-2. CİLT- · 357 – KUR’ÂN YEDİ HARF ÜZERİNE İNDİRİLMİŞTİR









1475 – Abdurrahman bin Abdulkârî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer bin Hattab’ı şöyle derken işittim “Hişam bin Hakim bin Hizami, Furkan sûresini benim okuduğumdan ayrı bir tarzda okurken işittim. Halbuki o sûreyi (benim bildiğim şekilde bana) Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem öğretmişti. Nerde ise ben ona (müdahalede) acele edecektim. Fakat o, bitirene kadar mühlet verdim. Sonra onun cübbesinden sımsıkı tutup göğsü üzerine toplayıp Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem e getirdim.” – “Ey Allah’ın Rasûlü ben şunu Furkan sûresini senin bana öğrettiğinden başka şekilde okurken işittim,” dedim. Efendimiz ona, “oku” buyurdu. Hişam benim işittiğim şekilde okudu. Rasûlullah bunun üzerine, “Kur’an böylece indirildi” buyurdu. Sonra bana “sen oku” buyurdu. Ben de okudum Kur’ân böylece indirildi buyurdu. Sonra da “Şu Kur’ân yedi lügat üzerine indirildi. Ondan size kolay geleni okuyunuz” buyurdu. [381]


1476 – Ma’mer radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: Zührî şöyle dedi: “Şu harfler (vecihler) hepsi manâca aynı hükümdedir. Helâl ve Haram ifade etmekte farklılık arzetmezler.”






1477 – Übey bin Ka’b radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana, “Ey Ubey, Bana Kur’an okutuldu ve bana bir lügât üzerine mi yoksa iki lügât üzerine mi (okumak istediğim)? soruldu. Benim maiyetimde olan melek “iki lügât üzerine iste” dedi. Ben de “iki lügât üzerine” dedim. Yine bana iki lügât üzerine mi yoksa üç lügât üzerine mi? denildi. Yanımdaki melek üç “lügât üzerine de” dedi. Ben de üç “lügât üzerine” dedim. Hatta yedi lügât üzerine varana kadar böyle devam etti. Bu lügâttan her biri kâfi gelir ve yeter. Bir azap ayetini rahmetle ve bir rahmet ayetini azapla hitama erdirmedikçe. Eğer, işitici bilici, gâlib, hükmedici, kelimelerini birbirlerinin yerine söylersen kâfidir” buyurdu.





1478 – Übey bin Ka’b radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Benî Gıfar’ın su gölü yanında bulunuyordu. Ona Cebrâil (a.s) geldi ve “Aziz ve Celil olan Allah (Kur’an’ı) ümmetine bir lügât üzerine okutmanı emir ediyor,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Allah’tan affını ve mağfiretini isterim. Benim ümmetim buna takat getiremez,” dedim. (Cibril) Rasûlullah’a ikinci defa geldi, önceki gibi söyledi. Yedi lügât üzere baliğ olana kadar (geldi gitti) (en sonunda),” Allah Teâla Kur’an’ı ümmetine yedi lügât üzerine okutmanı emretti. Hangi lügât üzerine okurlarsa isabet etmiş olurlar.” dedi. [382]
İZAH
Kur’an-ı Kerim’in ilk inişi Kureyş lügâtı üzerinedir. Her kabîlenin ayrı bir lehçesi ve şîvesi vardı. İşte Kur’an da Kureyş lehçesi üzerine iniyordu. Kabileler arasında Kuran’ın çabuk yayılması için, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur’an’ın Arap yarımadasında meşhur diğer kabilelerin lehçesi üzerine de inmesini arzu ediyordu. Bu hususta niyazda ısrar ettiğinden (Kureyş, Hevâzin, Sakif, Hüzeyl, Kinâne, Temim, Ayman olmak üzere) yedi lügât üzere indi. Peygamber Efendimizin vefatına kadar böyle muhtelif şîvelerle okumak devam etti. Peygamberimizin vefatına yakın Cibril’le olan son mukabelelerinde Kureyş lehçesi üzerine kararlaştırıldı. Sonra Kur’an’ın her kelimesi değil, bazı kelimeleri değişik lehçelerle okunmuştur. Bu lehçelerin değişmesi şîve farkındandır. Aynı kelimeyi çeşitli lehçelerle okumak onun manâsını değiştirmez. Kıraatler ise sonradan türemiş, Mücahid bunlardan yedisini seçmiştir. Sahih olabilecek mütevâtir yedi kıraat bunlardır. Diğer kıraatler şâzdır. Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh, “Ben Arap kabilelerinin hepsinin şîvesini dinledim. Manâ itibariyle hepsini birbirine yakın buldum. Sizin (helümme ve ekbil demeniz gibi”) demiştir.
1 – Yedi harften maksat emir, nehiy, haram helâl, muhkem, müteşabih, emsâl, kasd edildiğini söyleyenler de olmuştur.
2 – Bunu, bu gün meşhur yedi kıraat diye tefsir edenler olmuştur. Fakat en doğrusu 7 lehçe demektir. Yukarıda açıkladığımız gibi kıraatler sonradan yazılmıştır.

