ZEKÂT BÖLÜMÜ · 32 – MALDAKİ HAKLAR


1657 – Abdullah radıyallahu anh’dan:
Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in hayatında (komşunun
komşuya) emanet kova ve tencere vermesini mâûndan sayardık.
İZAH
Mâûn: Balta, bıçak, çuvaldız, iğne ve tencere gibi emanet verilmesi örfte
adet olan şeye denir.













1658 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her hangi bir servet sahibi ki
servetinin zekâtını vermezse, o serveti Cenabı Allah Cehennem ateşinde
ısıttırıp kızdırtacak, o kızdırılmış malı ile alnı yanları ve sırtı dağlanacak,
sizin saydığınız günlerden elli bin senelik (kadar zor gelecek) bir günde
Allah Teâlâ kulları arasında hükmedene kadar azabı devam edecektir.
Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme. Her hangi bir koyun
sahibi ki koyunların zekâtını vermezse, (Ahirette dünyadakinden daha çok
olarak düz ve geniş bir sahada sahibini boynuzları ile süsecek, tırnakları ile
çiğneyecekler, orada boynuzsuz ve burma boynuzlu koç da olmayacak.
Hepsinin boynuzu toslanacak durumda olacak) Sürünün arkası geçince
sürünün önü yine döndürülerek, sizin saydığınız günlerden elli bin sene
miktarı bir zamanda Allah Teâlâ kulları arasında hükmedene kadar böylece
azap olunur. Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme. Her hangi
bir deve sahibi ki develerinin zekâtını vermezse dünyadakinden daha çok ve
daha kuvvetli olarak tabanları ile onları çiğneyecekler. Develerin arkası
geçince önü sahiplerinin üzerine döndürülecek. Sizin saydığınız günlerden
elli bin senelik bir zamanda kulları arasında hükmedinceye kadar bu azâb
devam edecek. Sonra yolu gösterilir ya Cennete veya Cehenneme” buyurdu.
[495]


1659 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan: Hadisin benzeri zikredildi. Deve
ile ilgili kısma gelince (Onun hakkını edâ etmezse) cümlesinden sonra,
“(Devenin) haklarından biri de subaşına geldikleri günde sağılmalarıdır”
kısmını ziyâde etti.



1660 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan
Nebî sallallahu aleyhi vesellem’den şu kıssanın aynını işittim. Ebû
Hüreyre’ye:
– Devenin hakkı nedir, diye soruldu. Ebû Hüreyre:
– İyilerini verirsin, sütü çok olanları sağılmak, sütünden istifade edilmek
üzere emanet verirsin. Binilmek üzere emanet verirsin. Erkek deveyi dişileri
aşılamak üzere emanet verirsin (dişi devenin) sütünden fakirlere içirirsin,
dedi.


1661 – Ubeyd bin Umeyr radıyallahu anh’dan
Bir şahıs Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize: “Ey Allah’ın
Rasûlü devenin hakkı nedir?” diye sordu. Râvî 1659 no.lu hadisin benzerini
zikretti ve “develerin kovasını ariyat olarak verirsin” sözünü ziyâde etti.


1662 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan:
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “Hurmadan her on vesak miktarı
topladıkça yoksulların yemesi için mescide bir hurma salkımı asılması
lâzımdır” buyurdu.
İZAH
Kınv: Hurma salkımı demektir.
Ceddü: Hurmanın ağaçtan toplanması, kesilmesi, mahsülün derilmesi
demektir.
Bir Vesak altmış Sa’, on Vesak 600 sa’dır.





1663 – Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den, Bir zaman Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem ile bir seferde bulunuyorduk, devesine binmiş
olarak bir kimse geldi. Devesini sağa sola döndürüp duruyordu. Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem, “Kimin yanında fazla binit devesi varsa
olmayanlara versinler ve kimin yanında fazla azık varsa azığı olmayanlara
versinler” buyurdu. Öyle ki biz elimizdeki fazla malda hiç birimizin hakkı
yok zannettik.







1664 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan:
“Altın ve gümüşü biriktirenler” meâlindeki (Tevbe 34. ayeti) inince bu
Müslümanlara çok ağır geldi. Ömer radıyallahu anh ben size genişletici bir
haber getiririm, dedi ve gittiler. Peygamber Efendimize: Ey Allah’ın Rasûlü
şu âyet-i kerime ashabına çok ağır geldi, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem’de:
“Şüphesiz Cenabı Allah zekâtı ancak elinizde kalan malı temizlemek için
farz kıldı, mirasları da sizden sonra geleceklerin olmak üzere farz kıldı”
buyurdu. Hz. Ömer de (Allahu Ekber) diye tekbir getirdi. Sonra Rasûlullah
Efendimiz, “Ey Ömer insanın sakladığı en hayırlı hazinenin ne olduğunu
haber vereyim mi? – Saliha bir kadın ki kocası baktığında kocasını memnun
eder, kocası emrettiğinde itaat eder. Kocası evinde hazır olmasa bile onun
sırrını ve evini muhafaza eder. İşte en hayırlı define budur” buyurdu [496]

