-4. CİLT- · 36 – TOPRAKLARI PARSELLERE AYIRMAK


3058 – Alkame bin Vail’in babasından rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hadramut’ta bulunan bir araziyi
kendisine parsellemiştir. [25]

3059 – Alkame bin Vail’den geçen hadisin isnadı ile onun benzeri rivâyet
olundu.


3060 – Amr b. Hureys radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (elindeki) yayla bana Medine’de bir
ev (yeri) çizdi ve “Sana daha da vereceğim, sana daha fazlasını vereceğim”
dedi.




3061 – Rebia bin Ebû Abdurrahman’ın bir çok kimseden rivâyet ettiğine
göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Fur denilen yerin nahiyelerinden
Kabaliyye’nin madenlerini Bilal bin Haris el-Müzenî’ye bağışlamıştır. Bu
madenlerden bugüne kadar zekatın dışında hiçbir vergi alınmıyor.
İZAH
Kabaliye: Medine’ye beş mil uzakta deniz kenarında bir yerdir.
Furu: Mekke Medine arasında bir şehir adıdır. Bu hadis-i şerife göre
madenler zekata tabidirler. Eğer çıkan maden 80 gram altın veya iki yüz
dirhem kıymetine baliğ olmuşsa zekata tabidir. İmam Mâlik’in görüşü
böyledir. İmam Azam’a göre: Madenler hazineler gibidir. Onların beşte biri
alınır. İster çok olsun ister az olsun.









3062 – Kesir bin Abdullah bin Avf el-Müzenî babası vasıtasıyla dedesinden
rivâyete göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Bilal bin Haris el-Müzenî’ye
Kabaliyye’nin madenlerini deresiyle tepesiyle Bilalal bin Haris el-
Müzenî’ye bağışlamıştır. Kesirden başkaları (Celsiyye ve gavriyhe
kelimelerini) lam ve vavın sükunu ile celsehe ve garrehe şeklinde rivâyet
ettiler.
Ayrıca Kud, denilen yerden ziraata elverişli kısmı da ona verdi. Fakat ona
hiçbir Müslümanın hakkını vermedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
ona şu senedi yazdı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile, şu Allah’ın
Rasûlü Muhammed’in Bilal bin Haris el-Müzenî’ye verdiği şeydir
(seneddir). Kabaliye madenlerini deresiyle tepesiyle ona verdi. (Başkaları
“Celsehe ve garrahe” dedi. Kur, denilen yerden ziraate elverişli kısmı da
verdi. Fakat hiçbir Müslümanın hakkını ona vermedi.”









3063 – Kesir bin Abdullah’ın dedesinden şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kabaliyye madenleri deresiyle
tepesiyle Bilal bin Haris el-Müzenî’ye bağışladı. Râvi ibn Nadr bu hadise
şunları da ilave etti: Hz. Peygamber oranın Cers denilen arazisi ile Zatün-
Nusub denilen arazisini de ona bağışladı. Sonra ittifak ettiler, “Kuts denen
dağdan ziraata elverişli olan yeri de (verdi.) Bilal bin el-Haris’e hiçbir
Müslümanın hakkını vermedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona
şunu yazdı. “Şu Rasûlullah’ın Bilal bin el-Müzenî’ye, verdiği seneddir. Ona
hiçbir Müslümanın hakkını vermemiştir.
Ebû Üveys dedi ki: Sevr bin Zeyd, İkrime ve İbn-i Abbas’tan onlar da
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyette geçen hadisin mislini
bana haber verdi. İbn-i Nadr (Übey bin Ka’b yazdı) kelimelerini ziyade etti.






3064 – Ebyaz bin Hamal radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e elçi olarak geldi, ondan bir kıta
(maden) tuzu istedi.
İbn-i Mütevekkil:
Me’rib’deki tuzla dedi. Ona bir kıta verdi. Döndüğü vakit mecliste
bulunanlardan bir zât ona ne verdiğini biliyor musun, dedi. Ancak ona
durmadan su gibi akan tuz kıtasını verdin, dedi.
Râvi dedi ki: (Rasûlullah Ebyaz’ın tuzdaki işletme hakkını) çekip aldı. Dedi
ki: Bu sefer Ebyaz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den misvak ağacı
koruluğundan istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Develerin
ayaklarının yetişmediği yerleri verebilirim” buyurdu. İbn-i Mütevekkil, bu
kısmı (develerin yerine) “Devenin ayakları” diye rivâyet etti. [26]
İZAH
Bu hadis-i şerif hakim hükmünde hata ederse ondan dönebileceğine delildir.
3062 nolu hadsin izahında geçtiği gibi Ebyaz bin Hamal’a verilen tuz
madeni su gibi kaynayan çıkarma zahmeti olmayan bir maden idi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu tuz madeninin böyle devamlı
kaynadığını bilmiyordu. Bunu öğrenince Ebyaz’a verdiği bu hakkı ondan
aldı. Çünkü ammenin istifade edeceği böyle bir maden bir şahsa tahsis
edilmezdi. Sonra Ebyaz misvak yapılan erak ağacı koruluğundan birazının
kendisine verilmesini istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
hayvanların yayılacağı ayak altındaki yerden olmayacağını zira orada
hayvanların otlayacağını bildirdi.
İkta: Bu hadislerde geçen iktanın manası şudur: Devlete ait boş araziden
belli bir miktarını şahıslara tahsis etmektir. Amme menfaatine sekte
vurmamak üzere böyle hâlî yerlerden şahıslara yer tashih edilebilir. Tuz,
kükürt gibi masrafsız herkesin istifade edeceği maden bir iki kişiye tahsis
edilemez, merâlarda herkesin hakkı olduğu için halkın koyun, keçi, sığır ve
deve otlatacağı ayak altındaki yerler şahıslara tahsis edilemez. Onun için
develerin tabanının çiğneyeceği yerden olmaz buyurmuştur.


3065 – Muhammed bin el-Hasan el-Mahzûmî radıyallahu anh’dan:
Rivâyet edildiğine göre dedi ki: “Deve ayaklarının yetişmediği yerleri” yani
Hz. Peygamber bu sözüyle demek istiyor ki deve başının yetiştiği yere
kadar ağacın dallarını yer, ağacın ondan yukarısı korunur.





3066 – Ebyaz bin Hamal’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den (misvak yapılan) erak
ağaçlarının koruluğunun hükmünü sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “Erakta koruluk yoktur” buyurdu. Ebyaz: “Etrafı çevrili yerdeki
erak ağacından” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “(Erakta koru)
yoktur” buyurdu. Râvîlerden Ferec dedi ki: Etrafı çevrili yer ile kastı etrafı
duvarla çevrili ziraat yeri demektir.






















3067 – Osman bin Ebî Hâzim’den, o babasından, o da dedesi Sahr’dan
rivâyet olunduğuna göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem savaş için
Sakif kabilesi üzerine yürümüştü. Sahr bunu işitince Hz. Peygambere
yardım etmek için atına binip (bir süvari topluluğuyla) yola çıkmıştı. Fakat
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in (Taif’i) fethetmeden dönüp gitmiş
olduğunu gördü ve o gün (Sakifliler) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in hükmüne boyun eğmedikçe (onların sığındıkları) şu şatodan
ayrılmayacağına dair Allah’a söz verdi. Gerçekten de Sahr, onlar Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in hükmünü kabul edinceye kadar onlarla savaşı
bırakmadı. (onlar Hz. Peygamber’in hükmünü kabule yanaşınca Sahr
Rasûlullah’a şöyle bir mektup yazdı:)
“Gelelim mevzuya, Ey Allah’ın Rasûlü Sakif kabilesi senin hükmünü kabul
etti. Şimdi ben onların karşısında bulunuyorum onlar da at üzerinde
(karşımda duruyorlar).”
Rasûlullah (mektubu alır almaz namazın cemaatle kılınmasını emretti
Sahr’ın bu kabilesi için de “Ey Allah’ım bu kavmin atlısına, yayasına
bereket ihsan eyle” diye on defa dua etti. Bir süre sonra Sakif kabilesi Hz.
Peygamber’in huzuruna geldi. İçlerinden Muğire bin Şu’be söz aldı ve:
“Ey Allah’ın Rasûlü, Sahr halamı esir aldı. Oysa Müslümanların girdiği
dine halam da girmişti” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah Sahr’ı çağırıp ona:
“Ey Sahr bir kavim İslam’a girdiği zaman kanlarını ve mallarını, güvence
altına almış olurlar. Dolayısıyla sen Muğire’ye halasını iade et.” Sahr
halasını ona verdi ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den
Süleym oğullarının İslam’dan kaçarken bırakıp gittikleri suyu istedi.
“Ey Allah’ın Peygamberi o suyu benim ve kavmimin hizmetine ver” dedi.
Hz. Peygamber’de “Evet (bu suyu sizlere veriyorum) dedi, suyu onlara
verdi. Bunun üzerine Süleym kabilesi de Müslüman olup Sahr’ın yanına
geldiler ve suyu kendilerine geri vermesini istediler. Sahr bu suyu
vermekten kaçınınca, Rasûlullah’a varıp:
“Ey Allah’ın Peygamberi biz Müslüman olduk ve suyumuzu bize geri
vermesi için Sahr’a vardık (fakat o buna) yanaşmadı diye şikayette
bulundular. (Hz. Peygamber de) Sahr’ı çağırıp:
“Ey Sahr. Bir kavim İslam’a girdiği vakit mallarını ve kanlarını güvence
altına almış olurlar. Dolayısıyla sen bu kavme sularını geri ver” buyurdu.
Sahr da: “Evet. Ey Allah’ın Peygamberi” karşılığını verdi.
Ben bu sırada Rasûlullah’ın Sahr’dan cariyeyi ve suyu geri aldığından
dolayı duyduğu haya sebebiyle yüzünün kızardığını gördüm.






3068 – Sebre bin Abdulaziz bin Rabi el-Cühenî’nin dedesi Rabi’den şöyle
rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Cüheyne beldesinde) Mescidin
yerinde malık ağacının altına indi. Orada üç (gün) kaldı. Sonra Tebük’e
çıktı. Cüheyneliler ona geniş meydanlıkta iltihak ettiler. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem onlara, “Zü’l-Merv (köyünün) sakinleri kimdir”
dedi. Onlar “cüheyne kabîlesinden Rıfaaa oğulları” dediler.
Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem; “Zü’l-Merv’i Rıfaa oğullarına
verdim” dedi. Onlar Zü’l-Merv’i taksim ettiler. Onlardan bazıları hissesini
sattı. Bazısı da tuttu, işledi.
(İbni Vehb dedi ki): Sonra Sebre’nin babası Abdulaziz’e bu hadisten
sordum, bir kısmını bana haber verdi, hepsini haber vermedi.
İZAH
Rahbe: Geniş yer demektir.
Zü’l-Merv: Vadi’l-Kurâ’da bir köyün adıdır.
Vadi’l-Kurâ: Şam’la Medine arasında bir vadidir. İçinde pek çok köy vardır.


3069 – Esma binti Ebû Bekir radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Zübeyr’e hurmalık verdi.”
İZAH
Esma, Hz. Ebû Bekir’in kızı ve Zübeyr bin Avvam’ın karısıdır. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in, kocası Zübeyr’e bir hurmalığı ayırıp
verdiğini rivâyet etmiştir:










3070 – Kaylate binti Mahreme radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına geldik. Bekir bin Vail’in
elçisi, Hureys bin Hassan’ı kastederek dedi ki: Arkadaşım öne geçti, kendisi
ve kavmi yerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e İslamiyet üzerine
biat etti. Sonra şöyle dedi: “Ya Rasûlallah, bizimle Benî Temim arasında
Dehna mevkii hakkında bir anlaşma yaz, onlardan misafir ve komşu
olanlardan başka tek bir kimse bizim tarafa Dehna’ya geçmesin.”
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (katiplerinden birine emredip): “Ey
oğul, Dehna hakkında Hureys’e bir senet yaz” buyurdu. Ben ona Dehna’nın
verilmesinin emrolunduğunu görünce, oranın kendi memleketim ve evim
olması yönüyle beni bir üzüntü kapladı “Ya, Rasûlallah, bu senden
istediğinde bu yerlerden adaletli bir istekle bulunmadı, gerçekten şu Dehna
senin yanında develerin bağlandığı salındığı yer, koyunların da merâsıdır.
Temim oğullarının kadınları ve oğulları hemen onun arkasındadır” dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey oğul, yazmaktan vazgeç bu
kadıncağız doğru söyledi. Müslüman Müslümanın kardeşidir. (Dehna’da
bulunan) su ve ot (Bekir bin Vail ile Benî Temim’den) her ikisine de yeter.
(Orada) fitne vericilere (şeytanlara) karşı birbirlerine yardım ederler”
buyurdu. [27]
İZAH
Dehna: Benî Temim yurdunda suyu az, otu çok merânın adıdır. Bekir bin
Vâil buranın kendilerine verilmesini, bunun da bir senetle tespitini
istemişlerdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem önce vermek istemiş,
sonra Kayle’nin hatırlatması üzerine bundan vazgeçmiştir.



3071 – Esmer bin Mudarrıs radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim, beyat ettim. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse bir suya, kendisinden önce hiçbir Müslüman varmadan önce
varıp (sahip çıkar)sa o su o kimsenindir.”
Esmer bin Mudarrıs dedi ki:
Bunun üzerine halk (sahipsiz suları) işaretlemek üzere koşuşarak yollara
çıktılar.
İZAH
Yeteâdevne: Koşuyorlardı.
Yetehaddûn: İsteklerine ermek için yarışıyorlardı, manasına gelir.



3072 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Zübeyr’e atının koştuğu yeri verdi. Zübeyr radıyallahu anh, atını yorulup
durana kadar koşturdu. Sonra kamçısını attı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kamçısının yetiştiği yerden itibaren
ona verin” buyurdu.


3073 – Saîd bin Zeyd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse ölü bir araziyi ihyâ ederse, orası onun olur. Zalim damar
sahibine (Zulmen başkasının yerine ağaç dikene) hak yoktur.” [28]







3074 – Yahya bin Urve radıyallahu anh’dan, o da babasından rivâyet
ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse ölü (işlenmemiş) bir araziyi ihyâ ederse orası onun olur.” Urve
önceki geçen hadisin aynını zikretti, ve dedi ki: Bu hadisi nakleden kimse
bana şöyle haber verdi:
Bir zât başka birinin arsasına ağaç dikmiş. Bu iki kişi Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in huzurunda mahkemeleştiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem arazi sahibine arazisini muhafaza etmesine hüküm verdi. Hurma
sahibine de hurmasını o araziden sökmesini emir buyurdu. Râvi dedi ki:
Ben o ağacı kökü baltalar ile kesilir iken gördüm. O, dalı budağı uzamış bir
hurma idi. Neticede o yerden çıkarıldı.



3075 – İbn-i İshak’tan bir önceki hadisin isnadı ve manasında şöyle rivâyet
olundu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir zât dedi:
Kuvvetli zannıma göre o zât Ebû Saîd el-Hudrî’dir.
Ben hurma sahibini hurmanın köküne (kesmek için balta ile) vururken
gördüm (demiştir.)




3076 – Urve radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Ben şahâdet ederim ki Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
hükmetti:
“Arz Allah’ın arzıdır. Kullar Allah’ın kullarıdır. Kim ölmüş (işlenmemiş)
bir yeri ihyâ ederse o kimse, o yere başkasından daha haklıdır.” Bunu
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bize namazları getirenler (ashabı
kiram) getirdi.”


3077 – Semure radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse bir toprağın etrafını duvarla çevirirse, o yer onun olur.”


3078 – Hişam radıyallahu anh şöyle dedi: (3073) nolu hadiste geçen Haksız
(zalim) damarın manası şudur: Bir kimse başka birinin arazisine ağaç diker
ve sonra, o yere sahip çıkmak ister.
Malik dedi: Zalim damarın manası: Haksız yere alınan, kuyulanıp açılan ve
ağaçlandırılan her şey demektir.










3079 – Ebû Humeyd es-Saîdî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Rasûlullah’la birlikte Tebük savaşına çıkmıştım. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem Vadi’l-Kurâ’ya geldiğinde kendi meyve bahçesinde duran
bir kadınla karşılaştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına:
“Bu bahçenin meyvesini tahmin edin” buyurdu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizzat kendisi on vesak olarak takdir
etti. Ve kadına şöyle buyurdu:
“Bahçeden çıkan mahsulünü iyice belle.”
Sonra yola koyulduk Tebük’e geldik. Eyle meliki (Yuhanna bin Rube)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e beyaz bir katır hediye etti.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Eyle melikine bir cübbe giyindirdi
ve ona (Kavminin verecekleri cizye karşılığında) deniz kenarındaki
yerlerinde oturmalarını ifade eden bir mektup yazdırıverdi.
Ebû Humeyd dedi:
Vadi’l-Kurâya geldiğimiz vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
kadına:
“Bahçende ne kadar meyve oldu.” Buyurdu. Kadın:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in takdiri ile on vesak mahsül oldu”
dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ben Medine’ye acele döneceğim. Sizden her kim acele benimle dönmek
isterse acele etsin” buyurdu. [29]
İZAH
Bu hadisin mevzu ile ilgisi şudur: Zikri geçen kadın o bahçeyi ihyâ etmişti.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o bahçeyi o kadına bıraktı. Bunun
için hadis burada sevk edilmiştir.





3080 – (Hz. Peygamber’in hanımı) Zeynep radıyallahu anh’dan rivâyet
edildiğine göre:
O bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in saçını tarayıp
temizlerken orada Osman bin Afvan’ın hanımı ile muhacirlerden bazı
kadınlar da vardı. Bu kadınlar evlerinin kendilerine dar geldiğinden ve
(kocaları ölünce) oradan da çıkarılacaklarından şikayet ediyorlardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Muhacirlerin evlerine kadınların
varis kılınmasını emir buyurdu.”
Derken Abdullah bin Mes’ûd vefat etmiş, karısı da Medine’de bulunan
evine varis olmuş.
İZAH
Medine’de bazı boş arsalara ev yapılmasına müsaade edildi. Ev yaparak âtıl
yeri ihyâ edenler o yere sahip oluyorlardı.

