DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi İkinci Madde
Yirmi İkinci Madde
Mevlâ aşkının açık özelliklerini, gizli sırlarını ve yüksek şânını bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Cüz’î akıl ki
insan aklıdır, o Hak tealanın aşkı konusunda hayrettedir.
Aşkın yetmiş iki divaneliği vardır ve iki âlemden ilgiyi, alâkayı kesmiştir.
Aşkın kendisi gizli, hayreti ise aşikârdır. Âşıkların canları onun hasretiyle
yol gözlemektedir. Hak aşkı bir yokluk denizidir ki, akıl onu anlamada kırık
bir ayaktır. Aşk hakikate erme hâlinin içkisi ve her gerçek dostun sâkîsidir.
Kıta
1. Aşkın şarâbın vir bana,
Tâ kalmasın havf ü recâ
Endîşelerden kıl rehâ,
Mest eyle meyden sâkıyâ.
2. Nân istemem âb istemem,
Âsâyiş-i hâb istemem,
Yârân u ahbâb istemem,
Aşkın meyidir pes bana.
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkın şarabını ver bana; korku ve ümit kalmasın. Endişeden kurtar
beni. Meyden mest eyle, ey sâkî!
2. Ekmek istemem, su istemem; uyku rahatlığını istemem. Arkadaş ve
dostları istemem; aşkın şarabı yetişir bana.
Aşk başlangıçta, âşıkla kanlı bıçaklıdır. Öyle ki ürküp kaçarsa, o aşkın
dışındadır. Aşk âşığı kuşatınca, âşığın gözünde her güzeli çirkin eder. Aşk,
katıklı ve katıksız (nân bî-nân) âşığın gıdasıdır ve o vücuda bağlı değildir. O
ki sâdık âşıktır; âşığın vücudu ile işi yoktur. Çünkü onun sermayesiz kârı
çoktur. Âşıklar, yoklukta çadır kurmuşlardır. Yokluk gibi tek renk ve tek
vücut olmuşlardır. Âşık yoklukta varlık görmüştür. Nitekim âkil, üzümde
meyi (şarabı) görmüştür. Âşık, ölmeden evvel ölmüştür. Ebedî aşkla sonsuz
bir hayat bulmuştur. Âşığın gönlü kırık olur. Gamla ve hüzünle dolu olur.
Âşığın sevinci nefsini aşağılamakta ve ona eziyet çektirmektedir. Nitekim
âkilin huzuru da, izzet ve şereftedir.
Kıta
1. Bir zamândır ki gam-ı aşk benim dînimdir.
Elem ü hüznü sürûr-ı dil-i gam-gînimdir.
2. Şahne vü mîr ile ol kim bizi tahfîf eyler
Bilmedi menzil-i sultân dil-i miskînimdir.
3. Aşk imiş ehl-i vücûdın garazı ey Hakkı
Hâr-ı zâr-ı gam u derdi gül ü nesrînimdir
Günümüz Türkçesiyle
1. Ne zamandır aşk gamı benim dinimdir. Elem ve hüzün, gamlı gönlün
neşesidir
2. İnzibatla, âmirle kim bizi korkutur? Bilmedi ki garip gönlüm sultanın
meskenidir.
3. Aşk imiş vücud ehlinin maksadı, ey Hakkı! Hüznün gizli dikeni
gülümdür, nesrinimdir
Âkilin itaati isteksizce ve zorlama iledir. Âşığın itaati ise muhabbetle
severek ve isteyerektir. Bu sebepledir ki Fussilet suresindeki iki şıktan
“isteyerek gelin” kavl-i celîli âşıkların bayramı, “zorla gelin” [74] ifadesi
ise, âkillerin yularıdır. Çünkü bunların Hakk’a muhabbeti, mutlaka bir
sebebe bağlıdır. Âşıkların muhabbeti ise sırf dostluk içindir. İster âkil olsun,
ister âşık olsun bütün insanlar Mevlâ’nın muhabbetine tâliptir. Hak teala
hepsini, çeşitli sebeplerle kendisine cezb eder. Ancak, âşıklar bu cezbe
anında gördüğü elem ve keder [291/a] zehrini şeker ve şerbet bilip elemin
sıkıntısında şen şakrak olurlar. Bu uğurda aşağılanmaktan zevk alıp
hakarete uğramaktan lezzet bulurlar. İzzet ve mevki aramaktan uzak olup bu
düşüncelerin esiri olmaktan kurtulur.
Nazm
1. Âşık rehîn-i mihr ü vefâdır bilâ-hilâf
Ârif karîn-i sıdk u safâdır bilâ-hilâf
2. Akl-ı bahâne-cûya ider âkil iktidâ
Âşık enîs-i renc ü belâdır bilâ-hilâf
3. Sen aşka yoldaş ol ki anı dilde bulanın
Elbette hazzı üns ü likâdır bilâ-hilâf
4. Bahr-ı mahabbet içre cihân bir sefînedir
Ol bahr su değil ki hevâdır bilâ-hilâf
5. Aşkın demiyle dolsa gönül hayy olur müdâm
Hakkı bu aşk vasf-ı Hudâ’dır bilâ-hilâf
Günümüz Türkçesiyle
1. Âşık, vefâ ve sevginin rehinidir şüphesiz. Ârif doğruluğa, safâya
yakındır şüphesiz.
2. Âkil, bahane arayan akla uyar. Âşık belâ ve eziyete dosttur şüphesiz.
3. Aşka yoldaş ol ki onu gönülde bulanın. Hazzı dostluktur, kavuşmadır
şüphesiz.
4. Cihan, aşk okyanusunda bir gemidir. Su değildir okyanus, havadır
şüphesiz.
5. Aşk şarabıyla dolsa, gönül hep diri olur. Hakkı! Bu aşk, Hudâ’nın
sıfatıdır şüphesiz.
Aşk, Âdem atamızdan bize miras kalmıştır. Zeyreklik ise, kalbe şeytan
aracılığıyla gelmiştir. Çünkü zeyreklik denizde seyahat etmek gibidir ki
ruhu helâk eder. Aşk, âşık için Nuh’un gemisi gibidir. Aklın kavrayışı
(zeyrekliği) zan ve haberlerden ibarettir. Aşkın hayreti ise, bizzat görmektir.
Şu halde, aşka aklı kurban edenin, mâşukun yüzüne hayran olması
kaçınılmaz bir iştir.
Aşk ile insandaki cüz’î akıl çaresiz kalır. Nitekim sabah olunca kandil işe
yaramaz olur. Çünkü akıl ancak bir bekçi, zabıta hükmündedir. Aşk ise,
yüce sultandır. Akıl, aşkın kendisine güneş olduğu bir gölgedir.
Kıta
1. Gönülden hacc-ı aşka var di k’oldur kıble-i her cân
Refîk-i akl u fehm olma ki anlardır sana düşmân
2. Cihân kervansarâdır geldi bin cân gitdi derdiyle
Ko hüzn ü hasreti gül dilde hüsn-i aşka ol hayrân.
3. Gözün yum zâhir-i eşyâda tazyî‘ itme ol nûru
Ki tâ bâtında lübb-i âlemi hoş kılasın seyrân
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönülden aşk haccına var ki ruhun kıblesi odur. Akla, anlayışa dost
olma ki onlar sana düşmandır.
2. Dünya sarayına; binlerce can gelip derdiyle gitti. Kov hüznü, kov
hasreti; aşkın hüsnüne hayran ol.
3. Gözünü yum, eşyanın kabuğunda zayi etme o nûru. Kov ki batınında;
iç âlemini hoşça seyrân edesin.
Âşığın bütün gamı ve neşesi mâşukadır ve her hizmetinin karşılığı ancak
O’dur. Eğer âşık, mâşukundan başka bir şeyi talep ediyorsa, o âşık
sayılmaz. Belki o, nefsin arzularına ve hevâsına meyletmiştir. Çünkü Mevlâ
aşkı öyle bir ateştir ki âşığın kalbinde mâsivâya ait hiç bir şey bırakmaz,
yakıp kül eder. Aşksız geçen bir ömür, beden için zahmetli bir yükten başka
bir şey değildir. Hak’tan gâfil yaşamak hazır ölümdür. Aşkın yüz naz ile yüz
kibri olur. Aşk ancak yüzlerce naz ile elde edilir.
Nazm
1. Oldur ki aşk-ı şîve-i nâz ibtidâ ider
Âşık hemân ana dil ü cânın fedâ ider
2. Âzâd olur cihânda hayât-ı ebed bulur
Ol cân-ı mu‘tekid ki ana iktidâ ider
3. Dostun murâdıdır bizim ancak murâdımuz
Âlemde her ne olsa çün anı Hudâ ider
4. Âşık bulur cefâyı vefâ dilde aşk ana
Cevr ü cefâ iderse o zevk ü safâ ider
5. Zulmetde kalma kalbine gel nûr-ı aşkı bul
Hakkı ki mihr-i aşkı seni pür-ziyâ ider
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk odur ki önce naz eder, işve eder. Âşık ona gönlünü ve canını feda
eder.
2. Cihanda âzâde olur, ebedî hayatı bulur. O inanmış can ki aşkın
peşinden gider.
3. Bizim muradımız dostun isteğidir. Ne varsa âlemde, onu öyle Allah
yapar.
4. Âşık olan, cefâyı gönülde vefâ bilir. Aşkın işkencesini âşık, gönlünde
safâ bilir.
5. Zulmette kalma, kalbine gel, aşk nûrunu bul. Hakkı! Aşk güneşi seni
pür-nûr eder.
Hak aşkı, vefâ madenîdir; âşığın kalbi onunla safâ içindedir. Âşığın
kemâli ölüm ve fenâdır. Fenâ mertebesini bulan âşığın, kendini canan sanıp
saygı ile utanması ve sürûr ile muhabbet etmesi, onun şânındandır.
Kıta
1. İder uşşâkı evvel aşk-ı fânî bu vücûdından
Pes andan bahş ider kendi vücûdın ayn-ı cûdından
2. Vücûdı aşk olandır levh-i mahfûz andadır her şey
Bilen dimez diyen bilmez ol esrârı vürûdından
3. Gedâ kim der-be-der olmuşdu şey li’llâh dir iken ol
Görinür tâ ki ol genc-i nihân delk-i kebûdından
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk, öncelikle âşıkları vücudundan fânî eder. Bundan sonra
cömertliğiyle, varlığını onlara bağışlar.
2. Varlığı aşk olan levh-i mahfûzdur; her şey ondadır. Bilen demez, diyen
bilmez, o sırları varlığında.
3. “Allah için bir şey” derken der-be-der dilenci. Görünür gizli hazine,
eskimiş yeleğinden.
Aşkın yüz bin kanadı vardır ki her biri ta arşın üstünden toprağın altına
ulaşır. Allah aşkı vesveseyi önler, kişiyi cidâlden uzaklaştırır. Aşk ile nefs-i
nâtıka dilsiz olur. Mevlâ’ya âşık olan mâsivâya iltifat etmez ve bir işin hayır
ve şerrini aramayıp aşka uyar. Onunla mâşukunun rızasına kavuşur. Hak
aşkı, [291/b] âşıkların piri; çaresizlerin çaresi, ümitsizlerin ümididir.
Âlemde işlerin nizam ve intizamla yürümesi onun tedbiriyledir.
Nazm
1. Biz aşk zâdeyiz ki o demdir yem-i Hudâ
Etfâliyiz ya niçe gidüp eyleriz nidâ
2. Ol mâderin südün içeriz dem-be-dem müdâm
Ol şark u garbdan berü gökden virür gıdâ
3. Hem şehr ü hem beyâbânda biz ânınla hem-rehiz.
Cândır gulâm-ı mâder-i meh-rûy-ı hoş-likâ
4. Dil şehr olur çü cânlara ol mihr olur iyân
Dil hânumândır eylese halvet o dil-rubâ
5. Çün bâğbân-ı ravza-i her cân u dil odur.
Bulmuş revânı Hakkı o sâkiyle hoş bekâ
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkın oğullarıyız biz ki, o Mevlâ’nın engin denizinden bir nefesdir.
Çocuklarıyız; nasıl gidip çağırırız.
2. O annenin sütünü her zaman, devamlı içeriz. Doğudan batıdan, yerden
ve gökten gıda verir.
3. Şehirlerde ve çölde, daima onunla yoldaşız. Ruhumuz o ay yüzlü, iyi
huylu ananın hizmetkârıdır.
4. Gönül canlara şehir olur, aşk güneşi ona ışıldayınca. Gönül ona yuva
olur; o gönül hırsızı halvete gelince.
5. Çünkü her canın dostu, gönül bahçesinin bekçisi odur. Hakkı o sâkîyle
hoşça kalacak yurt bulmuştur.
Âşığın yolu yok olmaktır, yokluk semasında fânî olmaktır. Âşık, kendi
varlığını reddeder ve aşk ile var olur. Aşk ile namus (kanun) nizam bir
gönülde barınmaz. Âşığın insanlarla bir işi kalmaz. Aşk, öyle kahredici
(güçlü) bir hükümdar ki âşık onun işini gören çalışkan hizmetkârıdır. Aşk
öyle bir arslandır ki âşık onun avı (nasibi)dır. Aşkın avı olanlar, kendi
nefislerinin yükünden kurtulmuş olurlar ve onun bitmeyen isteklerine karşı
hürriyetlerini kazanmış olurlar. Aşk esen bir yeldir ki âşıkları önüne
katmıştır. Aşk sarp akan seldir ki âşıklar ona can atmıştır.
Kıta
1. Geldi ol ceyhûn ki andan nüh felek cevlân ider
Geldi ol mihr ki mâh u Zühre’yi hayrân ider
2. Geldi ol çevgân-ı rûhânî ki deşt-i rûhda
Her tarafdan bin gönül topun revân gerdân ider
3. Kim ki andan hırka giydi varlığın hark eyledi
Kim ki andan lokma yer ol dem anı Lokmân ider
Günümüz Türkçesiyle
1. Geldi o coşkun nehir, dokuz felek onunla döner. Geldi o güneş ki; ayı,
çoban yıldızını hayran eder.
2. Geldi o rûhânî değnek ki ruh sahralarında. Her cihetten bir gönül
topacını döndürür.
3. Kim ondan hırka giyerse, varlığını yırtıp atar. Kim ondan beslenirse,
lokma onu Lokman eder.
Âşığın hiç kimseyle işi olmaz. Çünkü o, kendi kalbinden başka bir nesne
bilmez. Âşık hiçbir şeyi umursamaz bir sarhoştur ki onun hâli mâşukuna
itaatten ibarettir.
Beyt
Mülk-i dünyâ ten-perestân-râ helâl
Mâ gulâm-ı mülk-i aşk-ı bî-zevâl
Beyt (in tercümesi)
Dünya mülkü beden düşkünlerine helâl olsun. Biz, ölümsüz aşk
mülkünün kuluyuz.
Âşık, aşkla dolu bir hayat ister, can derdine düşmez. Aşk şarabıyla mest
olmak ister, ekmek ve su istemez. Âşık kendi varlığından geçmiştir ve içi
dışı aşk şarabıyla dolmuştur. Ne zaman ki o «göze»den o şarap sızmışsa,
aşka dair bir nokta konuşan kitap olmuştur.
Nazm
1. Noktası bir kitâbdır aşkın
Zerresi âfitâbdır aşkın
2. Gark olur katresinde kevn ü mekân
Gizlenür zerresinde her dü cihân
3. Aşk-ı pâk ile âdem âdem olur
Mürşid-i kâmil-i mükerrem olur
4. Aşkdır nûr-ı dîde-i uşşâk
Aşkdır sâlike refîk u burâk
5. Dilde aşkın zamîri muzmerdir
Zât-ı insân aşka mazhardır
6. Her kim olduysa aşk elinde esîr
Gayre râci‘ gerekmez anda zamîr
7. Aşk dîvâne eyler insânı
Kesmek içün alâkadan anı
8. Oldu zîrâ ta‘alluk-ı dünyâ
Mâni‘-i üns-i Hazret-i Mevlâ
9. Abd olan aşka şâh-ı âlem olur
Aşk derdiyle şâd u hurrem olur
10. Âşık olan tevekkül ehli olur
Vara vara mürettibini bulur
11. Bir gün ola ki keşf olup esrâr
Aşk ile cân gözin idüp bîdâr
12. Feth olup hep hakâyık-ı eşyâ
Keşf olur perde-i cenâb-ı Hudâ
13. Kılsa bir noktaya egerçi nazar
Anda cümle cihânı seyr eyler [292/a]
14. Nokta câm-ı cihân-nümâsı olur
Zerre Hurşîd-i dil-küşâsı olur
15. Oldu bu sırda akl u cân hayrân
Derc olur noktada ulûm-ı cihân
16. Âlem içre be-hakk-ı nûr-ı Rasûl
Ayn-ı aşkda merd-i mükedder ol
17. Ey basîret gözin küşâde iden
V’ey cihân içre râh-ı aşka giden
18. Mürşidi aşk olunca insânın
Açılur ayn-ı ibreti anın
19. Zerre nûr-ı basîte revzen olur
Katre bahr-ı muhîte mahzen olur
20. Âlem-i rûhu seyr iden tenden
Nûr-ı aşkı görür bu revzenden
21. Âşıka perde-dârdır bu vücûd
Cân gözine gubârdır bu vücûd
22. Âşık olmak fenâ-yı mutlakdır
Aşk oduna yanup kül olmakdır
23. Ehl-i bâtın ola gör ey âşık
Tâ kim esrâra olasın lâhik
24. Görme dilber cemâlini hazer it
Sûrete bakma sîrete nazar it
25. Sana lâyık mıdır bu kim ola dost
Kan ile üstühvân ile bir post
26. Hazret-i Hakk’a ol ki oldu hâlîl
Buldu dil Ka’besinde nûr-ı cemîl
Günümüz Türkçesiyle
1. Noktası bir kitaptır aşkın. Zerresi bir güneştir aşkın.
2. Gark olur damlasında cümle mekân. Gizlenir zerresinde her iki cihan.
3. Aşk-ı pâk ile insan adam olur; cömert olur, mürşid-i kâmil olur.
4. Âşıkların gözünün nûru aşktır. Sâlikin yol arkadaşı, burağı aşktır.
5. Gönüllerde aşkın özü gizlidir. Aşka ancak, insan olan erişir.
6. Her kim aşkın elinde esir olduysa, orada zamirin başkasına dönmesine
gerek yoktur.
7. Aşk divane eyler, şaşırtır insanı. Başka ilgilerden kurtarmak için onu.
8. Çünkü dünya alâkası, Hazreti Mevlâ ile dostluğa engel oldu.
9. Aşka kul olan, âlemin sultanı olur. Aşk derdini kuşanan mesrûr ve âzâd
olur.
10. Âşık olan tevekkül ehli olur. Gide gide derecesini bulur.
11. İhtimal ki birgün sırlar açılır, aşk ile can gözü uykudan uyanır.
12. Bütün eşyanın hakikati görünür. Cenâb-ı Hudâ’nın perdesi aralanır.
13. Âşık, bir noktaya nazar eylese, oradan bütün âlemi seyreder.
14. Nokta, cihanı gösteren ayna olur. Zerre, gönlü kuşatan güneş olur.
15. Bu sırra, akıl ve can hayrân olur. Cihanın ilimleri bir noktada dürülür.
16. Âlem içinde Rasûl’ün nûru hakkı için, aşk pınarında kederli bir yiğit
ol.
17. Ey basîret gözünü aşka açan! Ve ey cihanda, aşk yolunu seçen!
18. İnsanın mürşidi aşk olunca, onun ibret gözü elbette açılır.
19. Bir zerre, yayılan nûra pencere olur. Bir damla, okyanuslara mahzen
olur.
20. Ruh âlemini, seyreden tenden. Aşk nûrunu görür, bu pencereden.
21. Âşığa perde-dâr olur bu vücud. Can gözüne toz topraktır bu vücud.
22. Âşık olmak, fenâ-yı mutlaktır. Aşk uğruna yanıp kül olmaktır.
23. Ehl-i bâtın ol ey âşık! Tâ ki, sırlara vâkıf olasın.
24. Görme dilber cemâlini sakın. Surete bakma, sîrete bak.
25. Sana lâyık mıdır ki dost olsun. Kemiklerle kan, ve post.
26. Hazreti Hakk’a dost olan kişi, gönül kâbesinde nûr-ı cemâli bulur.

