DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Birinci Madde
Yirmi Birinci Madde
Aşkın hâllerini ve kerâmetini, âşığın gönül sıcaklığını ve melâmetini
(nefsini kınamasını), mâşukun rahatını, gizli kalmasını ve selâmetini
bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Aşk muhabbetin
nihayeti ve en son noktasıdır. Hakk’ın, dostlarına hidayet ve inayetidir.
Gönül çelen dilberler âşıkları candan istemişlerdir. Her mâşuk elbette ki
âşığına bir av olmuştur. Gerçi susayan, her şeyden önce su talep eder. Fakat
su da susayana rağbet eder. Aşk, canda ve gönülde nûr üstüne nûrdur. Gelin
ve damat gibi onda gizlidir.
İlâhî aşk, aslâ sükûn bulmaz ve bir kararda durmaz. Onun için âşığın canı
cinnet hâlindedir. Aşk ateşi âşığı yakmıştır. Onun için âşık maddî sebepler
üzerine uzun uzadıya düşünmeyi ve ibârelere oyalanmayı bırakmıştır.
Âşığın kalbine sırlar gönderilir, onda söz ve müşâhade birbirine [289/b]
girmiştir. Âşığın meşrebi, her meşrepten ayrıdır. Çünkü onun meşrebi
vahdet ve mezhebi Hazret-i Hudâ’dır.
Aşk, yardımcı bir dürbündür ki yabancıyı tanış eyler, uzağı yakın kılar.
Aşk kâmil bir rehberdir ki onunla yüz binlerce ruhta birlik hâsıl olur. Âşık
kendini hakîr ve zelil bilir ki, böylece mâşukuna hürmet etmiş ve onu
yüceltmiş olsun. Âşık ancak aşk ile zinde olur. Değişik zamanlara (evkat-ı
muhtelife) kul olmaz. Âşığa dert ve keder helva gibidir. Hâlbuki âkile her
şey belâdır. Âşığın canının gıdası, nağmelerindeki hoş sedâdır.
Nazım
1. Mu’minân gûyend k’âsâr-ı bihişt
Nağz gerdânîd her âvâz-ı zişt
2. Mâ heme eczâ-yı Âdem bûde-îm
Der-bihişt ân lahnhâ bi’şnûde-îm
3. Gerçi ber mâ rîht âb u gil şekî
Yâd-ı mân âmed ez-ânhâ endekî
4. Pes gıdâ-yı âşikân âmed semâ‘
Ku der-û bâşed hayâl-i ictimâ‘
5. Kuvvetî gîred hayâlât-ı zamîr
Belki sûret gerded ez-bâng u safîr
Nazm (ın tercümesi)
1. Mü’minler derler ki; “Cennetin izleri bütün çirkin sesleri güzelleştirir.”
2. Biz hepimiz Âdem’in cüzleriydik ve cennette o sesleri işittik.
3. Suyla toprak bize kuşku verdiyse de, azıcık bir şeyler hatırladık.
4. Bu yüzden semâ âşıkların gıdasıdır. Çünkü semâda toplanma düşüncesi
vardır.
5. Müzikten dolayı gönüldeki hayaller güçlenir, hatta ete kemiğe bürünür.
Âşık, o güzel yüze hayranlıkla baktıkça onun için gözyaşı döker ki o
yakınındakini bedava, bol ve çobansız sanıp ona hayran olur. Bir de onu
görür ki sevgilinin gamzesindeki ok, gelip göğsüne saplanmıştır. Böylece
onun ihtirasla bakmasına engel olmuştur. Âşığın hocası yârin güzelliğidir.
Mâşukun yüzü ona sanki defter, ders ve öğrenmeyi perçinleyen tekrar
gibidir.
Beyt
Bana bir ilm keşf oldı senin hüsnün kitâbından
Ki yüz bin akl âcizdir anın bir fasl u bâbından
Günümüz Türkçesiyle
Bana bir ilim verildi ki senin güzellik kitabından; yüz bin akıl âcizdir,
onun fasıl ve bölümlerinden.
Allah’ın hikmetlerindendir ki kaza ve kaderinde insanları birbirine âşık ve
meyilli yaratmıştır. Her ne kadar iki beden birbirinden uzak ve habersiz olsa
da gönülden gönüle yakın öyle yollar vardır ki onlar her an birbirlerini
bulurlar. Nitekim iki mumun kapları birbirinden ayrı olduğu halde
yaydıkları ışık birbirine karışmışır.
Hangi âşık ki kavuşmaya isteklidir; muhakkak onun mâşuku da ona
âşıktır ve ona kavuşmayı ister. Lâkin âşığın aşkı bedenini hasta eder, zayıf
düşürür. Mâşukun aşkı ise onu semirtir; bedenine letâfet ve güç verir. Eğer
bir gönülde şimşek gibi parıldayan ışıklar sevgilinin ışıkları ise bil ki orada
muhabbet güneşi vardır.
Mâşuk bedenin sureti değil, ruhun mânâsındandır. Çünkü ölüm anında o
mânâsız bir suret olan cansız bedenin, ruh tarafından sevilmediği belli ve
açıktır. Şu halde suret âşığı bir bakıma bedbahttır, aldanıştadır. Mânâ âşığı
ise bahtiyardır, çünkü onun aşkı hakikidir.
O gönül çelen dilberler ki onlar gönüllerin tabipleridir; kendi hastalarını
sormaya ve onlarla ilgilenmeye isteklidirler. Eğer şân ve şöhretten
çekinirlerse bir bahane ile sevgiliye haber uçururlar. Aksi takdirde onları
hatırdan çıkarmayıp hep tahayyül ederler. Çünkü hiçbir mâşuk âşığından
habersiz değildir.
Eğer senin kalbinde Mevlâ muhabbeti iki kat artmışsa şunu bil ki O da
sana muhabbet kılmıştır. Çünkü bir elin sesi nasıl duyulsun ki!
Susayan “Nerede susuzluğu giderici su?” diye ağlar. Su ise, “Nerede o
susayan?” diye çağlar. Canımızda bu susuzluk, benzersiz bir cezbedir. Biz
O’nun için varız, O da bizim içindir.
Âlemde insanlar, hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklardan muradı olanlar,
elbette muradına eremeyen âşıklardır. Muradına eremeyenler muradına
giderler. O murad onları kendine çeker. Lâkin elektrikli cisim (kehrübâ),
başkasına yönelmeyen (müstağnî) bir âşıktır. Çer çöp kabilinden ufak
nesneler ona yönelir; zahmetsizce ayağına kadar gelir.
Mâşukun meyli herkesten gizlidir. Âşığın meyli ise, bin davul ve zurna ile
herkese ilan edecek derece açıktır. Mâşukun kalbinde her zaman âşık vardır.
Azrâ’nın gönlündeki hep Vâmık’tır.
Kim ki Mevlâ’ya âşıktır; o gölge gibi güneşte yok olur. Mevlâ’ya âşık
olan [290/a] güçsüz bir sivrisinek, basit bir esinti gibidir ki sertçe esen bir
rüzgâr onu alıp götürür. Kasırga esince vaziyeti değişir, işleri alt üst olur.
Aşkın nihayeti, mâşuk ile baki olmaktır. Lâkin âşığın bekâsının başlangıcı
fenâdır. Aşk o derece fazîletlidir ki, insanın kendi varlığını fuzûlî hâle
getirir.
Nefsin karanlık istekleri ve aşkın yüceliğinden habersiz oluşu, insanın pek
zalim ve pek cahil eylemiştir. [72] Nitekim tavşan nefsine zulmedip aslanın
karşısına gitmiştir. Bilgisizliğinden dolayı istekle onun kucağına atılmıştır.
Yahut bir güçsüz pervâne, ışık zannederek kendini ateşe atmıştır. Ancak, bu
derece zalim ve cahil olduğu halde insan dünyada pek çok adaletli işe imza
atmış, bu bilgisizliğine rağmen her ilme yetişmiştir. Çünkü o göklerle yerin
ve dağların yüklenmekten çekindiği emaneti almakla, bir ağır yükün altına
girmiştir. [73]
Beyt
Hakkı zalûm-ı nefs ü cehûl-ı hevâ olan
Meyl ile bâz-ı aşka çü usfûr olur şikâr
Günümüz Türkçesiyle
Hakkı! Nefsinin zalimi, hevâsının cahili olan; gün gelir serçe gibi aşk
doğanına av olur.
Nazm
1. Aşkdır vâsıta-i vuslat-ı yâr
Aşkdır râbıta-i kurb-ı nigâr
2. Âdemi mihr-i Hudâ-yı müte‘âl
Mihr-i bâlâya çeker jâle-misâl
3. Aşk ile zâ’il olur zulmet-i cân
Nitekim mihr ile târîk cihân
4. Aşk olur sîne-i âşıkda sürûr
Aşk olur, dîde-i gam-dîdede nûr
5. Birbirine bu vücûd-ı insân
Oldu âyîne-i aşk-ı Yezdân
6. Aşk-ı yâr arada bir sûretdir
Ol hemân vâsıta-i vuslatdır
7. Ârif-i kâle li-aşki’l-insân
Cezbe-i min cezebâti’r-rahmân
8. Aşk-ı Mevlâ’ya o kim mâ’il olur
Subh-ı sâdık gibi sâfî-dil olur
9. Yolunı pâk ider ırmağ gibi
Söylemez söylemeden dağ gibi
10. Hâne-i cânın ider nûrânî
Vâridât-ı kıbel-i Rahmânî
11. Kadeh-i sâki-i Bâkî’den içer
Bâde-i aşk-ı Hudâ ile geçer
12. Ne sorarsan sana tefsîr kılur
Ney gibi cümle makâmâtı bilür
13. Âleme şâh olanın otağı
Görünür ana örümcek ağı
14. Âlem-i vahdeti idrâk eyler
Gayriden hâtırını pâk eyler
15. Eylemez zînet-i dünyâya nazar
Kendüye kendüsinin derdi yeter
16. Hurrem eyler anı dâ’im dem-i aşk
Gönlü eğlencesi olur gam-ı aşk
17. Âşık ol uyma avâmın sözüne
Aşkdır nûr-ı ziyâ cân gözine
18. Cân gözin açsa vücûd-ı insân
Hâ’il olmaz ana bu kevn ü mekân
19. Mağrib ü maşrıkı seyrân eyler
Kalbi ervâh ile cevlân eyler
20. İşidir ehl-i semâ âvâzın
Açmaz ammâ ki velâyet râzın
21. Aşk ile kâmil olan ehl-i fenâ
Söyleşür Hızr ile bî-harf ü sadâ
22. Niçe vasf eyleye aşkı vassâf
Ki anın dâmenidir kulle-i kâf
23. Mevlevî misli felek ile nazar
Durmayup hâlet-i aşk ile döner
24. Subh-ı sâdık yakasın çâk eyler
Ârif olan bunu idrâk eyler
25. Oldı çün silsile-i aşk ile bend
Sular ağlar iniler kûh-ı bülend
26. Mest-i lâ-ya‘kil olur her bülbül
Çâk ider cübbesini lâle vü gül [290/b]
27. Cism-i bî-aşka dimişdir uşşâk
Şem‘asız hâne vü âteşsiz ocak
28. Kân-ı âyîne-i kevneyn olalım
Aşk ile tâ ser ü pâ ayn olalım
29. İdelim mihr-i Hudâ’yı maksûd
Bulalım zerre vü şânınla vücûd
30. Aşkdır âşıka mânend-i Burâk
Olmaz ânınla ana menzil ırak
31. Aşk ile rûh bulur Hakk’a vusûl
Mûcib-i kat‘-ı menâzil olur ol
32. Câm-ı aşk ile olan pür-hâlet
Kesb ider kendüye nûrâniyyet
33. Her dem ey Hayy-ı Hudâvend-i azîz
Vir bana derd-i mahabbet-âmîz
34. Gönlümü hâmil-i esrâr eyle
İzzet-i aşka sezâvâr eyle
35. Ey kamu âşıka ma‘şûk u merâm
Cânıma aşkın enîs eyle müdâm
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşktır yâre kavuşmanın vasıtası. Aşktır sevgiliye yakınlığın râbıtası.
2. Mevlâ sevgisi adamı eritip bitirir. Jaleyi yükselten güneş gibi çekiverir.
3. Dünyanın karanlığı nasıl ki güneşle gideriliyorsa canın zulmeti de
ancak aşk ile giderilir.
4. Aşk, âşığın bağrında sevinç olur. Gamlı gözlerde ışıldayan nûr olur.
5. Birbirine bağlandı insan vücudu. Yezdân aşkı onlara, âyine oldu.
6. Yâr aşkı arada bir surettir. O sadece, vuslata erdiren binektir.
7. Ârif der ki; “İnsanın aşkı Rahmân’ın cezbesinden bir nebzedir.
8. Mevlâ aşkına kim ki meyleder, fecr-i sâdık gibi saf gönüllü olur.
9. Arıtır yolunu; coşkun ırmak gibi. Söylemez söylemeden dağ gibi.
10. Can hânesi aydınlanır, nûranî olur. Mevlâ’dan gelen vâridatla rahmânî
olur.
11. Ebedî Sâkî’nin kadehinden içer. Aşk şarabıyla kendinden geçer.
12. Ne sorarsan sor, sana açıklayıverir. Ney gibi bütün makamları bilir.
13. Âleme şah olanın otağı. Ona örümcek ağı olarak görünür.
14. Vahdet âlemini bilir, idrak eder. Gayrıdan arınır, kalbini temizler.
15. Dünya süsüne eylemez nazar. Kendi derdi kendine yeter.
16. Aşkın onu daima neşelendirir. Aşk hüznü gönlünün eğlencesidir.
17. Âşık ol, uyma avâmın sözüne. Aşktır aydınlık veren, can gözüne.
18. Can gözünü açsa, insan vücudu. Engel olamaz ona, dünyanın
mevcudu.
19. Doğuyu ve batıyı seyran eyler. Kalbi ruhlar âleminde cevelân eyler.
20. Göktekiler işitirler de sesini. Açmaz yine de velilik perdesini.
21. Aşkla kemâle eren fenâ ehli, Hızır’la sessiz ve kelimesiz söyleşir.
22. Anlatan nasıl söylesin aşkı, nedir? Kaf Dağı’nın zirvesi onun
etekleridir.
23. Bak, Mevlevî misalidir gökler. Aşkın hâlleriyle durmadan döner.
24. Fecr-i sâdığa bak, yakasın yırtar. Ârif olan görür, bunu idrak eyler.
25. Aşk zinciri ile bağlandığı için sular ağlar, yüksek dağlar inler.
26. Mest olur, aklını yitirir her bülbül. Örtüsünü yırtar bu yüzden, lâle ve
gül.
27. Aşksız bedene şöyle demiştir âşıklar: Işıksız hâne, ateşsiz ocak.
28. Gel, iki cihanın aynası olalım. Aşkla baştan ayağa göz olalım.
29. Mevlâ güneşi olsun hep gayemiz. Zerre gibi O’nunla olsun varlığımız.
30. Aşk öyledir âşığa, sanki burak. Onunla olmaz menziller âşığa ırak.
31. Ruhlar aşk ile Hakk’a vâsıl olur. O menzillerin geçilmesine sebep
olur.
32. Aşk kadehi ile hallenen, kendisine nûraniyet kazandırır.
33. Her an, ey ezelden ebede diri olan azîz! Aşkını ver, muhabbet olsun
derdimiz.
34. Gönlüme esrarı taşımaya güç ver. Aşkın izzetini kuşanmaya liyâkat
ver.
35. Ey bütün âşıkların mâşuku, merâmı! Canıma aşkını dost eyle,
devamlı.

