Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Uzletin zikir ve fikir olduğunu, Hakk’a yönelmeye yardımcı olduğunu, tam huzur ve…

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde Yedinci Madde Uzletin zikir ve fikir olduğunu, Hakk’a yönelmeye yardımcı olduğunu, tam huzur ve yakınlığa sebep olduğunu bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah …

ÜÇÜNCÜ FEN · İKİNCİ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Yedinci Madde

Yedinci Madde

Uzletin zikir ve fikir olduğunu, Hakk’a yönelmeye yardımcı olduğunu,

tam huzur ve yakınlığa sebep olduğunu bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: İrfan yolunun

yolcusuna insanlardan ayrı kalmak, iki şey için lâzımdır. Birinci sebep,

insanlar Mevlâ’nın marifetini isteyen kişiyi zikrinden ve fikrinden meşgul

edip Hakk’a yönelmesine engel olurlar.

Nitekim bir ârif şöyle anlatmıştır: Bir meydanda bir topluluk gördüm. Ok

atıyorlardı. Bir kişi onlardan uzakta oturuyordu. Onunla konuşmak istedim.

Fakat bana, «senin konuşmandan Allah’ın zikri daha tatlıdır” dedi. “Sen

burada tek başına kalmışsın” dedim. “Rabbim benimledir” dedi. “Bunların

hangisi en öndedir” diye sordum. “Halkı bırakıp Hakk’ın huzuruna

gidendir” deyip beni bırakıp gitti.

Şu halde insanlar marifetullahı isteyen kişiyi (tâlib-i ma’rifet) zikir ve

fikirden meşgul ederler; hatta kötülüğe ve helâka sürüklerler.

Beyt

Kaç hücûm deyü merdümden mekânın halvet it

Kim enîs-i ehl-i halvetdir hemân Perverdigâr

Günümüz Türkçesiyle

Şeytan gibi olan insanın hücumundan kaç; tenhâya çekil ki Mevlâ halvet

ehlinin can dostudur.

Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) uzlet zamanını, uzlet ehlini ve âdâbınca

uzlete çekilenlerin sıfatlarını açıklayıp [224/a] o zamanda (asr-ı saadette)

insanlardan ayrı kalmayı emretmiştir. Hâlbuki o merhametli şifâ kaynağı,

bizim nefsimize bizden daha çok nasihat edici idi.

Çünkü o, bizim işlerimizi bizden daha iyi bildiğine göre, onun bahsettiği

yalnızlık zamanı gelmiştir. O’nun emrine uyarak nasihatini kabul etmemiz

lâzım olmuştur. Yukarıda anlatılan özellikler meşhur haberde [310] şöyle

gelmiştir. Hazret-i Habîb-i Ekrem (s.a.v.) buyurmuştur ki: “ İnsanları,

sözlerine vefâsızlık, emanetlerine hıyânetlik ve birbirlerine düşmanlık eder

gördüğünüz zaman, işte o fitne zamanıdır.”

Ashâb-ı kirâm: “O zamanda bulunan mü’min ne yapsın?” dediklerinde o

ilâhî tabip buyurmuştur ki; “ O zamandaki iman ehli, insanların işlerine

karışmasın. Diline sahip çıkarak konuşsun. Evinde kalmaya çalışsın. Dinin

güzel gördüğünü (maruf) alsın, yasakladığını (münker) terk etsin. Ancak

kendi işleri için evinden dışarı çıksın. ”

Daha sonra selef-i sâlihîn, kendi zamanlarındaki dostlarını uyarıp hepsi de

kendi çocuklarına ve etrafındakilere yalnızlığı ve insanlara karışmamayı

tavsiye etmişlerdir. Şüphesiz onlar bizden fazla bilgili ve basîret sahibi

idiler. (Şu) zaman ise, onlardan sonra hayırlı değil, şerli hatta en zararlı ve

en acı zamandır.

Hz. Ömer (r.a.) buyurmuştur ki: “Yalnızlıkta, kötü arkadaştan

kurtulmanın rahatlığı vardır. O halde mümkün olduğu kadar insanlarla

tanışıklığı azaltmak lâzımdır. Çünkü insanlardan kurtulmak çok zordur.”

Bir kâmil zât demiştir ki: “Bu zaman dilini tutma, olduğun yerde

saklanma, aslandan kaçar gibi insanlardan kaçma, evlerde durma ve elinden

çıkıp gidenlerden memnun olma zamanıdır.” Yine bir kâmil zât demiştir ki:

“Allah hakkı için bu zamanda, insanlardan uzak durmak helâl olur.” Ondan

iki yüz yıl sonra bu sözü işiten bir kâmil insan demiştir ki; “İnsanlardan ayrı

kalma o zaman helâl idi. Şimdiki zamanda ise vâcip oldu.”

İnsanlardan ayrı kalmak için ikinci sebep şudur ki; insanlar marifet

yolcusunun huzur hâlini bozar. Çünkü insanlar ile birlikte olan irfân

yolcusuna, hatta irfân sahibine halk tarafından gösteriş ve süslenme

çağrışımları gelir, kalp huzuru gider. Nitekim “insanların görmesi,

gösterişin yaygısıdır” denilmiştir.

Bir grup insan bir ârifin kapısına gidip demişlerdir ki: “Ziyaretin ve

sohbetinle bize ikram et.” Ârif kişi kapısına gelenlere içeriden şu karşılığı

vermiştir; “Ziyaret ve sohbetten daha faydalı olan görmeden (gıyâben) dua

ile size ikram ederiz. Çünkü ziyaret ve görüşmeden gösteriş ve süs ortaya

çıkabilir. Gıyâben dua ise samimiyete yakın olduğu için kabul edilir.”

Selef-i sâlihînin çoğu, riyâ korkusundan ziyaret ve görüşmeyi bırakıp

insanlardan ayrı kalmakla selâmet bulmuşlar, ölmeyecek kadar bir miktar

yemek ile yetinmişler ve gönül birliğinin lezzetiyle dolmuşlardır. Hakk’a

yakınlığın huzuru ile havâsdan olmuşlar ve Hak teala ile ebedî kalmışlardır.

Nazm

1-Kadr-i fakrı bil fenâ ol, yâr-ı sultân olma hîç

Fakr imiş cem‘iyyet-i hâtır, perîşân olma hîç

2-Halkı sayd itmek içindir bu, güleç yüz tatlı söz

Çünki sayyâd olmadan, gûyâ vü handân olma hîç

3-Terk-i zevk ü lezzet-i cismânî âsândır velî

Merd isen lezzât-ı nefsânîde cûyân olma hîç

4-Hırka vü seccâde vü ammâme vü tesbîhi koy

Sahre-i evhâm ü tesvîlât-ı şeytân olma hîç

5-Hıfz-ı zâhir mûcib-i ihmâl-i bâtındır hemân

Hıfz-ı hüsn-i hulk idüp cismi nigeh-bân olma hîç

6-İzzet ü rağbetde olsun çok olur hâsid sana

Misl-i Yûsuf mübtelâ-yı mekr-i ihvân olma hîç

7-Ger sa‘âdet-mend isen tenhâya gel halkı unut

Hakkı, üns-i Hakk’ı bul setr it peşîmân olma hîç [224/b]

Günümüz Türkçesiyle

1-Fakrın kıymetini bil, fenâ bul; sultana yakın olma hiç. Saygınlık ve hatır

fakrda imiş; perişan olma hiç.

2-Halkı avlamak içindir; güleç yüz, tatlı söz. Sen avcı olmadan, güleç

yüzlü ve neşeli olma hiç.

3-Zevki ve cismânî lezzeti terk etmek velîye kolaydır. Mert isen, nefsanî

lezzetlere çoban olma hiç.

4-Hırka, seccâde, sarık ve tesbihi bırak. Evhâm taşında şeytanın oyuncağı

olma hiç.

5-Görüntüyü korumak, iç âlemin ihmalini getirir hemen. Güzel huyu

muhafaza edip, cismin bekçisi olma hiç.

6-İzzet ve rağbetin yüksekse, seni kıskanan çok olur. Yusuf gibi,

kardeşlerin tuzağına düşme hiç.

7-Eğer saadet ehli isen tenhaya çekil, halkı unut. Hakkı! Hak dostluğunu

bul; hâlini gizle ve pişman olma hiç.