ZEKÂT BÖLÜMÜ · 4 – MERÂDA OTLAYAN HAYVANLARIN ZEKÂTI





































1567 – Hammad radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Sümâme bin, Abdullah bin Enes’ten bir mektup aldım. O mektubu da Ebû
Bekir’in Enes’e zekât tahsili için gönderdiğinde yazdığını söyledi. Üzerinde
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in mühürü de vardı. Ebû Bekir onu
tahsildar olarak gönderdiğinde kendisine yazmıştı. Mektupta şöyle yazılı
idi. (Aziz ve Celil olan) Allah’ın Nebîsine emrettiği Rasûlullah’ın da
Müslümanlara farz kıldığı zekâtın aslı şudur. Kimden buna uygun olarak
zekât istenirse hemen versin. Kimden bunun üstünde bir şey isteniyorsa
vermesin. Yirmi beş deveden aşağı sayıda develerden her beş devede bir
koyun verilir. Yirmibeş deveye yetince orada bir yaşını doldurmuş dişi deve
yavrusu verilir. Otuz altıya kadar böyledir. Eğer dişisi yoksa üç yaşına
girmiş erkek deve yavrusu verilir. Develerin sayısı otuz altıya ulaşınca, üç
yaşına girmiş bir dişi deve yavrusu verilir. Kırk beş deveye kadar böyle
devam eder. Sayıları kırkaltı deveye varınca, dört yaşına girmiş, erkek
deveyi arayacak çağda, dişi deve verir. Altmışa kadar böyle, altmış bir deve
olunca, yetmişbeşe kadar beş yaşına girmiş deve verir. Yetmiş beşten sonra,
doksan deveye kadar üç yaşında iki dişi deve yavrusu verilir. Doksan birden
yüz yirmi bir deveye kadar, erkek deveyi arayacak kıvamda 4 yaşında iki
dişi deve verilir. Develerin sayısı yüz yirmiyi geçince her kırk devede 3
yaşında bir dişi deve, her ellide bir dört yaşında deve verilir. Zekâtın
farzlarında verilmek için gereken yaşta deve bulunmadığı hallerde, beş
yaşında deve vermesi icap edenin yanında beş yaşında deve bulunmaz da,
dört yaşında deve bulunursa, onu ve yanında iki tane de koyun versin, eğer
kolayına gelirse veya yirmi dirhem versin. Kendisine dört yaşında bir deve
vermek farz olan kimsenin yanında dörtlük deve bulunmaz da, üç yaşında
deve yavrusu bulunursa, onu versin kâfi gelir” buyurdu.
Ebû Dâvud şöyle dedi: Buradan itibaren hadisi, Musa’dan tam istediğim
gibi zabtedemedim. Yanında dört yaşında deve olmayan kimse onunla
berâber kolaysa iki koyun veya yirmi dirhem para verir. Bir kimseye üç
yaşında deve vermek gerekir de ancak yanında dört yaşında deve bulunursa
kabul olunur.
Ebû Dâvud diyor ki: Hadisin buraya kadarını iyi zaptedemedim, sonrasını
ise iyi zapdettim. Tahsildar mal sahibine iki koyun veya yirmi dirhem verir,
bir kimseye üç yaşında deve yavrusu vermek farz olur da onun elinde bu
yaşta deve bulunmayıp ancak iki yaşına girmiş deve yavrusu varsa onu
verir, üstelik tahsildara iki koyun veya yirmi dirhem öder.
Bir kimseye iki yaşında deve vermek farz olur da elinde bu yaşta deve
bulunmaz, üç yaşında erkek deve bulunursa, ikilinin yerine bunu verir.
Onun yerine bu kabuldür. Üstüne bir şey vermek icap etmez. Yanında üç
yaşında bir deve bulunmaz, dört yaşlı varsa onu verir. Sahibi istemezse geri
bir şey verilmez. Senenin yarısından çoğunu kırda geçiren koyunların
kırktan yüz yirmiye kadarında bir koyun, yüz yirmiden fazla olursa iki yüze
kadar iki koyun, ikiyiz koyuna yetişince üç yüze kadar üç koyun, üçyüzden
fazla olunca her yüz koyunda bir koyun vermek farz olur. Zekâtta çok
ihtiyar ve kör olanlar alınmaz. Sürünün damızlık koç ve tekesi de mal sahibi
arzu etmedikçe alınmaz. Zekât korkusuyla ayrı olanlar birleştirilmez,
berâber olanlar da ayrılmaz. İki kişinin karıştırmasından meydana gelen
sürüde her şahsın hissesine aynı seviyede müracaat edilir. Mal sahiplerinden
birinin koyununun sayısı kırka varmamışsa, ona zekât farz olmaz. Ancak
sahibi isterse bir şey verir. Gümüşte de kırkta bir hesabıyla zekât vardır.
(Gümüşün nisâbı ikiyüz dirhemdir) Eğer gümüş yüz doksan dirhemse zekât
lâzım gelmez. Ancak sahibi dilerse verir. [439]
İZAH
Binti Mahaz: Annesi hamile kalmış, bir yaşını bitirip ikiye girmiş dişi deve
poduğudur.
Binti Lebûn: Annesi ikinci yavruyu doğurup sütlenmiş kendisi de ikiyi
bitirip üç yaşına girmiş deve yavrusudur.
Hıkka: Dört yaşına girmiş, kendisi hamile kalma kıvamında olan dişi
devedir.
Cezaa: Beş yaşında deve demektir.


















1568 – Salim babasının radıyallahu anh dediğini rivâyet etmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem zekât mektubunu yazdı, vefatına
kadar onu tahsildarlara çıkarmadı. O mektubu kılıcına birleştirdi.
Hz. Ebû Bekir de ölümüne kadar onunla amel etti. Sonra Ömer bin Hattab
da onunla amel etti. O mektupta şunlar vardı. (Beş devede bir koyun, on
devede iki koyun, onbeş devede üç koyun, yirmi devede dört koyun,
yirmibeş deveden otuz beş deveye kadar iki yaşında bir dişi deve boduğu,
otuz beşten bir fazla olursa kırk beşe kadar üç yaşında bir dişi deve yavrusu,
kırk beşten bir fazla olursa altmışa kadar dört yaşında bir deve, altmıştan bir
fazla olursa yetmişbeşe kadar beş yaşında bir deve, yetmiş beşten bir fazla
olursa doksana kadar üç yaşında iki deve yavrusu, doksandan bir fazla
olursa yüz yirmiye kadar dört yaşında iki deve, eğer develerin sayısı yüz
yirmiden fazla olursa her elli devede dört yaşında bir deve, her kırkta üç
yaşında bir deve. Koyunda: kırk koyunda bir koyun, yüz yirmiye kadar
böyle. Yüzyirmibirden iki yüze kadar iki koyun, ikiyüzbirden üçyüze kadar
üç koyun. Koyunlar bundan da fazla olursa her yüz koyunda bir koyun
zekât verilir. Yüze yetmedikçe zekât yoktur. Zekât korkusuyla ayrı olanların
arası birleştirilmez. Berâber olanların arası ayrılmaz. İki kişinin sürülerine
karıştırmalarından meydana gelen sürülerde mal sahiplerine müsâvî sûrette
hisselerine zekâtla müracaat olunur. Zekâtta çok yaşlılar ve ayıplı kusurlu
olanlar alınmaz.
Zührî diyor ki: Tahsildar gelince üçte biri döküntüler, üçte biri orta olanlar,
üçte biri de en iyi olmak üzere sürüyü üçe böler ve tahsildar zekâtı orta
olanlardan alır. Zührî; sığırların (zekâtını) zikretmedi [440]


1569 – Süfyân bin Hüseyin aynı isnad ve aynı manâda bu mektubu nakletti.
Orada (iki yaşında deve yoksa üç yaşında deve verir) dedi. Râvî Zührî’nin
kelâmını zikretmedi.

















1570 – İbn-i Şihab radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Rasûlullah’ın zekât hakkında yazdığı mektubun nüshası şudur: “O mektup,
Ömer bin Hattab radıyallahu anh’ın ailesinde idi,” İbn-i Şihab radıyallahu
anh diyor ki: O mektubu bana Hz. Ömer’in torunu Salim okudu ve mektubu
olduğu gibi hepsini belledim. İşte o mektup, Ömer bin Abdülaziz’in,
Abdullah bin Ömer’den ve Hz. Ömer’in torunu Salim’den bir nüshasını
aldığı mektubdur, dedi ve hadisi rivâyet etti. (hadisin devamında) develerin
sayısı yüzyirmi bire yetiştiğinde üç yaşında üç tane dişi deve verir.
Yüzyirmi dokuza kadar (böyledir) yüzotuza yetiştiğinde, yüzotuzdokuza
kadar üç yaşında iki dişi deve ile bir de dört yaşında dişi deve verir. Yüz
kırka yetiştiğinde yüzkırkdokuza kadar dört yaşında iki dişi deve ile bir de
üç yaşında dişi deve verir. Yüz elliye yetiştiğinde yüz elli dokuza kadar dört
yaşında üç dişi deve verir. Yüzaltmışa ulaşınca yüzaltmış dokuza kadar üç
tane üç yaşında dişi deve verir. Yüzyetmiş deveye ulaştığında yüzyetmiş
dokuza kadar üç yaşında üç dişi deve ile dört yaşında bir dişi deve verir.
Yükseksene ulaşınca yüzseksen dokuza kadar üç yaşında iki dişi deve ile
dört yaşında iki dişi deve verir. Yüzdoksana ulaştığında Yüzdoksandokuza
kadar dört yaşında üç dişi deve ile üç yaşında bir dişi deve verir. Hangi
senelere ait (zekât) bulunursa alınır.
(Merâda yayılan koyunlara gelince) orada Süfyân bin Hüseyin’in hadisi gibi
zikretti. Orada zekâtta yaşlılar, kör olan koyunlar, koç ve teke gibi döl
hayvanı alınmaz, ancak zekât memuru dilerse alır.






1571 – İmam Mâlik diyor ki:
– Ömer bin Hattab radıyallahu anh’ın sözü şöyle idi: “Ayrı olan mal bir
araya toplatılmaz, toplu olan da ayrılmaz” sözünün anlamı şudur: “Her bir
şahsın kırkar koyunu olup, (her birinin birer koyun zekât vermesi
gerekirken tahsildar onlara yaklaşınca, bu koyunları bir araya getiriyorlar ki
hepsine zekât lâzım gelmesin. Bir koyun verilsin diye, iki kişinin yüz birer
koyunu birbirine karışmışsa (iki yüzü geçmiş olacağından) üç koyun lazım
gelecek diye tahsildar görünce herkes koyununu ayırıyor ve her birine
ancak bir koyun lâzım gelir. İşte benim işittiğim budur,” dedi.



















1572 – Ali radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Râvî Züheyr; diyor ki: Zannederim Hz. Ali’de bu hadisi Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem’den rivâyet etmiş ve şöyle demiştir: “Öşrün 4/1
ini getiriniz, her kırk dirhemden bir dirhemi zekâttır. Fakat (gümüşün nisâbı
iki yüz dirhem olduğundan) 200 dirhemden aşağıda size zekât lâzım
gelmez. İkiyüz dirhem olunca (kırkta bir hesabıyla) onun beş dirhemi
zekâttır. Bundan daha fazla olursa fazlanın nisâbına göre (zekâtı var)dır.
Her kırk koyunda bir koyun zekât vardır. Ancak 39 koyun varsa sana bir
şey lâzım gelmez deyip, râvî koyunların zekâtını Zührî gibi sevketti.
Sığır da her otuzda bir yaşını bitirmiş bir dana zekât verir. Kırk sığırda bir
iki yaşını geçmiş yaşlı dana verir. Çift öküzlerine, zekât yoktur. Râvî
develerin zekâtında Zührî’nin dediği gibi zikretti (yirmi beş devede beşte
bir koyun hesabıyla) beş koyun zekât verir. 25 deveden bir deve fazla olursa
iki yaşına girmiş deve verir. Eğer iki yaşında dişi deve yoksa üç yaşında
erkek deve verir. 35 deveye kadar böyle devam eder. 36 deve olunca üç
yaşında bir dişi deve verir. 45’e kadar böyledir. 46 deveden 60 deveye kadar
erkek deveye arzu duyan 4 yaşında bir dişi deve lâzım gelir.” Sonra
Zührî’nin hadisinin aynını sevketti. 91 deveden yüzyirmi deveye kadar,
erkek deveye arzu duyan 4 yaşında iki dişi deve farz olur. Eğer 120 deveden
fazla olursa her elli devede dört yaşında bir deve lâzım gelir. Sadaka
korkusuyla bir arada olanlar ayrılmaz. Ayrı olanlar birleştirilmez. Zekâtta,
yaşlılar, kör olanlar ve sürünün tekesi alınmaz. Ancak tahsildar dilerse
alabilir. Otlarda ırmaklardan sulanan ve yağmur suyu ile sulananda öşür
vardır. Dolapla sulananlarda öşrün yarısı vardır.
Âsım ve Hâris’in rivâyet ettikleri hadiste (her sene zekât lâzımdır.) ifadesi
vardır.
Züheyr dedi ki: ben onu (senede) bir defa dedi, zannediyorum. Asım’ın
rivâyet ettiği hadiste develer içersinde iki yaşındaki ve üç yaşında deve
boduğu yoksa ya on dirhem veya iki koyun vermek lâzım, demiştir.









1573 – Şu hadisin evvelinde Ali radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edildi.
“İki yüz dirhemin olur da üzerinden sene geçerse, ona beş dirhem zekât
lâzım gelir. Yirmi dinar olmadıkça altından zekât lazım gelmez. Yirmi dinar
altının bulunur ve üzerinden sene geçerse yarım dinar lâzım gelir. Bundan
fazla olduğunda fazlanın hisabına düşen verilir.
Râvî der ki: Bu cümleyi Ali mi söyledi, veya bunu Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem’den merfûan mı rivâyet etti, bilmiyorum. Üzerinden sene
geçmedikçe hiçbir mala zekât lâzım gelmez. Ancak Cerir diyor ki; İbn-i
Vehb, Nebî sallallahu aleyhi vesellem’den rivâyet ettiği hadiste üzerinden
sene geçmedikçe hiçbir mala zekât yoktur,” cümlesini ziyâde etti. [441]




1574 – Ali radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “At ve kölelerin zekâtını affettim.
Gümüşün zekâtını getirin, 190’a kadar gümüşte zekât yok, ikiyüz dirhem
olunca onda, beş dirhem zekât vardır” buyurdu. [442]





1575 – Behz bin Hakim’den, o da babasından, o da dedesinden rivâyet
ettiklerine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Otlakta olan kırk devede üç yaşında
bir dişi deve zekât vardır. Ortak develerin hesabı ayrı yapılmaz. Zekâtı kim
sevap umarak verirse.”
İbn-i Alâ (Onunla ecir talep ederse) diye söyledi (ona mukâfatı verilir.)
“Kim zekâtı vermezse, biz zekâtı ve onunla malının yarısını alırız. (Bunu)
Aziz ve Celil olan Rabbimizin kati emirlerinden bir emir olarak (alırız.) Âl-
i Muhammed’e bundan bir şey yoktur” buyurdu.
İZAH
Malının zekâtını vermeyen kimseye İslâm’ın ilk günlerinde şu ceza tatbik
edileceği bildirilmişti. Evvelâ malının zekâtı alınacak, sonra da geriye kalan
malın yarısı alınacaktı. Sonradan bu hüküm neshedildi. İmam Şâfiî’nin
görüşü böyledir. Bu hadis-i şerifi şu şekilde anlayanlar da vardır. Zekâtını
vermeyen kimsenin malı ikiye bölünür. Tahsildar istediği taraftan malın
zekâtını alır. Hangi manâ verilirse verilsin, zekâtını vermeyene bu bir
tehdittir, mâlî ceza vermektir.
Malının şatrını alırız cümlesine, “bir kısmını” manâsını verenler de
olmuştur. Avnül Mabûd’da bu manâyı tercih etmiş. Fahr-i Kâinat Efendimiz
zekât Allah’ın emri olduğu için aldığını, kendi aile halkına bunda bir hisse
olmadığını duyurmuş oluyor. İleride geleceği gibi Haşimîlere zekât almak
câiz değildir. Zekât malın kiri olduğu, Fahr-i Kâinatın soyu da şerefli
bulunduğu için onlara zekât almak haram kılınmıştır.




1576 – Muaz radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onu Yemen’e göndereceğinde her otuz
sığırda iki yaşında bir erkek veya dişi dana, her kırk sığırda üç yaşında bir
dana almasını ve her erkeklik çağına gelen gayrimüslimden (cizye olarak)
bir dinar veya Yemen’de bulunan maafir (adındaki) elbiseden bir dinarın
karşılığı olarak almasını emretti. [443]
İZAH
Bu hadis-i şerif salma sığırların nisâbının otuz olduğuna, bulûğ çağına
gelmeyen gayrimüslimlere cizye lâzım gelmeyeceğine delildir. Hanefîlere
göre ehl-i kitabın fakirlerinden cizye alınmaz. İmam Şâfiî’nin bir kavline
göre de alınmaz.

1577 – Muaz radıyallahu anh’dan, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’den
(bir önce geçen hadisin) misli rivâyet olundu.


1578 – Muaz bin Cebel’den diğer bir isnatla bu hadis rivâyet edildi ve
orada, “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem onu Yemen’e gönderdi,”
buyurup evvelki gibi zikretti. Fakat orada (Yemen’de yapılan bir elbise) ve
(her erkeklik çağına gelen) lâfzı zikir edilmedi.










1579 – Süveyd bin Gafele radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Ben gittim veya bana Rasûlullah’ın tahsildarıyla giden kimse haber verdi.
Rasûlullah’ın (yazılı zekât) ahdinde şu vardı. (Sütlü hayvanları alma.
Araları ayrı olanları birleştirme, bir arada olanları da ayırma. Koyunlar
sulanmaya geldiklerinde (tahsildar) su başına gelirdi ve mallarınızın
zekâtını ödeyin, derdi. Râvî der ki; mal sahiplerinden biri kevması
(hörgücü) bulunan deveyi tutardı.
Hilal bin Habbab (Meysere’ye dedi ki; Ey Ebâ Salih Kevma nedir? dedim.
O’da; Hörgücü büyük olan devedir, dedi ve tahsildar onu almaktan çekindi
ve mal sahibi benim malımın en iyisini almanı arzu ediyorum dedi,
tahsildar yine almaktan çekindi. Mal sahibi ondan biraz daha aşağı değerde
olan devesini dizginledi. Onu da almaktan çekindi. Sonra ondan daha aşağı
kıymette bir deveyi dizginledi ve (tahsildar) onu kabul etti. (Tahsildar) dedi
ki: “ben bunu alıyorum. Ama yine de Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem
“Gittin de adamın en iyi devesini aldın” demesinden korkarım.” dedi. [444]
İZAH
Hutam: Devenin başına bağlanan onunla çekilen ip. Sütlü hayvan sürünün
en iyisi, sahibinin de göz bebeğidir. Onun için zekât yerine onu almaktan
nehyedilmiştir.



1580 – Süveyd bin Gafele radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in tahsildarı bize gelmişti. Onun
ellerini tuttum ve onun (elindeki zekât hükmü yazılı) ahitte şunu okudum,
“Zekât(a tabi olur) korkusuyla, ayrı olanlar birleştirilmez, bir arada olanlar
da ayrılmazlar” “Sütlüleri almayınız,” lafzını zikretmedi.
İZAH
Mahız: Süt. Şâfiî: Yüklü hamile, Inâk: Dişi keçi yavrusu demektir. İmam
Şâfiî koyunların zekâtı yerine erkek toklu alınır. Keçilerin zekâtı yerine
erkek çebiş alınamaz. Dişi çebiş alınır, diyor. İmam Azam koyundan da
keçiden de dişi şişek ve dişi çebiş alınmaz, diyor.













1581 – Müslim bin sefine el-Yeşkurî’den, el-Hasan dedi ki: “Ravh ise
(Müslim bin Sefine yerine) Müslim bin Şu’be diyor” dedi ki:
Alkame’nin oğlu Nâfi, babamı kendi kavmine reis olarak atadı ve onların
zekâtını almasını emretti. Babam o, kavmin bir taifesine beni göndermişti.
O taifenin en yaşlılarından Deysem’in oğlu Sagr denilen ihtiyarın yanına
vardım ve, “Babam zekâtını vermen için beni sana gönderdi,” dedim.
İhtiyar bana “Yeğenim nasıl bir hayvan alacaksınız?” dedi. Ben: Koyunun
memelerini araştırıp yoklayarak (iyilerinden seçme) alırız, dedim. İhtiyar
bana: Kardeşimin oğlu sana bir vakıa anlatayım, ben Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem’in hayatında şu vadilerden bir vadide koyunlarımın başında
bulunuyordum. At üzerinde iki şahıs bana geldiler ve “Biz koyunların
zekâtını ödemen için Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in sana
gönderdiği elçileriz,” dediler. Ben onlara:
– Bu koyunlarda bana zekât olarak ne lâzım geliyor, dedim. “Onlar bana bir
koyun lâzım geliyor,” dediler. Bence iyiliği belli, içi yağ ve sütle dolu
koyunu aldım ve onlara takdim ettim. Onlar bu hamile koyundur.
Rasûlullah bizi hamile koyun almaktan nehyetti, dediler. Ben onlara, “Peki
nasıl koyun alacaksınız,” dedim. Onlar bana, “Bir yaşında dişi çebiş veya
iki yaşına girmiş çebiş,” dediler. Ben de yağlı bir mutat yakaladım ve onlara
takdim ettim. Onlar bana bunu aldık, dediler. Ve o kısırı berâber develerinin
üzerine aldı, gittiler.
İZAH
Mutat: Doğurma zamanı gelmesine rağmen yağlılığından doğurmayan)
hayvana denir (Kısır demektir.) [445]









1582 – Müslim bin Şu’be’den:
Şafi: Karnında yavrusu olan koyun ve keçidir.
Ebû Dâvud diyor ki: Humus’ta Abdullah bin Salim’in kitabında şöyle
okudum: Nebî sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyuruyordu, dedi. “Üç şey
var, bunları yapan imanının tadını tatmış olur; kişinin tek olan Allah’a
kulluk edip ondan başka ilah olmadığına inanması. Gönül hoşnutluğuyla
malının zekâtını seve seve her sene vermesi, ne yaşlı ne uyuzlu ne hasta ve
ne de adi olanı vermemesidir. (Zekatınızı mallarınızın orta hallisinden
(veriniz) zira Allah sizden malınızın iyisini istememiş ve adisini de
(vermenizi) emretmemiştir.”















1583 – Ubey bin Ka’b radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem beni tahsildar olarak göndermişti. Bir
(mal sahibine) rastladım. Benim için sürüsünü bir araya topladığında,
develerin içinde zekât için alınacak ancak iki yaşında bir deve boduğu
buldum ve sahibine bu boduğu zekâtına karşılık olarak ver, dedim. Mal
sahibi o südü yok, sırtına binilmez (ne işe yarar). Fakat şu genç büyük ve
besili bir devedir, bunu al, dedi. Ben de ona, ben emir olunmadığım bir şeyi
alamam. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem in yeri işte sana çok yakın.
Eğer ona gitmek istersen gidelim) bana teklif ettiğin güzel deveyi
Rasûlullah’a arz et. Eğer kabul buyurursa ben de (bundan böyle) alırım.
Eğer red ederse ben de almam, dedim. Adam gideceğim, dedi ve benimle
yola çıktı. Bana arzettiği deve de berâberinde idi. Nihayet Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem’e kadar geldik. O şahıs Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem’e, “Ey Allah’ın Peygamberi! Malımın zekâtını almak için
senin tahsildarın bana geldi. Allah’a yemin olsun ki bundan önce ne
Allah’ın Peygamberi ve ne de onun tahsildarı benim mallarımı görmediler.
Ben bu tahsildara mallarımın hepsini topladım. Bana iki yaşında bir deve
boduğu zekât vermem (farz olduğunu söyledi. Halbuki onun ne südü var ne
de sırtına binilir. Ben ona alması için genç büyük ve besili bir deve arzettim.
Almaktan çekindi. İşte o deve şudur. Al Ey Allah’ın Rasûlü, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem de ona, “O deve sanadır (sana farz
olan o değildir) ancak hayır ile nafile olarak onu verirsen Allah onunla sana
sevap verir. Biz de senin bu hayrını kabul ederiz” buyurdu.
Adam işte o deve burada! Sana getirdim, al! Ey Allah’ın Rasûlü, dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de devenin teslim alınmasını emretti.
Ve o şahsa malı hususunda bereketle duâ buyurdu.
İZAH
Bu hadis, mal sahibi gönül hoşluğu ile verirse malın en güzelinin zekât
olarak alınabileceğine delâlet eder.







1584 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Muaz bin Cebel’i Yemen’e (vali)
olarak göndereceğinde şöyle buyurdu, “Sen kitab ehli bir kavmin başına
gidiyorsun. Onları Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve benim Allah’ın
Rasûlü olduğuma şehadete davet et! Eğer bu davetine itaat ederlerse, onlara
Allah’ın her gece ve gündüzde beş vakit namazı farz kıldığını talim et! Ona
da itaat ederlerse Allah’ın onların mallarında zekâtı farz kıldığını
zenginlerin mallarından alınarak fakirlere verileceğini talim et! Buna da
itaat ederlerse onların mallarının en iyisini almaktan sakın! Mazlumun
bedduasından da sakın. Çünkü Mazlumun duasıyla Allah’ın (kabulü)
arasında perde yoktur. [446]
İZAH
Bu hadis-i şerif, kâfirlerin şeriat hükümleri ile muhatap olmadıklarına
delâlet ediyor. Çünkü Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi vesellem Hz. Muaz’a
Yemen’de bulunan gayri müslimleri önce tevhide, şahâdete davet etmesini
emir buyurdu. Eğer tevhidi okurlarsa ondan sonra namazın daha sonra
zekâtın farz olduğunu duyurmasını emir buyurdu. Bir de Müslümanların
malının zekâtını başka dinde olanlara vermek câiz olmadığına delâlet
ediyor. Fukahânın umûmunun görüşü de böyledir. Bir memleket halkının
mallarının zekâtını evvelâ komşularına vermeleri gerektiği başka beldelere
naklinin mekruh olduğu anlaşılıyor. Ömer bin Abdulaziz Horasan’dan
Şam’a yükletilip getirilen zekâtı Horasan’a iâde etmiştir. İlim adamları bu
hadis-i şeriften yetimlerin mallarına zekât lâzım geleceğini anlamışlardır.
İmam Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, Mâlik ve Süfyân-ı Sevrî’nin görüşü de
böyledir. İmam Azam ise yetimin malına zekât lazım gelmeyeceği ancak
mahsûlünden öşür alınacağı ve sadaka-i fıtır vermesi gerektiği
görüşündedir.


1585 – Enes bin Mâlik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Zekâtta haddi aşan (haksızlık yapan)
onu vermeyen gibidir” buyurdu. [447]

