ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde
Beşinci Madde
Uzletin Allah’a kulluğa, tam huzura, doğruluk ve dinde samimiyete
götürdüğünü ve havâssın makãmlarına ulaşmaya sebep olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ’nın
marifetini isteyenin, dünya ehlinden ayrı kalması lâzımdır ki, böylece onun
(manevî) hâline engel olmasınlar ve o günden güne manevî ilerleme
kaydetsin. Marifet yolcusu onlara ırz ve namusunu teslim etmesin, onlardan
bir şey umarak kapılarına gitmesin. Ömrünün kıymetli vakitlerini onlarla
harcamasın. Onlara yaltaklık ve dalkavukluk etmesin, onlarla münakaşa
ederek konuşmasın. Yaptıklarından ve (mânevi) hallerinden hiçbir şey
göstermesin ki, halka bakarak Hak’tan uzak kalmasın. Marifet ve
muhabbetinden mahrum kalmasın. Çünkü her an vücudunun bütün
zerrelerine gözcülük eden ve kendisine şah damarından daha yakın olan
Mevlâ’sının nazarını dikkate almayıp kendinin uzağı olan kulların görüşünü
dikkate almak, cehalet ve gaflet alâmetidir. Hasret ve nedâmet ehlinin
hâlidir.
İnsanlar nazarında makãm-mertebe isteyen, Allah nazarında bir mertebe
kazanamaz. Nitekim “İnsanların rızasından memnun olan, Hakk’ın
rızasından mahrum olur” denilmiştir. Çünkü halkın övgüsü ve yergisi,
ağızlarından çıkıp havaya karışan birer soluktur. Öyleyse, insanların övgüsü
ve yergisine önem veren kimse, onların herhangi bir şeyi kabul veya
reddetmesine güvenip değer vererek Hak tealadan gaflet ile yüz çevirmiş
olur. Böylece cehalet ve gafletin karanlıklarında şaşkın kalmış olur.
Beyt
Bu âcizlikden i‘râz idüp ol dostu bul tenhâ
Sana senden yakın ol vâhid-i kahhâr yetmez mi
Günümüz Türkçesiyle
Bu âcizlikten yüz çevirip, O dostu tenhâda bul. Sana senden yakın olan,
Vâhid ve Kahhâr olan Allah yetmez mi?
Halkın avâm ve eşrafını, develer ve koyun sürüleri gibi zavallı ve kusurlu
bilip bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allah’a gönülden bağlanarak yönelen
irfân yolcusu, kendini gizleyerek hallerini örter. İnsanların ona îtibar
edecekleri ne bir üstünlük gösterir, ne de insanların ayıplayıp inkâr
edecekleri bir edepsizlik eder. İnsanlarla vakit öldürmeyip yalnızlığı (uzlet)
tercih eder. Bir tenhâ yerde zikir ve fikir edip sadece Cuma ve cemaat
namazlarına gider. Ta ki ârif-i billah [308] [223/a] oluncaya kadar böyle
yapar.
Beyt
Cihândır âhur ve ashâb-ı nefsdir çü devvâb
Kim itse esteri timâr işi fenâ düşmüş
Günümüz Türkçesiyle
Cihan ahurdur; nefsine düşkünler ise hayvan gibidir. Kim katırı tımar
ederse, işi ne kötüdür!
Sonra o marifet yolcusu arzûladığına kavuşunca; onun nazarında birlik ve
çokluk (vahdet ve kesret), yalnızlık ve halka karışma (uzlet ve ülfet), hepsi
bir olur. Çünkü ârifin yalnızlığı, nefsinden kalbine hicret etmesidir.
Kalbinden içeri ruhuna, sırrına ve sırrından da Mevlâsına gitmesidir. Şu
halde insan nefsi İslâm’ın (ilk) menzilidir. Kalbi îmânın konağıdır. Ruhu
irfânın mekânıdır. Sırrı Hakk’ın tevhîdinin yeridir.
Beyt
Muvahhid çünki yek-tâdır katında halk mevtâdır
O bulmuş Hayy-ı Kayyûmu yönelmiş gönlü Mevlâ’ya
Günümüz Türkçesiyle
Tevhid ehli tek başınadır, onun nazarında halk ölü gibidir. O daima diri
olanı bulmuştur, gönlü Mevlâ’ya yönelmiştir.
Aslında yalnızlık, insanî sıfatlardan uzaklaşmadır. Şu halde insanî
özelliklerden geçen mükemmel insan, gönül ehlidir. İnsanlarla sohbet
etmek, ona zarar vermez. Çünkü o hem var olan (kâin) hem de ayrı olandır
(bâyin). Yani, dış görünüşüyle insanlarla bulunur, manevî tarafıyla
Allah’tan başka her şeyden ayrı kalır. İnsanların giydiklerini giyer, onlarla
yemek yer, akılları miktarınca onlarla konuşur. Diğer insanî âdetlerine
uyarak, onlara uygunluk gösterir. Fakat kalbi ve sırrıyla hepsinden ayrı ve
yalnız olup ancak Mevlâ’sının rızasına muvâfakat eder.
Nazm
1-İtme yılandan firâr, görmeyesin ejdehâ
Eyle yerinde karâr, hâline sabr eyle hâ
2-Bunca ki kıldın tavâf, rûy-ı zemîni güzâf
Halkı cihân dolu lâf, hiç bulunur mu vefâ
3-Kalbi mukallible bil, virme sivâya sebîl
Gâfil ider kâl ü kîl, hâzır ol eyle safâ
4-Halk ile kaldın geri, mürdeyi sandın diri
Zindeden oldun berî, Hay’dan utan kıl hayâ
5-Bağlasa ger halk saf, but gibidir her taraf
Cümlesi olmuş hedef, nâzır-ı tîr-i kazâ
6-Nefsini bilmiş habîr, bulmuş o dostu nasîr
Halk-ı cihândır fakîr, virüp alandır Hudâ
7-Bahr çü mevvâcdır, küllü şey’ emvâcdır
Hep ana muhtâcdır, Hakkı sen ol âşinâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Yılandan kaçma ki, ejderha görmeyesin. Yerinde karar kıl, haline
sabreyle ha!
2-Yeryüzünü boş yere bunca gezdin, dolaştın; cihan halkında laf dolu, hiç
vefâ bulunur mu?
3-Kalbi, evirip çevirenle bil; gayrısına yol verme! Gâfil ancak söz taşır;
huzurda hâzır ol, safâ bul.
4-Halk ile kaldın geri, ölüyü sandın diri. Zinde’den uzak oldun;
Hay’ [309] dan utan, hayâ et.
5-Eğer halk saf bağlasa; put gibidir her taraf. Hepsi hedeftir sanki, kaza
okunu bekler.
6-Nefsini habîr bilmiş, O Dost’u da yardımcı; cihan halkı fakirdir; verip
alan Hudâ’dır.
7-Deniz dalgalıdır; çünkü her şey o dalgalara tabi. Her şey O’na
muhtaçtır; Hakkı sen buna âşinâ ol.

