Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Yirmi Birinci Madde Aşkın hâllerini ve kerâmetini, âşığın gönül sıcaklığını ve melâmetini…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Birinci Madde Yirmi Birinci Madde Aşkın hâllerini ve kerâmetini, âşığın gönül sıcaklığını ve melâmetini (nefsini kınamasını), mâşukun rahatını, gizli kalmasını ve selâmetini bildirir. …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Birinci Madde

Yirmi Birinci Madde

Aşkın hâllerini ve kerâmetini, âşığın gönül sıcaklığını ve melâmetini

(nefsini kınamasını), mâşukun rahatını, gizli kalmasını ve selâmetini

bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Aşk muhabbetin

nihayeti ve en son noktasıdır. Hakk’ın, dostlarına hidayet ve inayetidir.

Gönül çelen dilberler âşıkları candan istemişlerdir. Her mâşuk elbette ki

âşığına bir av olmuştur. Gerçi susayan, her şeyden önce su talep eder. Fakat

su da susayana rağbet eder. Aşk, canda ve gönülde nûr üstüne nûrdur. Gelin

ve damat gibi onda gizlidir.

İlâhî aşk, aslâ sükûn bulmaz ve bir kararda durmaz. Onun için âşığın canı

cinnet hâlindedir. Aşk ateşi âşığı yakmıştır. Onun için âşık maddî sebepler

üzerine uzun uzadıya düşünmeyi ve ibârelere oyalanmayı bırakmıştır.

Âşığın kalbine sırlar gönderilir, onda söz ve müşâhade birbirine [289/b]

girmiştir. Âşığın meşrebi, her meşrepten ayrıdır. Çünkü onun meşrebi

vahdet ve mezhebi Hazret-i Hudâ’dır.

Aşk, yardımcı bir dürbündür ki yabancıyı tanış eyler, uzağı yakın kılar.

Aşk kâmil bir rehberdir ki onunla yüz binlerce ruhta birlik hâsıl olur. Âşık

kendini hakîr ve zelil bilir ki, böylece mâşukuna hürmet etmiş ve onu

yüceltmiş olsun. Âşık ancak aşk ile zinde olur. Değişik zamanlara (evkat-ı

muhtelife) kul olmaz. Âşığa dert ve keder helva gibidir. Hâlbuki âkile her

şey belâdır. Âşığın canının gıdası, nağmelerindeki hoş sedâdır.

Nazım

1. Mu’minân gûyend k’âsâr-ı bihişt

Nağz gerdânîd her âvâz-ı zişt

2. Mâ heme eczâ-yı Âdem bûde-îm

Der-bihişt ân lahnhâ bi’şnûde-îm

3. Gerçi ber mâ rîht âb u gil şekî

Yâd-ı mân âmed ez-ânhâ endekî

4. Pes gıdâ-yı âşikân âmed semâ‘

Ku der-û bâşed hayâl-i ictimâ‘

5. Kuvvetî gîred hayâlât-ı zamîr

Belki sûret gerded ez-bâng u safîr

Nazm (ın tercümesi)

1. Mü’minler derler ki; “Cennetin izleri bütün çirkin sesleri güzelleştirir.”

2. Biz hepimiz Âdem’in cüzleriydik ve cennette o sesleri işittik.

3. Suyla toprak bize kuşku verdiyse de, azıcık bir şeyler hatırladık.

4. Bu yüzden semâ âşıkların gıdasıdır. Çünkü semâda toplanma düşüncesi

vardır.

5. Müzikten dolayı gönüldeki hayaller güçlenir, hatta ete kemiğe bürünür.

Âşık, o güzel yüze hayranlıkla baktıkça onun için gözyaşı döker ki o

yakınındakini bedava, bol ve çobansız sanıp ona hayran olur. Bir de onu

görür ki sevgilinin gamzesindeki ok, gelip göğsüne saplanmıştır. Böylece

onun ihtirasla bakmasına engel olmuştur. Âşığın hocası yârin güzelliğidir.

Mâşukun yüzü ona sanki defter, ders ve öğrenmeyi perçinleyen tekrar

gibidir.

Beyt

Bana bir ilm keşf oldı senin hüsnün kitâbından

Ki yüz bin akl âcizdir anın bir fasl u bâbından

Günümüz Türkçesiyle

Bana bir ilim verildi ki senin güzellik kitabından; yüz bin akıl âcizdir,

onun fasıl ve bölümlerinden.

Allah’ın hikmetlerindendir ki kaza ve kaderinde insanları birbirine âşık ve

meyilli yaratmıştır. Her ne kadar iki beden birbirinden uzak ve habersiz olsa

da gönülden gönüle yakın öyle yollar vardır ki onlar her an birbirlerini

bulurlar. Nitekim iki mumun kapları birbirinden ayrı olduğu halde

yaydıkları ışık birbirine karışmışır.

Hangi âşık ki kavuşmaya isteklidir; muhakkak onun mâşuku da ona

âşıktır ve ona kavuşmayı ister. Lâkin âşığın aşkı bedenini hasta eder, zayıf

düşürür. Mâşukun aşkı ise onu semirtir; bedenine letâfet ve güç verir. Eğer

bir gönülde şimşek gibi parıldayan ışıklar sevgilinin ışıkları ise bil ki orada

muhabbet güneşi vardır.

Mâşuk bedenin sureti değil, ruhun mânâsındandır. Çünkü ölüm anında o

mânâsız bir suret olan cansız bedenin, ruh tarafından sevilmediği belli ve

açıktır. Şu halde suret âşığı bir bakıma bedbahttır, aldanıştadır. Mânâ âşığı

ise bahtiyardır, çünkü onun aşkı hakikidir.

O gönül çelen dilberler ki onlar gönüllerin tabipleridir; kendi hastalarını

sormaya ve onlarla ilgilenmeye isteklidirler. Eğer şân ve şöhretten

çekinirlerse bir bahane ile sevgiliye haber uçururlar. Aksi takdirde onları

hatırdan çıkarmayıp hep tahayyül ederler. Çünkü hiçbir mâşuk âşığından

habersiz değildir.

Eğer senin kalbinde Mevlâ muhabbeti iki kat artmışsa şunu bil ki O da

sana muhabbet kılmıştır. Çünkü bir elin sesi nasıl duyulsun ki!

Susayan “Nerede susuzluğu giderici su?” diye ağlar. Su ise, “Nerede o

susayan?” diye çağlar. Canımızda bu susuzluk, benzersiz bir cezbedir. Biz

O’nun için varız, O da bizim içindir.

Âlemde insanlar, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklardan muradı olanlar,

elbette muradına eremeyen âşıklardır. Muradına eremeyenler muradına

giderler. O murad onları kendine çeker. Lâkin elektrikli cisim (kehrübâ),

başkasına yönelmeyen (müstağnî) bir âşıktır. Çer çöp kabilinden ufak

nesneler ona yönelir; zahmetsizce ayağına kadar gelir.

Mâşukun meyli herkesten gizlidir. Âşığın meyli ise, bin davul ve zurna ile

herkese ilan edecek derece açıktır. Mâşukun kalbinde her zaman âşık vardır.

Azrâ’nın gönlündeki hep Vâmık’tır.

Kim ki Mevlâ’ya âşıktır; o gölge gibi güneşte yok olur. Mevlâ’ya âşık

olan [290/a] güçsüz bir sivrisinek, basit bir esinti gibidir ki sertçe esen bir

rüzgâr onu alıp götürür. Kasırga esince vaziyeti değişir, işleri alt üst olur.

Aşkın nihayeti, mâşuk ile baki olmaktır. Lâkin âşığın bekâsının başlangıcı

fenâdır. Aşk o derece fazîletlidir ki, insanın kendi varlığını fuzûlî hâle

getirir.

Nefsin karanlık istekleri ve aşkın yüceliğinden habersiz oluşu, insanın pek

zalim ve pek cahil eylemiştir. [72] Nitekim tavşan nefsine zulmedip aslanın

karşısına gitmiştir. Bilgisizliğinden dolayı istekle onun kucağına atılmıştır.

Yahut bir güçsüz pervâne, ışık zannederek kendini ateşe atmıştır. Ancak, bu

derece zalim ve cahil olduğu halde insan dünyada pek çok adaletli işe imza

atmış, bu bilgisizliğine rağmen her ilme yetişmiştir. Çünkü o göklerle yerin

ve dağların yüklenmekten çekindiği emaneti almakla, bir ağır yükün altına

girmiştir. [73]

Beyt

Hakkı zalûm-ı nefs ü cehûl-ı hevâ olan

Meyl ile bâz-ı aşka çü usfûr olur şikâr

Günümüz Türkçesiyle

Hakkı! Nefsinin zalimi, hevâsının cahili olan; gün gelir serçe gibi aşk

doğanına av olur.

Nazm

1. Aşkdır vâsıta-i vuslat-ı yâr

Aşkdır râbıta-i kurb-ı nigâr

2. Âdemi mihr-i Hudâ-yı müte‘âl

Mihr-i bâlâya çeker jâle-misâl

3. Aşk ile zâ’il olur zulmet-i cân

Nitekim mihr ile târîk cihân

4. Aşk olur sîne-i âşıkda sürûr

Aşk olur, dîde-i gam-dîdede nûr

5. Birbirine bu vücûd-ı insân

Oldu âyîne-i aşk-ı Yezdân

6. Aşk-ı yâr arada bir sûretdir

Ol hemân vâsıta-i vuslatdır

7. Ârif-i kâle li-aşki’l-insân

Cezbe-i min cezebâti’r-rahmân

8. Aşk-ı Mevlâ’ya o kim mâ’il olur

Subh-ı sâdık gibi sâfî-dil olur

9. Yolunı pâk ider ırmağ gibi

Söylemez söylemeden dağ gibi

10. Hâne-i cânın ider nûrânî

Vâridât-ı kıbel-i Rahmânî

11. Kadeh-i sâki-i Bâkî’den içer

Bâde-i aşk-ı Hudâ ile geçer

12. Ne sorarsan sana tefsîr kılur

Ney gibi cümle makâmâtı bilür

13. Âleme şâh olanın otağı

Görünür ana örümcek ağı

14. Âlem-i vahdeti idrâk eyler

Gayriden hâtırını pâk eyler

15. Eylemez zînet-i dünyâya nazar

Kendüye kendüsinin derdi yeter

16. Hurrem eyler anı dâ’im dem-i aşk

Gönlü eğlencesi olur gam-ı aşk

17. Âşık ol uyma avâmın sözüne

Aşkdır nûr-ı ziyâ cân gözine

18. Cân gözin açsa vücûd-ı insân

Hâ’il olmaz ana bu kevn ü mekân

19. Mağrib ü maşrıkı seyrân eyler

Kalbi ervâh ile cevlân eyler

20. İşidir ehl-i semâ âvâzın

Açmaz ammâ ki velâyet râzın

21. Aşk ile kâmil olan ehl-i fenâ

Söyleşür Hızr ile bî-harf ü sadâ

22. Niçe vasf eyleye aşkı vassâf

Ki anın dâmenidir kulle-i kâf

23. Mevlevî misli felek ile nazar

Durmayup hâlet-i aşk ile döner

24. Subh-ı sâdık yakasın çâk eyler

Ârif olan bunu idrâk eyler

25. Oldı çün silsile-i aşk ile bend

Sular ağlar iniler kûh-ı bülend

26. Mest-i lâ-ya‘kil olur her bülbül

Çâk ider cübbesini lâle vü gül [290/b]

27. Cism-i bî-aşka dimişdir uşşâk

Şem‘asız hâne vü âteşsiz ocak

28. Kân-ı âyîne-i kevneyn olalım

Aşk ile tâ ser ü pâ ayn olalım

29. İdelim mihr-i Hudâ’yı maksûd

Bulalım zerre vü şânınla vücûd

30. Aşkdır âşıka mânend-i Burâk

Olmaz ânınla ana menzil ırak

31. Aşk ile rûh bulur Hakk’a vusûl

Mûcib-i kat‘-ı menâzil olur ol

32. Câm-ı aşk ile olan pür-hâlet

Kesb ider kendüye nûrâniyyet

33. Her dem ey Hayy-ı Hudâvend-i azîz

Vir bana derd-i mahabbet-âmîz

34. Gönlümü hâmil-i esrâr eyle

İzzet-i aşka sezâvâr eyle

35. Ey kamu âşıka ma‘şûk u merâm

Cânıma aşkın enîs eyle müdâm

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşktır yâre kavuşmanın vasıtası. Aşktır sevgiliye yakınlığın râbıtası.

2. Mevlâ sevgisi adamı eritip bitirir. Jaleyi yükselten güneş gibi çekiverir.

3. Dünyanın karanlığı nasıl ki güneşle gideriliyorsa canın zulmeti de

ancak aşk ile giderilir.

4. Aşk, âşığın bağrında sevinç olur. Gamlı gözlerde ışıldayan nûr olur.

5. Birbirine bağlandı insan vücudu. Yezdân aşkı onlara, âyine oldu.

6. Yâr aşkı arada bir surettir. O sadece, vuslata erdiren binektir.

7. Ârif der ki; “İnsanın aşkı Rahmân’ın cezbesinden bir nebzedir.

8. Mevlâ aşkına kim ki meyleder, fecr-i sâdık gibi saf gönüllü olur.

9. Arıtır yolunu; coşkun ırmak gibi. Söylemez söylemeden dağ gibi.

10. Can hânesi aydınlanır, nûranî olur. Mevlâ’dan gelen vâridatla rahmânî

olur.

11. Ebedî Sâkî’nin kadehinden içer. Aşk şarabıyla kendinden geçer.

12. Ne sorarsan sor, sana açıklayıverir. Ney gibi bütün makamları bilir.

13. Âleme şah olanın otağı. Ona örümcek ağı olarak görünür.

14. Vahdet âlemini bilir, idrak eder. Gayrıdan arınır, kalbini temizler.

15. Dünya süsüne eylemez nazar. Kendi derdi kendine yeter.

16. Aşkın onu daima neşelendirir. Aşk hüznü gönlünün eğlencesidir.

17. Âşık ol, uyma avâmın sözüne. Aşktır aydınlık veren, can gözüne.

18. Can gözünü açsa, insan vücudu. Engel olamaz ona, dünyanın

mevcudu.

19. Doğuyu ve batıyı seyran eyler. Kalbi ruhlar âleminde cevelân eyler.

20. Göktekiler işitirler de sesini. Açmaz yine de velilik perdesini.

21. Aşkla kemâle eren fenâ ehli, Hızır’la sessiz ve kelimesiz söyleşir.

22. Anlatan nasıl söylesin aşkı, nedir? Kaf Dağı’nın zirvesi onun

etekleridir.

23. Bak, Mevlevî misalidir gökler. Aşkın hâlleriyle durmadan döner.

24. Fecr-i sâdığa bak, yakasın yırtar. Ârif olan görür, bunu idrak eyler.

25. Aşk zinciri ile bağlandığı için sular ağlar, yüksek dağlar inler.

26. Mest olur, aklını yitirir her bülbül. Örtüsünü yırtar bu yüzden, lâle ve

gül.

27. Aşksız bedene şöyle demiştir âşıklar: Işıksız hâne, ateşsiz ocak.

28. Gel, iki cihanın aynası olalım. Aşkla baştan ayağa göz olalım.

29. Mevlâ güneşi olsun hep gayemiz. Zerre gibi O’nunla olsun varlığımız.

30. Aşk öyledir âşığa, sanki burak. Onunla olmaz menziller âşığa ırak.

31. Ruhlar aşk ile Hakk’a vâsıl olur. O menzillerin geçilmesine sebep

olur.

32. Aşk kadehi ile hallenen, kendisine nûraniyet kazandırır.

33. Her an, ey ezelden ebede diri olan azîz! Aşkını ver, muhabbet olsun

derdimiz.

34. Gönlüme esrarı taşımaya güç ver. Aşkın izzetini kuşanmaya liyâkat

ver.

35. Ey bütün âşıkların mâşuku, merâmı! Canıma aşkını dost eyle,

devamlı.