-2. CİLT- · 260 – YAĞMUR DUASINDA ELLERİ KALDIRMAK



1168 – Ebûllahm oğullarının azatlısı Umeyr radıyallahu anh’dan, O
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’i Zevrâ’ya yakın Zeyt taşlarının
yanında ayak üstü ellerini başından yukarı geçirmeksizin yüzüne karşı
kaldırmış olarak duâ eder, yağmur isterken gördü. [183]
İZAH
Zevrâ: Medine çarşısı yanında bir yerin adıdır.
Ahcâr-i-zeyt: Zeytin yağı taşları demektir. Medine’de siyah taşlıklı bir
mevkinin adıdır. Taşları çok siyah olup zeytin yağı ile cilalanmış gibi
parladığından bu ismi almıştır.



1169 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem’in yanına kıtlıktan ağlayan kadınlar geldi. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem:
“- Ey Allahım bize kesilmeyen, yardımcı, sonu güzel, bitirici, menfaatli,
zararsız, geç kalmayacak ve acele yağmur ver.” dedi.
Dedi ki: Bunun üzerine gök üzerlerini bir tabak gibi kaplayıverdi.
İZAH
Bevâkî: Bekiyetün kelimesinin çoğuludur. Ağlayan kadınlar demektir.
Hattâbın nüshasında Yuvaki şeklindedir
Yuvakî: Elleri üzerine dayanır, demektir.


1170 – Enes radıyallahu anh’dan: Gerçekten Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem, hiçbir duada ellerini (çok) kaldırmazdı, ancak yağmur duasında
ellerini koltuklarının beyazı görünene kadar kaldırırdı. [184]


1171 – Enes radıyallahu anh’dan: Gerçekten Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem yağmur duasını şöyle yapardı. Yani ellerini uzattı, iç kısımlarını
yere doğru çevirdi hatta koltuklarının beyazını bile gördüm. [185]
İZAH
İlim adamlarının bazılarına göre felâketlerin savulması, kıtlığın kalkması
için duâ edildiğinde ellerin içi yere, dışı yukarı getirilir. Bir istek için duâ
edildiğinde ellerin içi yukarı çevrilir. Delilleri de bu hadis-i şeriftir.


1172 – Muhammed bin İbrahim’den: Birisi Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem’i Ahcaru’z-zeyt’te avuçlarını yayarak duâ ettiğini gördüğünü bana
haber verdi.

















1173 – Aişe radıyallahu anha’dan: Ahali Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem’e yağmurun yağmayışından şikayet ettiler. Rasûlullah sallallahu
aleyhi vesellem minber hazırlanmasını emretti. Onun için musallâya (bir)
minber kondu. İnsanlara (hâcete) çıkacakları günü de tayin etti.
Hz. Aişe şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem tayin ettiği günü
sabah, güneşin kaşı (üst kenarı, aydınlığı) göründüğü anda musallâya çıktı
ve minber üzerine oturarak Aziz ve Celil olan Allah’a hamd edip tekbir
aldı. Sonra şöyle buyurdu:
“Siz beldenizin kuraklığından yağmurun ilk yağma vaktinin sizden
gecikmesinden şikayet ettiniz. Halbuki Aziz ve Celil olan Allah size
kendisinden istemenizi emretti. (istediğiniz takdirde) isteklerinizi kabul
edeceğine söz verdi.” Sonra da:
“- Elhamdülillâhi Rabbil âlemîn.
Alemlerin Rabbi Rahmân, Rahîm din gününün tek sahibi olan Allah’a hamd
olsun. Ey Allah(ım) Sen Allahsın, senden başka mabud yok. Sen zenginsin
biz muhtâcız, üstümüze rahmetini saç, indireceğin rahmetini bize kuvvet ve
bir zamana ulaştıracak azık kıl.” dedi. Sonra ellerini kaldırdı. O kadar
kaldırdı ki koltuklarının beyazı bile görünür oldu, sonra da sırtını halka
çevirip, elleri kalkık olarak cübbesin ters çevirdi. Daha sonra da yüzünü
cemaata çevirip minberden inerek iki rekat namaz kıldı. Allah bir bulut
peyda ettirdi. Gök gürledi, şimşek çaktı. Arkasından Allah’ın izni ile
yağmur yağdı. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem daha mescidine
gelmeden seller aktı, halkın sipere koşmalarını görünce azı dişleri görünene
kadar güldü. Ve, “Allah’ım her şeye muktedir olduğuna, Benim Allah’ın
kulu ve Rasûlü olduğuma şahitlik ederim.” dedi.
Ebû Dâvud şöyle dedi: Şu hadis garip ve isnâdı ceyyiddir. Ehl-i Medine
“Mâlikî” yerine “Meliki yevmiddîn” okurlar. Bu hadis onlar için bir delildir.
İZAH
Kinn: Güneş ve yağmurdan koruyan siper demektir.
Nevâciz: Azı dişleri demektir.









1174 – Enes radıyallahu anh’dan: Asr-ı saâdette Medinelilere kıtlık isabet
etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir vakitler Cuma günü bize
hutbe okuyordu. Bir zât ayağa kalktı ve ey Allah’ın Rasûlü (kıtlıktan) at
sürüleri, koyun sürüleri helak oldu. Allah’a duâ et de bize yağmur versin,
dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ellerini uzattı ve duâ buyurdu.
Enes diyor ki:
Gök billur gibi parlaktı. Bir rüzgar esti ve sonra bulut peydâ oldu. Sonra
bulut bir araya geldi. Sonra semâ (su deryasının) alt ağızlarını açıverdi.
(Oradan) çıktık eve gelene kadar sulara daldık. Öbür cumaya kadar yağmur
devam etti. (Bu defa) Evvelki zât veya başkası, Ey Allah’ın Rasûlü evler
yıkıldı. Allah’a duâ et de yağmuru kessin, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi
vesellem gülümsedikten sonra şöyle dedi:
“Civarımıza (yağsın) üzerimize değil.”
Bir de buluta baktım, sanki taç gibi Medine’nin civarına dağıldı. [186]
İZAH
Kürağ: At sürüsü demektir.
Zücâce: Cam billur demektir.
Azâlî: Azlâ kelimesinin çoğuludur. Su havuzlarının tarlaya su salınan alt
ağızlarına denir.
İklîl: Gelinlerin başına geçirdikleri taca denir.



1175 – Enes radıyallahu anh’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem,
ellerini yüzü hizasına kaldırdı ve:
“Yarabbî bize yağmur ver.” dedi. Şüreyk bir önce geçen hadisin benzerini
sevketti. [187]



1176 – Amr bin Şuayb’ın dedesi Abdulah bin Amr’dan, Rasûlullah
sallallahu aleyhi vesellem yağmur duasında bulunduğu vakit:
“İlâhî kullarını ve dilsiz hayvanlarını suvar, rahmetini yay, ölü beldeni
yeşert.” dedi.
Mâlik’in hadisinin lafzı budur.

