Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Uzlet ehli âriflerin iki grup olduğunu bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde Sekizinci Madde Uzlet ehli âriflerin iki grup olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsanlardan ayrılıp yalnız kalma …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde

Sekizinci Madde

Uzlet ehli âriflerin iki grup olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsanlardan

ayrılıp yalnız kalma konusunda irfân ehli iki sınıf olmuştur. Birinci sınıftaki

ârifin, ilmini yaymasında ve hikmetlerini açıklamasında halkın ona ihtiyacı

olmaz. O ârifin hâli, ruhlar ve yüce nimetlerdir.

Çünkü insanlardan ayrı kalmak ona en gerekli ve güvenli yoldur. Allah’ı

zikir ve fikir onun için en güzel ve tatlı iştir. Mevlâ’nın dostluğu en tatlı

şeydir. O ârif, kendi evinin içinde kalır. Ne kimse onu bilir, ne de o kimseyi

bilir. Ancak beş vakit namaza, Cuma namazına ve faydalı ilim meclislerine

gider.

Kıta

Ânân ki be-kunc-i âfiyet be-nişestend

Dendân-ı seg u dehân-ı merdom bestend

Kâğez be-derîdend u kalem be-şikestend

V’ez dest u zebân-i harf-gîrân be-restend

Kıta (nın tercümesi)

Âfiyet köşesine kurulanlar; köpeğin dişini, insanın ağzını bağladılar.

Kağıdı yırtıp kalemi kırdılar. Kusur arayanların elinden ve dilinden

kurtuldular.

İkinci sınıftaki ârif, ilimde kendisine uyulan birisidir. Dinî konularda halk

ona muhtaçtır. Bu konularda ona gider, danışır. İşte bu ârife yalnız kalma

rahatı ve uzlete çekilme âfiyeti mümkün ve müyesser olmaz. Bu ârif,

insanlar içinde bir görev alıp dinî bilgileri neşreder. Fakat insanlarla

sohbetinde ona iki önemli şey lâzımdır: Birincisi, çokça sabır, yumuşak

huyluluk ve güzel ahlâk sahibi olmalıdır. İkincisi, dış görünüşüyle insanlar

arasında bulunurken, kalbiyle onlardan ayrı olmalıdır. Eğer insanlar onunla

konuşurlarsa, onlara akılları miktarınca söylemelidir. Eğer ziyaretine

gelirlerse, herkese mertebesine göre saygı ve hürmet göstermelidir. Eğer

insanlardan ona kötü söz söyleyen olursa, cevap vermeyip kalben mahzun

olur. Eğer ondan yüz çevirirlerse, onu ganimet bilip memnun olur. Eğer

hayırla, hak üzere giderlerse, onlara uyar, yaptıklarına rıza gösterir. Eğer

kötülük ve boş şeylere meylederlerse, onlara muhalefet eder. Eğer kabul

ederlerse, yumuşak huylulukla öğüt verip terbiye eder. Eğer kabul

etmezlerse, o zaman onlardan ayrılır.

Sonra mümkün olduğu kadar gelip gitme şeklindeki ziyaretler, hasta

ziyareti, davetlere katılma ve benzeri haklara ve âdetlere riâyet edip yerine

getirir. Onlara dış yönüyle büyüklük gösterir, eziyetlerine tahammül eder.

İhtiyaçlarını onlardan saklayıp yalnız başına iken çaresine bakar. Onların

hizmetlerini ücretsiz yapar, kendisine düşen işlerini başa kakmadan yerine

getirir. Her hususta herkese nezaket ve tatlılık gösterip iyilikle idare eder.

Yaratan hatırına yaratılmışlarla güzel geçinir.

İnsanların tanımadığı ârife, insanlardan ayrı kalmayı kolaylaştıran şeyler

üçtür:

Birincisi , ibadetlerini gece ve gündüz saatlerine dağıtıp bütün zamanını

yoğun bir biçimde ibadetle geçirmektir. Çünkü ibadetle meşgul olmak, belâ

ve musibetlerden kurtulma ve rahat etmedir. Yalnızlık lezzeti almaya ve

marifet nimetini bulmaya alâmettir. Hâlbuki insanlarla dostluğun neticesi

iflas ve pişmanlıktır. Nitekim Hz. Mûsâ (a.s.) Hakk’ın kelâmı lezzetiyle

ülfet etmişken Sînâ Dağı’ndan döndüğünde insanlara yabancı kalıp

yanlarına yaklaşmadı. Hatta insanların konuşmalarını işitmemek için

parmaklarıyla kulaklarını tıkar, onlardan uzağa gider, tek başına kalırdı.

Çünkü o vakit onların konuşmalarını yabânilikte ve nefret etmede eşek

sesine benzer bulurdu.

İkincisi, insanlardan aç gözlülükle bir şey istemeyi terk etmek, bütün

insanlardan hiçbir şey ümit etmemektir. Böylece bütün insanlar o ârifin

gözünde taş ve ağaç benzeri şeyler olup bütün varlıklar hiçbir şey değil,

sanki hiç olmamış gibi yok olur. Çünkü faydası ve zararı olmayan şeyin

varlığı da yokluğu da birdir.

Beyt

Hakkı cemî‘-i halkdan müstağnîyem bi’llâh ben

Hallâk-ı âlem var iken halkı zamânı neylerim

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı! Billahi ben bütün halktan müstağnîyim. Âlemleri yaratan Allah

var iken, zamane halkını neylerim?

Üçüncüsü, insanlara basîretle bakıp onların ahlâkını, tavır ve

davranışlarını düşünerek değerlendirmelidir. İşte insanların tanımadığı bir

ârif bu üç şeyi yapmakla insanların sohbetini [225/a] bırakıp Hakk’ın

dergâhı olan kalbine gelir. Hakk’a yakınlığı ve huzuru bulup dâimî saadete

ulaşır. Yardım ve başarı Hak tealadandır. O, ne güzel dost ve arkadaştır.

Çünkü insanlardan uzak olan Allah’ın sâdık kulu, insanlardan uzaklığı

kadar Hakk’a yakın olur.

Kıta

İttehizi’llâhe sâhiben

Ve zeri’n-nâse câniben

Kallibi’n-nâse keyfe şi’te

Tecid hum akâriben

Kıta (nın tercümesi)

Sen Allah’ı dost edin; insanları bir yana bırak. İnsanları istediğin tarafa

döndür, yine de onların akrep gibi olduğunu görürsün.

Hak teala kendi huzuruna davet ettiği kuluna; halka meyletmesin, her

şeyden uzak kalsın, boş işlerle uğraşmasın ve kalbinden hariç bir kimseye

değer verip güvenmesin diye insanların eziyetini tattırır.

Kıta

1-Hak te‘âlâ anı ki ide güzîn

Dostluk meclisinde sadr-nişîn

2-Bend ider ana bâb-ı esbâbı

Gayra meyl itmek olmaz ahbâbı

3-Gayra meyl itse güş-mâl eyler

Kahrının bir demin çü sâl eyler

Günümüz Türkçesiyle

1-Hak teala onu seçkin kılar ki, dost meclisinde başköşede oturur.

2-Sebep kapılarını ona açar; dostları ağyâra meylettirmez.

3-Gayrıya meylederse onu azarlar; kahrının akışında sürükleyip çeker.

Öyleyse insanların eziyeti ona nimet, ganimet ve bayramdır. Çünkü

insanların eziyeti onu insanlardan uzaklaştırır ve Rabbi’ne dönmesine sebep

olur.

Kıta

1-Der hakîkat her aduv dârû-yi tost

Kîmyâ-yı nâfi‘ u dilcû-yı tost

2-Ki ez-û ender gorîzî der-helâ

İsti‘ânet cûy ez-lutf-ı Hodâ

3-Der-hakîkat dûstânet doşmenend

Keh zi- hazret dûr meşgûlet konend

Kıta (nın tercümesi)

1-Aslında her düşman ilâcındır, iksirindir senin. Yararlıdır sana, gönlüne

de şifâdır.

2-Çünkü ondan bir boşluğa kaçarsın da Allah’ın lütfundan yardım

dilersin.

3-Aslında dostların düşmandır sana. Çünkü seni Hakk’ın huzurundan

uzaklaştırıp meşgul ederler.

Hak tealanın takvâ sahibi saf (asfiyâ) kullarında icra ettiği âdeti; marifet

yolunun ilk zamanlarında onlara halkı musallat etmektir. Çünkü “Düşmanın

sözü Hakk’ın kırbacıdır” ki kendinden başkasına yönelen gönüllere onunla

vurup kendi huzuruna gönderir.

Nazm

1-Halkdan tâ key esîr-i gamm-ı bîhûde olam

Ey dil ünsiyyet-i aşk ile [ki] âsûde olam

2-Dem-be-dem mevc urur ol bahr-ı kıdem kalbimde

Hayfdır levs-i hadeslerle ben âlûde olam

3-Varlığım aşk ile eksilse çü hurşîd ile mâh

Nâkıs oldukça yine aşk ile efzûde olam

4-Aşk nârıyla yanup küllî kül oldum tâ kim

Zulmetim mahv olup ol nûr ile endûde olam

5-Zinde-dildir o ki bî-hâb u hor oldı şeb ü rûz

Sa‘yim oldur ki dem-i aşk ile ol sûde olam

6-Muktezâ-yı mey-i aşk oldı çü sekr ü hayret

İster ol mey ki ben ü sen dimeyüp hûde olam

7-Alamam fakr u fenâ râyihasın ey Hakkı

Tâ ki mezkûm-ı gam-ı bûde vü nâ-bûde olam

Günümüz Türkçesiyle

1-Ne zamana kadar, halktan gelen kederin boş yere esiri olayım? Ey

gönül, aşk ile dostluğa alış ki mesud olayım.

2-Zaman zaman dalgalanır, ezel denizi kalbimde. Yazıktır; pisliğe,

cerahate bulaşıp alışayım.

3-Varlığım aşkla eksilse eğer, güneşle ay küçüldükçe yine de ben, aşkla

dolu olurum.

4-Aşk ateşiyle yanıp bütünüyle kül oldum. Ta ki karanlığım mahv oldu; o

nûr ile parlar oldum.

5-Zinde gönül odur ki uyku ona hakîr oldu gece ve gündüz. Gayretim

odur ki aşk kanıyla aynı havanda dövüleyim.

6-Sekr [311] ve hayret [312] aşk şarabını içmenin gereği oldu. O kadeh onu

ister ki ben ve sen demeyip “hû” zikriyle dolayım.

7-Alamam fakr ve fenâ [313] kokusunu ey Hakkı! Her halde varlık-yokluk

gamının nezlesine tutulmuşum.