ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde
Yedinci Madde
Uzletin zikir ve fikir olduğunu, Hakk’a yönelmeye yardımcı olduğunu,
tam huzur ve yakınlığa sebep olduğunu bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İrfan yolunun
yolcusuna insanlardan ayrı kalmak, iki şey için lâzımdır. Birinci sebep,
insanlar Mevlâ’nın marifetini isteyen kişiyi zikrinden ve fikrinden meşgul
edip Hakk’a yönelmesine engel olurlar.
Nitekim bir ârif şöyle anlatmıştır: Bir meydanda bir topluluk gördüm. Ok
atıyorlardı. Bir kişi onlardan uzakta oturuyordu. Onunla konuşmak istedim.
Fakat bana, «senin konuşmandan Allah’ın zikri daha tatlıdır” dedi. “Sen
burada tek başına kalmışsın” dedim. “Rabbim benimledir” dedi. “Bunların
hangisi en öndedir” diye sordum. “Halkı bırakıp Hakk’ın huzuruna
gidendir” deyip beni bırakıp gitti.
Şu halde insanlar marifetullahı isteyen kişiyi (tâlib-i ma’rifet) zikir ve
fikirden meşgul ederler; hatta kötülüğe ve helâka sürüklerler.
Beyt
Kaç hücûm deyü merdümden mekânın halvet it
Kim enîs-i ehl-i halvetdir hemân Perverdigâr
Günümüz Türkçesiyle
Şeytan gibi olan insanın hücumundan kaç; tenhâya çekil ki Mevlâ halvet
ehlinin can dostudur.
Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) uzlet zamanını, uzlet ehlini ve âdâbınca
uzlete çekilenlerin sıfatlarını açıklayıp [224/a] o zamanda (asr-ı saadette)
insanlardan ayrı kalmayı emretmiştir. Hâlbuki o merhametli şifâ kaynağı,
bizim nefsimize bizden daha çok nasihat edici idi.
Çünkü o, bizim işlerimizi bizden daha iyi bildiğine göre, onun bahsettiği
yalnızlık zamanı gelmiştir. O’nun emrine uyarak nasihatini kabul etmemiz
lâzım olmuştur. Yukarıda anlatılan özellikler meşhur haberde [310] şöyle
gelmiştir. Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ İnsanları,
sözlerine vefâsızlık, emanetlerine hıyânetlik ve birbirlerine düşmanlık eder
gördüğünüz zaman, işte o fitne zamanıdır.”
Ashâb-ı kirâm: “O zamanda bulunan mü’min ne yapsın?” dediklerinde o
ilâhî tabip buyurmuştur ki; “ O zamandaki iman ehli, insanların işlerine
karışmasın. Diline sahip çıkarak konuşsun. Evinde kalmaya çalışsın. Dinin
güzel gördüğünü (maruf) alsın, yasakladığını (münker) terk etsin. Ancak
kendi işleri için evinden dışarı çıksın. ”
Daha sonra selef-i sâlihîn, kendi zamanlarındaki dostlarını uyarıp hepsi de
kendi çocuklarına ve etrafındakilere yalnızlığı ve insanlara karışmamayı
tavsiye etmişlerdir. Şüphesiz onlar bizden fazla bilgili ve basîret sahibi
idiler. (Şu) zaman ise, onlardan sonra hayırlı değil, şerli hatta en zararlı ve
en acı zamandır.
Hz. Ömer (r.a.) buyurmuştur ki: “Yalnızlıkta, kötü arkadaştan
kurtulmanın rahatlığı vardır. O halde mümkün olduğu kadar insanlarla
tanışıklığı azaltmak lâzımdır. Çünkü insanlardan kurtulmak çok zordur.”
Bir kâmil zât demiştir ki: “Bu zaman dilini tutma, olduğun yerde
saklanma, aslandan kaçar gibi insanlardan kaçma, evlerde durma ve elinden
çıkıp gidenlerden memnun olma zamanıdır.” Yine bir kâmil zât demiştir ki:
“Allah hakkı için bu zamanda, insanlardan uzak durmak helâl olur.” Ondan
iki yüz yıl sonra bu sözü işiten bir kâmil insan demiştir ki; “İnsanlardan ayrı
kalma o zaman helâl idi. Şimdiki zamanda ise vâcip oldu.”
İnsanlardan ayrı kalmak için ikinci sebep şudur ki; insanlar marifet
yolcusunun huzur hâlini bozar. Çünkü insanlar ile birlikte olan irfân
yolcusuna, hatta irfân sahibine halk tarafından gösteriş ve süslenme
çağrışımları gelir, kalp huzuru gider. Nitekim “insanların görmesi,
gösterişin yaygısıdır” denilmiştir.
Bir grup insan bir ârifin kapısına gidip demişlerdir ki: “Ziyaretin ve
sohbetinle bize ikram et.” Ârif kişi kapısına gelenlere içeriden şu karşılığı
vermiştir; “Ziyaret ve sohbetten daha faydalı olan görmeden (gıyâben) dua
ile size ikram ederiz. Çünkü ziyaret ve görüşmeden gösteriş ve süs ortaya
çıkabilir. Gıyâben dua ise samimiyete yakın olduğu için kabul edilir.”
Selef-i sâlihînin çoğu, riyâ korkusundan ziyaret ve görüşmeyi bırakıp
insanlardan ayrı kalmakla selâmet bulmuşlar, ölmeyecek kadar bir miktar
yemek ile yetinmişler ve gönül birliğinin lezzetiyle dolmuşlardır. Hakk’a
yakınlığın huzuru ile havâsdan olmuşlar ve Hak teala ile ebedî kalmışlardır.
Nazm
1-Kadr-i fakrı bil fenâ ol, yâr-ı sultân olma hîç
Fakr imiş cem‘iyyet-i hâtır, perîşân olma hîç
2-Halkı sayd itmek içindir bu, güleç yüz tatlı söz
Çünki sayyâd olmadan, gûyâ vü handân olma hîç
3-Terk-i zevk ü lezzet-i cismânî âsândır velî
Merd isen lezzât-ı nefsânîde cûyân olma hîç
4-Hırka vü seccâde vü ammâme vü tesbîhi koy
Sahre-i evhâm ü tesvîlât-ı şeytân olma hîç
5-Hıfz-ı zâhir mûcib-i ihmâl-i bâtındır hemân
Hıfz-ı hüsn-i hulk idüp cismi nigeh-bân olma hîç
6-İzzet ü rağbetde olsun çok olur hâsid sana
Misl-i Yûsuf mübtelâ-yı mekr-i ihvân olma hîç
7-Ger sa‘âdet-mend isen tenhâya gel halkı unut
Hakkı, üns-i Hakk’ı bul setr it peşîmân olma hîç [224/b]
Günümüz Türkçesiyle
1-Fakrın kıymetini bil, fenâ bul; sultana yakın olma hiç. Saygınlık ve hatır
fakrda imiş; perişan olma hiç.
2-Halkı avlamak içindir; güleç yüz, tatlı söz. Sen avcı olmadan, güleç
yüzlü ve neşeli olma hiç.
3-Zevki ve cismânî lezzeti terk etmek velîye kolaydır. Mert isen, nefsanî
lezzetlere çoban olma hiç.
4-Hırka, seccâde, sarık ve tesbihi bırak. Evhâm taşında şeytanın oyuncağı
olma hiç.
5-Görüntüyü korumak, iç âlemin ihmalini getirir hemen. Güzel huyu
muhafaza edip, cismin bekçisi olma hiç.
6-İzzet ve rağbetin yüksekse, seni kıskanan çok olur. Yusuf gibi,
kardeşlerin tuzağına düşme hiç.
7-Eğer saadet ehli isen tenhaya çekil, halkı unut. Hakkı! Hak dostluğunu
bul; hâlini gizle ve pişman olma hiç.

