FERÂİZ BÖLÜMÜ · 16 – AKİD MİRASI ZEVİ’L-ERHAM MİRASIYLA NESH EDİLMİŞTİR




2921 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: “(Akd ile) yeminlerinizin bağladığı kimselere dahi hisselerini verin,” (Nisa suresi, 33) ayeti inince bir zat arasında nesep yakınlığı bulunmadığı halde diğer bir zatla yeminleşir (sözleşir) onlardan biri öbürüne vâris olurdu. İşte bunu Enfal suresinin 75. ayeti neshetti. “Hısımlar Allah’ın kitabınca birbirine daha yakındırlar. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
İZAH
Cahiliyet devrinde ve İslam’ın ilk günlerinde aralarında hiçbir kan bağı bulunmayan iki kişi birbirleriyle yeminleşerek anlaşma yaparlar, onlardan biri öbürüne vâris olurdu. İslam’ın ilk günlerinde bu anlaşmanın muteber olduğunu, onlara hisselerinin verilmesi icap ettiğini bildiren Nisa suresinin 33. ayeti geldi. Bilâhare zevil erhâmın mirasa daha haklı olduğunu bildiren Enfâl suresinin 75. ayeti ile bu hüküm nesh edildi.






2922 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir: “Yeminlerinizin bağladığı kimselere hisselerini verin,” mealindeki ayet hakkında şöyle dedi: Muhacirler Medine’ye geldikleri zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in aralarında kardeşlik tesis etmesinden dolayı akrabasından önce ensara vâris oluyorlardı. Nisa suresinin şu “(Erkek ve dişiden) her biri için baba ve ananın yakın hısımların terikelerinden de vârisler yaptık,” (mealindeki Nisa suresinin 33.) ayeti inince, “Onu yeminlerinizin bağladığı kimselere hisselerini verin,” mealindeki aynı ayetin delaleten nesh ettiği hükmünden, onlara yardım etmek, nasihatte bulunmak, yardımlaşmak (hükmü bâkî kaldı) onlara (muhâcir kardeşlerinize) vasiyet de edebilirsiniz. (işte bu şekilde) kardeşlik tesisi ile mirasçı olmak hükmü kalkmış oldu. [614]








2923 – Dâvud bin Husayn radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Yetim olup, Ebû Bekir’in himayesinde olan Rebî kızı Ümmü Sa’d’e: Ben Kur’an okuyordum. “Yeminlerinizin bağladığı kimselere nasiplerini veriniz,” ayetini okudum. Ümmü Sa’d: Bu ayeti “âkadet” şeklinde okuma. Çünkü, bu ayeti kerime Ebû Bekir’in oğlu Abdurrahman iman etmekten kaçındığı vakit ikisi hakkında indi. Ebû Bekir ona miras bırakmayacağına yemin etmişti. Abdurrahman Müslümanlığı kabul edince Allah Teâlâ Peygamberine Abdurrahman’ın hissesini vermesini emir buyurdu. Abdulaziz’in bu hadisi rivâyetinde şu ziyade var: “Abdurrahman İslam’ı kabule kılıçla zorlanana kadar müslüman olmamıştı.” Ebû Dâvud dedi ki: Bu ayeti (Akadet) diye okuyan, akdi tek taraflı bir yemin kılmış olur. (Âkadet) diye okuyan ise akdi karşılıklı yemin kılmış olur. Doğrusu Talha’nın rivâyet ettiği âkadet şeklidir.
İZAH
Hazreti Ebû Bekir’in oğlu Abdurrahman kılıçla zorlanıncaya kadar iman etmemesinin manası şudur. İslam kuvvet bulup düşmanlarına üstün kılıç çekerek kuvveti bulduğu zamana kadar iman etmemişti, demektir.



2924 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir: (İman edip hicrette bulunanlar, iman edip hicrette bulunamayanlar) ayeti bedevi bir Arap (yakın akrabasından) bir muhacire vâris olamazdı. Muhacir de ona vâris olamazdı. (Ancak) “Hısımlar birbirlerine daha yakındır,” ayeti bunu nesh etti, dedi.
İZAH
Enfal suresinin 72. ayeti indiği zaman hicret edenler kendi aralarında vâris olabiliyor. İnanmış bile olsa muhacirlerle bedevî birbirlerine vâris olamıyorlardı. Sonra Enfâl suresinin “Hısımlar Allah’ın kitabında birbirlerine daha yakındırlar. Allah her şeyi hakkıyla bilendir,” mealindeki 75 ayeti inerek muhacir bedevî Müslümana ve Müslüman da muhacire vâris oldu. Önceki yasak kaldırıldı.

