Marifetnâme · Haziran 28, 2026

Yukarıda açıklanan dört esası özetle bildirir

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde Altıncı Madde Yukarıda açıklanan dört esası özetle bildirir. Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak tealanın senin varlığını devam ettirmen …

ÜÇÜNCÜ FEN · ÜÇÜNCÜ BÂB · DÖRDÜNCÜ FASIL · Altıncı Madde

Altıncı Madde

Yukarıda açıklanan dört esası özetle bildirir.

Ey azîz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Hak tealanın

senin varlığını devam ettirmen için lâzım olan rızkına kefil olduğunu ve

hakikaten her istediğini nasıl dilerse vermeye kadir olduğunu, senin bütün

ihtiyaçlarını bilmekte ve her hâlini görmekte olduğunu yakinen bilirsen,

Allah’ın va’dinin doğruluğuna ve rızkına kefil olduğu hakikatine güvenip

itimat ederek, sükûnete kavuşursun, kalbin mutmain olur. Bütün sebepleri,

Yaratan’dan ayrı düşünerek boş yere kaygılanıp onları(ın ayrıntısını)

düşünmekten ve onlara bağlanmaktan yüz çevirip rahat edersin. Çünkü

yediğin yemeği ve içtiğin suyu, sana yediren ve içirenin Hak teala olduğunu

bilirsin. Bundan sonra onlardan sana tat ve lezzet verenin, onları kolayca

hazmettirip sana sıhhat verenin, onlardan kuvvet verip faydalarını bedenin

uzuvlarına eriştirenin, onların ağırlık ve zararlarından bedenini koruyup

seni huzura kavuşturanın Hak teala olduğunu tecrübe ile bilirsin.

Hâlbuki Hak teala dilerse, yedirmeden ve içirmeden [263/b] inayetiyle

sana kâfi olup dilerse (bunlarsız) şifâ ve fayda verir. İsterse lezzet ve kuvvet

verir ki bedenin kuvvet ve güç bulur. Çünkü bütün işler Allah tealanın

dilemesi ile meydana gelir. Öyleyse Allah’tan başkasına güvenmemek ve

ancak O’na tevekkül etmek lâzımdır.

Bunun gibi, eğer sen bütün işlerini yerde ve göklerde meydana gelen

bütün işleri çekip çeviren Allah’a bırakırsan, görüşünün yetersiz kalıp

aklının idrak edemeyeceği konuların derdini çekmekten kalbin arınır ve

gönül huzuru içinde olursun. “Acaba, filan iş yarın olur mu, olmaz mı;

olursa nasıl olur?” («Le‘alle» ve «Lev») gibi, ihtimal hesaplarından ve

tereddütlerden kurtulup rahat edersin. Bütün bu işlerin encâmını düşünerek

düzenleme hususunda kalbini boş yere meşgul etmenin, nefsi zorlayıp vakti

boşa harcamak olduğunu bilirsin. Çünkü çoğu kere öyle olur ki aklına

gelmeyen işler bir anda meydana gelir de, önceki tedbir ve düşünceni

Allah’ın hükmü olan kaza ve kader değiştiriverir. Böyle olunca da kıymetli

ömrün boş hayaller ile zayi olup gider.

Beyt

Sebekat mekâdîre illâ lehû ve hukmuhâ

Fe’rhi fu’âdeke min le‘alle ve leyte ve lev

Beyt (in tercümesi)

Allah’ın takdiri elbet, önceden yazılmıştır. Kalbini boşalt; “keşke” ve

“belki”den sıyır.

Ve nefsine dersin ki: “Ey nefsim! Bize gelen, ancak Hak tealanın takdir

ettiğidir. O bizim Mevlâ’mızdır, O bize yeter. O ne güzel vekildir ki bize

inayet eyler. Çünkü O, öyle bir kudret sahibidir ki kudretinin nihayeti

olmaz. Öyle bir hikmet sahibidir ki hikmeti hesaba gelmez. Öyle

merhametlidir ki rahmetinin sonu ve sınırı yoktur. Şu halde bu sıfatlarla

muttasıf olan O pak zata tevekkül ve itimat etmek, en güzel ve en faydalı

şeydir. Tedbir ve tedarik kaygısını terk ederek her işi O’na ısmarlayıp teslim

etmek mutlaka gerekli ve en önemli bir iştir.

İşte bunun gibi, eğer sana bir musibet isabet edip bir kötülük geldiğinde;

nefsine hâkim olup kalbini kontrol altına alabilirsen ağlayıp sızlanmaktan

kurtulup şüphe ve şikâyetten uzak olursun. Hususen belânın ilk geldiği anda

sabırlı davranıp metânet gösterebilirsin. Belânın ilk anında nefsin ağlayıp

sızlanmasına mâni olmak gayet zordur.

Bu durumda nefsine dersin ki: “Bu belâ elbette Allah katından gelen bir

oktur. Tedbir ve hîle ile bunun giderilmesine çare yoktur. Öyleyse buna

katlanıp râzı ol ki Hak tealanın gayb hazinesinde belâlar pek çoktur.

Hâlbuki O’nun bundan büyük belâları defedip kaldırdığını biliyorsun. Bu

musibet, kara bir bulut gibidir ki çok yakında bu kara bulutlar dağılıp güneş

kendini gösterir ve sen muradına erersin. Buna tahammül edip râzı ol ki

karşılığında kurtuluşa ve büyük mükâfâta eresin.»

Nitekim Hak teala Kur’ân-ı Kerim’de: “Allah (size) her zorluklan sonra

bir kolaylık yaratır” (Talak, 65/7) buyurmuş ve güzel bir sabrın

karşılığında büyük ecir olduğunu duyurmuştur. Sen sabır ve tahammül

göster ki, Rabb’inin eşsiz sanatlarından ibretler ve harikulâde şeyler

seyredesin.

Şiir

1- Tevekka‘ sun‘a Rabbike sevfe ye’tî

Bi-mâ tehvâhu men ferecâ karîb

2- Ve lâ-tey’es izâ mâ-nâbe hataba

Fe kem fi’l-ğaybi men acebe acîb

Şiir (in tercümesi)

1-Rabb’in tecellîsini bekle, nasılsa gelecek. Kaçırdığın ferahlık, yakında

yine gelecek.

2-Ulaşamadığın şeyden ümitsiz olma. O’nun gayb hazinesinde niceleri

doğacak.

Bunun gibi, eğer kalbinde kazaya yer verip tatlı ve acısını eş değerde

görebilirsen; mahiyetini ve sırlarını yakinen bilmediğin işlerinde, Allah

senin için neyi takdir ederse onun kendin için en uygunu ve en hayırlısı

olduğunu bilirsin. Allah’tan gelen her şeyde birçok zevk [264/a] ve

lezzetler bulursun ve kendi nefsine şöyle dersin: “Ey nefis, ezelde takdir

edilen şey, vakti geldiğinde elbette ortaya çıkar.»

Ey Allah’ın yaptığına râzı olmayan kimse, bu davranışında ne fayda

bulursun? Sen, “Rab olarak Allah’tan râzı oldum” deyip niçin kazaya rıza

göstermezsin? Meğer sen, kaza ve kaderi takdir etmenin Allah’ın şânından

olduğunu bilmez misin? Şu halde hoşnutsuzluk huyundan vazgeçip Allah’ın

takdirine râzı olmadıkça O’nun rızasına ve muhabbetine kavuşamazsın.

Eğer Hak teala sana bir müddet dünyalık vermeyecek olsa nefsine şöyle

dersin: “Ey nefis, Allah, senin her hâlini senden daha iyi bilir ve sana

herkesten daha fazla ikram eder, herkesten daha merhametlidir. O,

efendilerin de Rabb’idir ve bütün âlemlerin rızkını verendir. Köpeği hasislik

ile kâfiri düşmanlık ile terbiye eden Kerim’in katında, kendini bilen ve

muvahhid olan kulu, bir ekmek parçasına veya bir gümüş paraya değmez

mi? Lâkin şunu yakinen bilmelisin ki Hak teala dünyalığı senden (sebepsiz

yere) hapsetmemiştir. Aksine sen faydalanasın diye dünyayı (senden uzak)

tutmuştur. O halde sıkıntı ve belâlarla (denenmek) iyidir. Çünkü yapıp eden

Allah’tır.

Sen bu anlatılanları(ın inceliğini) sürekli tekrarlayarak tefekkür ve

tezekkür eyledinse (şunu idrak etmiş olmalısın ki) bahsettiğimiz dört esas

tevekkül, tefvîz, sabır ve rızadır. Bunların tamamı ile (manen) güçlü ve

kuvvetli olursun. Yukarıda açıklanan gam, keder ve sıkıntılar gönülden

silinip gider. Böylece ibadetin lezzetini ve huzuru bulursun. Marifet ve

muhabbet devletine erişirsin. Hak teala katında tevekkül, tefvîz, sabır ve

rıza ehli olarak yazılırsın. Dünyada hem bedenin hem ruhun selâmet ve

huzur bulup âhirette Allah’ın takdirine uygun olarak sıddîkler makamına

erişirsin; iki cihan saadetini kendinde bulursun.

Tefvîznâme

1-Hak şerleri hayr eyler

Zann itme ki gayr eyler

Ârif anı seyr eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

2-Sen Hakk’a tevekkül kıl

Tefvîz it ü râhat bul

Sabr eyle vü râzî ol

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

3-Kalbin ana berk eyle

Tedbîrini terk eyle

Takdîrini derk eyle

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

4-Hallâk-ı rahîm oldur

Rezzâk-ı kerîm oldur

Fa‘‘âl-i hakîm oldur

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

5-Bil kâzi-i hâcâtı

Kıl ana münâcâtı

Terk eyle murâdâtı

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

6-Bir işi murâd itme

Olduysa inâd itme

Hak’dandır o redd itme

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

7-Hakk’ın olıcak işler

Boşdur gam u teşvîşler

Ol hikmetini işler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

8-Hep işleri fâyıkdır

Birbirine lâyıkdır

Neylerse muvâfıkdır

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

9-Dilden gamı dûr eyle

Rabbinle huzûr eyle

Tefvîz-i umûr eyle [264/b]

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

10-Sen adli zulüm sanma

Teslîm ol oda yanma

Sabr it, sakın usanma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

11-Dime şu niçün şöyle

Yirincedir ol öyle

Bak sonuna sabr eyle

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

12-Hîç kimseye hor bakma

İncitme gönül yıkma

Sen nefsine yan çıkma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

13-Mü’min işi reng olmaz

Âkıl hûyı ceng olmaz

Ârif dili teng olmaz

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

14-Hoş sabr-ı cemîlimdir

Takdîr-i kefîlimdir

Allâh ki vekîlimdir

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

15-Her dilde anın adı

Her cânda anın yâdı

Her kuladır imdâdı

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

16-Nâçâr kalacak yerde

Nâ-gâh açar ol perde

Dermân ider ol derde

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

17-Her kuluna her ânda

Geh kahr ü geh ihsânda

Her ânda, o bir şânda

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

18-Geh mu‘tî vü geh mâni‘

Geh zâr u gehî nâfi‘

Geh hâfid ü geh râfi‘

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

19-Geh abdin ider ârif

Geh eymen ü geh hâ’if

Her kalbi odur sârif

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

20-Geh kalbini boş eyler

Geh hulkını hoş eyler

Geh aşka dûş eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

21-Geh sâde vü gâh rengîn

Geh tab‘ın ider sengîn

Geh hurrem u geh gamgîn

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

22-Az ye az uyu az iç

Ten mezbelesinden geç

Dil gülşenine gel göç

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

23-Bu nâs ile yorulma

Nefsinle dahi kalma

Kalbinden ırağ olma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

24-Geçmişle geri kalma

Müstakbele hem dalma

Hâl ile dahi olma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

25-Her dem anı zikr eyle

Zeyrekliği koy şöyle

Hayrân-ı Hakk ol, söyle

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler [265/a]

26-Gel hayrete dal bir yol

Kendin unut anı bul

Koy gafleti hâzır ol

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

27-Her sözde nasîhat var

Her nesnede zînet var

Her işde ganîmet var

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

28-Hep remz ü işâretdir

Hep gamz u beşâretdir

Hep ayn-ı inâyetdir

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

29-Her söyleyeni dinle

Ol söyledeni anla

Hoş eyle kabûl-i cânla

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

30-Bil elsine-i halkı

Aklâm-ı Hak ey Hakkı

Öğren edeb ü hulkı

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

31-Vallâhi güzel itmiş

Billâhi güzel itmiş

Tallâhi güzel itmiş

Allâh görelim nitmiş

Nitmişse güzel itmiş

Günümüz Türkçesiyle

1- Hak şerleri hayra döndürür. Zannetme ki (bundan) başka (bir şey)

yapar. Ârif olan onu seyreyler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

2- Sen Hakk’a mütevekkil ol. İşini O’na ısmarla rahat ol. Sabreyle;

O’ndan râzı ol. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

3- Kalbini O›na bağla. Takdirini idrak eyle. Tedbirini terk eyle. Mevlâ

görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

4- Yaratan merhametli O’dur. Rızık veren cömert O’dur. Hikmetle iş

işleyen O’dur. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

5- İhtiyaçları göreni bil. Yalvar O’na; dua kıl. İsteme! Arzuları sil. Mevlâ

görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

6- Bir işi (ısrarla) isteme. Olduysa da inat etme. Hak’tandır o, reddetme.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

7- İşler Hakk’ın dileğincedir. Keder ve bulanık düşünceler boştur. O,

kendince hikmetini işler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

8- O›nun her işi kullardan üstündür. Münasiptir; birbirine lâyıktır. Ne

yaparsa uygundur. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

9- Kederi gönülden uzak eyle. Rabbinle avun; huzur eyle. İşleri Allah’a

tefvîz eyle. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

10- Sen adaleti zulüm sanma. Teslim ol, ateşte yanma. Sabret, sabırdan

usanma. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

11- Deme şu niçin şöyledir. O yerince o öyledir. Bak sonuna, sabreyle.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

12- Hiç kimseye hor bakma. İncitme, gönül yıkma. Sen nefsinden yana

taraf olma. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

13- Mü’min riyâkâr olmaz. Akleder, kavgacı olmaz. Ârifin gönlü dar

olmaz. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

14- Hoştur, sabrı güzeldir. Takdiri kefilimdir. Allah ki vekilimdir. Mevlâ

görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

15- O›nun adı her dilde, her canda anılır. (Ve) yardımı her kula yetişir.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

16- Çaresiz kaldığın yerde, hemen açılır perde. Derman olur O derde.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

17- Her kuluna her anda. Ya kahırda ya ihsanda; O, her an bir

yaratmadadır. [422] Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

18- Ya verir ya mâni olur. Ya zarar ya fayda verir. Ya bırakır ya yüceltir.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

19- Bazen kulunu ârif kılar. Korkutur veya güven verir. Her kalbi evirip

çevirir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

20- Bazen kalbini boş eyler. Bazen huyunu hoş eyler. Bazen aşka yoldaş

eyler. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

21- Bazen tabiatını kasvetli kılar. Bazen sâde bazen renkli kılar. Bazen

neşeli, bazen gamlı kılar. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

22- Az ye, az uyu, az iç. Şu ten çöplüğünden geç. Gel, gönül bahçesine

göç. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

23- Bu insanlarla yorulma. Nefsinle dahi kalma. Kalbinden ırak olma.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

24- Geçmişle geri kalma. Geleceğe hem dalma. Şu an ile oyalanma.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

25- Her an O’nu zikreyle. Ukalâlığı bırak öyle. Hakk’a hayran ol, söyle;

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

26- Gel, hayrete dal bir yol. Kendini unut, O’nu bul. Kov gafleti, hâzır ol.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

27- Her sözde nasihat var. Her nesnede zinet var. Her işte ganimet var.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. [423] Hepsi Hak’tan

inâyettir. [424] Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

29- Her söyleyeni dinle. Onu söyleteni anla. Hoş can ile kabul eyle.

Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

30- Halkın lisanını Hakk’ın kalemi (olarak) bil ey Hakkı! Edebi ve ahlâkı

öğren. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

31- Vallahi güzel etmiş. Billahi güzel etmiş. Tallâhi güzel etmiş. Mevlâ

görelim netmiş Netmişse güzel etmiş.

[410] . Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî,

Şu’abü’l-îmân , I/218, H. No; 200.

[411] . Hâkim , el-Müstedrek , I/724, H.No: 1900.

[412] . Havatır: Kalbe doğan hitap; her türlü düşünceler.

[413] . Handan: Hep gülen, neşeli. Şen şakrak.

[414] . Matbu metinde “âyîne-i” şeklinde.

[415] . Lika: Kavuşma, maşuğun âşığa görünmesi.

[416] . Matbu metinde “misâli” şeklinde.

[417] . Sabi: Günahsız, küçük çocuk.

[418] . Yazma nüshada sehven “eğer dilersen ki sürûr ve me’âsî”

şeklinde yazılmış olan ibâre matbu nüshada “eğer dersen ki şurûr ve

me’âsî” şeklinde yazılmıştır. Metne uygun düşeni ikincisinin baş kısmı

olduğundan, biz onu tercih ettik.

[419] . Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî ,

Kenzü’l-ummâl I/109, H. No: 505.

[420] . Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî,

Şu’abü’l-îmân , I/218, H. No; 200.

[421] . Bkz; (En’âm, 6/96.)

[422] . Bkz; Rahmân, suresi, 29 âyeti. “O, her an yeni bir yaratma

hâlindedir.”

[423] . Beşaret: Müjde.

[424] . İnâyet: Cenâb-ı Hakk’ın yardımı.

12 -“Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran” Allah; İsrâfîl gibi, hepsini

o diyardan bu sûret âlemine getirir.

3- Havatır kalbe Hak katından gelir. Bunu kabul et, herkese hoşça

merhaba de.

. Beşaret: Müjde.

. Bkz; Rahmân, suresi, 29 âyeti. “O, her an yeni bir yaratma

hâlindedir.”

. Bkz; (En’âm, 6/96.)

. İnâyet: Cenâb-ı Hakk’ın yardımı.

. Handan: Hep gülen, neşeli. Şen şakrak.

. Havatır: Kalbe doğan hitap; her türlü düşünceler.

. Hâkim , el-Müstedrek , I/724, H.No: 1900.

. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî, Şu’abü’l-

îmân , I/218, H. No; 200.

. Matbu metinde “misâli” şeklinde.

. Lika: Kavuşma, maşuğun âşığa görünmesi.

. Matbu metinde “âyîne-i” şeklinde.

. Taberânî, Mu‘cemü’l-kebîr , XXII/320, H. No: 807; Beyhakî, Şu’abü’l-

îmân , I/218, H. No; 200.

. Beyhakî , Şu’abü’l-îmân , II/70, H. No: 1188; Müttakî el-Hindî , Kenzü’l-

ummâl I/109, H. No: 505.

. Yazma nüshada sehven “eğer dilersen ki sürûr ve me’âsî” şeklinde

yazılmış olan ibâre matbu nüshada “eğer dersen ki şurûr ve me’âsî”

şeklinde yazılmıştır. Metne uygun düşeni ikincisinin baş kısmı olduğundan,

biz onu tercih ettik.

. Sabi: Günahsız, küçük çocuk.

Hazret-i Habib-i Ekrem (s.a.v.) İbn-i Mes’ûd’a (r. a.) şöyle buyurmuştur:

“Üzüntün az olsun. Çünkü takdir edilen ne ise o olacaktır. Kaderde

olmayan ise olmayacaktır.” Peygamber Efendimizin bu sözü birçok hikmet

ve faydayı hâizdir. Lafzı az, mânâsı çok derindir. Sabrın gelecek zamana

yönelik faydası ise, Hak tealanın vereceği nihayetsiz sevap ile O’nun güzel

rızasıdır. Nitekim Hak teala: “Allah onlardan râzı olmuştur. Onlar da

Allah’tan râzı olmuşlardır.” (Beyyine, 98/8) buyurmuştur. Hâlbuki kazaya

râzı olmamakta sıkıntı, üzüntü ve kasvet hâlleri vardır. Bu durumun hiçbir

faydası olmadığı gibi, pek ağır vebali ve cezası vardır. Çünkü kaza, tesiri

olan bir iştir ki rızasızlık ve gam keder ile reddolunup geri gitmez. Âkil

olan Hakk’ın rızası ile olan gönül rahatlığını, günahlarla ve gereksiz gam

kederle değişmez. İkincisi, kadere rızasızlıkta bulunmak büyük bir

tehlikedir. Meğer Hak teala bu âyet-i kerimenin mânâsını tefekkür eden

kullarına yardım etmiş olsun. “Hayır, Rabb’ine and olsun ki aralarında

çıkan anlaşmazlık konusunda, seni hakem yapıp sonra da verdiğin

hükümde kendileri için hiçbir darlık duymadan sana boyun eğmedikçe

tam iman etmiş olmazlar.” (Nisâ, 4/ 65)

17- Her kuluna her anda. Ya kahırda ya ihsanda; O, her an bir

yaratmadadır. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

7-Düşde gördüm kendimi dirsin misâl-i serv-i nâz

5- Gam seni ancak handân olarak bulsun. Derdi reddetme sakın, onu

hoşça devâ bil.

1- Ârifin canı ve gönlü lika aşkıyla sarhoştur. Ne belâ gelirse başına,

Hakk’ın ihsanı bilmiştir.

28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. Hepsi Hak’tan

inâyettir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

3- Çocuğun safâsı sütten ve emziren dadıdan gelir. Süt kesilse bir gün,

sabînin safâsına bal yetişir.

Çünkü Hak teala, Rasûlü’nün vereceği hükme râzı olmayanlardan ve

onun vereceği hükümden dolayı nefsinde bir darlık hissedenlerden imanı

kaldırmıştır. Öyleyse, kendi hükmüne râzı olmayanlar hakkında hükmü

nasıl olur? Hak teala buyurmuştur ki: “ Kazama râzı olmayan, belâlara

sabretmeyen ve bahşettiğim nimetlere şükretmeyen kendine başka bir Rab

arasın .” O halde bu, Hak tealadan gâfil olanlar için çok şiddetli bir tehdit ve

korkunç bir ikazdır. [262/b]

Ve hadis-i kudsîde buyrulmuştur ki: “Ey âdemoğlu! Kim benim kazama

râzı olmaz, verdiğim sıkıntılara karşı sabırlı davranmazsa kendine başka

bir Rab arasın.” “Ey âdemoğlu! Benden gelene râzı ol ki ben de senden

râzı olayım ve seni muhabbetimle rızıklandırayım.” “Ey âdemoğlu! Sen

istersin, ben de isterim. Ancak (nihayetinde) benim dilediğim olur. Ne

zaman benim muradımdan râzı olursan, sana dilediğini veririm.” “Ey

âdemoğlu! Senin için kazama râzı olmandan başka şifâ yoktur. Ey

âdemoğlu! Ben senin günbegün edâ ettiğin namazlardan râzıyım, sen de

benim her gün sana verdiğim rızıktan râzı ol. Ben nasıl ki senden yarınki

namazı istemiyorsam, sen de benden yarınki rızkını isteme. Ey âdemoğlu!

Bana mânen yaklaşan kullarım (mukarrebûn), kazama râzı olmaktan daha

sevimli bir şeyle zatıma yaklaşamadılar.” “Kulum! Sen bana kazama râzı

olmaktan daha sevimli bir şeyle yaklaşamazsın.”

28- Hep rumuzdur, işarettir. Hep gamzedir, beşarettir. Hepsi Hak’tan

inâyettir. Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.

Eğer dersen ki “Kötülükler ve günahlar kaza ve kaderle ilgili değil midir?

Bu durumda kulun kötülüğe râzı olması nasıl olur?”

Ki cihân âyine-i aşk-ı Hudâ olmuşdur

Ve Hazret-i Habib-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle dua etmişlerdir:

“Allah’ım! Kazana rıza istiyorum.” Ve buyurmuştur ki: “Hak teala o

kimseye merhamet eylesin ki; nefsini bilmiştir ve diline [259/b] hâkim

olmuştur ve Rabb’inin kazasına râzı olmuştur.” Ve buyurmuştur ki: “Hak

tealanın yeryüzünde öyle kulları vardır ki, gönülleri güneşten daha

aydınlıktır, davranışları peygamberlerin davranışlarına benzer. Onlar için

dünyada ne az vardır, ne çok. Hak teala her ne kısmet etmişse onlar ona

râzı olmuşlar ve Hakk’ın rızasını bulmuşlardır.” Ve buyurmuştur ki: “Hak

teala rahat ve huzuru rızada, sıkıntı ve üzüntüyü ise kazaya râzı olmamakta

kılmıştır.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki Hak tealanın verdiği az rızka râzı

olursa, Allah da ondan az amel ile râzı olur.” Ve buyurmuştur ki: “Kim ki

Hak tealadan râzıdır, bilsin ki Hak teala da ondan râzıdır.»