Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Uzletin Allah’a kulluğa, tam huzura, doğruluk ve dinde samimiyete götürdüğünü ve havâssın…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde Beşinci Madde Uzletin Allah’a kulluğa, tam huzura, doğruluk ve dinde samimiyete götürdüğünü ve havâssın makãmlarına ulaşmaya sebep olduğunu bildirir. Ey azîz! …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Beşinci Madde

Beşinci Madde

Uzletin Allah’a kulluğa, tam huzura, doğruluk ve dinde samimiyete

götürdüğünü ve havâssın makãmlarına ulaşmaya sebep olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Mevlâ’nın

marifetini isteyenin, dünya ehlinden ayrı kalması lâzımdır ki, böylece onun

(manevî) hâline engel olmasınlar ve o günden güne manevî ilerleme

kaydetsin. Marifet yolcusu onlara ırz ve namusunu teslim etmesin, onlardan

bir şey umarak kapılarına gitmesin. Ömrünün kıymetli vakitlerini onlarla

harcamasın. Onlara yaltaklık ve dalkavukluk etmesin, onlarla münakaşa

ederek konuşmasın. Yaptıklarından ve (mânevi) hallerinden hiçbir şey

göstermesin ki, halka bakarak Hak’tan uzak kalmasın. Marifet ve

muhabbetinden mahrum kalmasın. Çünkü her an vücudunun bütün

zerrelerine gözcülük eden ve kendisine şah damarından daha yakın olan

Mevlâ’sının nazarını dikkate almayıp kendinin uzağı olan kulların görüşünü

dikkate almak, cehalet ve gaflet alâmetidir. Hasret ve nedâmet ehlinin

hâlidir.

İnsanlar nazarında makãm-mertebe isteyen, Allah nazarında bir mertebe

kazanamaz. Nitekim “İnsanların rızasından memnun olan, Hakk’ın

rızasından mahrum olur” denilmiştir. Çünkü halkın övgüsü ve yergisi,

ağızlarından çıkıp havaya karışan birer soluktur. Öyleyse, insanların övgüsü

ve yergisine önem veren kimse, onların herhangi bir şeyi kabul veya

reddetmesine güvenip değer vererek Hak tealadan gaflet ile yüz çevirmiş

olur. Böylece cehalet ve gafletin karanlıklarında şaşkın kalmış olur.

Beyt

Bu âcizlikden i‘râz idüp ol dostu bul tenhâ

Sana senden yakın ol vâhid-i kahhâr yetmez mi

Günümüz Türkçesiyle

Bu âcizlikten yüz çevirip, O dostu tenhâda bul. Sana senden yakın olan,

Vâhid ve Kahhâr olan Allah yetmez mi?

Halkın avâm ve eşrafını, develer ve koyun sürüleri gibi zavallı ve kusurlu

bilip bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allah’a gönülden bağlanarak yönelen

irfân yolcusu, kendini gizleyerek hallerini örter. İnsanların ona îtibar

edecekleri ne bir üstünlük gösterir, ne de insanların ayıplayıp inkâr

edecekleri bir edepsizlik eder. İnsanlarla vakit öldürmeyip yalnızlığı (uzlet)

tercih eder. Bir tenhâ yerde zikir ve fikir edip sadece Cuma ve cemaat

namazlarına gider. Ta ki ârif-i billah [308] [223/a] oluncaya kadar böyle

yapar.

Beyt

Cihândır âhur ve ashâb-ı nefsdir çü devvâb

Kim itse esteri timâr işi fenâ düşmüş

Günümüz Türkçesiyle

Cihan ahurdur; nefsine düşkünler ise hayvan gibidir. Kim katırı tımar

ederse, işi ne kötüdür!

Sonra o marifet yolcusu arzûladığına kavuşunca; onun nazarında birlik ve

çokluk (vahdet ve kesret), yalnızlık ve halka karışma (uzlet ve ülfet), hepsi

bir olur. Çünkü ârifin yalnızlığı, nefsinden kalbine hicret etmesidir.

Kalbinden içeri ruhuna, sırrına ve sırrından da Mevlâsına gitmesidir. Şu

halde insan nefsi İslâm’ın (ilk) menzilidir. Kalbi îmânın konağıdır. Ruhu

irfânın mekânıdır. Sırrı Hakk’ın tevhîdinin yeridir.

Beyt

Muvahhid çünki yek-tâdır katında halk mevtâdır

O bulmuş Hayy-ı Kayyûmu yönelmiş gönlü Mevlâ’ya

Günümüz Türkçesiyle

Tevhid ehli tek başınadır, onun nazarında halk ölü gibidir. O daima diri

olanı bulmuştur, gönlü Mevlâ’ya yönelmiştir.

Aslında yalnızlık, insanî sıfatlardan uzaklaşmadır. Şu halde insanî

özelliklerden geçen mükemmel insan, gönül ehlidir. İnsanlarla sohbet

etmek, ona zarar vermez. Çünkü o hem var olan (kâin) hem de ayrı olandır

(bâyin). Yani, dış görünüşüyle insanlarla bulunur, manevî tarafıyla

Allah’tan başka her şeyden ayrı kalır. İnsanların giydiklerini giyer, onlarla

yemek yer, akılları miktarınca onlarla konuşur. Diğer insanî âdetlerine

uyarak, onlara uygunluk gösterir. Fakat kalbi ve sırrıyla hepsinden ayrı ve

yalnız olup ancak Mevlâ’sının rızasına muvâfakat eder.

Nazm

1-İtme yılandan firâr, görmeyesin ejdehâ

Eyle yerinde karâr, hâline sabr eyle hâ

2-Bunca ki kıldın tavâf, rûy-ı zemîni güzâf

Halkı cihân dolu lâf, hiç bulunur mu vefâ

3-Kalbi mukallible bil, virme sivâya sebîl

Gâfil ider kâl ü kîl, hâzır ol eyle safâ

4-Halk ile kaldın geri, mürdeyi sandın diri

Zindeden oldun berî, Hay’dan utan kıl hayâ

5-Bağlasa ger halk saf, but gibidir her taraf

Cümlesi olmuş hedef, nâzır-ı tîr-i kazâ

6-Nefsini bilmiş habîr, bulmuş o dostu nasîr

Halk-ı cihândır fakîr, virüp alandır Hudâ

7-Bahr çü mevvâcdır, küllü şey’ emvâcdır

Hep ana muhtâcdır, Hakkı sen ol âşinâ

Günümüz Türkçesiyle

1-Yılandan kaçma ki, ejderha görmeyesin. Yerinde karar kıl, haline

sabreyle ha!

2-Yeryüzünü boş yere bunca gezdin, dolaştın; cihan halkında laf dolu, hiç

vefâ bulunur mu?

3-Kalbi, evirip çevirenle bil; gayrısına yol verme! Gâfil ancak söz taşır;

huzurda hâzır ol, safâ bul.

4-Halk ile kaldın geri, ölüyü sandın diri. Zinde’den uzak oldun;

Hay’ [309] dan utan, hayâ et.

5-Eğer halk saf bağlasa; put gibidir her taraf. Hepsi hedeftir sanki, kaza

okunu bekler.

6-Nefsini habîr bilmiş, O Dost’u da yardımcı; cihan halkı fakirdir; verip

alan Hudâ’dır.

7-Deniz dalgalıdır; çünkü her şey o dalgalara tabi. Her şey O’na

muhtaçtır; Hakkı sen buna âşinâ ol.