Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Yirmi Üçüncü Madde Mevlâ aşkının mecazını ve hakikatini, özünü, mahiyetini, vecd ve…

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Üçüncü Madde Yirmi Üçüncü Madde Mevlâ aşkının mecazını ve hakikatini, özünü, mahiyetini, vecd ve hâllerini bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Aşk …

DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Üçüncü Madde

Yirmi Üçüncü Madde

Mevlâ aşkının mecazını ve hakikatini, özünü, mahiyetini, vecd ve

hâllerini bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Aşk derdinden

habersiz bir gönül, gönül değildir. Gönül derdini çekmeyen bir beden, su ile

kilden ibarettir. Çünkü aşka esir olan, her gamdan kurtulur. Onun derdine

alışan, her zaman dilşâd olur.

Cihan aşk kavgasıyla doludur. Aşk ateşiyle feleğin başı dönmüştür. Aşk

şarabı insanı hararetle mest eder. Ondan başkası bulanıklık ve bencillik

verir. Aşk ile âşık tazelik bulur ve ona nisbetle hayırla anılır. Nitekim

Mecnûn ve Leylâ bu şaraptan haz almışlar ve onun için bu âlemde güzel

birer ad bırakmışlardır. Bu güne kadar cihana yüz binlerce âkil insan gelmiş

ve bilgin olarak bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Ancak hepsi aşktan

habersiz olarak gitmişlerdir.

Nazm

1. Aşk-ı derd ile derûnum doludır ma‘mûrum

Zevk-i hamr ile dil ü cân hoş olur mesrûrum

2. Aşk ile olsam olur her dil ü cân içre yerim

Akla yâr olsam o dem cümle gönülden dûrım

3. Aşk sultân-ı cihân imiş ana kul olurum

Tâ-be-key vesvese-i akl ile ben mağrûrum

4. Aşkdır cevher-i cân cümleye oldur cânân

Niçün ol mâder-ı müşfikden ırağ u dûrım

5. Mahv-ı aşk oldu kamu nâm u nişânım Hakkı

Gayr nisbetleri koy aşk ile ben meşhûrum

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk derdiyle içim dışım dolu mamurum, şarabın zevkiyle gönlüm

hoştur, mesrûrum.

2. Aşk ile olursam, her gönülde olur yerim. Akla yâr olursam, her

gönülden uzak olurum.

3. Aşk cihanın sultanıymış, ona kul olurum. Aklın vesvesesiyle yoksa,

gururlanıp dururum.

4. Canın cevheri aşktır, cümlenin dostu odur. O şefkatli anadan niçin uzak

olurum?

5. Hakkı! Aşkta yok oldu ünüm, şöhretim. Başka nisbetleri bırak, aşkla

ben meşhurum.

Gerçi âlemde binlerce kâr ve kazançla meşgul olursun. Ancak sen

kendinden aşk ile kurtulabilirsin. Aşktan yüz çevirme; mecazî bile olsa

ondan mahrum kalma.

Çünkü mecazî aşk, hakîki olana kapı açar. Nitekim okumaya da önce

levha üzerinde “elifbâ”yı okumakla başlarsın. Bunu öğrendikten sonradır ki

Kur’ân dersi alabilirsin.

Bir mürîd, Allah için bir mürşide gitmiş; muhabbet yolunda onu kendisine

dayanak etmek istemişti. Aşk yolunun mürşidi ona dedi ki: “Eğer âşık

değilsen, var git birine âşık ol. Ondan sonra bize gelirsin.” Çünkü mecaz,

insanı hakikate ulaştıran köprüdür. Bu cevabıyla pir efendi, suret

kadehinden âdâbınca içmedikçe, mânâ şarabını tatmanın mümkün

olmadığını duyurmuştur. Ancak mecaz köprüsünü hızla [292/b] geçmek

gerekir. Ve mânâ hakikatinden deryalarca içmek gerekir. Muhabbet

kadehiyle kendinden geçmek lâzımdır.

Nazm

1. Kendi hüsnün vech-i dilberden hüveydâ kıldı aşk

Çeşm-i âşıkdan dönüp anı temâşâ kıldı aşk

2. Gerçi dilber kendidir hem giydi âşık kisvetin

Pes cemâli cilvesin kendi temennâ kıldı aşk

3. Gül yüzüne zülf-i müşkînden selâsil bağlayup

Ehl-i aşkı beste-i zencîr-i sevdâ kıldı aşk

4. Sığmadı arz u semâya hüsn-i aşkın leşkeri

Bu aceb kim sîne-i uşşâkı me’vâ kıldı aşk

5. Nâr u nûr ile ider mahv ism ü resmin âşıkın

Seyr kıl Hakkı bu hoş resmine peydâ kıldı aşk

Günümüz Türkçesiyle

1. Kendi güzelliğini dilberin yüzüne aksettirdi aşk. Dönüp âşığın gözüyle

güzelliği seyretti aşk.

2. Aşk dilberin kendidir; ama âşık kisvesi giydi. Güzelliğin cilvesini yine,

kendi arzuladı aşk.

3. Gül yüzüne misk kokulu zülüflerinden örgüler bağlayıp âşıkları sevda

zincirinin besteleriyle bağladı aşk.

4. Yere göğe sığmazdı, aşk güzelliğinin orduları. Acayiptir, âşıkların

göğsüne sığındı aşk.

5. Âşığın ismini ve resmini ateşle, nûrla yakar. Ey Hakkı! Seyret bu güzel

resmine ki, aşk ortaya koydu.

Aşkın başlangıcı muhabbet, sonu ise vecd ile (manevi) hâllere ermektir.

Vecdin başlangıcı mükâşefe, nihayeti müşâhadedir. Vecd sahibi odur ki

kalbiyle mevcudu müşâhade edip vecdiyle onu söyler. Vecd hâlinde olmak

öyle bir rabbânî kelime ile sahibini konuşturur ki o Allah’ın birliğine dair

sırları ilan eder, beşerî sıfatları gizler ve rahmâniyet hükümlerini icra ederek

gider.

Kıta

1. Câhilin fahrı cem‘-i mâl iledir

Ârifin izzeti kemâl iledir

2. Aşk u şevk ehli vecd ü hâli ister

Ne kemâl ister ü ne mâl ister

3. Aşk derdi ki, merdi ferd eyler

Kendinin gayrin ana derd eyler

Günümüz Türkçesiyle

1. Cahilin övüncü mal toplamaktadır. Ârifin izzeti kemâl iledir.

2. Aşk ve şevk, vecd ve hâl ister; ne kemâl ister, ne de mal ister.

3. Aşk derdi, merdi fert eyler. Kendinden başkasını ona dert eyler.

Vecd, aşk ehlinin gönlünde saklı öyle zor bir sırdır ki onu hiç kimse

bilemez. Vecd, Yüce Allah’ın kulunun sırrını mütalaası sırasında ruhun

huzura erip huşu bulmasıdır. Vecd, Hak’tan gelen öyle bir mânâdır (varid)

ki âşığın kalbini Hakk’a cezb eder. Aşk, istiğrâk ve hayrettir. Vecd ise,

beşeriyeti yok etmektir.

Nazm

1. Bir bülbül-i aşkım ki gülü hârı da bilmem

Yârim bilürüm kendimi ağyârı da bilmem

2. Hayrân olalı aşk-ı cemâline bu aklım

İdrâk nedir fikr ile güftârı da bilmem

3. Dost usbu‘ı beyninde misâl-i kalemim ben

Şi‘ri yazarım defter-i eş‘ârı da bilmem

4. Çün kalb takallübde mukallibledir ancak

İnkâr nedir bilmezem ikrârı da bilmem

5. Her ânda çü bir şânda zuhûr itdi yem-i aşk

Hakkı bu merâtib nedir etvârı da bilmem

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir aşk bülbülüyüm, gülü dikeni bilmem; yârimi kendim bilirim,

başkasını bilmem.

2. Aşkın cemâline hayran olalıberi bu aklım; idrak nedir, fikir ve söz nedir

bilmem.

3. Dostun parmaklarında kalem gibiyim. Şiir yazarım da, şiir defterini

bilmem.

4. Mukallible [75] beraberdir değişen kalbim; inkârın da ikrarın da ne

olduğunu bilmem.

5. Aşk denizi her anda, başka bir şânda zuhûr etti; Hakkı! Makamları

bilmem, oluşları bilmem.

Vecd; aşk ehlini zikrullahın halâveti sarıp kuşatınca şevkin galebesini

ruhun yüklenmekten âciz kalmasıdır. Vecd; öyle bir teklik hâlidir ki

sonunda tek olanı bulur. Vecd; varlık nûrlarında yokluğu bulmaktır. Vecd;

ilâhî dostluk ve huzur nûrlarıdır ki kudsî rüzgârlar o nûrları âşıkların

gönlüne saçar. Onun için vecd ehlinin ruhları tertemiz kokularla

tütsülenmiştir ve gönülleri aydınlıktır; bedenleri naif, işaretleri zariftir,

sözleri kalplere hayat bahşeder, akılları harekete geçirir. Çünkü onların

dediğine herkes rağbet eder ve sözleri herkesin makbulüdür. İşte bu kudsî

sıfatları taşımayanın mizacı bozuk demektir ve o tedaviye muhtaçtır.

Nazm

1. Sa‘âdet ehli katında sa‘âdeti vardır

Anın ki her dü cihândan ferâgati vardır

2. Büyük sa‘âdet odur kim selâmet-i dilden

Tarîk-ı aşka derûnî irâdeti vardır

3. Dahi sa‘âdet-i a‘lâ vü a‘zam oldur kim

Vukûf-ı aşk ile cândan şehâdeti vardır

4. O cân ki âşık-ı sâdıkdır ol çü pervâne

Dil âteşinde anın vecd ü hâleti vardır

5. Hemîşe Hakkı-ı müştâkın ehl-i aşka nihân

Fenâ-yı aşk ile şîrîn hikâyeti vardır

Günümüz Türkçesiyle

1. Saadet ehli katında saadeti vardır. O insan ki iki cihandan el çekmiştir.

2. Büyük saadet şu ki gönül selâmetinden, aşk yoluna gizliden bir isteği

vardır.

3. En yüce, en büyük saadet şudur ki, aşka vukuf ile candan şehâdeti

vardır.

4. O can ki sâdık âşıktır, pervâne gibi; gönül ateşinden vecdi ve hâlleri

vardır.

5. Daima müştâk olan Hakkı’nın aşk ehline, aşk fenasıyla gizli, şirin

hikâyesi vardır.

Kalpteki vecd hâllerinin bereketli semereleri bedende ortaya çıkar. Ruha

ait vecd hâllerinin bereketli semereleri ise sırlarla birlikte gizli kalır. Vecdin

[293/a] en kolayı bile zor ve şiddetlidir. Şiddetli olanı ise gayet şiddetli ve

zor olur. Vecdin keyfiyeti sözle anlatılamayacak derecede engin bir

mânâdır.

Çünkü o, Mevlâ’nın velî kullarının sînelerinde gizlenen sırrıdır. Vecd,

âşığın varlığının gitmesidir. Ne mutlu ona ki, vecd hâlinde duyduğu huzur

ile kendinden geçip gaybûbetinde [76] huzurda hazır bulunur.

Nazm

1. Mukarrer oldu ki cânında bulmuş ehl-i kemâl

Hezâr hüsn ü cemâl ü hezâr câm-ı zülâl

2. İki cihân kederinden halâs ider cânı

Şarâb-ı nâb-ı mahabbetle ke’s-i mâl-â-mâl

3. Hemîşe sâki-i cân ehl-i aşka keşf eyler

Hezâr lutf u melâhat hezâr ganc u delâl

4. Müdâm-ı bezm-i mahabbetde mest olur uşşâk

Cidâlci mest değil mest-i müstakîmü’l-hâl

5. Revân-ı Hakkı [ki] ir[er]se hâlet-i nez‘e

Hem ârzû-yı visâlinle depredir per ü bâl

Günümüz Türkçesiyle

1. Mukarrer oldu ki, kemâl ehlinin rûhunda binlerce güzellik ve tatlı

içecek vardır.

2. Ruhu iki cihan kederinden kurtarır, saf muhabbet şarabıyla lebâleb dolu

kadeh.

3. Can sâkîsi aşk ehline daima lütuf ve melahat, binlerce binlerce naz ve

işve kapısı açar.

4. Âşıklar, muhabbet bezminin şarabıyla daima mest olur. Cidâlci mest

olmaz, hâli istikamet üzere bulunan mest olur.

5. Hakkı’nın ruhu hâlet-i nez‘a gelince, visâl arzusuyla kolu kanadı

depreşir.

Şu cihan, aşk deryasının bir damlasıdır. Gökler, aşk sahrasının basit bir

yeşilliğidir. Aşk meşgalesinden daha güzel bir uğraşı olamaz. Aşk

sevdasından daha çok haz veren bir endişe olamaz. Bir kere aşkın esiri olan,

ondan kurtulmak istemez. Gam ve kederden can verecek hâle gelse, bu hâli

şen şakrak olmakla değişmek istemez. Aşk her ne kadar bazen kavga

çıkarsa da, onun gam ve kederi neşeyle karışık olur. Çünkü gerçek aşkın

baharı olmaz ve şevk kıvılcımları aslâ kurumaz.

Nazm

1. Aşkın demiyle tâz olur ahd-ı hurremi

Eyler gamıyla hurrem ü handân her âdemi

2. Ger eylesek gümân ki bu derdin devâsı yok

Bil sende yoğ imiş bu gamın nîm dirhemi

3. Deryâ-yı feyz-i teşne-i dîdâr teşnedir

Kim zahm olursa buldu o teşrîf-i merhemi

4. Gel gonce misli kalbine sen taşrayı unut

Kendinde müdgam ol ki gönül çekmesin gamı

5. Koy benliğin yoğ ol ki cenânın cinân ola

Çün ihtilât-ı nefs ile buldun cehennemi

6. Bahr-ı derûna sen seni sal kim visâl odur

Ey mâhi-i tapîde ko sâhilde bu nemi

7. Ten hâb-gâhın olmuş uyan Hakkı aşka gel

Yâd olma sen de iste o dîrîne hem-demi

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkın nefesiyle sürûr zamanı hep taze kalır. Aşk, kederiyle bile her

adamı mesrûr eder.

2. Bu derdin devası yok diye şüphe edersen. Bil ki sende bu gamın yarım

dirhemi yoktur.

3. Dîdâra susayanın feyz deryâsı, susuzdur. Bir gün yaralanırsa, onu

derdine merhem bilir.

4. Gonca misali kalbine dön, taşrayı unut. Kendine kapan, gönül gam

çekmesin.

5. Koy benliği, yok ol ki, yüreğin cennet bahçesi olsun; nefsinin

karışıklığı ile ancak, cehennemi bulursun.

6. Deryâlar içine sen seni sal ki visâl odur. Ey çırpınan balık, artık bu

rütûbeti sahilde bırak.

7. Ey Hakkı! Ten uyku evi olmuş, uyan, aşka gel. Yabancı kalma. Sen de

iste, yanına eski yoldaşı.

Aşk ister mecazî olsun, ister hakiki; büyük devlet ve saadet daima o

âşığın yoldaşı olur. Çünkü hakikat, mecaz ile birliktedir ve o hazinenin

açılması, ancak bu anahtarla mümkün olur.

Nazm

1. Ma‘nâ’l-vücud fî suveri’l-kevn kad zaher

Mâ darra sırra vahdetihî kesretü’s-suver

2. Aşkın demi sirâyet ider cümleye müdâm

Ol demle zinde oldu cihân buldu zîb ü fer

3. Aşk oldu gözde nûr u gönülde gam u sürûr

İdrâk-i her basîret odur nûr-ı her basar

4. Hem söyleyüp işiden odur cümleden velî

Ârifdir anı fehm idüp andan alan haber

5. Hakkı çü âlem âyîne-i vech-i aşkdır

Sen hüsn-i aşk-ı pâke bu eşyâda kıl nazar

Günümüz Türkçesiyle

1. Kâinât suretinde, varlığın mânâsı aşikâr oldu. Şekillerin çokluğu,

vahdet sırrına zarar vermedi.

2. Aşkın nefesi her an herkese sirâyet eder, daima. Âlem o nefesle zinde

oldu, zînetlenip parladı.

3. Aşk gözde nûr oldu; gönülde keder ve sevinç. Odur her basîretin idraki,

her gözün nûru odur.

4. Söyleyen, işiten ve herkese dost olan odur. Onu anlayıp, sözlerinden

hisse alan ârif olur.

5. Hakkı! Âlem aşkın yüzüne tutulmuş aynadır. Sen aşk-ı pâkin

güzelliğini bu eşyada gör.

Aşkın makamı gayet yüksektir. Onun esasına bir bozulma gelmez ve

aşksız felekler dönmez; onsuz âlem bu nizamı bulmaz. Aşk âlemi hoş bir

âlemdir. Âşık olan ârif ve kâmil bir insandır. Âşığın özellikleri sözle,

yazıyla tarif edilemez. Aşk eğer kıyamete kadar anlatılacak olsa, yüz

kıyamet geçer de, onun anlatılması bitmez.

Nazm

1. Aşk mahfiyken âşikâr oldu

Cümle ervâh ana şikâr oldu

2. Aşk âsârın eylemiş ızhâr

Fa‘tebir minhu yâ zevi’l-ebsâr

3. Aşk bünyâd-ı her dü âlemdir

Cevher-i asl-ı rûh-ı âdemdir [293/b]

4. Aşkdır belki mebde-i eşyâ

Cümle nûrından oldular peydâ

5. Aşk bennâ-yı çarh-ı a‘zamdır

Akl-ı külldür, o rûh-ı ekremdir

6. Aşk ‘arş oldu ferş levh ü kalem

Buldı andan şifâ-yı derd ü elem

7. Aşk cennât-ı hûr u ‘în olmuş

Kevser ü şîr ü engebîn olmuş

8. Aşk çün ‘ayn-ı selsebîl olmuş

Her gönülden ana sebîl olmuş

9. Aşk hurşîd ü mâh-ı tâbândır

Verd ü reyhân u bâğ u bostândır

10. Aşkdır hüsn-i Âdem ü Havvâ

Mak‘ad-ı sıdk u cennet-i me’vâ

11. Aşk makbûl-ı âdem olmuşdur

Kıble-i cümle âlem olmuşdur

12. Aşkdır matlab-ı hafî vü celî

Hem odur kasd-ı her nebî vü veli

13. Aşk mi‘râc-ı enbiyâ olmuş

Hil‘at ü tâc-ı evliyâ olmuş

14. Aşkdır sırr-ı Şiblî vü Hâllâc

Cümle server serine oldur tâc

15. Aşk şehbâz-ı lâ-mekânîdir

Nükte-i sırr-ı kün fe-kânîdir

16. Aşk miftâh-ı her fütûh olmuş

Mûnis-i aklî vü kalb ü rûh olmuş

17. Aşk bî-ayn ü şeyn-i kâf anla

Asl odur aklı sen güzâf anla

18. Aşk ise nûr-ı aklî vü îmândır

Sırr-ı İslâm ü hüsn ü ihsândır

19. Aşk kân-ı ulûm u irfândır

Nûr-ı her çeşm ü cân-ı her cândır

20. Aşk mânend-i erganûn olmuş

Hep ulûm içre zû-fünûn olmuş

21. Aşk üstâd ü pîr-i her fendir

Kalb-i uşşâk ânınla rûşendir

22. Aşk tevhîd-i sâdık olmuşdur

Mûnis-i cân-ı âşık olmuşdur

23. Aşkdır dilde sırr-ı Subhânî

Rahmet ü hubb-ı hâs-ı Yezdânî

24. Aşkdır nûr-ı menba‘-ı envâr

Hem odur sırr-ı ma‘den-i esrâr

25. Aşkdır sırr-ı nefy ü hem isbât

Bahr-ı tevhîd odur kamu âyât

26. Aşk tefsîr-i sırr-ı Kur’ân’dır

Cümle müşkil ânınla âsândır

27. Aşk sîmurg-ı kûh-ı Kâf olmuş

Cümle ma‘nâda mû-şikâf olmuş

28. Aşkı âyîne-i cemâl anla

Sırr-ı esrâr-ı Zü’l-Celâl anla

29. Aşk hacc ü hakîkat oldu zekât

Teşne-dillerde oldur âb-ı hayât

30. Aşkdır lezzet-i sıyâm u namâz

Her dem eyler üzerine nâz u niyâz

31. Aşk kendiyle aşk-bâz olmuş

Kendi hüsnüne pür-niyâz olmuş

32. Aşk ider kendüye su’âl ü itâb

İşidir kendiden yine o cevâb

33. Aşk hem ârif oldu hem ma‘rûf

Kendi hem vâsıf oldu hem mevsûf

34. Aşkdır şâh u tâli‘-i mes‘ûd

Hem Ayâz ile âkıbet Mahmûd

35. Aşk dil tahtı üzre sultândır

Misl-i mûr-ı zeber ol Süleymân’dır

36. Aşk sultânı nâm ü şân bilmez

Oldu âzâde hânumân bilmez [294/a]

37. Aşk bilmez zen ü benîn ü benât

Seyyi’âtı ider kamu hasenât

38. Aşk-ı pâk içre yokdur aslâ ayb

Cümle yeksân ana şehâdet ü gayb

39. Aşk içün kurb u bu‘d yeksândır

Ve hüve’l-ân hem kemâ kândır

40. Aşk ider kalbden çü keşf-i hicâb

Bilmez olur nedir sevâb u ikab

41. Aşk fâsık ider müselmânı

Bahş ider sonra nûr-ı irfânı

42. Aşk dîvâne eyler insânı

Mahv ider gafleti vü nisyânı

43. Aşk her ne gönülde kılsa karâr

Mâsivâ koymaz anda cümle yakar

44. Aşkdır nâr u nûr-ı tâbende

Merd-i âzâdeyi ider bende

45. Aşk sayyâd-ı murg-ı insândır

Câmi‘-i şeml-i her-perîşândır

46. Aşk her kime kim inâyet ider

Cümle halde anı himâyet ider

47. Aşk her kimse âşinâlık ider

Zât-ı ma‘şûka reh-nümânlık ider

48. Aşk gözden gönülde pinhândır

Dâ’imâ cân içinde ol cândır

49. Aşk dil halvetinde cânândır

Bilmeyen halk içinde cûyândır

50. Aşk mihrâb-ı cân u dildir hem

Kıble-i cism-i âb u gildir hem

51. Aşk hem nûş-ı cân olur hem nîş

Hem-dem oldur kamuya merhem ü rîş

52. Aşk cânın tabîb-i hâzıkıdır

Gâh ma‘şûk u gâh âşıkıdır

53. Aşk dil hücresindedir çü mukîm

Kim ki âşıkdır ana yokdur bîm

54. Aşkdır zevk-i cân ü lezzet-i şevk

Kim ki âşık degil o bulmadı zevk

55. Aşk bî-şerh ü bî-beyân olmuş

Vâsıf-ı aşk bî-lisân olmuş

56. Aşk bâkî-yi lâ-yezâl olmuş

Cümle evsâfı ber-kemâl olmuş

57. Aşk vasf-ı Vedûd-ı bî-çûndur

Add ü hadden şu’ûnu bîrûndur

58. Aşk içün sad hezâr nâm olmuş

Cümle eşyâda hâs u âm olmuş

59. Aşk hem evvel oldu hem âhir

Cümleden bâtın oldu hem zâhir

60. Aşkdır asl u fer‘-i cûd-ı vücûd

Aşkdan oldu küllü şey mevcûd

61. Aşkdır aşk cümle bi’t-tahkîk

Hakkı hakdır bu sözler it tasdîk

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşk gizliyken âşikâr oldu. Bütün ruhlar ona av oldu.

2. Aşk, eserlerini ortaya döktü. Ey basîret sahibi, bundan ibret al.

3. Aşk, iki âlemin de harcıdır. İnsan ruhunun asıl cevheridir.

4. Aşk, belki eşyanın başlangıcıdır. Varlıklar onun nûruyla göründüler.

5. Aşk, en büyük feleği bina edendir. Küllî akıldır, mükerrem ruhtur.

6. Aşk arş ve ferş oldu, levh oldu, kalem oldu. Dert ve elem ondan şifâ

buldu.

7. Aşk, güzel gözlü hurilerin cenneti olmuş. Kevser şarabı, cennet sütü ve

bal olmuş.

8. Aşk, sırf selsebil pınarı olmuş. Her gönülden ona giden yol olmuş.

9. Aşk parlayan güneştir, aydır. Güldür, reyhandır, bağdır, bahçedir.

10. Güzelliği aşktır Âdem ile Havva’nın. Doğruluk makamında, Cennet-i

Me’vâ’nın.

11. Aşk, Âdem’in makbûlu olmuştur. Cümle âlemin kıblegâhı olmuştur.

12. Gizli açık, istenen her şey aşktır. Nebîlerle velilerin, istediği odur.

13. Aşk, nebîlerin mîrâcı olmuş. Evliyânın hırkası, tâcı olmuş.

14. Şiblî ile Hâllâc’ın sırları aşktır. O ki bütün reislerin başına taçtır.

15. Aşk, mekânı olmayan bir şahindir. Ol deyince oluvermenin sırrıdır. [77]

16. Aşk, her hayırlı açılışın anahtarı olmuş. Aklın, kalbin ve ruhun en

yakın dostu olmuş.

17. Aşkı “ayın, şın ve kaf”sız anla. Asıl odur; aklı sen mânâsız söz (güzâf)

anla.

18. Aklın ve imanın nûru aşktır. İslâm’ın sırrı, ihsanın güzelliğidir.

19. Aşk ilim ve irfân kaynağıdır. Her gözde nûr, her bedende candır.

20. Aşk sanki bir Ergonon [78] olmuş. Bütün ilim dallarını kuşatmış.

21. Aşk her ilmin üstâdı ve piridir. Âşığın gözü gönlü onunla aydınlanır.

22. Aşk sâdıkların tevhidi olmuştur. Âşığın her dem, can dostu olmuştur.

23. Aşktır gönülde, Subhân’ın sırrı. Yezdân’ın hususî muhabbeti ve

rahmeti.

24. Aşktır bütün nûrların kaynağı. Sırlar deryasının kaynağı odur.

25. Nefy ü isbatın [79] sırrı aşktır. Bütün âyetlerin tevhid deryası odur.

26. Kur’ân tefsirinin sırrı aşktır. Her müşkilat onunla kolaydır.

27. Kaf Dağı’nın Anka Kuşu aşk olmuş. O ki bütün gizli mânâları

bilirmiş.

28. Aşkı, cemâl aynası gibi anla. İlâhî sırların sırrı gibi anla.

29. Aşk hacdır, hakikatlerse zekât. Susamış gönüllerde odur âb-ı hayât.

30. Aşktır lezzeti, oruçla namazın. Her dem üzerine naz ve niyâz edilir.

31. Aşk kendisiyle oynar olmuş. Kendi güzelliğine yalvarır olmuş.

32. Aşk kendini sorgular ve azarlar. Kendinden işitir, kendi cevaplar.

33. Aşk hem ârif oldu, hem maruf. Hem vasfeden oldu, hem vasfedilen.

34. Aşk pâdişâhtır, kutlu talihtir. O hem Ayaz’dır hem Mahmûd. [80]

35. Aşk, gönül tahtına kurulu sultandır. Hem karıncadır o, hem

Süleyman’dır.

36. Aşk; sultanı, şânı, şöhreti tanımaz. Her bağdan kurtulmuştur, hânümân

bilmez.

37. Kızlar, oğullar ve kadınlar gerçek aşkı bilmez. Hâlbuki o, bütün

kötülükleri iyiliğe çevirir.

38. Aşk-ı pâk içre kusur ayıp olmaz. Şehâdet ve gayb âlemleri onda birdir.

39. Aşka için uzakla yakın aynıdır. O hem şimdiki, hem eskisi gibidir.

40. Aşk gönülden perdeleri kaldırır da, sevap günah nedir bilmez olur.

41. Aşk Müslüman’ı fâsık eder. Sonra irfân nûrunu bahşeder.

42. Aşk dîvâne eder insanı, unutmayı ve gafleti mahv eder.

43. Aşk hangi gönülde karar kılarsa. Mâsivâyı komaz onda, büsbütün

yakar.

44. Aşktır her parlayan ateş ve nûr. Onun derdiyle efendi, köle olur.

45. Aşk, insanı avlayan kurnaz avcıdır. Her perişanın (kendinde) halini

düzelttiği toplayıcıdır.

46. Aşk her kime yardım ederse, her hâlükârda onu himâye eder.

47. Her kime de aşk, âşinâlık ederse, sevgiliye doğru ona, rehberlik eder.

48. Gönüldeki aşk, gözden gizlidir. O her zaman, can içinde cânândır.

49. Aşk, gönül meclisinde sevgilidir. Bilmeyenler onu halk içinde sanır.

50. Aşk, can ve gönül mihrabıdır hem. Suyla çamurdan oluşan cismin

kıblesidir hem.

51. Hem canın tatlı balı, hem akrebin kıskacı. Hem herkesin merhemi,

hem kanayan yarasıdır.

52. Aşk ruhun hâzık hekimidir. Bazen maşuku, bazen âşığıdır onun.

53. Aşk, gönül hücresinde oturur. Âşık olan kişiye korku ve hüzün yoktur.

54. Aşktır ruhun zevki, şevkin lezzeti. Kim âşık değilse o zevki

bulmamıştır.

55. Aşk şerhsiz ve açıklamasız olmuş. Aşkı anlatan kişi aslında dilsiz

olmuş.

56. Aşk tükenmeyen sonsuzluk olmuş ve onun bütün sıfatları mükemmel

olmuştur.

57. Aşk, Vedûd olan Eşsiz Sevgili’yi vasfeder ki, O’nun yaratması hadsiz

hesapsızdır.

58. Aşkın yüz binlerce güzel ismi var. Havasta, avâmda; bütün eşyada o

var.

59. Aşk, hem evvel oldu hem de âhir. Herkesten gizli oldu, hem de zâhir.

60. Varlığın temeli ve aslı aşktır. Her şey aşktan mevcûd olmuştur.

61. Aslında her şey hakikaten aşktır. Hakkı! Bu sözler doğrudur, sen de

tasdik et.