize tatlı niyâz
4-Sen bizi öyle ferâmûş eyledin güyâ ki, sen
Bir dahi râci‘ değilsin aslına gel itme nâz
5-Nîm-şeb kalk ağla derdimle teveccüh kıl bana
Tâ seni cezb eyleyem kûtâh ola râh-ı dırâz
6-Nevm gafletdir ehu’l-mevt olma hayy ol aşk ile
Dinle her şeb sözlerin ma‘lûmun olsun cümle râz
7-Hâzır ol her dem demimden bir hayât-ı tâze bul
Gice Hakkı h v âbı az it h v âbı az it h v âbı az
Günümüz Türkçesiyle
1-Gece yarısı aşk, gönülden yana çokça nazlandı. Çok sitem etti ve dedi
ki; âşık, sen uykuyu az eyle.
2-Biz seninle gecelerde, ta sabaha kadar söz söylerken; senin ayağını
yatağa uzatıp uyuman doğru olmaz.
3-Gündüzleri bizden habersizsin, geceleri uykuda. Ya ne zaman bize tatlı
tatlı yalvaracaksın, ey âşık!
4-Sen bizi öylesine unuttun ki sanki sen, bir daha dönmeyeceksin aslına.
Gel etme naz.
5-Gece yarısı kalk ve ağla; derdimle yönel bana. Ta ki seni cezbedeyim;
uzun yollar kısalsın.
6-Uyku gaflettir, ölümle kardeş olma; aşkla diri ol. Dinle her gece
söylenenleri, bütün sırlar mâlumun olsun.
7-Her an hazırlıklı ol da kanımdan taze hayat bul. Hakkı! Gece uykuyu
azalt, uykuyu azalt, uykuyu azalt.

