ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde
Altıncı Madde
Yukarıda açıklanan dört esası özetle bildirir.
Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak tealanın
senin varlığını devam ettirmen için lâzım olan rızkına kefil olduğunu ve
hakikaten her istediğini nasıl dilerse vermeye kadir olduğunu, senin bütün
ihtiyaçlarını bilmekte ve her hâlini görmekte olduğunu yakinen bilirsen,
Allah’ın va’dinin doğruluğuna ve rızkına kefil olduğu hakikatine güvenip
itimat ederek, sükûnete kavuşursun, kalbin mutmain olur. Bütün sebepleri,
Yaratan’dan ayrı düşünerek boş yere kaygılanıp onları(ın ayrıntısını)
düşünmekten ve onlara bağlanmaktan yüz çevirip rahat edersin. Çünkü
yediğin yemeği ve içtiğin suyu, sana yediren ve içirenin Hak teala olduğunu
bilirsin. Bundan sonra onlardan sana tat ve lezzet verenin, onları kolayca
hazmettirip sana sıhhat verenin, onlardan kuvvet verip faydalarını bedenin
uzuvlarına eriştirenin, onların ağırlık ve zararlarından bedenini koruyup
seni huzura kavuşturanın Hak teala olduğunu tecrübe ile bilirsin.
Hâlbuki Hak teala dilerse, yedirmeden ve içirmeden [263/b] inayetiyle
sana kâfi olup dilerse (bunlarsız) şifâ ve fayda verir. İsterse lezzet ve kuvvet
verir ki bedenin kuvvet ve güç bulur. Çünkü bütün işler Allah tealanın
dilemesi ile meydana gelir. Öyleyse Allah’tan başkasına güvenmemek ve
ancak O’na tevekkül etmek lâzımdır.
Bunun gibi, eğer sen bütün işlerini yerde ve göklerde meydana gelen
bütün işleri çekip çeviren Allah’a bırakırsan, görüşünün yetersiz kalıp
aklının idrak edemeyeceği konuların derdini çekmekten kalbin arınır ve
gönül huzuru içinde olursun. “Acaba, filan iş yarın olur mu, olmaz mı;
olursa nasıl olur?” («Le‘alle» ve «Lev») gibi, ihtimal hesaplarından ve
tereddütlerden kurtulup rahat edersin. Bütün bu işlerin encâmını düşünerek
düzenleme hususunda kalbini boş yere meşgul etmenin, nefsi zorlayıp vakti
boşa harcamak olduğunu bilirsin. Çünkü çoğu kere öyle olur ki aklına
gelmeyen işler bir anda meydana gelir de, önceki tedbir ve düşünceni
Allah’ın hükmü olan kaza ve kader değiştiriverir. Böyle olunca da kıymetli
ömrün boş hayaller ile zayi olup gider.
Beyt
Sebekat mekâdîre illâ lehû ve hukmuhâ
Fe’rhi fu’âdeke min le‘alle ve leyte ve lev
Beyt (in tercümesi)
Allah’ın takdiri elbet, önceden yazılmıştır. Kalbini boşalt; “keşke” ve
“belki”den sıyır.
Ve nefsine dersin ki: “Ey nefsim! Bize gelen, ancak Hak tealanın takdir
ettiğidir. O bizim Mevlâ’mızdır, O bize yeter. O ne güzel vekildir ki bize
inayet eyler. Çünkü O, öyle bir kudret sahibidir ki kudretinin nihayeti
olmaz. Öyle bir hikmet sahibidir ki hikmeti hesaba gelmez. Öyle
merhametlidir ki rahmetinin sonu ve sınırı yoktur. Şu halde bu sıfatlarla
muttasıf olan O pak zata tevekkül ve itimat etmek, en güzel ve en faydalı
şeydir. Tedbir ve tedarik kaygısını terk ederek her işi O’na ısmarlayıp teslim
etmek mutlaka gerekli ve en önemli bir iştir.
İşte bunun gibi, eğer sana bir musibet isabet edip bir kötülük geldiğinde;
nefsine hâkim olup kalbini kontrol altına alabilirsen ağlayıp sızlanmaktan
kurtulup şüphe ve şikâyetten uzak olursun. Hususen belânın ilk geldiği anda
sabırlı davranıp metânet gösterebilirsin. Belânın ilk anında nefsin ağlayıp
sızlanmasına mâni olmak gayet zordur.
Bu durumda nefsine dersin ki: “Bu belâ elbette Allah katından gelen bir
oktur. Tedbir ve hîle ile bunun giderilmesine çare yoktur. Öyleyse buna
katlanıp râzı ol ki Hak tealanın gayb hazinesinde belâlar pek çoktur.
Hâlbuki O’nun bundan büyük belâları defedip kaldırdığını biliyorsun. Bu
musibet, kara bir bulut gibidir ki çok yakında bu kara bulutlar dağılıp güneş
kendini gösterir ve sen muradına erersin. Buna tahammül edip râzı ol ki
karşılığında kurtuluşa ve büyük mükâfâta eresin.»
Nitekim Hak teala Kur’ân-ı Kerim’de: “Allah (size) her zorluklan sonra
bir kolaylık yaratır” (Talak, 65/7) buyurmuş ve güzel bir sabrın
karşılığında büyük ecir olduğunu duyurmuştur. Sen sabır ve tahammül
göster ki, Rabb’inin eşsiz sanatlarından ibretler ve harikulâde şeyler
seyredesin.
Şiir
1- Tevekka‘ sun‘a Rabbike sevfe ye’tî
Bi-mâ tehvâhu men ferecâ karîb
2- Ve lâ-tey’es izâ mâ-nâbe hataba
Fe kem fi’l-ğaybi men acebe acîb
Şiir (in tercümesi)
1-Rabb’in tecellîsini bekle, nasılsa gelecek. Kaçırdığın ferahlık, yakında
yine gelecek.
2-Ulaşamadığın şeyden ümitsiz olma. O’nun gayb hazinesinde niceleri
doğacak.
Bunun gibi, eğer kalbinde kazaya yer verip tatlı ve acısını eş değerde
görebilirsen; mahiyetini ve sırlarını yakinen bilmediğin işlerinde, Allah
senin için neyi takdir ederse onun kendin için en uygunu ve en hayırlısı
olduğunu bilirsin. Allah’tan gelen her şeyde birçok zevk [264/a] ve
lezzetler bulursun ve kendi nefsine şöyle dersin: “Ey nefis, ezelde takdir
edilen şey, vakti geldiğinde elbette ortaya çıkar.»
Ey Allah’ın yaptığına râzı olmayan kimse, bu davranışında ne fayda
bulursun? Sen, “Rab olarak Allah’tan râzı oldum” deyip niçin kazaya rıza
göstermezsin? Meğer sen, kaza ve kaderi takdir etmenin Allah’ın şânından
olduğunu bilmez misin? Şu halde hoşnutsuzluk huyundan vazgeçip Allah’ın
takdirine râzı olmadıkça O’nun rızasına ve muhabbetine kavuşamazsın.
Eğer Hak teala sana bir müddet dünyalık vermeyecek olsa nefsine şöyle
dersin: “Ey nefis, Allah, senin her hâlini senden daha iyi bilir ve sana
herkesten daha fazla ikram eder, herkesten daha merhametlidir. O,
efendilerin de Rabb’idir ve bütün âlemlerin rızkını verendir. Köpeği hasislik
ile kâfiri düşmanlık ile terbiye eden Kerim’in katında, kendini bilen ve
muvahhid olan kulu, bir ekmek parçasına veya bir gümüş paraya değmez
mi? Lâkin şunu yakinen bilmelisin ki Hak teala dünyalığı senden (sebepsiz
yere) hapsetmemiştir. Aksine sen faydalanasın diye dünyayı (senden uzak)
tutmuştur. O halde sıkıntı ve belâlarla (denenmek) iyidir. Çünkü yapıp eden
Allah’tır.
Sen bu anlatılanları(ın inceliğini) sürekli tekrarlayarak tefekkür ve
tezekkür eyledinse (şunu idrak etmiş olmalısın ki) bahsettiğimiz dört esas
tevekkül, tefvîz, sabır ve rızadır. Bunların tamamı ile (manen) güçlü ve
kuvvetli olursun. Yukarıda açıklanan gam, keder ve sıkıntılar gönülden
silinip gider. Böylece ibadetin lezzetini ve huzuru bulursun. Marifet ve
muhabbet devletine erişirsin. Hak teala katında tevekkül, tefvîz, sabır ve
rıza ehli olarak yazılırsın. Dünyada hem bedenin hem ruhun selâmet ve
huzur bulup âhirette Allah’ın takdirine uygun olarak sıddîkler makamına
erişirsin; iki cihan saadetini kendinde bulursun.
Tefvîznâme
1-Hak şerleri hayr eyler
Zann itme ki gayr eyler
Ârif anı seyr eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
2-Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefvîz it ü râhat bul
Sabr eyle vü râzî ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
3-Kalbin ana berk eyle
Tedbîrini terk eyle
Takdîrini derk eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
4-Hallâk-ı rahîm oldur
Rezzâk-ı kerîm oldur
Fa‘‘âl-i hakîm oldur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
5-Bil kâzi-i hâcâtı
Kıl ana münâcâtı
Terk eyle murâdâtı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
6-Bir işi murâd itme
Olduysa inâd itme
Hak’dandır o redd itme
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
7-Hakk’ın olıcak işler
Boşdur gam u teşvîşler
Ol hikmetini işler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
8-Hep işleri fâyıkdır
Birbirine lâyıkdır
Neylerse muvâfıkdır
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
9-Dilden gamı dûr eyle
Rabbinle huzûr eyle
Tefvîz-i umûr eyle [264/b]
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
10-Sen adli zulüm sanma
Teslîm ol oda yanma
Sabr it, sakın usanma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
11-Dime şu niçün şöyle
Yirincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
12-Hîç kimseye hor bakma
İncitme gönül yıkma
Sen nefsine yan çıkma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
13-Mü’min işi reng olmaz
Âkıl hûyı ceng olmaz
Ârif dili teng olmaz
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
14-Hoş sabr-ı cemîlimdir
Takdîr-i kefîlimdir
Allâh ki vekîlimdir
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
15-Her dilde anın adı
Her cânda anın yâdı
Her kuladır imdâdı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
16-Nâçâr kalacak yerde
Nâ-gâh açar ol perde
Dermân ider ol derde
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
17-Her kuluna her ânda
Geh kahr ü geh ihsânda
Her ânda, o bir şânda
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
18-Geh mu‘tî vü geh mâni‘
Geh zâr u gehî nâfi‘
Geh hâfid ü geh râfi‘
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
19-Geh abdin ider ârif
Geh eymen ü geh hâ’if
Her kalbi odur sârif
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
20-Geh kalbini boş eyler
Geh hulkını hoş eyler
Geh aşka dûş eyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
21-Geh sâde vü gâh rengîn
Geh tab‘ın ider sengîn
Geh hurrem u geh gamgîn
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
22-Az ye az uyu az iç
Ten mezbelesinden geç
Dil gülşenine gel göç
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
23-Bu nâs ile yorulma
Nefsinle dahi kalma
Kalbinden ırağ olma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
24-Geçmişle geri kalma
Müstakbele hem dalma
Hâl ile dahi olma
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
25-Her dem anı zikr eyle
Zeyrekliği koy şöyle
Hayrân-ı Hakk ol, söyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler [265/a]
26-Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut anı bul
Koy gafleti hâzır ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
27-Her sözde nasîhat var
Her nesnede zînet var
Her işde ganîmet var
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
28-Hep remz ü işâretdir
Hep gamz u beşâretdir
Hep ayn-ı inâyetdir
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
29-Her söyleyeni dinle
Ol söyledeni anla
Hoş eyle kabûl-i cânla
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
30-Bil elsine-i halkı
Aklâm-ı Hak ey Hakkı
Öğren edeb ü hulkı
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler
31-Vallâhi güzel itmiş
Billâhi güzel itmiş
Tallâhi güzel itmiş
Allâh görelim nitmiş
Nitmişse güzel itmiş
Günümüz Türkçesiyle
1- Hak şerleri hayra döndürür. Zannetme ki (bundan) başka (bir şey)
yapar. Ârif olan onu seyreyler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
2- Sen Hakk’a mütevekkil ol. İşini O’na ısmarla rahat ol. Sabreyle;
O’ndan râzı ol. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler
3- Kalbini O›na bağla. Takdirini idrak eyle. Tedbirini terk eyle. Mevlâ
görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
4- Yaratan merhametli O’dur. Rızık veren cömert O’dur. Hikmetle iş
işleyen O’dur. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
5- İhtiyaçları göreni bil. Yalvar O’na; dua kıl. İsteme! Arzuları sil. Mevlâ
görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
6- Bir işi (ısrarla) isteme. Olduysa da inat etme. Hak’tandır o, reddetme.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
7- İşler Hakk’ın dileğincedir. Keder ve bulanık düşünceler boştur. O,
kendince hikmetini işler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
8- O›nun her işi kullardan üstündür. Münasiptir; birbirine lâyıktır. Ne
yaparsa uygundur. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
9- Kederi gönülden uzak eyle. Rabbinle avun; huzur eyle. İşleri Allah’a
tefvîz eyle. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
10- Sen adaleti zulüm sanma. Teslim ol, ateşte yanma. Sabret, sabırdan
usanma. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
11- Deme şu niçin şöyledir. O yerince o öyledir. Bak sonuna, sabreyle.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
12- Hiç kimseye hor bakma. İncitme, gönül yıkma. Sen nefsinden yana
taraf olma. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
13- Mü’min riyâkâr olmaz. Akleder, kavgacı olmaz. Ârifin gönlü dar
olmaz. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
14- Hoştur, sabrı güzeldir. Takdiri kefilimdir. Allah ki vekilimdir. Mevlâ
görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
15- O›nun adı her dilde, her canda anılır. (Ve) yardımı her kula yetişir.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
16- Çaresiz kaldığın yerde, hemen açılır perde. Derman olur O derde.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
17- Her kuluna her anda. Ya kahırda ya ihsanda; O, her an bir
yaratmadadır. [422] Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
18- Ya verir ya mâni olur. Ya zarar ya fayda verir. Ya bırakır ya yüceltir.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
19- Bazen kulunu ârif kılar. Korkutur veya güven verir. Her kalbi evirip
çevirir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
20- Bazen kalbini boş eyler. Bazen huyunu hoş eyler. Bazen aşka yoldaş
eyler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
21- Bazen tabiatını kasvetli kılar. Bazen sâde bazen renkli kılar. Bazen
neşeli, bazen gamlı kılar. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
22- Az ye, az uyu, az iç. Şu ten çöplüğünden geç. Gel, gönül bahçesine
göç. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
23- Bu insanlarla yorulma. Nefsinle dahi kalma. Kalbinden ırak olma.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
24- Geçmişle geri kalma. Geleceğe hem dalma. Şu an ile oyalanma.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
25- Her an O’nu zikreyle. Ukalâlığı bırak öyle. Hakk’a hayran ol, söyle;
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
26- Gel, hayrete dal bir yol. Kendini unut, O’nu bul. Kov gafleti, hâzır ol.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
27- Her sözde nasihat var. Her nesnede zinet var. Her işte ganimet var.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. [423] Hepsi Hak’tan
inâyettir. [424] Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
29- Her söyleyeni dinle. Onu söyleteni anla. Hoş can ile kabul eyle.
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
30- Halkın lisanını Hakk’ın kalemi (olarak) bil ey Hakkı! Edebi ve ahlâkı
öğren. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
31- Vallahi güzel etmiş. Billahi güzel etmiş. Tallâhi güzel etmiş. Mevlâ
görelim netmiş Netmişse güzel etmiş.
[410] . Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî,
Şu’abü’l-îmân , I/218, H. No; 200.
[411] . Hâkim , el-Müstedrek , I/724, H.No: 1900.
[412] . Havatır: Kalbe doğan hitap; her türlü düşünceler.
[413] . Handan: Hep gülen, neşeli. Şen şakrak.
[414] . Matbu metinde “âyîne-i” şeklinde.
[415] . Lika: Kavuşma, maşuğun âşığa görünmesi.
[416] . Matbu metinde “misâli” şeklinde.
[417] . Sabi: Günahsız, küçük çocuk.
[418] . Yazma nüshada sehven “eğer dilersen ki sürûr ve me’âsî”
şeklinde yazılmış olan ibâre matbu nüshada “eğer dersen ki şurûr ve
me’âsî” şeklinde yazılmıştır. Metne uygun düşeni ikincisinin baş kısmı
olduğundan, biz onu tercih ettik.
[419] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî ,
Kenzü’l-ummâl I/109, H. No: 505.
[420] . Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî,
Şu’abü’l-îmân , I/218, H. No; 200.
[421] . Bkz; (En’âm, 6/96.)
[422] . Bkz; Rahmân, suresi, 29 âyeti. “O, her an yeni bir yaratma
hâlindedir.”
[423] . Beşaret: Müjde.
[424] . İnâyet: Cenâb-ı Hakk’ın yardımı.
12 -“Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran” Allah; İsrâfîl gibi, hepsini
o diyardan bu sûret âlemine getirir.
3- Havatır kalbe Hak katından gelir. Bunu kabul et, herkese hoşça
merhaba de.
. Beşaret: Müjde.
. Bkz; Rahmân, suresi, 29 âyeti. “O, her an yeni bir yaratma
hâlindedir.”
. Bkz; (En’âm, 6/96.)
. İnâyet: Cenâb-ı Hakk’ın yardımı.
. Handan: Hep gülen, neşeli. Şen şakrak.
. Havatır: Kalbe doğan hitap; her türlü düşünceler.
. Hâkim , el-Müstedrek , I/724, H.No: 1900.
. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî, Şu’abü’l-
îmân , I/218, H. No; 200.
. Matbu metinde “misâli” şeklinde.
. Lika: Kavuşma, maşuğun âşığa görünmesi.
. Matbu metinde “âyîne-i” şeklinde.
. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî, Şu’abü’l-
îmân , I/218, H. No; 200.
. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-
ummâl I/109, H. No: 505.
. Yazma nüshada sehven “eğer dilersen ki sürûr ve me’âsî” şeklinde
yazılmış olan ibâre matbu nüshada “eğer dersen ki şurûr ve me’âsî”
şeklinde yazılmıştır. Metne uygun düşeni ikincisinin baş kısmı olduğundan,
biz onu tercih ettik.
. Sabi: Günahsız, küçük çocuk.
Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) İbn-i Mes’ûd’a (r. a.) şöyle buyurmuştur:
“Üzüntün az olsun. Çünkü takdir edilen ne ise o olacaktır. Kaderde
olmayan ise olmayacaktır.” Peygamber Efendimizin bu sözü birçok hikmet
ve faydayı hâizdir. Lafzı az, mânâsı çok derindir. Sabrın gelecek zamana
yönelik faydası ise, Hak tealanın vereceği nihayetsiz sevap ile O’nun güzel
rızasıdır. Nitekim Hak teala: “Allah onlardan râzı olmuştur. Onlar da
Allah’tan râzı olmuşlardır.” (Beyyine, 98/8) buyurmuştur. Hâlbuki kazaya
râzı olmamakta sıkıntı, üzüntü ve kasvet hâlleri vardır. Bu durumun hiçbir
faydası olmadığı gibi, pek ağır vebali ve cezası vardır. Çünkü kaza, tesiri
olan bir iştir ki rızasızlık ve gam keder ile reddolunup geri gitmez. Âkil
olan Hakk’ın rızası ile olan gönül rahatlığını, günahlarla ve gereksiz gam
kederle değişmez. İkincisi, kadere rızasızlıkta bulunmak büyük bir
tehlikedir. Meğer Hak teala bu âyet-i kerimenin mânâsını tefekkür eden
kullarına yardım etmiş olsun. “Hayır, Rabb’ine and olsun ki aralarında
çıkan anlaşmazlık konusunda, seni hakem yapıp sonra da verdiğin
hükümde kendileri için hiçbir darlık duymadan sana boyun eğmedikçe
tam iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/ 65)
17- Her kuluna her anda. Ya kahırda ya ihsanda; O, her an bir
yaratmadadır. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
7-Düşde gördüm kendimi dirsin misâl-i serv-i nâz
5- Gam seni ancak handân olarak bulsun. Derdi reddetme sakın, onu
hoşça devâ bil.
1- Ârifin canı ve gönlü lika aşkıyla sarhoştur. Ne belâ gelirse başına,
Hakk’ın ihsanı bilmiştir.
28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. Hepsi Hak’tan
inâyettir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
3- Çocuğun safâsı sütten ve emziren dadıdan gelir. Süt kesilse bir gün,
sabînin safâsına bal yetişir.
Çünkü Hak teala, Rasûlü’nün vereceği hükme râzı olmayanlardan ve
onun vereceği hükümden dolayı nefsinde bir darlık hissedenlerden imanı
kaldırmıştır. Öyleyse, kendi hükmüne râzı olmayanlar hakkında hükmü
nasıl olur? Hak teala buyurmuştur ki: “ Kazama râzı olmayan, belâlara
sabretmeyen ve bahşettiğim nimetlere şükretmeyen kendine başka bir Rab
arasın .” O halde bu, Hak tealadan gâfil olanlar için çok şiddetli bir tehdit ve
korkunç bir ikazdır. [262/b]
Ve hadis-i kudsîde buyrulmuştur ki: “Ey âdemoğlu! Kim benim kazama
râzı olmaz, verdiğim sıkıntılara karşı sabırlı davranmazsa kendine başka
bir Rab arasın.” “Ey âdemoğlu! Benden gelene râzı ol ki ben de senden
râzı olayım ve seni muhabbetimle rızıklandırayım.” “Ey âdemoğlu! Sen
istersin, ben de isterim. Ancak (nihayetinde) benim dilediğim olur. Ne
zaman benim muradımdan râzı olursan, sana dilediğini veririm.” “Ey
âdemoğlu! Senin için kazama râzı olmandan başka şifâ yoktur. Ey
âdemoğlu! Ben senin günbegün edâ ettiğin namazlardan râzıyım, sen de
benim her gün sana verdiğim rızıktan râzı ol. Ben nasıl ki senden yarınki
namazı istemiyorsam, sen de benden yarınki rızkını isteme. Ey âdemoğlu!
Bana mânen yaklaşan kullarım (mukarrebûn), kazama râzı olmaktan daha
sevimli bir şeyle zatıma yaklaşamadılar.” “Kulum! Sen bana kazama râzı
olmaktan daha sevimli bir şeyle yaklaşamazsın.”
28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. Hepsi Hak’tan
inâyettir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
Eğer dersen ki “Kötülükler ve günahlar kaza ve kaderle ilgili değil midir?
Bu durumda kulun kötülüğe râzı olması nasıl olur?”
Ki cihân âyine-i aşk-ı Hudâ olmuşdur
Ve Hazret-i Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle dua etmişlerdir:
“Allah’ım! Kazana rıza istiyorum.” Ve buyurmuştur ki: “Hak teala o
kimseye merhamet eylesin ki; nefsini bilmiştir ve diline [259/b] hâkim
olmuştur ve Rabb’inin kazasına râzı olmuştur.” Ve buyurmuştur ki: “Hak
tealanın yeryüzünde öyle kulları vardır ki, gönülleri güneşten daha
aydınlıktır, davranışları peygamberlerin davranışlarına benzer. Onlar için
dünyada ne az vardır, ne çok. Hak teala her ne kısmet etmişse onlar ona
râzı olmuşlar ve Hakk’ın rızasını bulmuşlardır.” Ve buyurmuştur ki: “Hak
teala rahat ve huzuru rızada, sıkıntı ve üzüntüyü ise kazaya râzı olmamakta
kılmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki Hak tealanın verdiği az rızka râzı
olursa, Allah da ondan az amel ile râzı olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki
Hak tealadan râzıdır, bilsin ki Hak teala da ondan râzıdır.»

