DÖRDÜNCÜ BÂB · İKİNCİ FASIL · Yirmi Üçüncü Madde
Yirmi Üçüncü Madde
Mevlâ aşkının mecazını ve hakikatini, özünü, mahiyetini, vecd ve
hâllerini bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Aşk derdinden
habersiz bir gönül, gönül değildir. Gönül derdini çekmeyen bir beden, su ile
kilden ibarettir. Çünkü aşka esir olan, her gamdan kurtulur. Onun derdine
alışan, her zaman dilşâd olur.
Cihan aşk kavgasıyla doludur. Aşk ateşiyle feleğin başı dönmüştür. Aşk
şarabı insanı hararetle mest eder. Ondan başkası bulanıklık ve bencillik
verir. Aşk ile âşık tazelik bulur ve ona nisbetle hayırla anılır. Nitekim
Mecnûn ve Leylâ bu şaraptan haz almışlar ve onun için bu âlemde güzel
birer ad bırakmışlardır. Bu güne kadar cihana yüz binlerce âkil insan gelmiş
ve bilgin olarak bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Ancak hepsi aşktan
habersiz olarak gitmişlerdir.
Nazm
1. Aşk-ı derd ile derûnum doludır ma‘mûrum
Zevk-i hamr ile dil ü cân hoş olur mesrûrum
2. Aşk ile olsam olur her dil ü cân içre yerim
Akla yâr olsam o dem cümle gönülden dûrım
3. Aşk sultân-ı cihân imiş ana kul olurum
Tâ-be-key vesvese-i akl ile ben mağrûrum
4. Aşkdır cevher-i cân cümleye oldur cânân
Niçün ol mâder-ı müşfikden ırağ u dûrım
5. Mahv-ı aşk oldu kamu nâm u nişânım Hakkı
Gayr nisbetleri koy aşk ile ben meşhûrum
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk derdiyle içim dışım dolu mamurum, şarabın zevkiyle gönlüm
hoştur, mesrûrum.
2. Aşk ile olursam, her gönülde olur yerim. Akla yâr olursam, her
gönülden uzak olurum.
3. Aşk cihanın sultanıymış, ona kul olurum. Aklın vesvesesiyle yoksa,
gururlanıp dururum.
4. Canın cevheri aşktır, cümlenin dostu odur. O şefkatli anadan niçin uzak
olurum?
5. Hakkı! Aşkta yok oldu ünüm, şöhretim. Başka nisbetleri bırak, aşkla
ben meşhurum.
Gerçi âlemde binlerce kâr ve kazançla meşgul olursun. Ancak sen
kendinden aşk ile kurtulabilirsin. Aşktan yüz çevirme; mecazî bile olsa
ondan mahrum kalma.
Çünkü mecazî aşk, hakîki olana kapı açar. Nitekim okumaya da önce
levha üzerinde “elifbâ”yı okumakla başlarsın. Bunu öğrendikten sonradır ki
Kur’ân dersi alabilirsin.
Bir mürîd, Allah için bir mürşide gitmiş; muhabbet yolunda onu kendisine
dayanak etmek istemişti. Aşk yolunun mürşidi ona dedi ki: “Eğer âşık
değilsen, var git birine âşık ol. Ondan sonra bize gelirsin.” Çünkü mecaz,
insanı hakikate ulaştıran köprüdür. Bu cevabıyla pir efendi, suret
kadehinden âdâbınca içmedikçe, mânâ şarabını tatmanın mümkün
olmadığını duyurmuştur. Ancak mecaz köprüsünü hızla [292/b] geçmek
gerekir. Ve mânâ hakikatinden deryalarca içmek gerekir. Muhabbet
kadehiyle kendinden geçmek lâzımdır.
Nazm
1. Kendi hüsnün vech-i dilberden hüveydâ kıldı aşk
Çeşm-i âşıkdan dönüp anı temâşâ kıldı aşk
2. Gerçi dilber kendidir hem giydi âşık kisvetin
Pes cemâli cilvesin kendi temennâ kıldı aşk
3. Gül yüzüne zülf-i müşkînden selâsil bağlayup
Ehl-i aşkı beste-i zencîr-i sevdâ kıldı aşk
4. Sığmadı arz u semâya hüsn-i aşkın leşkeri
Bu aceb kim sîne-i uşşâkı me’vâ kıldı aşk
5. Nâr u nûr ile ider mahv ism ü resmin âşıkın
Seyr kıl Hakkı bu hoş resmine peydâ kıldı aşk
Günümüz Türkçesiyle
1. Kendi güzelliğini dilberin yüzüne aksettirdi aşk. Dönüp âşığın gözüyle
güzelliği seyretti aşk.
2. Aşk dilberin kendidir; ama âşık kisvesi giydi. Güzelliğin cilvesini yine,
kendi arzuladı aşk.
3. Gül yüzüne misk kokulu zülüflerinden örgüler bağlayıp âşıkları sevda
zincirinin besteleriyle bağladı aşk.
4. Yere göğe sığmazdı, aşk güzelliğinin orduları. Acayiptir, âşıkların
göğsüne sığındı aşk.
5. Âşığın ismini ve resmini ateşle, nûrla yakar. Ey Hakkı! Seyret bu güzel
resmine ki, aşk ortaya koydu.
Aşkın başlangıcı muhabbet, sonu ise vecd ile (manevi) hâllere ermektir.
Vecdin başlangıcı mükâşefe, nihayeti müşâhadedir. Vecd sahibi odur ki
kalbiyle mevcudu müşâhade edip vecdiyle onu söyler. Vecd hâlinde olmak
öyle bir rabbânî kelime ile sahibini konuşturur ki o Allah’ın birliğine dair
sırları ilan eder, beşerî sıfatları gizler ve rahmâniyet hükümlerini icra ederek
gider.
Kıta
1. Câhilin fahrı cem‘-i mâl iledir
Ârifin izzeti kemâl iledir
2. Aşk u şevk ehli vecd ü hâli ister
Ne kemâl ister ü ne mâl ister
3. Aşk derdi ki, merdi ferd eyler
Kendinin gayrin ana derd eyler
Günümüz Türkçesiyle
1. Cahilin övüncü mal toplamaktadır. Ârifin izzeti kemâl iledir.
2. Aşk ve şevk, vecd ve hâl ister; ne kemâl ister, ne de mal ister.
3. Aşk derdi, merdi fert eyler. Kendinden başkasını ona dert eyler.
Vecd, aşk ehlinin gönlünde saklı öyle zor bir sırdır ki onu hiç kimse
bilemez. Vecd, Yüce Allah’ın kulunun sırrını mütalaası sırasında ruhun
huzura erip huşu bulmasıdır. Vecd, Hak’tan gelen öyle bir mânâdır (varid)
ki âşığın kalbini Hakk’a cezb eder. Aşk, istiğrâk ve hayrettir. Vecd ise,
beşeriyeti yok etmektir.
Nazm
1. Bir bülbül-i aşkım ki gülü hârı da bilmem
Yârim bilürüm kendimi ağyârı da bilmem
2. Hayrân olalı aşk-ı cemâline bu aklım
İdrâk nedir fikr ile güftârı da bilmem
3. Dost usbu‘ı beyninde misâl-i kalemim ben
Şi‘ri yazarım defter-i eş‘ârı da bilmem
4. Çün kalb takallübde mukallibledir ancak
İnkâr nedir bilmezem ikrârı da bilmem
5. Her ânda çü bir şânda zuhûr itdi yem-i aşk
Hakkı bu merâtib nedir etvârı da bilmem
Günümüz Türkçesiyle
1. Bir aşk bülbülüyüm, gülü dikeni bilmem; yârimi kendim bilirim,
başkasını bilmem.
2. Aşkın cemâline hayran olalıberi bu aklım; idrak nedir, fikir ve söz nedir
bilmem.
3. Dostun parmaklarında kalem gibiyim. Şiir yazarım da, şiir defterini
bilmem.
4. Mukallible [75] beraberdir değişen kalbim; inkârın da ikrarın da ne
olduğunu bilmem.
5. Aşk denizi her anda, başka bir şânda zuhûr etti; Hakkı! Makamları
bilmem, oluşları bilmem.
Vecd; aşk ehlini zikrullahın halâveti sarıp kuşatınca şevkin galebesini
ruhun yüklenmekten âciz kalmasıdır. Vecd; öyle bir teklik hâlidir ki
sonunda tek olanı bulur. Vecd; varlık nûrlarında yokluğu bulmaktır. Vecd;
ilâhî dostluk ve huzur nûrlarıdır ki kudsî rüzgârlar o nûrları âşıkların
gönlüne saçar. Onun için vecd ehlinin ruhları tertemiz kokularla
tütsülenmiştir ve gönülleri aydınlıktır; bedenleri naif, işaretleri zariftir,
sözleri kalplere hayat bahşeder, akılları harekete geçirir. Çünkü onların
dediğine herkes rağbet eder ve sözleri herkesin makbulüdür. İşte bu kudsî
sıfatları taşımayanın mizacı bozuk demektir ve o tedaviye muhtaçtır.
Nazm
1. Sa‘âdet ehli katında sa‘âdeti vardır
Anın ki her dü cihândan ferâgati vardır
2. Büyük sa‘âdet odur kim selâmet-i dilden
Tarîk-ı aşka derûnî irâdeti vardır
3. Dahi sa‘âdet-i a‘lâ vü a‘zam oldur kim
Vukûf-ı aşk ile cândan şehâdeti vardır
4. O cân ki âşık-ı sâdıkdır ol çü pervâne
Dil âteşinde anın vecd ü hâleti vardır
5. Hemîşe Hakkı-ı müştâkın ehl-i aşka nihân
Fenâ-yı aşk ile şîrîn hikâyeti vardır
Günümüz Türkçesiyle
1. Saadet ehli katında saadeti vardır. O insan ki iki cihandan el çekmiştir.
2. Büyük saadet şu ki gönül selâmetinden, aşk yoluna gizliden bir isteği
vardır.
3. En yüce, en büyük saadet şudur ki, aşka vukuf ile candan şehâdeti
vardır.
4. O can ki sâdık âşıktır, pervâne gibi; gönül ateşinden vecdi ve hâlleri
vardır.
5. Daima müştâk olan Hakkı’nın aşk ehline, aşk fenasıyla gizli, şirin
hikâyesi vardır.
Kalpteki vecd hâllerinin bereketli semereleri bedende ortaya çıkar. Ruha
ait vecd hâllerinin bereketli semereleri ise sırlarla birlikte gizli kalır. Vecdin
[293/a] en kolayı bile zor ve şiddetlidir. Şiddetli olanı ise gayet şiddetli ve
zor olur. Vecdin keyfiyeti sözle anlatılamayacak derecede engin bir
mânâdır.
Çünkü o, Mevlâ’nın velî kullarının sînelerinde gizlenen sırrıdır. Vecd,
âşığın varlığının gitmesidir. Ne mutlu ona ki, vecd hâlinde duyduğu huzur
ile kendinden geçip gaybûbetinde [76] huzurda hazır bulunur.
Nazm
1. Mukarrer oldu ki cânında bulmuş ehl-i kemâl
Hezâr hüsn ü cemâl ü hezâr câm-ı zülâl
2. İki cihân kederinden halâs ider cânı
Şarâb-ı nâb-ı mahabbetle ke’s-i mâl-â-mâl
3. Hemîşe sâki-i cân ehl-i aşka keşf eyler
Hezâr lutf u melâhat hezâr ganc u delâl
4. Müdâm-ı bezm-i mahabbetde mest olur uşşâk
Cidâlci mest değil mest-i müstakîmü’l-hâl
5. Revân-ı Hakkı [ki] ir[er]se hâlet-i nez‘e
Hem ârzû-yı visâlinle depredir per ü bâl
Günümüz Türkçesiyle
1. Mukarrer oldu ki, kemâl ehlinin rûhunda binlerce güzellik ve tatlı
içecek vardır.
2. Ruhu iki cihan kederinden kurtarır, saf muhabbet şarabıyla lebâleb dolu
kadeh.
3. Can sâkîsi aşk ehline daima lütuf ve melahat, binlerce binlerce naz ve
işve kapısı açar.
4. Âşıklar, muhabbet bezminin şarabıyla daima mest olur. Cidâlci mest
olmaz, hâli istikamet üzere bulunan mest olur.
5. Hakkı’nın ruhu hâlet-i nez‘a gelince, visâl arzusuyla kolu kanadı
depreşir.
Şu cihan, aşk deryasının bir damlasıdır. Gökler, aşk sahrasının basit bir
yeşilliğidir. Aşk meşgalesinden daha güzel bir uğraşı olamaz. Aşk
sevdasından daha çok haz veren bir endişe olamaz. Bir kere aşkın esiri olan,
ondan kurtulmak istemez. Gam ve kederden can verecek hâle gelse, bu hâli
şen şakrak olmakla değişmek istemez. Aşk her ne kadar bazen kavga
çıkarsa da, onun gam ve kederi neşeyle karışık olur. Çünkü gerçek aşkın
baharı olmaz ve şevk kıvılcımları aslâ kurumaz.
Nazm
1. Aşkın demiyle tâz olur ahd-ı hurremi
Eyler gamıyla hurrem ü handân her âdemi
2. Ger eylesek gümân ki bu derdin devâsı yok
Bil sende yoğ imiş bu gamın nîm dirhemi
3. Deryâ-yı feyz-i teşne-i dîdâr teşnedir
Kim zahm olursa buldu o teşrîf-i merhemi
4. Gel gonce misli kalbine sen taşrayı unut
Kendinde müdgam ol ki gönül çekmesin gamı
5. Koy benliğin yoğ ol ki cenânın cinân ola
Çün ihtilât-ı nefs ile buldun cehennemi
6. Bahr-ı derûna sen seni sal kim visâl odur
Ey mâhi-i tapîde ko sâhilde bu nemi
7. Ten hâb-gâhın olmuş uyan Hakkı aşka gel
Yâd olma sen de iste o dîrîne hem-demi
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkın nefesiyle sürûr zamanı hep taze kalır. Aşk, kederiyle bile her
adamı mesrûr eder.
2. Bu derdin devası yok diye şüphe edersen. Bil ki sende bu gamın yarım
dirhemi yoktur.
3. Dîdâra susayanın feyz deryâsı, susuzdur. Bir gün yaralanırsa, onu
derdine merhem bilir.
4. Gonca misali kalbine dön, taşrayı unut. Kendine kapan, gönül gam
çekmesin.
5. Koy benliği, yok ol ki, yüreğin cennet bahçesi olsun; nefsinin
karışıklığı ile ancak, cehennemi bulursun.
6. Deryâlar içine sen seni sal ki visâl odur. Ey çırpınan balık, artık bu
rütûbeti sahilde bırak.
7. Ey Hakkı! Ten uyku evi olmuş, uyan, aşka gel. Yabancı kalma. Sen de
iste, yanına eski yoldaşı.
Aşk ister mecazî olsun, ister hakiki; büyük devlet ve saadet daima o
âşığın yoldaşı olur. Çünkü hakikat, mecaz ile birliktedir ve o hazinenin
açılması, ancak bu anahtarla mümkün olur.
Nazm
1. Ma‘nâ’l-vücud fî suveri’l-kevn kad zaher
Mâ darra sırra vahdetihî kesretü’s-suver
2. Aşkın demi sirâyet ider cümleye müdâm
Ol demle zinde oldu cihân buldu zîb ü fer
3. Aşk oldu gözde nûr u gönülde gam u sürûr
İdrâk-i her basîret odur nûr-ı her basar
4. Hem söyleyüp işiden odur cümleden velî
Ârifdir anı fehm idüp andan alan haber
5. Hakkı çü âlem âyîne-i vech-i aşkdır
Sen hüsn-i aşk-ı pâke bu eşyâda kıl nazar
Günümüz Türkçesiyle
1. Kâinât suretinde, varlığın mânâsı aşikâr oldu. Şekillerin çokluğu,
vahdet sırrına zarar vermedi.
2. Aşkın nefesi her an herkese sirâyet eder, daima. Âlem o nefesle zinde
oldu, zînetlenip parladı.
3. Aşk gözde nûr oldu; gönülde keder ve sevinç. Odur her basîretin idraki,
her gözün nûru odur.
4. Söyleyen, işiten ve herkese dost olan odur. Onu anlayıp, sözlerinden
hisse alan ârif olur.
5. Hakkı! Âlem aşkın yüzüne tutulmuş aynadır. Sen aşk-ı pâkin
güzelliğini bu eşyada gör.
Aşkın makamı gayet yüksektir. Onun esasına bir bozulma gelmez ve
aşksız felekler dönmez; onsuz âlem bu nizamı bulmaz. Aşk âlemi hoş bir
âlemdir. Âşık olan ârif ve kâmil bir insandır. Âşığın özellikleri sözle,
yazıyla tarif edilemez. Aşk eğer kıyamete kadar anlatılacak olsa, yüz
kıyamet geçer de, onun anlatılması bitmez.
Nazm
1. Aşk mahfiyken âşikâr oldu
Cümle ervâh ana şikâr oldu
2. Aşk âsârın eylemiş ızhâr
Fa‘tebir minhu yâ zevi’l-ebsâr
3. Aşk bünyâd-ı her dü âlemdir
Cevher-i asl-ı rûh-ı âdemdir [293/b]
4. Aşkdır belki mebde-i eşyâ
Cümle nûrından oldular peydâ
5. Aşk bennâ-yı çarh-ı a‘zamdır
Akl-ı külldür, o rûh-ı ekremdir
6. Aşk ‘arş oldu ferş levh ü kalem
Buldı andan şifâ-yı derd ü elem
7. Aşk cennât-ı hûr u ‘în olmuş
Kevser ü şîr ü engebîn olmuş
8. Aşk çün ‘ayn-ı selsebîl olmuş
Her gönülden ana sebîl olmuş
9. Aşk hurşîd ü mâh-ı tâbândır
Verd ü reyhân u bâğ u bostândır
10. Aşkdır hüsn-i Âdem ü Havvâ
Mak‘ad-ı sıdk u cennet-i me’vâ
11. Aşk makbûl-ı âdem olmuşdur
Kıble-i cümle âlem olmuşdur
12. Aşkdır matlab-ı hafî vü celî
Hem odur kasd-ı her nebî vü veli
13. Aşk mi‘râc-ı enbiyâ olmuş
Hil‘at ü tâc-ı evliyâ olmuş
14. Aşkdır sırr-ı Şiblî vü Hâllâc
Cümle server serine oldur tâc
15. Aşk şehbâz-ı lâ-mekânîdir
Nükte-i sırr-ı kün fe-kânîdir
16. Aşk miftâh-ı her fütûh olmuş
Mûnis-i aklî vü kalb ü rûh olmuş
17. Aşk bî-ayn ü şeyn-i kâf anla
Asl odur aklı sen güzâf anla
18. Aşk ise nûr-ı aklî vü îmândır
Sırr-ı İslâm ü hüsn ü ihsândır
19. Aşk kân-ı ulûm u irfândır
Nûr-ı her çeşm ü cân-ı her cândır
20. Aşk mânend-i erganûn olmuş
Hep ulûm içre zû-fünûn olmuş
21. Aşk üstâd ü pîr-i her fendir
Kalb-i uşşâk ânınla rûşendir
22. Aşk tevhîd-i sâdık olmuşdur
Mûnis-i cân-ı âşık olmuşdur
23. Aşkdır dilde sırr-ı Subhânî
Rahmet ü hubb-ı hâs-ı Yezdânî
24. Aşkdır nûr-ı menba‘-ı envâr
Hem odur sırr-ı ma‘den-i esrâr
25. Aşkdır sırr-ı nefy ü hem isbât
Bahr-ı tevhîd odur kamu âyât
26. Aşk tefsîr-i sırr-ı Kur’ân’dır
Cümle müşkil ânınla âsândır
27. Aşk sîmurg-ı kûh-ı Kâf olmuş
Cümle ma‘nâda mû-şikâf olmuş
28. Aşkı âyîne-i cemâl anla
Sırr-ı esrâr-ı Zü’l-Celâl anla
29. Aşk hacc ü hakîkat oldu zekât
Teşne-dillerde oldur âb-ı hayât
30. Aşkdır lezzet-i sıyâm u namâz
Her dem eyler üzerine nâz u niyâz
31. Aşk kendiyle aşk-bâz olmuş
Kendi hüsnüne pür-niyâz olmuş
32. Aşk ider kendüye su’âl ü itâb
İşidir kendiden yine o cevâb
33. Aşk hem ârif oldu hem ma‘rûf
Kendi hem vâsıf oldu hem mevsûf
34. Aşkdır şâh u tâli‘-i mes‘ûd
Hem Ayâz ile âkıbet Mahmûd
35. Aşk dil tahtı üzre sultândır
Misl-i mûr-ı zeber ol Süleymân’dır
36. Aşk sultânı nâm ü şân bilmez
Oldu âzâde hânumân bilmez [294/a]
37. Aşk bilmez zen ü benîn ü benât
Seyyi’âtı ider kamu hasenât
38. Aşk-ı pâk içre yokdur aslâ ayb
Cümle yeksân ana şehâdet ü gayb
39. Aşk içün kurb u bu‘d yeksândır
Ve hüve’l-ân hem kemâ kândır
40. Aşk ider kalbden çü keşf-i hicâb
Bilmez olur nedir sevâb u ikab
41. Aşk fâsık ider müselmânı
Bahş ider sonra nûr-ı irfânı
42. Aşk dîvâne eyler insânı
Mahv ider gafleti vü nisyânı
43. Aşk her ne gönülde kılsa karâr
Mâsivâ koymaz anda cümle yakar
44. Aşkdır nâr u nûr-ı tâbende
Merd-i âzâdeyi ider bende
45. Aşk sayyâd-ı murg-ı insândır
Câmi‘-i şeml-i her-perîşândır
46. Aşk her kime kim inâyet ider
Cümle halde anı himâyet ider
47. Aşk her kimse âşinâlık ider
Zât-ı ma‘şûka reh-nümânlık ider
48. Aşk gözden gönülde pinhândır
Dâ’imâ cân içinde ol cândır
49. Aşk dil halvetinde cânândır
Bilmeyen halk içinde cûyândır
50. Aşk mihrâb-ı cân u dildir hem
Kıble-i cism-i âb u gildir hem
51. Aşk hem nûş-ı cân olur hem nîş
Hem-dem oldur kamuya merhem ü rîş
52. Aşk cânın tabîb-i hâzıkıdır
Gâh ma‘şûk u gâh âşıkıdır
53. Aşk dil hücresindedir çü mukîm
Kim ki âşıkdır ana yokdur bîm
54. Aşkdır zevk-i cân ü lezzet-i şevk
Kim ki âşık degil o bulmadı zevk
55. Aşk bî-şerh ü bî-beyân olmuş
Vâsıf-ı aşk bî-lisân olmuş
56. Aşk bâkî-yi lâ-yezâl olmuş
Cümle evsâfı ber-kemâl olmuş
57. Aşk vasf-ı Vedûd-ı bî-çûndur
Add ü hadden şu’ûnu bîrûndur
58. Aşk içün sad hezâr nâm olmuş
Cümle eşyâda hâs u âm olmuş
59. Aşk hem evvel oldu hem âhir
Cümleden bâtın oldu hem zâhir
60. Aşkdır asl u fer‘-i cûd-ı vücûd
Aşkdan oldu küllü şey mevcûd
61. Aşkdır aşk cümle bi’t-tahkîk
Hakkı hakdır bu sözler it tasdîk
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşk gizliyken âşikâr oldu. Bütün ruhlar ona av oldu.
2. Aşk, eserlerini ortaya döktü. Ey basîret sahibi, bundan ibret al.
3. Aşk, iki âlemin de harcıdır. İnsan ruhunun asıl cevheridir.
4. Aşk, belki eşyanın başlangıcıdır. Varlıklar onun nûruyla göründüler.
5. Aşk, en büyük feleği bina edendir. Küllî akıldır, mükerrem ruhtur.
6. Aşk arş ve ferş oldu, levh oldu, kalem oldu. Dert ve elem ondan şifâ
buldu.
7. Aşk, güzel gözlü hurilerin cenneti olmuş. Kevser şarabı, cennet sütü ve
bal olmuş.
8. Aşk, sırf selsebil pınarı olmuş. Her gönülden ona giden yol olmuş.
9. Aşk parlayan güneştir, aydır. Güldür, reyhandır, bağdır, bahçedir.
10. Güzelliği aşktır Âdem ile Havva’nın. Doğruluk makamında, Cennet-i
Me’vâ’nın.
11. Aşk, Âdem’in makbûlu olmuştur. Cümle âlemin kıblegâhı olmuştur.
12. Gizli açık, istenen her şey aşktır. Nebîlerle velilerin, istediği odur.
13. Aşk, nebîlerin mîrâcı olmuş. Evliyânın hırkası, tâcı olmuş.
14. Şiblî ile Hâllâc’ın sırları aşktır. O ki bütün reislerin başına taçtır.
15. Aşk, mekânı olmayan bir şahindir. Ol deyince oluvermenin sırrıdır. [77]
16. Aşk, her hayırlı açılışın anahtarı olmuş. Aklın, kalbin ve ruhun en
yakın dostu olmuş.
17. Aşkı “ayın, şın ve kaf”sız anla. Asıl odur; aklı sen mânâsız söz (güzâf)
anla.
18. Aklın ve imanın nûru aşktır. İslâm’ın sırrı, ihsanın güzelliğidir.
19. Aşk ilim ve irfân kaynağıdır. Her gözde nûr, her bedende candır.
20. Aşk sanki bir Ergonon [78] olmuş. Bütün ilim dallarını kuşatmış.
21. Aşk her ilmin üstâdı ve piridir. Âşığın gözü gönlü onunla aydınlanır.
22. Aşk sâdıkların tevhidi olmuştur. Âşığın her dem, can dostu olmuştur.
23. Aşktır gönülde, Subhân’ın sırrı. Yezdân’ın hususî muhabbeti ve
rahmeti.
24. Aşktır bütün nûrların kaynağı. Sırlar deryasının kaynağı odur.
25. Nefy ü isbatın [79] sırrı aşktır. Bütün âyetlerin tevhid deryası odur.
26. Kur’ân tefsirinin sırrı aşktır. Her müşkilat onunla kolaydır.
27. Kaf Dağı’nın Anka Kuşu aşk olmuş. O ki bütün gizli mânâları
bilirmiş.
28. Aşkı, cemâl aynası gibi anla. İlâhî sırların sırrı gibi anla.
29. Aşk hacdır, hakikatlerse zekât. Susamış gönüllerde odur âb-ı hayât.
30. Aşktır lezzeti, oruçla namazın. Her dem üzerine naz ve niyâz edilir.
31. Aşk kendisiyle oynar olmuş. Kendi güzelliğine yalvarır olmuş.
32. Aşk kendini sorgular ve azarlar. Kendinden işitir, kendi cevaplar.
33. Aşk hem ârif oldu, hem maruf. Hem vasfeden oldu, hem vasfedilen.
34. Aşk pâdişâhtır, kutlu talihtir. O hem Ayaz’dır hem Mahmûd. [80]
35. Aşk, gönül tahtına kurulu sultandır. Hem karıncadır o, hem
Süleyman’dır.
36. Aşk; sultanı, şânı, şöhreti tanımaz. Her bağdan kurtulmuştur, hânümân
bilmez.
37. Kızlar, oğullar ve kadınlar gerçek aşkı bilmez. Hâlbuki o, bütün
kötülükleri iyiliğe çevirir.
38. Aşk-ı pâk içre kusur ayıp olmaz. Şehâdet ve gayb âlemleri onda birdir.
39. Aşka için uzakla yakın aynıdır. O hem şimdiki, hem eskisi gibidir.
40. Aşk gönülden perdeleri kaldırır da, sevap günah nedir bilmez olur.
41. Aşk Müslüman’ı fâsık eder. Sonra irfân nûrunu bahşeder.
42. Aşk dîvâne eder insanı, unutmayı ve gafleti mahv eder.
43. Aşk hangi gönülde karar kılarsa. Mâsivâyı komaz onda, büsbütün
yakar.
44. Aşktır her parlayan ateş ve nûr. Onun derdiyle efendi, köle olur.
45. Aşk, insanı avlayan kurnaz avcıdır. Her perişanın (kendinde) halini
düzelttiği toplayıcıdır.
46. Aşk her kime yardım ederse, her hâlükârda onu himâye eder.
47. Her kime de aşk, âşinâlık ederse, sevgiliye doğru ona, rehberlik eder.
48. Gönüldeki aşk, gözden gizlidir. O her zaman, can içinde cânândır.
49. Aşk, gönül meclisinde sevgilidir. Bilmeyenler onu halk içinde sanır.
50. Aşk, can ve gönül mihrabıdır hem. Suyla çamurdan oluşan cismin
kıblesidir hem.
51. Hem canın tatlı balı, hem akrebin kıskacı. Hem herkesin merhemi,
hem kanayan yarasıdır.
52. Aşk ruhun hâzık hekimidir. Bazen maşuku, bazen âşığıdır onun.
53. Aşk, gönül hücresinde oturur. Âşık olan kişiye korku ve hüzün yoktur.
54. Aşktır ruhun zevki, şevkin lezzeti. Kim âşık değilse o zevki
bulmamıştır.
55. Aşk şerhsiz ve açıklamasız olmuş. Aşkı anlatan kişi aslında dilsiz
olmuş.
56. Aşk tükenmeyen sonsuzluk olmuş ve onun bütün sıfatları mükemmel
olmuştur.
57. Aşk, Vedûd olan Eşsiz Sevgili’yi vasfeder ki, O’nun yaratması hadsiz
hesapsızdır.
58. Aşkın yüz binlerce güzel ismi var. Havasta, avâmda; bütün eşyada o
var.
59. Aşk, hem evvel oldu hem de âhir. Herkesten gizli oldu, hem de zâhir.
60. Varlığın temeli ve aslı aşktır. Her şey aşktan mevcûd olmuştur.
61. Aslında her şey hakikaten aşktır. Hakkı! Bu sözler doğrudur, sen de
tasdik et.

