Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 29, 2026

Cimrilik

ZEKÂT BÖLÜMÜ · 46 – CİMRİLİK 1698 – Abdullah bin Amr radıyallahu anh’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hitabede bulundu ve şöyle buyurdu: “Cimrilikten sakınınız. Çünkü sizden önce geçenler …

ZEKÂT BÖLÜMÜ · 46 – CİMRİLİK

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

1698 – Abdullah bin Amr radıyallahu anh’dan:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hitabede bulundu ve şöyle

buyurdu: “Cimrilikten sakınınız. Çünkü sizden önce geçenler cimrilik

yüzünden helâk oldular. Cimrilik onlara mallarını sıkıp kimseye vermemeye

sevketti. Akrabalarını sıla etmemeye sevketti. Sıla etmediler ve mal

toplamak için günah işlemeye sevketti de günah işlediler.” [508]

İZAH

Şuh: Kendisi kimseye yardım etmediği gibi başkasının da iyilik yapmasını

istememek hastalığıdır ki, bahillikten daha beter bir belâdır. Bu hastalık

nefsinde yer etmiş olan insan kendisini bir çok felâketten kurtaramaz.

Çünkü şuh, ayrık otunun toprağı sardığı gibi, insanı her tarafından sarar.

Onu istediği kötülüğe sürükleyebilir.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

1699 – Esmâ bint-i Ebî Bekir radıyallahu anha’dan:

Ben Rasûlullah’a: Ey Allah’ın Rasûlü benim kendime ait evimde bir şeyim

yok. Ancak (kocam) Zübeyr’in eve kazanıp getirdiği şeyler var. Kocamın

malından fakirlere vereyim mi, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem: “Ver, sakın onları yığıp saklama, sonra sana gelecek nimet de

saklanır” buyurdu.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

1700 – Abdullah bin Ebû Müleyke’den rivâyet edildiğine göre Aişe

radıyallahu anha Rasûlullah’a bazı fakirlerden bahsetti.

– Ebû Davûd dedi ki: Veya Abdullah bin Ebû Müleyke’den başkalarının

rivâyetine göre “bazı sadakalardan söz etti.”

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Ver, saymadan ver, yoksa sana

da sayıyla verilir” buyurdu.

[436] . Buhâri, K. Zekât Bâbu vucübi-z-Zekatı,; Müslim, K. İman, Bâbu-l-

emri bikıtâl-n-Nâsi hattâ, n. 21; Tirmizî, K. İman, B. 3, n. 2609; Neseî, K.

Muhârebe, n. 3983; İbn-i Mâce, K. Sünnet ve-l-fiten, b. Kefamen kâle

Lâilâhella’lah, n. 3927

[437] . Neseî, İbn-i Mâce, K. Zekât Bâbu-l-vesaki sittûne sâan, n. 1832

[438] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-huliyyi, n. 637; Neseî, K. Zekât,

Bâbu zekâtı-l-huliyyi, n. 2481

[439] . Neseî, K. Zekât, Bâbu Zekâti-l-İbili, n. 2449; ibn-i Mâce, K. Zekât,

Bâbu izâ ehaze-l-musaddika sitten, n. 1800

[440] . İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-ibili, n. 1798; Tirmizî, K.

Zekât, Bâbu zekâti-l-ibili ve-l-ğanemi, n. 261

[441] . Ahmed b. Hanbel, n. 1264

[442] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-z-Zehebi, n. 620; ibn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-Verakı, n. 1790; Neseî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-verakı,

n. 2479

[443] . Tirmizî, K. Zekât, Babu zekâti-l-Bakar, n. 623; Neseî, K. Zekât,

Bâbu sukuti-z-Zekâtı ani-l-ibili, n. 2455; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

sadakati-l-bakari, n. 1803

[444] . Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-cem’i beyne-l-müteferriki, n. 2459; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu mâ ye’huzu-l-musaddiku mine-ibili, n. 1801

[445] . Neseî, K. Zekât, Bâbu i’tâi-s-Seyyidi-l-mâli bi ğayri, n. 2464

[446] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu vücûbi-z-Zekâti; Müslim, K. İman, Bâbu-d-

duâi ila-ş-Şahâdeteyn, n. 19; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu kerâhiyeti ahzi hıyârı-

l-mali, n. 625; Nesî, K. Zekât, Bâbu vücûbi-z-Zekâti, n. 2437; İbn-i Mâce,

K. Zekât Bâbu farzu-z-Zekâtı, n. 1783

[447] . Tirmizî, K. Zekât, n. 646; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu fi ummâli-s-

Sadakati, n. 1808

[448] . Müslim, K. Zekât, Bâbu irdâi-s-Saâdeti, n. 989; Neseî, K. Zekât,

Bâbu izâ câveze fi-s-Sadakati, n. 2462

[449] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu salâti-l-İmâmi ve duâihi li sâhibi, n. 1078;

Müslim, K. Zekât, Bâbu-d-duâi limen etâ bi sadakatin, n. 1078; Neseî, Bâbu

salâti-l-İmâmı alâ sâhibi-s-Sadakati, n. 2462; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

mâ yukâlü inde ıhrâcı-z-Zekâtı, n. 1796

[450] . Tirmizî, K. Nikâh, Bâbu-n-Nehyi an-Nîkâhı-ş-Sığârı, n. 1123; Neseî,

K. Nikâh, Bâbun fi-ş-Sığârı, n. 3337

[451] . Buhâri, K. Hibe, Bâbu izâ hamele alâ feresin fe hüve, n. 1620; Neseî,

K. Zekât, Bâbu Şirâis-Sadakati, n. 2618

[452] . Müslim, K. Zekât, Bâbu lâ zekâte alâ-l-müslimi, fi abdihî n. 982

[453] . Buhâri ve Müslim. K. Zekât, Bâbu leyse ale-l-müslimi sadaka n. 982;

Tirmizî, K. Zekât, Bâbu leyse fi-l-hayli ve-r-Rakiki fi abdihi, n. 628; Neseî,

K. Zekât, Bâbu zekâti-l-hayli, n. 2469; İbn-iMâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-

l-hayli ve-r-Rakik, n. 1812

[454] . Buhâri, K. Zekât Bâbu-l-öşri fi mâ sukiye min mâi-s-Semâi, Neseî,

K. Zekât Bâbu mâ yücibu-l-öşri, n. 2490; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

sadakati-z-Zurûi, n. 1817; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu-s-Sadakati fimâ yuskâ

bi-l-enhâri, n. 640

[455] . Müslim, K. Zekât, Bâbu mâ fihi-l-öşri, n. 981; Neseî, K. Zekât, Bâbu

mâ yûcibu-l-öşri, n. 2491

[456] . İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu mâ tecibu fihi-z-Zekâtü n. 1814

[457] . İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu zekâti-l-aseli, n. 1823; Neseî, K. Zekât,

Bâbu zekâti-n-Nahli, n. 2501

[458] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbu fi’l-harzı, 644; İbn-i Mâce, K. Zekât, n. 1819

[459] . Termizi, K. Zekât, Bâbun fi-l-harsı, n. 643; Neseî, K. Zekât, Bâbu

kem yetruku-l-hârisi, n. 2493

[460] . Neseî, K. Zekât, n. 2494

[461] . Neseî, K. Zekât, Bâbu kavlihi azze vecelle, ve-lâ – teyemmemu, n.

2495; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu-n-Nehyi en yuhrice, n. 1821

[462] . İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n. 1827

[463] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu farz-ı sadakati-l-fıtrı, n. 173; Müslim, K.

Zekât, Bâbu-l-emri bi ıhrâcı zekâtı-l-fıtrı, n. 986; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu

takdimihâ kable-s-Salâti, n. 177; Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-vakti-l-lezi

yüstehabbu en, n. 2522

[464] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı alâ-l-abdi; Müslim, K. Zekât,

Bâbu zekâtı-l-fıtrı ale-l-Müslümîne, n. 984; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-

l-fıtrı, n. 676; Neseî, K. Zekât, Bâbu farzu zekâtu ramazâne, n. 2505; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati’l fıtri, n. 1826

[465] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu farz-ı sadakati-l-fıtrı, n. 173/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı ale-l-müslimîne, n. 984; Neseî, Bâbu furiza zekâtu

ramazâne ale-l-müslimîne, n. 2505

[466] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n.ssss 173/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu Zekâtil fıtra alel-Müslimîne, n. 984

[467] . Neseî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 2518

[468] . Buhâri, K. Zekât; Müslim, K. Zekât, Bâbu zekâti’l fıtrî, n. 984;

Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 675; Neseî, K. Zekât, Babu zekâtı-

l-fıtri ramazâne, n. 2502

[469] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu sâun min zebibin, n. 174/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 985; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu sadakatı-l-fıtrı, n.

673; Neseî, K. Zekât, Bâbu-t-Temri fi zekâti-l-fıtrı, n. 2515; İbn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n. 1829

[470] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2018 – 3291; Neseî, K. Zekât, Bâbu

mekîleti zekâtı-l-fıtrı, n. 2510

[471] . Buhâri, K. Cihad, B. 89, K. Zekât, B. 33 – 49; Müslim, K. Zekât, B.

11; Neseî, K. Zekât, n. 2466; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 322

[472] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbun fi, tâ’cili-z-Zekâti, n. 678; İbn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbun fi tâ’cili-z-Zekâti, n. 1795

[473] . İbn-i Mâce K. Zekât, Bâbun fi ummali-s-Sadakah, n. 1811

[474] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbu men tahillu lehû-z-Zekâtü, n. 650; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu men se’ele an zahr-i gınên, n. 1840; Neseî, K. Zekât,

Bâbu haddi-l-ğınâ, n. 2593; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 3675; Hâkim, n.

407 / 1

[475] . Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-ilhâfı fi-l-mes’eleti, n. 2597

[476] . Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-ilhâfı fil-mesêleti, n. 2596

[477] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu lâ yes’elüne n-Nâse ilhâfen, n. 153; Müslim,

K. Zekât, Bâbu-l-Miskin-l-lezi lâ yecidü ğinên, n. 1039; Neseî, K. Zekât,

Bâbu tefsiri-l-miskin, n. 2572

[478] . Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-kaviyyi-l-müktesibi, n. 2699

[479] . Tirmizî, K. Zekât, Bâbu men lâ tahillu lehü-s-Sadakah, n. 652

[480] . İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu men tahıllu lehû-s-Sadakah, n. 1841

[481] . Buhâri, K. Sulh, Cizye, ahkâm, Diyât Müslim, K. Hudud; Tirmizî, K.

Diyât, Bâbun fi-l-Kasâmeti, n. 1422; İbn-i, Mâce, K. Diyât, Bâbu-l-

Kasâmeti, n. 2677; Mâlik, K. Kısâmeh, n. 1

[482] . Tirmizî, K. Zekât, n. 681; Neseî, K. Zekât, Bâbu mes’eleti-r-Racüli,

n. 2600

[483] . Müslim K. Zekât, Bâbu men tahıllu lehü-s-Sadakah, n. 1044; Neseî,

K. Zekât, Bâbu-s-Sadakati limen tahammele, n. 2580

[484] . Tirmizî, K. Büyû, Bâbu bey’i min yezidin, n. 1218; İbn-i Mâce, K.

Ticârât Bâbu bey’i-l-müzâyedeh, n. 2198; Neseî, K. Büyû, Bâbu fi men

yezidu

[485] . Müslim, K. Zekât, Bâbu kerâhiyyeti-l-mes’eleh, n. 1043, Neseî, K.

Salât; İbn-i Mâce, K. Cihad

[486] . Buhâri, K. Zekât, Bâbu-l-ısti’fafı ani-l-mes’eleti; Müslim, k. Zekât,

Bâbu fazl-ı-l-taaffüfi ve-s-Sabri, n. 1053; Tirmizî, K. Birr, Bâbu mâ câe fi-

s-sabri, n. 2025; Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-isti’fafı ani-l-mes’eleti, n. 2589

[487] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 3696; Tirmizî, K. Zühd, Bâbu-l-

hemmi fid-dünya, n. 2327

[488] . Neseî, K. Zikât, Bâbu süâli-s-Salihin, n. 2588

[489] . Buhâri, K. Zekât; Müslim, K.Zekât, b. İbâhati-l-Ahzi, n. 1045; Neseî,

K. Zekât, Bâbu men âtâhullâhü mâlen, n. 2605

[490] . Buhâri, K. Zekât; Müslim, K. Zekât, b. Beyanı emne efda, n. 1033;

Neseî, K. Zekât, Lî-s-sadakati

[491] . Tirmizî, K. Zekât, n. 657; Neseî, K. Zekât, n. 2613

[492] . Müslim, K. Zekât, Bâbu tahrimi-z-Zekâtı alâ, n. 1071

[493] . Buhâri, Müslim, Kitâbu Zekât, b. Ibâhatü-l, n. 1074; Neseî, Kitâbu

Hediyye lin-Nebîyyi

[494] . Müslim, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce

[495] . Müslim, Buhâri ve Neseî

[496] . Bu hadisi Hakim de Müstedrek’inde rivâyet etti.

[497] . Buhâri ve Müslim

[498] . Neseî,

[499] . Neseî

[500] . Neseî,

[501] . Neseî,

[502] . Buhâri, Müslim

[503] . Neseî

[504] . Neseî, Müslim

[505] . Buhâri, Müslim, Neseî

[506] . Tirmizî,

[507] . Buhâri ve Müslim; Tirmizî

[508] . Neseî

[436]. Buhâri, K. Zekât Bâbu vucübi-z-Zekatı,; Müslim, K. İman, Bâbu-l-

emri bikıtâl-n-Nâsi hattâ, n. 21; Tirmizî, K. İman, B. 3, n. 2609; Neseî, K.

Muhârebe, n. 3983; İbn-i Mâce, K. Sünnet ve-l-fiten, b. Kefamen kâle

Lâilâhella’lah, n. 3927

[437]. Neseî, İbn-i Mâce, K. Zekât Bâbu-l-vesaki sittûne sâan, n. 1832

[438]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-huliyyi, n. 637; Neseî, K. Zekât,

Bâbu zekâtı-l-huliyyi, n. 2481

[439]. Neseî, K. Zekât, Bâbu Zekâti-l-İbili, n. 2449; ibn-i Mâce, K. Zekât,

Bâbu izâ ehaze-l-musaddika sitten, n. 1800

[440]. İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-ibili, n. 1798; Tirmizî, K.

Zekât, Bâbu zekâti-l-ibili ve-l-ğanemi, n. 261

[441]. Ahmed b. Hanbel, n. 1264

[442]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-z-Zehebi, n. 620; ibn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-Verakı, n. 1790; Neseî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-verakı,

n. 2479

[443]. Tirmizî, K. Zekât, Babu zekâti-l-Bakar, n. 623; Neseî, K. Zekât,

Bâbu sukuti-z-Zekâtı ani-l-ibili, n. 2455; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

sadakati-l-bakari, n. 1803

[444]. Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-cem’i beyne-l-müteferriki, n. 2459; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu mâ ye’huzu-l-musaddiku mine-ibili, n. 1801

[445]. Neseî, K. Zekât, Bâbu i’tâi-s-Seyyidi-l-mâli bi ğayri, n. 2464

[446]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu vücûbi-z-Zekâti; Müslim, K. İman, Bâbu-d-

duâi ila-ş-Şahâdeteyn, n. 19; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu kerâhiyeti ahzi hıyârı-

l-mali, n. 625; Nesî, K. Zekât, Bâbu vücûbi-z-Zekâti, n. 2437; İbn-i Mâce,

K. Zekât Bâbu farzu-z-Zekâtı, n. 1783

[447]. Tirmizî, K. Zekât, n. 646; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu fi ummâli-s-

Sadakati, n. 1808

[448]. Müslim, K. Zekât, Bâbu irdâi-s-Saâdeti, n. 989; Neseî, K. Zekât,

Bâbu izâ câveze fi-s-Sadakati, n. 2462

[449]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu salâti-l-İmâmi ve duâihi li sâhibi, n. 1078;

Müslim, K. Zekât, Bâbu-d-duâi limen etâ bi sadakatin, n. 1078; Neseî, Bâbu

salâti-l-İmâmı alâ sâhibi-s-Sadakati, n. 2462; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

mâ yukâlü inde ıhrâcı-z-Zekâtı, n. 1796

[450]. Tirmizî, K. Nikâh, Bâbu-n-Nehyi an-Nîkâhı-ş-Sığârı, n. 1123; Neseî,

K. Nikâh, Bâbun fi-ş-Sığârı, n. 3337

[451]. Buhâri, K. Hibe, Bâbu izâ hamele alâ feresin fe hüve, n. 1620; Neseî,

K. Zekât, Bâbu Şirâis-Sadakati, n. 2618

[452]. Müslim, K. Zekât, Bâbu lâ zekâte alâ-l-müslimi, fi abdihî n. 982

[453]. Buhâri ve Müslim. K. Zekât, Bâbu leyse ale-l-müslimi sadaka n. 982;

Tirmizî, K. Zekât, Bâbu leyse fi-l-hayli ve-r-Rakiki fi abdihi, n. 628; Neseî,

K. Zekât, Bâbu zekâti-l-hayli, n. 2469; İbn-iMâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-

l-hayli ve-r-Rakik, n. 1812

[454]. Buhâri, K. Zekât Bâbu-l-öşri fi mâ sukiye min mâi-s-Semâi, Neseî,

K. Zekât Bâbu mâ yücibu-l-öşri, n. 2490; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu

sadakati-z-Zurûi, n. 1817; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu-s-Sadakati fimâ yuskâ

bi-l-enhâri, n. 640

[455]. Müslim, K. Zekât, Bâbu mâ fihi-l-öşri, n. 981; Neseî, K. Zekât, Bâbu

mâ yûcibu-l-öşri, n. 2491

[456]. İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu mâ tecibu fihi-z-Zekâtü n. 1814

[457]. İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu zekâti-l-aseli, n. 1823; Neseî, K. Zekât,

Bâbu zekâti-n-Nahli, n. 2501

[458]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbu fi’l-harzı, 644; İbn-i Mâce, K. Zekât, n. 1819

[459]. Termizi, K. Zekât, Bâbun fi-l-harsı, n. 643; Neseî, K. Zekât, Bâbu

kem yetruku-l-hârisi, n. 2493

[460]. Neseî, K. Zekât, n. 2494

[461]. Neseî, K. Zekât, Bâbu kavlihi azze vecelle, ve-lâ – teyemmemu, n.

2495; İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu-n-Nehyi en yuhrice, n. 1821

[462]. İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n. 1827

[463]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu farz-ı sadakati-l-fıtrı, n. 173; Müslim, K.

Zekât, Bâbu-l-emri bi ıhrâcı zekâtı-l-fıtrı, n. 986; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu

takdimihâ kable-s-Salâti, n. 177; Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-vakti-l-lezi

yüstehabbu en, n. 2522

[464]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı alâ-l-abdi; Müslim, K. Zekât,

Bâbu zekâtı-l-fıtrı ale-l-Müslümîne, n. 984; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-

l-fıtrı, n. 676; Neseî, K. Zekât, Bâbu farzu zekâtu ramazâne, n. 2505; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu sadakati’l fıtri, n. 1826

[465]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu farz-ı sadakati-l-fıtrı, n. 173/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı ale-l-müslimîne, n. 984; Neseî, Bâbu furiza zekâtu

ramazâne ale-l-müslimîne, n. 2505

[466]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n.ssss 173/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu Zekâtil fıtra alel-Müslimîne, n. 984

[467]. Neseî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 2518

[468]. Buhâri, K. Zekât; Müslim, K. Zekât, Bâbu zekâti’l fıtrî, n. 984;

Tirmizî, K. Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 675; Neseî, K. Zekât, Babu zekâtı-

l-fıtri ramazâne, n. 2502

[469]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu sâun min zebibin, n. 174/1; Müslim, K.

Zekât, Bâbu zekâtı-l-fıtrı, n. 985; Tirmizî, K. Zekât, Bâbu sadakatı-l-fıtrı, n.

673; Neseî, K. Zekât, Bâbu-t-Temri fi zekâti-l-fıtrı, n. 2515; İbn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbu sadakati-l-fıtrı, n. 1829

[470]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2018 – 3291; Neseî, K. Zekât, Bâbu

mekîleti zekâtı-l-fıtrı, n. 2510

[471]. Buhâri, K. Cihad, B. 89, K. Zekât, B. 33 – 49; Müslim, K. Zekât, B.

11; Neseî, K. Zekât, n. 2466; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 322

[472]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbun fi, tâ’cili-z-Zekâti, n. 678; İbn-i Mâce, K.

Zekât, Bâbun fi tâ’cili-z-Zekâti, n. 1795

[473]. İbn-i Mâce K. Zekât, Bâbun fi ummali-s-Sadakah, n. 1811

[474]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbu men tahillu lehû-z-Zekâtü, n. 650; İbn-i

Mâce, K. Zekât, Bâbu men se’ele an zahr-i gınên, n. 1840; Neseî, K. Zekât,

Bâbu haddi-l-ğınâ, n. 2593; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 3675; Hâkim, n.

407 / 1

[475]. Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-ilhâfı fi-l-mes’eleti, n. 2597

[476]. Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-ilhâfı fil-mesêleti, n. 2596

[477]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu lâ yes’elüne n-Nâse ilhâfen, n. 153; Müslim,

K. Zekât, Bâbu-l-Miskin-l-lezi lâ yecidü ğinên, n. 1039; Neseî, K. Zekât,

Bâbu tefsiri-l-miskin, n. 2572

[478]. Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-kaviyyi-l-müktesibi, n. 2699

[479]. Tirmizî, K. Zekât, Bâbu men lâ tahillu lehü-s-Sadakah, n. 652

[480]. İbn-i Mâce, K. Zekât, Bâbu men tahıllu lehû-s-Sadakah, n. 1841

[481]. Buhâri, K. Sulh, Cizye, ahkâm, Diyât Müslim, K. Hudud; Tirmizî, K.

Diyât, Bâbun fi-l-Kasâmeti, n. 1422; İbn-i, Mâce, K. Diyât, Bâbu-l-

Kasâmeti, n. 2677; Mâlik, K. Kısâmeh, n. 1

[482]. Tirmizî, K. Zekât, n. 681; Neseî, K. Zekât, Bâbu mes’eleti-r-Racüli,

n. 2600

[483]. Müslim K. Zekât, Bâbu men tahıllu lehü-s-Sadakah, n. 1044; Neseî,

K. Zekât, Bâbu-s-Sadakati limen tahammele, n. 2580

[484]. Tirmizî, K. Büyû, Bâbu bey’i min yezidin, n. 1218; İbn-i Mâce, K.

Ticârât Bâbu bey’i-l-müzâyedeh, n. 2198; Neseî, K. Büyû, Bâbu fi men

yezidu

[485]. Müslim, K. Zekât, Bâbu kerâhiyyeti-l-mes’eleh, n. 1043, Neseî, K.

Salât; İbn-i Mâce, K. Cihad

[486]. Buhâri, K. Zekât, Bâbu-l-ısti’fafı ani-l-mes’eleti; Müslim, k. Zekât,

Bâbu fazl-ı-l-taaffüfi ve-s-Sabri, n. 1053; Tirmizî, K. Birr, Bâbu mâ câe fi-

s-sabri, n. 2025; Neseî, K. Zekât, Bâbu-l-isti’fafı ani-l-mes’eleti, n. 2589

[487]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 3696; Tirmizî, K. Zühd, Bâbu-l-

hemmi fid-dünya, n. 2327

[488]. Neseî, K. Zikât, Bâbu süâli-s-Salihin, n. 2588

[489]. Buhâri, K. Zekât; Müslim, K.Zekât, b. İbâhati-l-Ahzi, n. 1045; Neseî,

K. Zekât, Bâbu men âtâhullâhü mâlen, n. 2605

[490]. Buhâri, K. Zekât; Müslim, K. Zekât, b. Beyanı emne efda, n. 1033;

Neseî, K. Zekât, Lî-s-sadakati

[491]. Tirmizî, K. Zekât, n. 657; Neseî, K. Zekât, n. 2613

[492]. Müslim, K. Zekât, Bâbu tahrimi-z-Zekâtı alâ, n. 1071

[493]. Buhâri, Müslim, Kitâbu Zekât, b. Ibâhatü-l, n. 1074; Neseî, Kitâbu

Hediyye lin-Nebîyyi

[494]. Müslim, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce

[495]. Müslim, Buhâri ve Neseî

[496]. Bu hadisi Hakim de Müstedrek’inde rivâyet etti.

[497]. Buhâri ve Müslim

[498]. Neseî,

[499]. Neseî

[500]. Neseî,

[501]. Neseî,

[502]. Buhâri, Müslim

[503]. Neseî

[504]. Neseî, Müslim

[505]. Buhâri, Müslim, Neseî

[506]. Tirmizî,

[507]. Buhâri ve Müslim; Tirmizî

[508]. Neseî

– Râvîlerden bazıları ikal (ip, yular) İbn-i Vehb, Yunus’tan ancak (oğlak

olarak) rivâyet etti. [436]

1559 – Ebû Saîd El-Hudrî Peygamberimizden merfûan rivâyet ediyor.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “Beş vesaktan aşağısında zekât

yoktur” buyurdu. Vesak; damgalanmış altmış sa’dır. [437]

– “Peki kıyamette bu iki bilezik yerine Allah (c.c)’in sana ateşten iki bilezik

taktırması hoşuna gider mi?” buyurdu. Kadın o iki bileziği hemen çıkardı.

Nebî sallallahu aleyhi vesellem’e uzattı ve bunlar Allah ve Resullah’ın

rızası içindir, dedi. [438]

Bir kimseye iki yaşında deve vermek farz olur da elinde bu yaşta deve

bulunmaz, üç yaşında erkek deve bulunursa, ikilinin yerine bunu verir.

Onun yerine bu kabuldür. Üstüne bir şey vermek icap etmez. Yanında üç

yaşında bir deve bulunmaz, dört yaşlı varsa onu verir. Sahibi istemezse geri

bir şey verilmez. Senenin yarısından çoğunu kırda geçiren koyunların

kırktan yüz yirmiye kadarında bir koyun, yüz yirmiden fazla olursa iki yüze

kadar iki koyun, ikiyiz koyuna yetişince üç yüze kadar üç koyun, üçyüzden

fazla olunca her yüz koyunda bir koyun vermek farz olur. Zekâtta çok

ihtiyar ve kör olanlar alınmaz. Sürünün damızlık koç ve tekesi de mal sahibi

arzu etmedikçe alınmaz. Zekât korkusuyla ayrı olanlar birleştirilmez,

berâber olanlar da ayrılmaz. İki kişinin karıştırmasından meydana gelen

sürüde her şahsın hissesine aynı seviyede müracaat edilir. Mal sahiplerinden

birinin koyununun sayısı kırka varmamışsa, ona zekât farz olmaz. Ancak

sahibi isterse bir şey verir. Gümüşte de kırkta bir hesabıyla zekât vardır.

(Gümüşün nisâbı ikiyüz dirhemdir) Eğer gümüş yüz doksan dirhemse zekât

lâzım gelmez. Ancak sahibi dilerse verir. [439]

Zührî diyor ki: Tahsildar gelince üçte biri döküntüler, üçte biri orta olanlar,

üçte biri de en iyi olmak üzere sürüyü üçe böler ve tahsildar zekâtı orta

olanlardan alır. Zührî; sığırların (zekâtını) zikretmedi [440]

Râvî der ki: Bu cümleyi Ali mi söyledi, veya bunu Rasûlullah sallallahu

aleyhi vesellem’den merfûan mı rivâyet etti, bilmiyorum. Üzerinden sene

geçmedikçe hiçbir mala zekât lâzım gelmez. Ancak Cerir diyor ki; İbn-i

Vehb, Nebî sallallahu aleyhi vesellem’den rivâyet ettiği hadiste üzerinden

sene geçmedikçe hiçbir mala zekât yoktur,” cümlesini ziyâde etti. [441]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “At ve kölelerin zekâtını affettim.

Gümüşün zekâtını getirin, 190’a kadar gümüşte zekât yok, ikiyüz dirhem

olunca onda, beş dirhem zekât vardır” buyurdu. [442]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onu Yemen’e göndereceğinde her otuz

sığırda iki yaşında bir erkek veya dişi dana, her kırk sığırda üç yaşında bir

dana almasını ve her erkeklik çağına gelen gayrimüslimden (cizye olarak)

bir dinar veya Yemen’de bulunan maafir (adındaki) elbiseden bir dinarın

karşılığı olarak almasını emretti. [443]

Hilal bin Habbab (Meysere’ye dedi ki; Ey Ebâ Salih Kevma nedir? dedim.

O’da; Hörgücü büyük olan devedir, dedi ve tahsildar onu almaktan çekindi

ve mal sahibi benim malımın en iyisini almanı arzu ediyorum dedi,

tahsildar yine almaktan çekindi. Mal sahibi ondan biraz daha aşağı değerde

olan devesini dizginledi. Onu da almaktan çekindi. Sonra ondan daha aşağı

kıymette bir deveyi dizginledi ve (tahsildar) onu kabul etti. (Tahsildar) dedi

ki: “ben bunu alıyorum. Ama yine de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem

“Gittin de adamın en iyi devesini aldın” demesinden korkarım.” dedi. [444]

Mutat: Doğurma zamanı gelmesine rağmen yağlılığından doğurmayan)

hayvana denir (Kısır demektir.) [445]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Muaz bin Cebel’i Yemen’e (vali)

olarak göndereceğinde şöyle buyurdu, “Sen kitab ehli bir kavmin başına

gidiyorsun. Onları Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve benim Allah’ın

Rasûlü olduğuma şehadete davet et! Eğer bu davetine itaat ederlerse, onlara

Allah’ın her gece ve gündüzde beş vakit namazı farz kıldığını talim et! Ona

da itaat ederlerse Allah’ın onların mallarında zekâtı farz kıldığını

zenginlerin mallarından alınarak fakirlere verileceğini talim et! Buna da

itaat ederlerse onların mallarının en iyisini almaktan sakın! Mazlumun

bedduasından da sakın. Çünkü Mazlumun duasıyla Allah’ın (kabulü)

arasında perde yoktur. [446]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Zekâtta haddi aşan (haksızlık yapan)

onu vermeyen gibidir” buyurdu. [447]

Ebû Kâmil hadisinde Cerir şöyle dedi, diyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi

vesellem’den şu sözü işittikten sonra, hiçbir tahsildar benden memnun

olmadan dönmemiştir. [448]

Babam ağaç altında (Biat-ı Rıdvan) da bulunanlardandı. Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellem’e bir topluluk zekâtlarını getirdiklerinde (Ey

Allah’ım! Filân kimsenin ailesine rahmet ve mağfiret eyle!) buyururdu.

Babam da zekâtını Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e getirmişti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem (Babam için) “Ey Allah’ım! Ebî Evfâ

ailesine mağfiret eyle” buyurdu. [449]

1592 – Muhammed bin İshak’tan rivâyete göre: Malı getirmek de yok,

uzaklaştırmak da yok sözü hakkında şöyle söylemiş: Hayvanların zekâtı

bulunduğu yerde alınır. Tahsildarın yanına kadar celb edip getirmek yoktur.

(Yukarıda geçtiği gibi) şu farızayı alırken sahibi o maldan uzaklaştırılmaz.

İbn İshak devamla diyor ki: Tahsildara mal sahibinden uzak ve ayrı bir

yerde olup mallar tahsildarın ayağına getirilmemeli, belki zekât mal

sahibinin bulunduğu yerde (meskeninde) alınmalı. [450]

Ömer bin Hattab, Allah yolunda bir gaziyi bir ata bindirmişti. O atı

satılırken buldu, onu satın almak istedi, bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi

vesellem’e sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Onu satın alma,

zekâtına dönme” buyurdu. [451]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “At ve köleye zekât yoktur. Ancak

kölede(n dolayı) fıtır sadakası vardır” buyurdu. [452]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Müslümana kölesinden ve atından

dolayı zekât yoktur” buyurdu. [453]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Yağmurla sulanan, nehirlerle

sulanan ve pınarlardan sulananlarda veya sulanmadan suyu damarları ile

çeken mahsule öşür vardır. Develerle sulanan veya kova ile sulanan

(ziraatte) öşrün yarısı vardır” buyurdu. [454]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Nehirlerden ve pınarlardan sulanan

ziraatte öşür vardır. Develerle sulanan ziraatte öşrün yarısı vardır” buyurdu.

[455]

Ebû Dâvud anlatıyor: Mısır’da bir hıyarı karışladım. On üç karış geldi ve

bir ağaç kavunu gördüm. İkiye bölünmüş, deveye iki denk olarak

yüklenmişti. [456]

1601 – Amr bin Şuayb’dan, o da babasından, o da dedesinden, (Şebabe

kabilesi hakkında) geçen hadisin benzerini zikretti ve orada: (her on kırbede

bir kırbesi öşür verilecek) dedi. Süfyân bin Abdullah Es-Sakafî (onlar için

iki vadiyi koruyordu, dedi ve şunu) ziyâde etti. (Rasûlullah sallallahu aleyhi

vesellem’e ödedikleri öşrü Ömer’e de ödediler. O da, onlara o iki vadilerini

koruyuverdi. [457]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Hurmanın ağaç üzerinde tahmin

(takdir) edilip, zekâtı kuru hurma olarak alındığı gibi, üzümün de ağaç

üzerinde tahmin (takdir) edilip, zekâtının kuru üzüm olarak alınmasını

emretti. [458]

Ebû Dâvud şöyle diyor: “Takdir eden memur üçte birini işçilik için bırakır”

diyor. [459]

Zührî diyor ki; (bu lafızlar) Medine hurmasından iki rengin adıdır. [460]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Mescidde yanımıza girdi. Elinde bir

de asa vardı. Bir adam adi kuru ve yaş (karışık) hurma asmıştı. Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellem elindeki asayı o asılı hurma salkımına dürterek,

“Eğer şu sadakanın sahibi isteseydi, bundan daha güzelini tasadduk ederdi,

bunun sahibi kıyamet günü hurmanın döküntüsünü yer” buyurdu. [461]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, fıtır sadakasını oruçlulara lüzumsuz

sözden, sövmekten temizlik kıldı. Fakirler için de taam kıldı. “Kim fıtrını

(Bayram) namazından önce edâ ederse, bu makbul bir zekât olur.

Namazdan sonra edâ ederse bu da sadakalardan bir sadaka olur” buyurdu.

[462]

Nafi diyor ki: İbn-i Ömer fıtır sadakasını bayramdan bir veya iki gün önce

edâ ederdi. [463]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem fıtır zekâtını farz kıldı. Mâlik’in bana

okuduğu rivâyette, “Fıtır sadakası, Müslümanlardan kadın ve erkek, hür

veya köle üzerine ramazanda bir sa’ kuru hurma veya bir sa’ arpadır,” dedi.

[464]

Ebû Dâvud diyor ki: Abdullah el-Umerî’nin Nafi’den yaptığı rivâyette ise

“her Müslüman’a” demiştir. Ubeydullah’ın, Nafi’den naklinde

“Müslümanlardan” kaydı vardır. Ubeydullah’tan meşhur olan rivâyette

“Müslümanlardan” kaydı yoktur. [465]

Ebû Dâvud diyor ki: Abdullah ve Eyyub Nafi’den rivâyetlerinde yukarıda

geçtiği gibi (Kadın ve Erkek) lafzını da söyledi. [466]

“Vaktâki Ömer radıyallahu anh (Halife) oldu, buğday çoğaldı. Ömer

radıyallahu anh o eşyaların yerine yarım sa’ buğday verilmesini

koydu,” [467]

– Abdullah bin Ömer (zekâtı) hurmadan verirdi, bir sene Medinelilere

hurma kıtlığı geldi. O sene arpadan verdi. [468]

Ebû Dâvud diyor ki: İbn-i Uleyye’den bir kimse (buğdaydan bir sa’) diye

rivâyet edildi ki, mahfuz değildir. [469]

“Bir ramazan sonunda İbn-i Abbas Basra’da minber üzerinde hutbede

bulundu. Onlara orucunuzun sadakasını veriniz” dedi. Sanki halk daha önce

(bunu bilmiyordu. Sonra İbn Abbas devamla “burada Medine halkından

kim var! Haydin din kardeşlerinize oruç sadakasını öğretin, zira onlar

bilmiyorlar,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem her hür ve köle,

erkek veya kadın, küçük veya büyük üzerine hurmadan veya arpadan bir sa’

buğdaydan yarım sa’ verilmesini farz kıldı. Ali radıyallahu anh Basra’ya

gelince fiyatlarını ucuz gördü ve Allah size nimetini bol kıldı, her şeyden

bir sa’ verseniz, dedi. Humeyd dedi ki: Hasan Basrî radıyallahu anh, “Fıtır

sadakasının oruç tutanlara vacip olduğu reyinde idi.” [470]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Ömer bin Hattab’ı zekât üzerine

vazifelendirdi. İbn-i Cemil Hâlid bin Velid ve Abbas zekât vermediler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “İbn-i Cemil başka bir intikam

almıyor. Ancak, önceleri fakirdi, Allah onu zengin kıldı. (Onun için

nankörlük ediyor.) Amma Hâlid bin Velid’e gelince, siz ona zulüm

ediyorsunuz. O (malını) silâh ve zırh gibi harb âlâtına bağladı. Onları da

Allah yolunda vakfetti. Amcam Abbas’a gelince onun zekâtını ve bir

mislini de ben ödeyeceğim. Sonra da bilmez misiniz? Adamın amcası

babanın yarısıdır. Veya babasının bir yarısıdır” buyurdu. [471]

Abbas radıyallahu anh zamanı gelmeden önce malının zekâtını acele

vermesine Rasûlullah’tan müsaade etmesini istedi. Rasûlullah sallallahu

aleyhi vesellem ona ruhsat verdi. (Bir rivâyette) ona malının zekâtının vakti

gelmeden vermesine izin verdi, dedi. [472]

1625 – İmran bin Husayn’ın azatlısı Atâ’nın oğlu İbrahim’den o da

babasından; Ziyad veya bazı ümerâ İmran bin Husayn’ı zekât toplamaya

gönderdi. Dönüşünde Ümran’a mal nerede, diye soruldu. Ümran, Sen beni

mal için mi gönderdin? Biz zekâtı Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem

zamanında aldığımız yerlerden aldık. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem

zamanında bıraktığımız yerlere de bıraktık dedi. [473]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Elinde kendine

yetecek malı olduğu halde dilencilik yapan, kıyamet gününde yüzünde

soyuk veya tırnak yarası veya yüzü asık olarak gelecektir.” Ey Allah’ın

Resûlu! (Kendine yetecek) zenginlik (ölçüsü) nedir, diye soruldu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “50 dirhem gümüş veya 50 dirhem

gümüş kıymetinde altındır” buyurdu. [474]

– Ben bizim için sütlü deve bir ukiyeden daha hayırlıdır, dedim. Ukiye 40

dirhemdir. Ben de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemden hiçbir şey

istemeden döndüm. Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e

arpa veya kuru üzüm geldi. (Fahr-i Kâinat) ondan bize taksim etti. Veya

dediği gibi hatta ki, Allah (c.c) bizi zengin kıldı. [475]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Bir kimsenin bir ukiye kıymetinde

malı varken dilenirse, o kimse baş ağrıtmış olur” benim Yakute adındaki

dişi devem, bir ukıyeden daha kıymetlidir, dedim. Hişam (Ukiye yerine)

kırk dirhemden daha hayırlıdır, dedi. Hiçbir şey istemeden Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellemin yanından döndüm. Hişam rivâyet ettiği hadiste,

“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem zamanında ukiye kırk dirhemdi,

kaydını ziyâde etti.” [476]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Bir ve iki hurma, bir

iki lokma vererek (kapıdan) gönderdiğin kimse fakir değildir. Asıl fakir;

kimseden bir şey istemeyen, kendisini de kimseye bildirmeyen bilinmediği

için kendisine bir şey verilemeyendir.” [477]

Bana iki kimse haber verdi. Veda hacc-ında onlar Rasûlullah sallallahu

aleyhi vesellem’e gelmişlerdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sadaka

taksim ediyordu. Sadakadan onlar da istediler. Peygamber sallallahu aleyhi

vesellem bize gözlerini dikti. Sonra indirdi. Bizi güçlü kuvvetli gördü ve

“İsterseniz size de veririm. Fakat bu sadakada zenginin ve kazanabilen

güçlü kuvvetlilerin hakkı yoktur” buyurdu. [478]

Ebû Dâvud diyor ki: …Şu’be, Sa’d’dan rivâyetinde, “Kuvvetli ve güç

sahibine manâsına gelen (zî-mirratin gaviyyi) diye nakledildi.” Hz.

Peygamber’den bu konuda rivâyet edilen diğer hadislerin bir kısmı

“kuvvetli ve güçlü” bir kısmı da kuvvetli ve sağlam şeklindedir. Atâ bin

Züheyr, Abdullah Bin Amr’a rastladı. “Sadaka kuvvetlilere ve tam azaya

sahip olanlara helâl olmaz,” dedi. [479]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Zengine sadaka helâl

olmaz, ancak şu beş kimse için helâl olur. Allah yolunda gazaya çıkanlara,

sadaka toplamakla görevli olana, borçluya, parası ile zekât mallarını satın

alana ve bir zengin ki fakir bir komşusu olur fakire bir sadaka verilir, fakir

de bu zekâttan gelen şeyi zengin komşusuna hediye eder. Bu helâl olur.”

[480]

Ona Ensardan Sehl bin Ebû Hasme denilen kimsenin haber verdiğine göre,

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ona (Hayber’de şehid edilen

ensarinin diyeti olarak) zekât develerinden yüz tanesini vermiş. [481]

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “Dilencilik yüzde tahriştir,

yırtıklıktır. Adam yüzünü onunla tırmalar (yaralar) isteyen o yarayı yüzünde

bırakır. İsteyen terkeder. Bir kimsenin yetki sahibinden istemesi veya

kaçınılmaz bir iş için başkasından istemesi, bundan müstesna” buyurdu.

[482]

– “Ey Kabîsa! Bize sadaka toplanıp gelene kadar (Medine’de) dur. Ondan

sana da verilmesini emredelim” buyurdu. Sonra yine, “Ey Kabîsa şu üç

şeyden başka şey için istemek helâl olmaz. Bir kimse iki kavim arasını islâh

için aralarında olan diyeti üzerine almışsa, o diyeti ödeyene kadar istemek

ona helâl olur. Diyet ödenince istemeye son verir. Yine bir kimseye afat

isabet eder, (zayi olan) malına muhtaç olursa, geçimi normale dönene kadar

veya geçimde orta yollu bir hale gelene kadar istemesi helâl olur. Bu hale

gelince istemeye son verir. Yine bir kimseye yokluk isabet eder kavminden

kendilerine güvenilen üç kişi falan kimseye (hakikaten) yokluk isabet etti

derlerse geçiminde kıvama gelene kadar yahut geçimde orta yollu bir hale

gelene kadar istemesi helal olur. Bu hale gelince istemeye son verir. Ey

Kabîsa bu üçün haricindeki istemeler haramdır. İsteyenler de haram yemiş

olur” buyurdu. [483]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e ensardan bir adam gelip bir şey

istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona, “Evinde hiçbir şey yok

mu” buyurdu. Adam evet bir çulumuz var, bir kısmını seriyor bir kısmını da

örtünüyoruz, bir de su kabımız var onunla su içiyoruz, dedi. Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellem ona, “Çul ve su kabını bana getir” buyurdu.

Ensârî her ikisini de ona getirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, çulla

su kabını eline aldı ve “Şu ikiyi kim satın alacak” buyurdu. Bir adam ben

onun ikisini bir dirheme satın alırım, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi

vesellem, iki veya üç kere “bir dirhemden fazla verecek kimse yok mu?”

diye sordu. Yine bir adam onları ben iki dirheme satın alırım, dedi. Çul ve

su kabını o şahsa verdi. İki dirhemi aldıktan sonra, iki dirhemi eşya sahibine

verdi ve şöyle buyurdu: “Bu paranın bir dirhemi ile yiyecek al ailene bırak,

bir dirhemine de bir keser al bana gel” buyurdu. Adam bir keser aldı

Rasûlullah’a geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem baltaya el tutacak

bir sap taktı sonra (adama), “Git odun topla ve sat ve seni onbeş gün

görmeyeceğim” buyurdu. Adam gitti odun topladı sattı, geldi ki 10 dirhem

kazanmış, bir kısmına elbiselik bir kısmına da yiyecek aldı. Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellem ona, “Bu durum senin için kıyamet gününde

yüzünde dilencilik lekesi ile gelmenden hayırlıdır. İstemek ancak şu üç

kimseye câizdir, toprağa yapıştıran fakirliğe uğrayana. Altından

kalkılamayacak borca düşene ve ara bulmak için kan parası” (diyeti

yüklenene buyurdu.) [484]

– “Allah’a ibadet etmeniz, O’na hiçbir şeyi şerik koşmamanıza, beş vakit

namazı kılmanız ve dinleyip itaat etmeniz ve sesini alçaltarak gizlice

insanlardan hiçbir şey istememeniz üzerine (biat ediniz)” dedi. Râvî yemin

olsun ki! O cemaatten biri kamçısını elinden düşürürdü de hiç kimseden

kamçıyı alıvermesini istemezdi, diyor. [485]

Ensardan birkaç kişi Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den (bir şeyler)

istediler. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem istediklerini verdi, tekrar

istediler yine verdi, istedikleri şey Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin

yanında kalmayınca, “Yanımda mevcut olup da size vermekten sakladığım

işe yarar hiçbir şey yoktur. Kim başkasının elinde olana göz dikmemek

isterse Cenabı Hak onu iffetli kılar. Kim elindeki ile yetinirse Allah onu

zengin kılar, kim sabretmeye gayret ederse Allah ona sabır ihsan eder.

Cenabı Allah hiçbir kimseye sabırdan daha geniş bir ikramda bulunmadı”

buyurdu. [486]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurdu: “Bir

kimseye yokluk isabet eder, o kimse halini (Allah’a arz etmesi lâzım

gelirken) insanlara arz ederse, ona açılan yokluk kapısı kapatılmaz. Kim de

fakirliğini Allah’a arz ederse, Allah onu çabukça zengin kılar, ya çabuk

ölümle veya çabuk zengin kılmakla.” [487]

Firâsî Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e şöyle dedi: “Ey Allah’ın

Rasûlü! İhtiyaçlarımı başkasından isteyeyim mi?” Rasûlullah sallallahu

aleyhi vesellem de; “Hayır isteme, eğer istemeye mecbur kalırsan

salihlerden iste” buyurdu. [488]

Ömer radıyallahu anh beni zekât toplamakla görevlendirmişti. Zekâtı

toplayıp ona teslim ettikten sonra bana hizmetime karşılık bir şey

verilmesini emretti. Ben bu hizmeti Allah rızası için yaptığımı mükâfatımı

Allah’ın vereceğini söyledim. Ömer radıyallahu anh, sana verileni al, ben

de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sağlığında zekât toplamakla

görevlendirildim. Bana hizmetime mukabil bir şey verecekti, ben de senin

söylediğin gibi söyledim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem; “Sen

istemeksizin sana bir şey verilirse onu al ye ve tasadduk et” buyurdu, dedi.

[489]

Ebû Dâvud diyor ki: Bu hadisteki Eyyub’un Nafi’den rivâyeti konusunda

ihtilaf edilmiştir. Abdul Vâris “yed-i ulyâ” haya edip istemeyen eldir dedi.

Râvîlerin çoğu Hammad bin Zeyd’den o da Eyyub’tan rivâyetine göre; yed-

i ulyâ; veren eldir. Hammad’tan Vahid’in rivâyetine göre, yükseklikteki

elden maksat iffetli eldir. [490]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Benî Mahzun’dan bir kimseyi zekât

toplamak üzere vazifelendirmiştir. O şahıs, Ebû Râfîâ sen bana arkadaş ol,

sana zekâttan bir şeyler verilir, dedi. Ebû Râfî ben Rasûlullah’a gidip

sorayım, dedi. Peygamber Efendimizin yanına geldi ve, “Ben falanla zekât

toplamaya gitsem, size getirince zekâttan bana bir şey verilir mi?” diye

sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Bir kavmin azatlı kölesi o

kavmin kendi aile fertlerinden sayılır. Bize zekât almak ve yemek helâl

değildir” buyurdu. [491]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir hurma bulmuştu. “Eğer sadaka

olmasından korkmasa idim, bunu yerdim” buyurdu. [492]

Peygamber sallallahu aleyhi veselleme et, takdim edilmişti. Rasûlullah

sallallahu aleyhi vesellem, “Bu nedir?” diye sordu. Bu (Azatlınız fakir)

Berire’ye zekât olarak verilmiştir. (o da bize getirdi) dediler. Peygamber

sallallahu aleyhi vesellem, “Bu et Berire’ye sadaka bize de Berire’den

hediyedir” buyurdu. [493]

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e bir kadın gelerek, Ey Allah’ın

Rasûlü ben cariyemi anneme sadaka olarak vermiştim. Şimdi annem öldü.

O, cariyeyi de mirâs olarak bıraktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

“Sen sadaka mükâfatına hak kazandın. Mirasta da o cariye sana gelecek”

buyurdu. [494]

Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme. Her hangi bir koyun

sahibi ki koyunların zekâtını vermezse, (Ahirette dünyadakinden daha çok

olarak düz ve geniş bir sahada sahibini boynuzları ile süsecek, tırnakları ile

çiğneyecekler, orada boynuzsuz ve burma boynuzlu koç da olmayacak.

Hepsinin boynuzu toslanacak durumda olacak) Sürünün arkası geçince

sürünün önü yine döndürülerek, sizin saydığınız günlerden elli bin sene

miktarı bir zamanda Allah Teâlâ kulları arasında hükmedene kadar böylece

azap olunur. Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme. Her hangi

bir deve sahibi ki develerinin zekâtını vermezse dünyadakinden daha çok ve

daha kuvvetli olarak tabanları ile onları çiğneyecekler. Develerin arkası

geçince önü sahiplerinin üzerine döndürülecek. Sizin saydığınız günlerden

elli bin senelik bir zamanda kulları arasında hükmedinceye kadar bu azâb

devam edecek. Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme” buyurdu.

[495]

“Şüphesiz Cenabı Allah zekâtı ancak elinizde kalan malı temizlemek için

farz kıldı, mirasları da sizden sonra geleceklerin olmak üzere farz kıldı”

buyurdu. Hz. Ömer de (Allahu Ekber) diye tekbir getirdi. Sonra Rasûlullah

Efendimiz, “Ey Ömer insanın sakladığı en hayırlı hazinenin ne olduğunu

haber vereyim mi? – Saliha bir kadın ki kocası baktığında kocasını memnun

eder, kocası emrettiğinde itaat eder. Kocası evinde hazır olmasa bile onun

sırrını ve evini muhafaza eder. İşte en hayırlı define budur” buyurdu [496]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet anneni sıla et, ona evlatlık

vazifesini îfâ et” buyurdu. [497]

1669 – Büheyse adı verilen bir kadından o da babasından: Büheyse diyor ki:

Babam Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den izin aldı ve Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’in (bol olan) gömleği arasına girdi. Peygamber

sallallahu aleyhi ve sellemi öpüp sarılmaya başladı. Sonra babam: “Ey

Allah’ın Rasûlü verilmeyip men edilmesi helâl olmayan şey nedir?” dedi.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Sudur” buyurdu. Babam tekrar,

“Ey Allah’ın Rasûlü verilmemesi helal olmayan şey nedir?” dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Tuzdur” cevabını verdi. Babam

yine, “Ey Allah’ın Rasûlü verilmemesi helâl olmayan şey nedir?” dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır yapman senin için daha

hayırlıdır” ،uyurdu. [498]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah için (size) kim sığınırsa onu

koruyun, Allah rızası için sizden yardım isteyene verin. Sizi O’nun rızası

için çağıranın çağrısını cevaplayın, size hediye gönderenin hediyesine

mukabil siz de ona hediye gönderin, eğer size hediye gönderene hediye

edecek bir şey bulamazsanız onun hediyesine mukabele ettiğinize kanaat

getirene kadar o kimseye duâ ediniz” buyurur. [499]

Iyaz: Ebû Sâid el Hudrî’nin şöyle dediğini işitti: (yardım isteyen) bir kimse

mescide girdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem cemaate elbise

tasadduk etmelerini emretti. Cemaat elbiselerinden bir kısmını tasadduk

ettiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona bu elbiselerden ikisini al

diye emretti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz tekrar

sadakaya teşvik etti. Kendisine elbise verilen fakir o iki elbiseden birini

getirip sadaka olarak verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: Ona

“Elbiseni al,” diye seslendi. [500]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her hangi bir mü’min elbisesi

olmayan bir Müslümana elbise giyindirirse, Allah da o Müslümana cennetin

yeşil hullelerinden elbise giyindirir. Her hangi bir Müslüman ki, aç bir

Müslümanı doyurursa, Allah da o Müslümanı cennet meyvelerinden

doyurur, her hangi bir Müslüman ki, susuz bir Müslümanı sularsa, Allah

Teâla da onu cennette mevcut (Rahık-ı Mahtûm) şarabından sulayacaktır”

buyurdu. [501]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kadın kocasının malından

kocasından izin almaksızın infak ederse, o kadına kocasına verilen sevabın

yarısı kadar sevap vardır” buyurdu. [502]

– “Sen kendi durumunu daha iyi bilir ve daha iyi görürsün. (Nereye sarf

edileceğini ona göre ayar edersin.)” buyurdu. [503]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kimseye geçimini teminle

mükellef olduğu kimseleri (sefalet içinde) zayi etmesi, vebal bakımından

yeter” buyurdu. [504]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kimi rızkının genişletilmesi ve

ömrünün bereketlenmesi sevindirirse akrabalarını sıla etsin” buyurdu. [505]

“Allah (c.c) buyurdu: Ben Rahmanım, akraba da rahimdir. Rahme kendi

isminden bir isim ayırdım ve taktım. Kim rahmini (Akrabasını) sıla ederse,

bende o kimseyi (rahmetimle) sıla ederim. Kim de onu sıla etmezse ben de

ondan tamamen rahmetimi keserim.” [506]

1696 – Muhammed bin Cübeyr bin Mut’ım’dan: o da babasından Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’e varan bir senetle rivâyet eder: Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem: “Akrabasını sıla etmeyen, cennete giremez”

buyurdu [507]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hitabede bulundu ve şöyle

buyurdu: “Cimrilikten sakınınız. Çünkü sizden önce geçenler cimrilik

yüzünden helâk oldular. Cimrilik onlara mallarını sıkıp kimseye vermemeye

sevketti. Akrabalarını sıla etmemeye sevketti. Sıla etmediler ve mal

toplamak için günah işlemeye sevketti de günah işlediler.” [508]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni