Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 29, 2026

Düşmanla sulh yapmak

CİHAD BÖLÜMÜ · 168 – DÜŞMANLA SULH YAPMAK 2765 – Misver bin Mahreme radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

CİHAD BÖLÜMÜ · 168 – DÜŞMANLA SULH YAPMAK

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2765 – Misver bin Mahreme radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

dedi ki:

Hudeybiye zamanında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabından

bin küsûr kişi ile beraber çıktı. Zülhuleyfe’ye vardıklarında kurbanlıkların

boynuna alamet taktı. (Kurbanlık olduklarına işaret için) hörgüçlerini

kanattı. Ömre niyeti ile ihramlandı. Râvî hadisi sevk etti ve daha sonra dedi

ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yürüyüşe devam etti. Tâ

Mekkeliler üzerine inilen Seniyye tepesine vardığında devesi oraya çöktü.

İnsanlar yürü yürü dediler iki defa “Kasva huysuzlaşıp yürümez oldu”

dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kasva yürümekte inatçılık

etmez, rast gele çökmek onun âdetinden değildir. Lâkin onu (ashabı filin)

filini alıkoyan alıkoydu,” dedi. Sonra şöyle buyurdu: “Nefsim kudretinde

olan Allah’a yemin ederim ki. Bugün Mekkeliler Allah’ın haramına tazim

kastederek benden ne kadar müşkil talepde bulunurlarsa bulunsunlar

muhakkak onlara onu verirdim.” Sonra deveyi sürdü, o da sıçrayıp kalktı.

Mekkelilerin yolundan döndü. Tâ Hudeybiye’nin uzak kısmındaki az suyu

bulunan kuyunun bulunduğu bölgenin son noktasında konakladı. Bu sırada

Huzaa kabilesine mensup Verka oğlu Büdeyl geldi. Sonra da (Urve bin

Mes’ûd) geldi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem konuşuyordu. Her ne zaman

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir şey söylese Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’in sakalından tutuyordu. Halbuki Müğire bin

Şûbe elinde kılıç, başında miğfer Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

baş ucunda (onu beklemek için) dikiliyordu. Kılıcın dipçiği ile (amcası)

Urve’nin eline vurdu. Ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

sakalından elini çek, dedi.

Urve başını kaldırdı. Bu kimdir, dedi. Muğire bin Şûbe’dir, dediler.

Urve: Ey Gaddar, ben senin gaddarlığını temizlemeğe çalışmıyor muyum,

dedi.

Muğire cahiliye devrinde bir cemaat ile arkadaş oldu. Onları öldürdü.

Mallarını aldı. Sonra geldi müslüman oldu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Müslümanlığını kabul ettik. Ama

mal gadirlikte elde edilmiş bir maldır. Bizim ona ihtiyacımız yoktur”

buyurdu, deyip ravi hadisi zikretti.

(Musannıf ise bu hadisi kısaltarak şöyle nakletti:) Nebî sallallahu aleyhi ve

sellem “Yaz: Şu Allah’ın Rasûlü, Muhammed’in hükmettiği şeydir,”

buyurdu.

(Kureyş’in Murahhası) Süheyl dedi ki: Şunun üzerine anlaşma yapalım

bizden bir adam senin dinine girmiş olarak gelmiş olsa onu bize geri

vereceksin.

Anlaşmanın hükümlerini tespitten sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, ashabına şöyle buyurdu: “Kalkınız, kurbanlarınızı kesiniz.”

“Sonra tıraş olunuz,” sonra (Mekke’den) inanmış ve hicret etmiş kadınlar

geldi. Nitekim “Ey iman edenler mü’min kadınlar göç ederek size geldiği

zaman onları imtihan edin,” ayetinde bu olaya işaret buyrulmuştur.

Allah mü’minleri, kadınları Kureyş’e iadeden nehy etti. Kadınların

mehirlerini iade etmelerini emretti. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, Medine’ye döndü. Kureyş’ten Ebû Basir (inanmış olarak)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi. Onu istemek için adam

gönderdiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (anlaşma icabı) onu iki

adama teslim etti. Onunla yola çıktılar. Zülhüleyfe’ye vardıklarında indiler.

Hurmalarından yiyorlardı.

Ebû Basir, iki adamdan birine ya fulan senin şu kılıcını çok iyi görüyorum,

dedi. Onu öbürü kınından çıkardı. Evet ben bunu tecrübe ettim, dedi.

Ebû Basir, onu bana göster, ona bakayım, dedi. Ondan kılıcı almaya imkan

buldu. Öldürene kadar kılıcı ona vurdu. Öbürü kaçtı. Ta Medine’ye geldi.

Koşarak mescide girdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Yemin

olsun şu adam korku görmüş,” dedi. Adam yemin olsun arkadaşım

öldürüldü. Ben de öldürüleceğim, dedi.

Ebû Basir de geldi. (Ya Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem) Allah senin

zimmetini ödedi. Sen beni onlara geri verdin, sonra Allah beni onlardan

kurtardı, dedi.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, “Harbi kızıştırması yönünden, Ebû Basir

hayret doğrusu, eğer onun yanında bir kişi daha olsa (Kureyş ile aramızda

olan sulhu bozup harbi yeniden başlatırdı dedi.

Ebû Basir bu sözü işitince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in onu

Kureyş’e iade edeceğini anladı. Medine’den çıktı. Deniz sahiline

(Kureyş’in ticaret yolu üzerine) geldi.

Ebû Cendel’de (Mekke’de müşriklerin elinden) kurtuldu. Ebû Basir’e

iltihak etti. Hatta deniz kenarında Ebû Basir’in yanında, ashaptan bir

cemaat toplandı. [510]

İZAH

Halhal: Deve doğru yoldan sapar veya istenmedik anda çökerse onu doğru

yola getirmek veya kaldırmak için kullanılan bir tabirdir.

Semed: Az suyu bulunan pınarlara, ırmak kenarlarındaki çeşmelere, küçük

su yalaklarına küçük su ağızlarına, çukurlarda birikmiş az suya, suyu

çekilmiş kuyulara denir.

Hudeybiye seferi, hicretin altıncı yılı Zilkade ayında olmuştur. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, ömre için hazırlanmış binbeşyüz kadar

ashabıyla yola çıkmıştı. Hadiste geçtiği gibi Hudeybiye suyunun başına

indi. Harp için gelmediğini haber vermek için Hıraş bin Ümeyye’yi

gönderdi.

Hıraş, Kureyş ordusunun yanına yaklaştığında ona hücum ettiler. Zor

kurtuldu. Bunun üzerine hazreti Osman gönderildi. Hazreti Osman’a kendin

tavaf edeceksen et, ama peygamberi bırakmayız, dediler. Bunun üzerine

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tavaf etmeden ben de etmem, dedi.

Müşrikler Hazreti Osman’ı göz hapsine aldılar. Bu arada Huzaa kabilesi

reisi Büdeyl geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile görüştü.

Döndü. Sonra Urve bin Mes’ûd geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

ile konuştu. Konuşurken Arap adetine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’in sakalını eliyle tutuyordu.

Hadiste geçtiği gibi yeğeni Muğire bin Şûbe onun elini çekmesini istedi.

Sonra Arapların reisi Halis geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile

görüştü. En son da Kureyş sulha razı oldular. Murahhas olarak Süheyl bin

Amr ile müslümanlar arasında altı maddelik Hudeybiye anlaşması yapıldı.

Bu anlaşmaya göre bu yıl umre yapılamayacaktı. Gelecek yıl da Mekke’de

üç günden fazla kalmamak şartı ile umre yapılabilecekti.

Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kurban kesti. Tıraş

oldu. İhramdan çıktı. Bu maddelerden bir tanesi de Kureyş’ten bir kimse

mü’min olup gelse bile iade edilecekti. Fakat kadınlar için bir madde

konulmamıştı. Müşrik kadınlarından bir bölüğü iman ederek Medine’ye

geldiler. Bunun üzerine mümtehine suresinin onuncu ayetinde mealen, “Ey

iman edenler, inanmış kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman onları

imtihan edin, Allah onların imanlarını çok iyi bilendir. Fakat siz onların

mü’mine olduklarına bilgi edinirseniz onları kâfirlere göndermeyin. Bunlar

onlara helal olmazlar (kâfir kocalarının bu kadınlara) sarf ettikleri (mehri)

kâfirlere (verin) mehirlerini verdiğiniz takdirde onları nikâhlamanızda bir

günah yoktur. Kâfir kadınlarınızı da nikâhınızda tutmayın. Sarf ettiğiniz

mehri isteyin. Kâfirler de sizden hicret eden mü’min kadınlara harcadıkları

mehri istesinler. Bu Allah’ın hükmüdür. Aranızda o hükmeder. Allah

hakkıyla bilendir. Tam hüküm ve hikmet sahibidir.”

Ebû Basir Medine’den uzaklaşarak sahilde (iyas) denen yerde yerleşti.

Bütün inanlar İyas’a Ebû Basir’in yanına gittiler. Ebû Cendel’in gelmesiyle

bu cemaat daha da kuvvetlenip yüz kadar oldular. Mekkelileri tehdit

ediyorlar, kervanlarını elde ediyorlardı.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e mektup yazarak anlaşmanın

inananların iade edilmesi lazım geldiği maddesini kaldırmasını istediler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o maddenin kalkması üzerine Ebû

Basîr’i Medine’ye çağırdı. Ebû Basir ölüm döşeğinde idi. Mektubu yüzüne

sürdü. İyas’ta can verdi.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2766 – Misver bin Mahreme radıyallahu anh, ve Mervan bin Hakem

radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

Onlar Hudeybiye’de halkın emniyetle yaşayacağı on sene süreyle harbi

bırakmak aramızda olan geçmiş kirli çamaşırları dürmek, hırsızlık ve

hıyanet olmamak üzere anlaşma yaptılar.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2767 – Hasan bin Atiye radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle

demiştir:

Mekhul ve İbn-i Ebi Zekeriya Halid bin Mada’ın yanına gittiler. Onlarla

beraber ben de gittim. Halid, Cübeyr bin Nüfeyir’den bize hadis nakletti. Ve

dedi ki: Cübeyr bizimle beraber geldi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’in şöyle buyurduğunu işittim dedi: “Sizler Rumlarla güvenli bir barış

yapacaksınız. Sonra siz ve onlar (birleşip) arkanızdan saldıran başka bir

düşmanla savaşacaksınız.” [511]