ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Dördüncü Madde
Dördüncü Madde
Uzletin mübarek kimselerin huyu olup, daimî lezzet ile tam bir huzur
verdiğini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İnsanlardan
yalnız kalmak (uzlet) ibadettir, izzet ve şereftir. Halka bakmak âfettir, halka
bakmayan rahattadır. Halk ile oturmayan Hak ile dost olur. Dünyalık dostlar
ateş gibidir. Azı faydalı çoğu zararlıdır. Câhillerle sohbet, ruha azaptır.
Ahmak ile dostluk büyük bir yılan ile dost olmak gibidir. Bu hâl
şaşkınlıktır. İnsanlar ile yakınlık kurmak iflas alâmetidir. İnsanlara karışmak
vesveseyi harekete geçirir. İnsanlara karışan, hîleleriyle aldanmıştır.
İnsanlardan ayrı kalan kötülüklerinden emin olur. İnsanları anlayan onlara
güvenemez. Her bildiğini herkese söyleyemez. Halka ihtiyacını arz eden
mahrum ve rezildir. İnsanlardan bir şey istemeyenin rızkı bol ve değeri yüce
olur. İnsanlara karşı tok gönüllü olan, Hak teala ile zengin olur. İnsanlardan
geri duran Mevlâ’nın dostluğunu bulur. Dünya varlıklarının zilletine
katlanan, takvâ elbisesinden soyunmuş olur. Halktan ve kendinden utanan
Hak tealadan da hayâ etmiş olur.
Dünya ehliyle görüşme, işlerine de hiç karışma. Dostunun düşmanına
gitme. Ona rağbetle dostunu incitme. Hükümdarların kapılarına gitme.
Gidersen de onlara dalkavukluk etme. İnsanlara ateşe yaklaştığın gibi
mesafeli ol. Ne çok uzak dur, ne de çok yakın ol: “Sev seni seveni, sorma
seni sormayanı.”
Kendi değerini bilen halk arasına karışmaz. Hakk’ın dostluğunu bulanın
insanlarla işi kalmaz. Gönül ehli diliyle ve vücuduyla halka yakın olur,
kalbiyle ve ahlâkıyla hepsinden [222/b] uzak ve aykırı olur.
İbrahim ibn-i Edhem hazretlerine: “Niçin insanlar ile yakınlık
kurmazsın?”
dediklerinde
“Kendimden
büyüklerin
büyüklük
taslamalarından, küçüklerin ahmaklığından ve akranlarımın kıskançlığından
kaçalıdan beri başım dinç ve rahatsızlıklarından kurtuldum” diye cevap
vermiştir.
Hîlekâr olan, insan suretine girmiş şeytandır. Gençlik ise bir nevi
hayvanlıktır. Genç oğlanlarla sohbet etmek, fitne ve kargaşaya sebep olur.
Hanımı çok olanın ayıpları çok olup şaşkın kalır.
Nazm
1-Her lezzet ü her bûseye urma dudağın tâ
Dil-dâr lebinden olasın mest ü şekker-hâ
2-Ağyâr lebi râyihası kalmaya sende
Aşk içre mücerred kalasın yek-dil ü yek-tâ
3-Ol nûr-ı kadîm olmayanı bil ki hadesdir
Çık mezbeleden kim idesin nûrı temâşâ
4-Ol kim hades olmuş ne bilür lezzet-i pâki
Pâk olsa hadesden o bulur pâk te‘âlâ
5-Çü ni‘met-i Fir‘avn’dan el yıkadı Mûsâ
Deryâ-yı kerem virdi ana bir yed-i beyzâ
6-Bend eyle bu çeşmi ki budur ahvel-i mağrûr
Bu mi‘deyi boş it, bul o lezzâtı müheyyâ
7-Ey dil kanı ol cân ki ola himmeti âlî
Deryâları nûş eyleyüp ol kanmaya aslâ
8-Emvâcı koyup gark-ı yem-i aşk ola mutlak
Ol bahr-ı safâ içre ola kalbi musaffâ
9-Pâk olsa hadesden dil irer, Hakkı kadîme
Hamr-ı ezelî nûş ider akdâh olur eşyâ
Günümüz Türkçesiyle
1-Her lezzete ağzını, her öpücüğe dudağını sürme ki; Sevgilinin
dudağından şeker yiyesin, mest olasın.
2-Ağyârın ağzının kokusu kalmasın sende. Aşk içinde yalnız kalasın; tek
yürekle, tek başına.
3-Kadîm nurdan olmayan, bil ki necasettir. O mezbeleden çık ki, nuru
seyredesin.
4-O ki, pis olmuş; ne bilir pâk lezzeti? Pisliklerden arınsa, Yüce Zâtı
bulurdu.
5-Nasıl ki Firavn’un nimetinden el çekti Mûsâ; Cömertlik deryâsı ona,
yed-i beyzâ [307] verdi.
6-Bu gözü bağla ki, gururdan şaşı olmuştur. Bu mideyi boş tut ki, o
(manevî) lezzetleri hazır bul.
7-Ey gönül! Hani o sultan ki, himmeti yüksek olsun. Deryaları içse de,
susuzluğu kanmasın aslâ.
8-Dalgaları bırakıp, aşk deryâsında boğulmalı mutlaka. O dupduru deryâ
içinde, kalbi arınmış olsun.
9-Hakkı! Pisliklerden arınsa, gönül Kadîm›e erer. Ezelî şarabı içer, bütün
eşya ona kadeh olur.

