ORUÇ BÖLÜMÜ · 80 – İTİKAFTA OLAN KİMSE HASTA ZİYARETİNDE BULUNABİLİR




2472 – Aişe radıyallahu anha’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Hz. Peygamber itikafta iken hiçbir tarafa sapmadan hastayı ziyaret eder, yanında kalmadan halini sorardı. İbn-i İsa diyor ki: Âişe radıyallahu anha şöyle dedi; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, itikâflı iken hasta ziyaretinde bulunurdu.




2473 – Âişe radıyallahu anha’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: İtikâflıya sünnet olan, hasta ziyaretine çıkmamak, cenazede bulunmamak, kadına dokunmamak, ona mübaşeret etmemek, zarûrî ihtiyacından başka ihtiyaç için dışarıya çıkmamaktır. Oruçsuz itikâf olmaz, namaz kılınan camiden başka yerde itikâf yapılmaz,” dedi. Ebû Dâvud dedi ki: Burada Abdurrahman’dan başkası “Aişe radıyallahu anha sünnet olan dedi.” Sözünü söylemedi. Ebû Dâvud bunu Aişe’nin sözü kıldı.



2474 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: Hz. Ömer cahiliye devrinde Kâbe’nin yanında bir gündüz veya bir gece itikâf yapacağına nezredip üzerine borç kılmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a bunun ifâsını sordu. O da, “İtikâf yap ve oruç tut,” buyurdu.
İZAH
Nesêî’nin bu hadisine göre câhiliye devrinde nezredilen şeyler, İslâm hükmüne uygunsa, Müslüman olduktan sonra onun ifâsı lâzım gelir. İmam-ı Şâfiî’nin mezhebi de budur. İmâm-ı Azam’a göre İslâm, İslâmdan önceki günahları siler süpürür. Önceden yemin edip, sonra Müslüman olan kimse yeminini bozsa kefaret lâzım gelmez. (Maallimü’s-Sünen c.3, s. 349)



2475 – Abdullah bin Büdeyl radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir aralık Hz. Ömer itikâf yapıyordu. Nâs tekbir getirdiler. Ömer oğluna bu nedir ya Abdullah, dedi. Abdullah: Hevâzin esirleridir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları azat etti de (tekbir getirdiler) dedi. Ömer radıyallahu anh dedi ki: “Şu cariye var ya (onlardandır) onu da onlarla salıver.”
İZAH
Nesêî, bu hadisin isnâdında Abdullah bin Büdeyl var, onun için zayıftır, diyor. Hz. Ömer’in yanında Hevazin’den bir cariye vardı, onun da onlarla bırakmasını oğluna emretti. O da, serbest bıraktı. [346]

