Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Yirmi İkinci Madde Mevlâ aşkının açık özelliklerini, gizli sırlarını ve yüksek şânını…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi İkinci Madde Yirmi İkinci Madde Mevlâ aşkının açık özelliklerini, gizli sırlarını ve yüksek şânını bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Cüz’î akıl ki …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi İkinci Madde

Yirmi İkinci Madde

Mevlâ aşkının açık özelliklerini, gizli sırlarını ve yüksek şânını bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Cüz’î akıl ki

insan aklıdır, o Hak tealanın aşkı konusunda hayrettedir.

Aşkın yetmiş iki divaneliği vardır ve iki âlemden ilgiyi, alâkayı kesmiştir.

Aşkın kendisi gizli, hayreti ise aşikârdır. Âşıkların canları onun hasretiyle

yol gözlemektedir. Hak aşkı bir yokluk denizidir ki, akıl onu anlamada kırık

bir ayaktır. Aşk hakikate erme hâlinin içkisi ve her gerçek dostun sâkîsidir.

Kıta

1. Aşkın şarâbın vir bana,

Tâ kalmasın havf ü recâ

Endîşelerden kıl rehâ,

Mest eyle meyden sâkıyâ.

2. Nân istemem âb istemem,

Âsâyiş-i hâb istemem,

Yârân u ahbâb istemem,

Aşkın meyidir pes bana.

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkın şarabını ver bana; korku ve ümit kalmasın. Endişeden kurtar

beni. Meyden mest eyle, ey sâkî!

2. Ekmek istemem, su istemem; uyku rahatlığını istemem. Arkadaş ve

dostları istemem; aşkın şarabı yetişir bana.

Aşk başlangıçta, âşıkla kanlı bıçaklıdır. Öyle ki ürküp kaçarsa, o aşkın

dışındadır. Aşk âşığı kuşatınca, âşığın gözünde her güzeli çirkin eder. Aşk,

katıklı ve katıksız (nân bî-nân) âşığın gıdasıdır ve o vücuda bağlı değildir. O

ki sâdık âşıktır; âşığın vücudu ile işi yoktur. Çünkü onun sermayesiz kârı

çoktur. Âşıklar, yoklukta çadır kurmuşlardır. Yokluk gibi tek renk ve tek

vücut olmuşlardır. Âşık yoklukta varlık görmüştür. Nitekim âkil, üzümde

meyi (şarabı) görmüştür. Âşık, ölmeden evvel ölmüştür. Ebedî aşkla sonsuz

bir hayat bulmuştur. Âşığın gönlü kırık olur. Gamla ve hüzünle dolu olur.

Âşığın sevinci nefsini aşağılamakta ve ona eziyet çektirmektedir. Nitekim

âkilin huzuru da, izzet ve şereftedir.

Kıta

1. Bir zamândır ki gam-ı aşk benim dînimdir.

Elem ü hüznü sürûr-ı dil-i gam-gînimdir.

2. Şahne vü mîr ile ol kim bizi tahfîf eyler

Bilmedi menzil-i sultân dil-i miskînimdir.

3. Aşk imiş ehl-i vücûdın garazı ey Hakkı

Hâr-ı zâr-ı gam u derdi gül ü nesrînimdir

Günümüz Türkçesiyle

1. Ne zamandır aşk gamı benim dinimdir. Elem ve hüzün, gamlı gönlün

neşesidir

2. İnzibatla, âmirle kim bizi korkutur? Bilmedi ki garip gönlüm sultanın

meskenidir.

3. Aşk imiş vücud ehlinin maksadı, ey Hakkı! Hüznün gizli dikeni

gülümdür, nesrinimdir

Âkilin itaati isteksizce ve zorlama iledir. Âşığın itaati ise muhabbetle

severek ve isteyerektir. Bu sebepledir ki Fussilet suresindeki iki şıktan

“isteyerek gelin” kavl-i celîli âşıkların bayramı, “zorla gelin” [74] ifadesi

ise, âkillerin yularıdır. Çünkü bunların Hakk’a muhabbeti, mutlaka bir

sebebe bağlıdır. Âşıkların muhabbeti ise sırf dostluk içindir. İster âkil olsun,

ister âşık olsun bütün insanlar Mevlâ’nın muhabbetine tâliptir. Hak teala

hepsini, çeşitli sebeplerle kendisine cezb eder. Ancak, âşıklar bu cezbe

anında gördüğü elem ve keder [291/a] zehrini şeker ve şerbet bilip elemin

sıkıntısında şen şakrak olurlar. Bu uğurda aşağılanmaktan zevk alıp

hakarete uğramaktan lezzet bulurlar. İzzet ve mevki aramaktan uzak olup bu

düşüncelerin esiri olmaktan kurtulur.

Nazm

1. Âşık rehîn-i mihr ü vefâdır bilâ-hilâf

Ârif karîn-i sıdk u safâdır bilâ-hilâf

2. Akl-ı bahâne-cûya ider âkil iktidâ

Âşık enîs-i renc ü belâdır bilâ-hilâf

3. Sen aşka yoldaş ol ki anı dilde bulanın

Elbette hazzı üns ü likâdır bilâ-hilâf

4. Bahr-ı mahabbet içre cihân bir sefînedir

Ol bahr su değil ki hevâdır bilâ-hilâf

5. Aşkın demiyle dolsa gönül hayy olur müdâm

Hakkı bu aşk vasf-ı Hudâ’dır bilâ-hilâf

Günümüz Türkçesiyle

1. Âşık, vefâ ve sevginin rehinidir şüphesiz. Ârif doğruluğa, safâya

yakındır şüphesiz.

2. Âkil, bahane arayan akla uyar. Âşık belâ ve eziyete dosttur şüphesiz.

3. Aşka yoldaş ol ki onu gönülde bulanın. Hazzı dostluktur, kavuşmadır

şüphesiz.

4. Cihan, aşk okyanusunda bir gemidir. Su değildir okyanus, havadır

şüphesiz.

5. Aşk şarabıyla dolsa, gönül hep diri olur. Hakkı! Bu aşk, Hudâ’nın

sıfatıdır şüphesiz.

Aşk, Âdem atamızdan bize miras kalmıştır. Zeyreklik ise, kalbe şeytan

aracılığıyla gelmiştir. Çünkü zeyreklik denizde seyahat etmek gibidir ki

ruhu helâk eder. Aşk, âşık için Nuh’un gemisi gibidir. Aklın kavrayışı

(zeyrekliği) zan ve haberlerden ibarettir. Aşkın hayreti ise, bizzat görmektir.

Şu halde, aşka aklı kurban edenin, mâşukun yüzüne hayran olması

kaçınılmaz bir iştir.

Aşk ile insandaki cüz’î akıl çaresiz kalır. Nitekim sabah olunca kandil işe

yaramaz olur. Çünkü akıl ancak bir bekçi, zabıta hükmündedir. Aşk ise,

yüce sultandır. Akıl, aşkın kendisine güneş olduğu bir gölgedir.

Kıta

1. Gönülden hacc-ı aşka var di k’oldur kıble-i her cân

Refîk-i akl u fehm olma ki anlardır sana düşmân

2. Cihân kervansarâdır geldi bin cân gitdi derdiyle

Ko hüzn ü hasreti gül dilde hüsn-i aşka ol hayrân.

3. Gözün yum zâhir-i eşyâda tazyî‘ itme ol nûru

Ki tâ bâtında lübb-i âlemi hoş kılasın seyrân

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönülden aşk haccına var ki ruhun kıblesi odur. Akla, anlayışa dost

olma ki onlar sana düşmandır.

2. Dünya sarayına; binlerce can gelip derdiyle gitti. Kov hüznü, kov

hasreti; aşkın hüsnüne hayran ol.

3. Gözünü yum, eşyanın kabuğunda zayi etme o nûru. Kov ki batınında;

iç âlemini hoşça seyrân edesin.

Âşığın bütün gamı ve neşesi mâşukadır ve her hizmetinin karşılığı ancak

O’dur. Eğer âşık, mâşukundan başka bir şeyi talep ediyorsa, o âşık

sayılmaz. Belki o, nefsin arzularına ve hevâsına meyletmiştir. Çünkü Mevlâ

aşkı öyle bir ateştir ki âşığın kalbinde mâsivâya ait hiç bir şey bırakmaz,

yakıp kül eder. Aşksız geçen bir ömür, beden için zahmetli bir yükten başka

bir şey değildir. Hak’tan gâfil yaşamak hazır ölümdür. Aşkın yüz naz ile yüz

kibri olur. Aşk ancak yüzlerce naz ile elde edilir.

Nazm

1. Oldur ki aşk-ı şîve-i nâz ibtidâ ider

Âşık hemân ana dil ü cânın fedâ ider

2. Âzâd olur cihânda hayât-ı ebed bulur

Ol cân-ı mu‘tekid ki ana iktidâ ider

3. Dostun murâdıdır bizim ancak murâdımuz

Âlemde her ne olsa çün anı Hudâ ider

4. Âşık bulur cefâyı vefâ dilde aşk ana

Cevr ü cefâ iderse o zevk ü safâ ider

5. Zulmetde kalma kalbine gel nûr-ı aşkı bul

Hakkı ki mihr-i aşkı seni pür-ziyâ ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk odur ki önce naz eder, işve eder. Âşık ona gönlünü ve canını feda

eder.

2. Cihanda âzâde olur, ebedî hayatı bulur. O inanmış can ki aşkın

peşinden gider.

3. Bizim muradımız dostun isteğidir. Ne varsa âlemde, onu öyle Allah

yapar.

4. Âşık olan, cefâyı gönülde vefâ bilir. Aşkın işkencesini âşık, gönlünde

safâ bilir.

5. Zulmette kalma, kalbine gel, aşk nûrunu bul. Hakkı! Aşk güneşi seni

pür-nûr eder.

Hak aşkı, vefâ madenîdir; âşığın kalbi onunla safâ içindedir. Âşığın

kemâli ölüm ve fenâdır. Fenâ mertebesini bulan âşığın, kendini canan sanıp

saygı ile utanması ve sürûr ile muhabbet etmesi, onun şânındandır.

Kıta

1. İder uşşâkı evvel aşk-ı fânî bu vücûdından

Pes andan bahş ider kendi vücûdın ayn-ı cûdından

2. Vücûdı aşk olandır levh-i mahfûz andadır her şey

Bilen dimez diyen bilmez ol esrârı vürûdından

3. Gedâ kim der-be-der olmuşdu şey li’llâh dir iken ol

Görinür tâ ki ol genc-i nihân delk-i kebûdından

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk, öncelikle âşıkları vücudundan fânî eder. Bundan sonra

cömertliğiyle, varlığını onlara bağışlar.

2. Varlığı aşk olan levh-i mahfûzdur; her şey ondadır. Bilen demez, diyen

bilmez, o sırları varlığında.

3. “Allah için bir şey” derken der-be-der dilenci. Görünür gizli hazine,

eskimiş yeleğinden.

Aşkın yüz bin kanadı vardır ki her biri ta arşın üstünden toprağın altına

ulaşır. Allah aşkı vesveseyi önler, kişiyi cidâlden uzaklaştırır. Aşk ile nefs-i

nâtıka dilsiz olur. Mevlâ’ya âşık olan mâsivâya iltifat etmez ve bir işin hayır

ve şerrini aramayıp aşka uyar. Onunla mâşukunun rızasına kavuşur. Hak

aşkı, [291/b] âşıkların piri; çaresizlerin çaresi, ümitsizlerin ümididir.

Âlemde işlerin nizam ve intizamla yürümesi onun tedbiriyledir.

Nazm

1. Biz aşk zâdeyiz ki o demdir yem-i Hudâ

Etfâliyiz ya niçe gidüp eyleriz nidâ

2. Ol mâderin südün içeriz dem-be-dem müdâm

Ol şark u garbdan berü gökden virür gıdâ

3. Hem şehr ü hem beyâbânda biz ânınla hem-rehiz.

Cândır gulâm-ı mâder-i meh-rûy-ı hoş-likâ

4. Dil şehr olur çü cânlara ol mihr olur iyân

Dil hânumândır eylese halvet o dil-rubâ

5. Çün bâğbân-ı ravza-i her cân u dil odur.

Bulmuş revânı Hakkı o sâkiyle hoş bekâ

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkın oğullarıyız biz ki, o Mevlâ’nın engin denizinden bir nefesdir.

Çocuklarıyız; nasıl gidip çağırırız.

2. O annenin sütünü her zaman, devamlı içeriz. Doğudan batıdan, yerden

ve gökten gıda verir.

3. Şehirlerde ve çölde, daima onunla yoldaşız. Ruhumuz o ay yüzlü, iyi

huylu ananın hizmetkârıdır.

4. Gönül canlara şehir olur, aşk güneşi ona ışıldayınca. Gönül ona yuva

olur; o gönül hırsızı halvete gelince.

5. Çünkü her canın dostu, gönül bahçesinin bekçisi odur. Hakkı o sâkîyle

hoşça kalacak yurt bulmuştur.

Âşığın yolu yok olmaktır, yokluk semasında fânî olmaktır. Âşık, kendi

varlığını reddeder ve aşk ile var olur. Aşk ile namus (kanun) nizam bir

gönülde barınmaz. Âşığın insanlarla bir işi kalmaz. Aşk, öyle kahredici

(güçlü) bir hükümdar ki âşık onun işini gören çalışkan hizmetkârıdır. Aşk

öyle bir arslandır ki âşık onun avı (nasibi)dır. Aşkın avı olanlar, kendi

nefislerinin yükünden kurtulmuş olurlar ve onun bitmeyen isteklerine karşı

hürriyetlerini kazanmış olurlar. Aşk esen bir yeldir ki âşıkları önüne

katmıştır. Aşk sarp akan seldir ki âşıklar ona can atmıştır.

Kıta

1. Geldi ol ceyhûn ki andan nüh felek cevlân ider

Geldi ol mihr ki mâh u Zühre’yi hayrân ider

2. Geldi ol çevgân-ı rûhânî ki deşt-i rûhda

Her tarafdan bin gönül topun revân gerdân ider

3. Kim ki andan hırka giydi varlığın hark eyledi

Kim ki andan lokma yer ol dem anı Lokmân ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Geldi o coşkun nehir, dokuz felek onunla döner. Geldi o güneş ki; ayı,

çoban yıldızını hayran eder.

2. Geldi o rûhânî değnek ki ruh sahralarında. Her cihetten bir gönül

topacını döndürür.

3. Kim ondan hırka giyerse, varlığını yırtıp atar. Kim ondan beslenirse,

lokma onu Lokman eder.

Âşığın hiç kimseyle işi olmaz. Çünkü o, kendi kalbinden başka bir nesne

bilmez. Âşık hiçbir şeyi umursamaz bir sarhoştur ki onun hâli mâşukuna

itaatten ibarettir.

Beyt

Mülk-i dünyâ ten-perestân-râ helâl

Mâ gulâm-ı mülk-i aşk-ı bî-zevâl

Beyt (in tercümesi)

Dünya mülkü beden düşkünlerine helâl olsun. Biz, ölümsüz aşk

mülkünün kuluyuz.

Âşık, aşkla dolu bir hayat ister, can derdine düşmez. Aşk şarabıyla mest

olmak ister, ekmek ve su istemez. Âşık kendi varlığından geçmiştir ve içi

dışı aşk şarabıyla dolmuştur. Ne zaman ki o «göze»den o şarap sızmışsa,

aşka dair bir nokta konuşan kitap olmuştur.

Nazm

1. Noktası bir kitâbdır aşkın

Zerresi âfitâbdır aşkın

2. Gark olur katresinde kevn ü mekân

Gizlenür zerresinde her dü cihân

3. Aşk-ı pâk ile âdem âdem olur

Mürşid-i kâmil-i mükerrem olur

4. Aşkdır nûr-ı dîde-i uşşâk

Aşkdır sâlike refîk u burâk

5. Dilde aşkın zamîri muzmerdir

Zât-ı insân aşka mazhardır

6. Her kim olduysa aşk elinde esîr

Gayre râci‘ gerekmez anda zamîr

7. Aşk dîvâne eyler insânı

Kesmek içün alâkadan anı

8. Oldu zîrâ ta‘alluk-ı dünyâ

Mâni‘-i üns-i Hazret-i Mevlâ

9. Abd olan aşka şâh-ı âlem olur

Aşk derdiyle şâd u hurrem olur

10. Âşık olan tevekkül ehli olur

Vara vara mürettibini bulur

11. Bir gün ola ki keşf olup esrâr

Aşk ile cân gözin idüp bîdâr

12. Feth olup hep hakâyık-ı eşyâ

Keşf olur perde-i cenâb-ı Hudâ

13. Kılsa bir noktaya egerçi nazar

Anda cümle cihânı seyr eyler [292/a]

14. Nokta câm-ı cihân-nümâsı olur

Zerre Hurşîd-i dil-küşâsı olur

15. Oldu bu sırda akl u cân hayrân

Derc olur noktada ulûm-ı cihân

16. Âlem içre be-hakk-ı nûr-ı Rasûl

Ayn-ı aşkda merd-i mükedder ol

17. Ey basîret gözin küşâde iden

V’ey cihân içre râh-ı aşka giden

18. Mürşidi aşk olunca insânın

Açılur ayn-ı ibreti anın

19. Zerre nûr-ı basîte revzen olur

Katre bahr-ı muhîte mahzen olur

20. Âlem-i rûhu seyr iden tenden

Nûr-ı aşkı görür bu revzenden

21. Âşıka perde-dârdır bu vücûd

Cân gözine gubârdır bu vücûd

22. Âşık olmak fenâ-yı mutlakdır

Aşk oduna yanup kül olmakdır

23. Ehl-i bâtın ola gör ey âşık

Tâ kim esrâra olasın lâhik

24. Görme dilber cemâlini hazer it

Sûrete bakma sîrete nazar it

25. Sana lâyık mıdır bu kim ola dost

Kan ile üstühvân ile bir post

26. Hazret-i Hakk’a ol ki oldu hâlîl

Buldu dil Ka’besinde nûr-ı cemîl

Günümüz Türkçesiyle

1. Noktası bir kitaptır aşkın. Zerresi bir güneştir aşkın.

2. Gark olur damlasında cümle mekân. Gizlenir zerresinde her iki cihan.

3. Aşk-ı pâk ile insan adam olur; cömert olur, mürşid-i kâmil olur.

4. Âşıkların gözünün nûru aşktır. Sâlikin yol arkadaşı, burağı aşktır.

5. Gönüllerde aşkın özü gizlidir. Aşka ancak, insan olan erişir.

6. Her kim aşkın elinde esir olduysa, orada zamirin başkasına dönmesine

gerek yoktur.

7. Aşk divane eyler, şaşırtır insanı. Başka ilgilerden kurtarmak için onu.

8. Çünkü dünya alâkası, Hazreti Mevlâ ile dostluğa engel oldu.

9. Aşka kul olan, âlemin sultanı olur. Aşk derdini kuşanan mesrûr ve âzâd

olur.

10. Âşık olan tevekkül ehli olur. Gide gide derecesini bulur.

11. İhtimal ki birgün sırlar açılır, aşk ile can gözü uykudan uyanır.

12. Bütün eşyanın hakikati görünür. Cenâb-ı Hudâ’nın perdesi aralanır.

13. Âşık, bir noktaya nazar eylese, oradan bütün âlemi seyreder.

14. Nokta, cihanı gösteren ayna olur. Zerre, gönlü kuşatan güneş olur.

15. Bu sırra, akıl ve can hayrân olur. Cihanın ilimleri bir noktada dürülür.

16. Âlem içinde Rasûl’ün nûru hakkı için, aşk pınarında kederli bir yiğit

ol.

17. Ey basîret gözünü aşka açan! Ve ey cihanda, aşk yolunu seçen!

18. İnsanın mürşidi aşk olunca, onun ibret gözü elbette açılır.

19. Bir zerre, yayılan nûra pencere olur. Bir damla, okyanuslara mahzen

olur.

20. Ruh âlemini, seyreden tenden. Aşk nûrunu görür, bu pencereden.

21. Âşığa perde-dâr olur bu vücud. Can gözüne toz topraktır bu vücud.

22. Âşık olmak, fenâ-yı mutlaktır. Aşk uğruna yanıp kül olmaktır.

23. Ehl-i bâtın ol ey âşık! Tâ ki, sırlara vâkıf olasın.

24. Görme dilber cemâlini sakın. Surete bakma, sîrete bak.

25. Sana lâyık mıdır ki dost olsun. Kemiklerle kan, ve post.

26. Hazreti Hakk’a dost olan kişi, gönül kâbesinde nûr-ı cemâli bulur.