ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Sekizinci Madde
Sekizinci Madde
Uzlet ehli âriflerin iki grup olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsanlardan
ayrılıp yalnız kalma konusunda irfân ehli iki sınıf olmuştur. Birinci sınıftaki
ârifin, ilmini yaymasında ve hikmetlerini açıklamasında halkın ona ihtiyacı
olmaz. O ârifin hâli, ruhlar ve yüce nimetlerdir.
Çünkü insanlardan ayrı kalmak ona en gerekli ve güvenli yoldur. Allah’ı
zikir ve fikir onun için en güzel ve tatlı iştir. Mevlâ’nın dostluğu en tatlı
şeydir. O ârif, kendi evinin içinde kalır. Ne kimse onu bilir, ne de o kimseyi
bilir. Ancak beş vakit namaza, Cuma namazına ve faydalı ilim meclislerine
gider.
Kıta
Ânân ki be-kunc-i âfiyet be-nişestend
Dendân-ı seg u dehân-ı merdom bestend
Kâğez be-derîdend u kalem be-şikestend
V’ez dest u zebân-i harf-gîrân be-restend
Kıta (nın tercümesi)
Âfiyet köşesine kurulanlar; köpeğin dişini, insanın ağzını bağladılar.
Kağıdı yırtıp kalemi kırdılar. Kusur arayanların elinden ve dilinden
kurtuldular.
İkinci sınıftaki ârif, ilimde kendisine uyulan birisidir. Dinî konularda halk
ona muhtaçtır. Bu konularda ona gider, danışır. İşte bu ârife yalnız kalma
rahatı ve uzlete çekilme âfiyeti mümkün ve müyesser olmaz. Bu ârif,
insanlar içinde bir görev alıp dinî bilgileri neşreder. Fakat insanlarla
sohbetinde ona iki önemli şey lâzımdır: Birincisi, çokça sabır, yumuşak
huyluluk ve güzel ahlâk sahibi olmalıdır. İkincisi, dış görünüşüyle insanlar
arasında bulunurken, kalbiyle onlardan ayrı olmalıdır. Eğer insanlar onunla
konuşurlarsa, onlara akılları miktarınca söylemelidir. Eğer ziyaretine
gelirlerse, herkese mertebesine göre saygı ve hürmet göstermelidir. Eğer
insanlardan ona kötü söz söyleyen olursa, cevap vermeyip kalben mahzun
olur. Eğer ondan yüz çevirirlerse, onu ganimet bilip memnun olur. Eğer
hayırla, hak üzere giderlerse, onlara uyar, yaptıklarına rıza gösterir. Eğer
kötülük ve boş şeylere meylederlerse, onlara muhalefet eder. Eğer kabul
ederlerse, yumuşak huylulukla öğüt verip terbiye eder. Eğer kabul
etmezlerse, o zaman onlardan ayrılır.
Sonra mümkün olduğu kadar gelip gitme şeklindeki ziyaretler, hasta
ziyareti, davetlere katılma ve benzeri haklara ve âdetlere riâyet edip yerine
getirir. Onlara dış yönüyle büyüklük gösterir, eziyetlerine tahammül eder.
İhtiyaçlarını onlardan saklayıp yalnız başına iken çaresine bakar. Onların
hizmetlerini ücretsiz yapar, kendisine düşen işlerini başa kakmadan yerine
getirir. Her hususta herkese nezaket ve tatlılık gösterip iyilikle idare eder.
Yaratan hatırına yaratılmışlarla güzel geçinir.
İnsanların tanımadığı ârife, insanlardan ayrı kalmayı kolaylaştıran şeyler
üçtür:
Birincisi , ibadetlerini gece ve gündüz saatlerine dağıtıp bütün zamanını
yoğun bir biçimde ibadetle geçirmektir. Çünkü ibadetle meşgul olmak, belâ
ve musibetlerden kurtulma ve rahat etmedir. Yalnızlık lezzeti almaya ve
marifet nimetini bulmaya alâmettir. Hâlbuki insanlarla dostluğun neticesi
iflas ve pişmanlıktır. Nitekim Hz. Mûsâ (a.s.) Hakk’ın kelâmı lezzetiyle
ülfet etmişken Sînâ Dağı’ndan döndüğünde insanlara yabancı kalıp
yanlarına yaklaşmadı. Hatta insanların konuşmalarını işitmemek için
parmaklarıyla kulaklarını tıkar, onlardan uzağa gider, tek başına kalırdı.
Çünkü o vakit onların konuşmalarını yabânilikte ve nefret etmede eşek
sesine benzer bulurdu.
İkincisi, insanlardan aç gözlülükle bir şey istemeyi terk etmek, bütün
insanlardan hiçbir şey ümit etmemektir. Böylece bütün insanlar o ârifin
gözünde taş ve ağaç benzeri şeyler olup bütün varlıklar hiçbir şey değil,
sanki hiç olmamış gibi yok olur. Çünkü faydası ve zararı olmayan şeyin
varlığı da yokluğu da birdir.
Beyt
Hakkı cemî‘-i halkdan müstağnîyem bi’llâh ben
Hallâk-ı âlem var iken halkı zamânı neylerim
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı! Billahi ben bütün halktan müstağnîyim. Âlemleri yaratan Allah
var iken, zamane halkını neylerim?
Üçüncüsü, insanlara basîretle bakıp onların ahlâkını, tavır ve
davranışlarını düşünerek değerlendirmelidir. İşte insanların tanımadığı bir
ârif bu üç şeyi yapmakla insanların sohbetini [225/a] bırakıp Hakk’ın
dergâhı olan kalbine gelir. Hakk’a yakınlığı ve huzuru bulup dâimî saadete
ulaşır. Yardım ve başarı Hak tealadandır. O, ne güzel dost ve arkadaştır.
Çünkü insanlardan uzak olan Allah’ın sâdık kulu, insanlardan uzaklığı
kadar Hakk’a yakın olur.
Kıta
İttehizi’llâhe sâhiben
Ve zeri’n-nâse câniben
Kallibi’n-nâse keyfe şi’te
Tecid hum akâriben
Kıta (nın tercümesi)
Sen Allah’ı dost edin; insanları bir yana bırak. İnsanları istediğin tarafa
döndür, yine de onların akrep gibi olduğunu görürsün.
Hak teala kendi huzuruna davet ettiği kuluna; halka meyletmesin, her
şeyden uzak kalsın, boş işlerle uğraşmasın ve kalbinden hariç bir kimseye
değer verip güvenmesin diye insanların eziyetini tattırır.
Kıta
1-Hak te‘âlâ anı ki ide güzîn
Dostluk meclisinde sadr-nişîn
2-Bend ider ana bâb-ı esbâbı
Gayra meyl itmek olmaz ahbâbı
3-Gayra meyl itse güş-mâl eyler
Kahrının bir demin çü sâl eyler
Günümüz Türkçesiyle
1-Hak teala onu seçkin kılar ki, dost meclisinde başköşede oturur.
2-Sebep kapılarını ona açar; dostları ağyâra meylettirmez.
3-Gayrıya meylederse onu azarlar; kahrının akışında sürükleyip çeker.
Öyleyse insanların eziyeti ona nimet, ganimet ve bayramdır. Çünkü
insanların eziyeti onu insanlardan uzaklaştırır ve Rabbi’ne dönmesine sebep
olur.
Kıta
1-Der hakîkat her aduv dârû-yi tost
Kîmyâ-yı nâfi‘ u dilcû-yı tost
2-Ki ez-û ender gorîzî der-helâ
İsti‘ânet cûy ez-lutf-ı Hodâ
3-Der-hakîkat dûstânet doşmenend
Keh zi- hazret dûr meşgûlet konend
Kıta (nın tercümesi)
1-Aslında her düşman ilâcındır, iksirindir senin. Yararlıdır sana, gönlüne
de şifâdır.
2-Çünkü ondan bir boşluğa kaçarsın da Allah’ın lütfundan yardım
dilersin.
3-Aslında dostların düşmandır sana. Çünkü seni Hakk’ın huzurundan
uzaklaştırıp meşgul ederler.
Hak tealanın takvâ sahibi saf (asfiyâ) kullarında icra ettiği âdeti; marifet
yolunun ilk zamanlarında onlara halkı musallat etmektir. Çünkü “Düşmanın
sözü Hakk’ın kırbacıdır” ki kendinden başkasına yönelen gönüllere onunla
vurup kendi huzuruna gönderir.
Nazm
1-Halkdan tâ key esîr-i gamm-ı bîhûde olam
Ey dil ünsiyyet-i aşk ile [ki] âsûde olam
2-Dem-be-dem mevc urur ol bahr-ı kıdem kalbimde
Hayfdır levs-i hadeslerle ben âlûde olam
3-Varlığım aşk ile eksilse çü hurşîd ile mâh
Nâkıs oldukça yine aşk ile efzûde olam
4-Aşk nârıyla yanup küllî kül oldum tâ kim
Zulmetim mahv olup ol nûr ile endûde olam
5-Zinde-dildir o ki bî-hâb u hor oldı şeb ü rûz
Sa‘yim oldur ki dem-i aşk ile ol sûde olam
6-Muktezâ-yı mey-i aşk oldı çü sekr ü hayret
İster ol mey ki ben ü sen dimeyüp hûde olam
7-Alamam fakr u fenâ râyihasın ey Hakkı
Tâ ki mezkûm-ı gam-ı bûde vü nâ-bûde olam
Günümüz Türkçesiyle
1-Ne zamana kadar, halktan gelen kederin boş yere esiri olayım? Ey
gönül, aşk ile dostluğa alış ki mesud olayım.
2-Zaman zaman dalgalanır, ezel denizi kalbimde. Yazıktır; pisliğe,
cerahate bulaşıp alışayım.
3-Varlığım aşkla eksilse eğer, güneşle ay küçüldükçe yine de ben, aşkla
dolu olurum.
4-Aşk ateşiyle yanıp bütünüyle kül oldum. Ta ki karanlığım mahv oldu; o
nûr ile parlar oldum.
5-Zinde gönül odur ki uyku ona hakîr oldu gece ve gündüz. Gayretim
odur ki aşk kanıyla aynı havanda dövüleyim.
6-Sekr [311] ve hayret [312] aşk şarabını içmenin gereği oldu. O kadeh onu
ister ki ben ve sen demeyip “hû” zikriyle dolayım.
7-Alamam fakr ve fenâ [313] kokusunu ey Hakkı! Her halde varlık-yokluk
gamının nezlesine tutulmuşum.

