YİTİK MAL BÖLÜMÜ · 1 – YİTİK MALIN TARİFİ









1701 – Süveyd bin Gafele radıyallahu anh’dan:
Suhan’ın oğlu Zeyd ve Rebia’nın oğlu Selman’la berâber harbe çıkmıştım,
ben bir kamçı bulmuştum, bu iki arkadaşım bana onu bırak, alma dediler.
Ben de onlara hayır atmam, eğer sahibini bulursam iâde ederim, sahibini
bulamazsam kullanırım, dedim. Sonra hac farizasını edâ edip Medine’ye
döndüm. Medine’de Ubey bin Kab’a bunu sordum.
Ubey:
Ben bir kese bulmuştum, içinde yüz dinar vardı, onu Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e getirdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana,
“Onu bir sene ilân et (beklet)” buyurdu, ben de bir sene ilân edip
beklettikten sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme getirdim. “Bir
sene daha ilân et (beklet)” buyurdu. Bir sene daha ilân edip beklettikten
sonra yine getirdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Bir sene daha
ilân et (beklet)” buyurdu. (Üçüncü olarak) bir sene daha ilân edip
beklettikten sonra yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirip
bunun kimin olduğunu bilen çıkmadı, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem:
“Öyle ise paranın miktarını, kesenin ağız bağını ve para kesesini sakla, eğer
sahibi gelirse iâde edersin, sahibi çıkmazsa kullanırsın” buyurdu.
Râvî diyor ki: Süveyd bin Gafele onu bir sene ilan et sözünü üç defa mı?
yoksa bir defa mı dedi bilmiyorum. [509]


1702 – Şu’be’den önceki hadisin manası rivâyet edilmiştir. Bu rivâyetine
göre, hocası Seleme bin Küheyl önceki hadisi Rasûlullah üç defa “onu bir
yıl boyunca ilan et” buyurdu şeklinde rivâyet etmiş sonra da şöyle demiştir.
“Rasûlullah Ubey bin Ka’b’a bu üç defa tekrarlama işini bir sene içerisinde
mi, yoksa üç sene içerisinde mi yerine getirmesini emretmiş, iyice
bilmiyorum” dedi.
İZAH
Bu rivâyette Seleme radıyallahu anh’nin bulunan eşya veya parayı üç sene
mi yoksa bir sene mi beklettiğinde tereddüt göstermesinden Hanefî
fukahasınca bir sene ilân edilip saklanması kabul edilmiştir.
İmam Azam Efendimiz on dirhemden az olan lukatanın dört defa ilânı, daha
fazla meblağınsa bir sene ilân ve bekletilmesi gerektiği şeklindedir. Şâfiî ve
Ahmed bin Hanbel’e göre yitiği bulan zengin de olsa, beklettikten sonra
onu kullanabilir. Hanefîlere ve Mâlikî’ye göre beklettikten sonra sahibi
çıkmazsa tasadduk eder. (Mealimü’s-Sünen c.2, s. 265)





1703 – Musa bin İsmail, Hammad tarikiyle Seleme bin Küheyl’den aynı
sened ve manada bir önceki 1701 nolu hadisi rivâyet etmiştir. Suveyd bu
rivâyette; buluntu malın tarifinde “iki veya üç yıl” bekletilmesi ifadesini
kullandı ve Hz. Peygamber Ubey bin Ka’b’a: “Bulduğun kesenin sayısını
ve ağız bağını tespit et” buyurdu. Hammad bu hadise şunu da ilave etti.
“Eğer sahibi gelir de miktarını bilecek olursa” sözünü bu hadiste
Hammad’dan başka rivâyet eden olmadı.







1704 – Zeyd bin Hâlid el Cühenî radıyallahu anh dan:
Bir kimse Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bulunan yitik eşyaların
hükmünü sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu bir sene ilân
et, onun ağız bağını, bulduğun eşyanın torba (ve dağarcığını) da ilân et,
sonra onu kendi ihtiyacına harca, eğer sahibi çıkarsa, onu sahibine öde”
buyurdu. O kimse, Ey Allah’ın Reslûlü ya bulduğum yitik bir koyunsa,
dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Yitik koyunu al, o ya senin ya kardeşinin veya kurdun nasibidir” buyurdu.
O kimse, Ey Allah’ın Rasûlü, eğer bulunan yitik bir deve ise deyince
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o kadar gazablandı ki; şakakları veya
yüzü kıpkırmızı oldu ve “Yitik deveden sana ne? Çünkü onun sahibi gelene
kadar, gezecek tabanı karnında su tulumu da vardır” buyurdu. [510]
İZAH
Koyun yaradılışı icabı mazlum bir hayvan olduğu için onu çakaldan arslana
kadar her hayvan parçalayabilir. Yitik koyun bulan mü’min, onu muhafaza
etmeli, deve ona ilhak edilen manda ve kara sığır kendi haline bırakılmalı,
tutulmamalı. Ancak bir haksızın gasbına uğrama tehlikesi varsa, sahibine
iâde niyeti ile gasıptan kurtarıvermeli.
Deve her haliyle Halikımızın kudretine delâlet eden binlerce acâib ve
garâibi üzerinde toplayan bir hayvandır. Sırtındaki hörgücü eriyene kadar aç
durabilir. Çünkü o hörgüç besin deposu ve besin ikmal merkezidir. Rivâyete
göre uzun müddet kızgın çölde bile susuzluğa tahammul ediyor, o eğri
gördüğümüz boyun muazzam bir kaldıraç vazifesi görüyor, yattığı yerde
sırtına yük sarılıyor, kalkmak isteyince boynunu ileriye uzatıp kaldıraç gibi
gerisine kaldırıyor, başını geri toplayıp bu defa yükü arkaya vererek önünü
kaldırıyor.
Deve yitik de olsa kendisini koruyabilir, kurt, kuş zarar veremez.
Vika: Kesenin ağzına bağlanan bağ iplik.
Via: Kap.
İsaf: Para kesesi demektir.





1705 – Mâlik radıyallahu anh’dan aynı manâ ve isnatla şu ziyâde rivâyet
edildi.
“Deve suya gelir, sulanır, ağaç yer” yitik koyun hakkında da “Al”
buyurmadı, yitik eşyada, “Onu bir sene sakla, eğer sahibi gelirse ne alâ,
gelmezse, haline göre ondan (metalanırsın)” buyurdu. Fakat ondan
(nafakalan) lafzını zikretmedi.
Ebû Dâvud diyor ki: Sevrî, Süleyman bin Bilâl ve Hammad bin Seleme de
Rabia’dan rivâyet ettiler. “Onu al,” lafzını rivâyet etmediler.



1706 – Zeyd bin Hâlid el Cühenî radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, lükatadan soruldu da: “Onu bir
sene ilân et, eğer sahibi gelirse, ona ver. Gelmezse onun ağız bağını ve
kesesini tesbit et, sonra onu ye sonra arayanı çıkarsa, yine onu sahibine
öde” buyurdu.




1707 – Zeyd bin Hâlid el Cühenî radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e lukatadan soruldu. Bundan sonra
1704 nolu Rabia hadisinin benzeri rivâyet edildi. Râvî devamla hadiseyi
şöyle nakletti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onu bir sene ilân et,
eğer sahibi gelirse, iâde edersin. Eğer sahibi çıkmazsa ağız bağını ve kabını
da ilân edersin, yine sahibi gelmezse onu malına katarsın. Eğer sahibi
çıkarsa onu sahibine ödersin” buyurdu.


1708 – Yahya bin Saîd ve Rabia’dan, Kuteybe’nin isnadı ve onun
rivâyetinin manâsında rivâyet edildi ve şu ziyâde edildi. (Eğer arayıcısı
gelirse, kabının ve sayısının nasıl olduğunu tarif ettirsin. Bilirse) onu iâde
et.




1709 – Iyaz bin Himâr radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim bir yitik bulursa, adalet sahibi
bir kimseyi veya adalet sahiplerini şahit tutsun, gizlemesin, kayıp ta
etmesin, eğer sahibini bulursa, sahibine iâde etsin, sahibi çıkmazsa o, Aziz
ve Celil olan Allah’ın malıdır. Onu dilediğine verir” buyurdu.








1710 – Abdullah bin Amr bin Âs’dan rivâyet edildiğine göre:
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, ağaçta bulunan meyveden (alıp
yemenin) hükmü soruldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her kim
onu ihtiyacından dolayı ağzıyla alıp yer, eteğini doldurmazsa bu sebeple
ona bir ceza lazım gelmez” buyurdu. “Sonra kim o’ndan bir şey alır, harice
çıkarırsa, ona aldığının iki mislini ödemek, bir de ukubet vardır. Hurma
kurutulan sergi yerine yerleştirildikten sonra, ondan kıymeti bir kalkan
kıymetine denk olacak kadar çalanın çezası, ellerinin kesilmesidir”
buyurdu. Kayıp deve ve koyunların bulunması hakkında diğer râvîlerin
naklettiği gibi nakletti:
Râvî diyor ki:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme yitik malların bulunmasının
hükmünden de soruldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Bir yitik herkesin gelip geçtiği umûmî yollarda veya bir çok hanenin
bulunduğu bir köyde bulunmuşsa, onu bir sene ilân et, eğer sahibi gelirse
onu sahibine ver. Sahibi çıkmazsa, o senindir. Harabelerde bulunan,
definelerin beşte biri devlete, geri kalanı bulanadır” buyurdu. [511]
İZAH
Hubneten: Elbisenin bir tarafı demektir.
Biz tercümede; en fazla kullanılan kısım olduğu için etekle tercüme ettik.
Cerin: hurmaları kurutmak için hazırlanan sergi yeri demektir.
Micenn: kalkan demektir.
Tarikı Miyta: İnsanların gelip geçtiği yol demektir.
Hırâb: Vaktiyle mamur bir yerken yıkılıb harab olan harebeler demek.
Rikaz: Geçmiş kavimlere ait yer altında saklanmış gümüş gibi kıymetli
mallara denir.
Harabelerde bulunan malların beşte biri devlete ödendikten sonra geri kalan
helâldır.

1711- Amr bin Şuayb radıyallahu anh şu önceki hadisi aynı senediyle
nakletti ve bu rivâyette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Yitik koyunları bulma mevzuunda o, “Sahibi gelene kadar (topla) emrine
al” buyurdu.



1712 – Amr bin Şuayb radıyallahu anh’dan:
Şu isnad ile yitik koyunlar hakkında, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“O koyun ya senin ya (din) kardeşinin veya kurdun nasibidir. Onu
muhakkak yakala, sahib çık” buyurdu. Yine Amr’dan gelen diğer bir
rivâyette, “Onu tut” buyurdu.
İZAH
Bu hadiste yitik koyunun sahibi çıkarsa sahibinin, çıkmazsa senin, sahibi
çıkmaz sen de sahib olmazsan kurtların olacağı ihtar edilerek, bu hayvanın
yırtıcı hayvanlardan kendini koruyamayışı sebebi ile onu korumak gerektiği
bildiriliyor.


1713 – Amr bin Şuayb radıyallahu anh’dan; o da babasından, o da
dedesinden 1710 nolu hadisi aynı isnadla rivâyet etti. Bu rivâyete göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yitik koyun hakkında:
“O, yitik hayvanı (sabihi) aramaya gelene kadar, muhafaza et” buyurdu.
[512]





1714 – Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’dan:
Ebû Talib’in oğlu Ali radıyallahu anh, bir dinar buldu. Onu (hanımı) Fatıma
radıyallahu anha’ya getirdi. Fatıma radıyallahu anha’da bu dinarın
hükmünü (babası) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sordu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: “O dinar Aziz ve
Celil olan Allah’ın (ihsan buyurduğu) rızıktır.” Sonra o dinarla alınan
şeyden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anh ve
Fatıma radıyallahu anha da yediler. Daha sonra, bir kadın yitirdiği dinarı
aramaya geldi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ali
radıyallahu anh’a, “ya Ali (kadının) dinarını öde” buyurdu.
İZAH
Hadisin isnadında tanınmayan bir şahıs var.
Tenşüdü: Arar ve soruşturur, demektir.



1715 – Ali radıyallahu anh’dan:
Bir dinar buldu ve o dinar ile un satın aldı. Fakat unun sahibi Ali
radıyallahu anh’ı tanıdı. Kendisine ikram için dinarı Ali’ye iâde etti. Ali
radıyallahu anh’da dinarı aldı ve ondan iki kırat kadarını ayırarak onunla da
et satın aldı.
İZAH
Bu hadisi Bilâl bin Yahya el-Absî’nin, Ali radıyallahu anh’dan işitmesinde,
düşünülecek noktalar vardır.















1716 – Sehl bin Sa’d radıyallahu anh’dan:
Ali bin Ebû Talib radıyallahu anh (karısı) Fatıma’nın odasına girmişti,
(oğulları) Hasan ve Hüseyin ağlıyorlardı. Ali radıyallahu anh bunları
ağlatan sebeb ne, dedi. Fatıma: Açlıktır, cevabını verdi. Ali radıyallahu anh
hemen çıktı, çarşıda bir dinar buldu, onu karısı Fatıma radıyallahu anha’ya
haber verdi. Fatıma radıyallahu anha ona, falan yahudiye git bize un satın al
dedi, o da yahudiye geldi unu satın aldı. Yahudi ona, sen şu Peygamberim
diyen zatın damadı mısın, dedi. Ali de evet, dedi. Yahudi, dinarını al un da
senin dedi. Ali radıyallahu anh çıktı unu Fatıma’ya getirdi ve dinarın iâde
edildiğini haber verdi. Fatıma kocasına falan kasaba git, bir dirhemlik et al,
dedi. O da kasaba geldi, o dinarı bir dirhem et karşılığında rehin bıraktı ve
eti Fatıma’ya getirdi. Fatıma hamur yoğurdu, ekmek yaptı, babasına
sallallahu aleyhi ve sellem haber gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem kızına geldi. Fatıma radıyallahu anha, “Ey Allah’ın Rasûlü, sana
olanı anlatayım. Eğer onu bize helâl sayarsan biz de sen de onu yeriz,” dedi.
Durum şöyle oldu diye olayı anlattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Besmele çekin yeyin” buyurdu. Onlar da yediler, onlar daha orada iken, bir
oğlan çocuğu Allah ve İslâm aşkına diye dinarını arıyordu. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem çocuğun kendisine çağrılmasını emretti, çocuğu
çağırdılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dinarı nerede düşürdüğünü
sordu, çarşıda, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ali radıyallahu
anh’a, “Ey Ali, kasaba git ona Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dinarı
göndermeni istiyor. İki dirhemi o ödeyecek de” buyurdu. Kasab dinarı
gönderdi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de dinarı çocuğa iâde etti.
İZAH
Hateni: Damat demektir.


1717 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize asa, kamçı ip ve buna benzeyen
şeyleri bulup alanın bununla menfaatlenmesine izin verdi.


1718 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kayıp deveyi saklayana, sakladığı
deve ile bir deve daha verme cezası vardır” buyurdu.
İZAH
Deve büyük baş hayvan olduğu için kurt yiyemez, kendini doyurabilir.
Onun için devenin diğer yitikler gibi alınması doğru değildir, onu bulup da
saklayana ceza olarak bir deve daha vermesi yükletilir. Ahmed bin
Hanbel’in görüşü de böyledir. (Meâlim-üs-Sünen, c.2, s. 273)



1719 – Abdurrahman bin Osman Teymî radıyallahu anh’dan:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hacının yitiğini almaktan nehy etti.
Râvîlerden Ahmed bin Salih İbn-i Vehb’in şöyle dediğini bildirdi: Yani
hacının malını bulan kimse ona dokunmaz onu olduğu yerde bırakır.
Nihayet sahibi gelip onu orada bulur. [513]




1720 – Münzir bin Cerir radıyallahu anh’dan:
Ben Cerir’le birlikte Bevazic kasabasında bulunuyordum. (Babamın
sığırlarını güden) Çoban sığır sürüsünü (yanımıza) getirdi. İçlerinde sürüye
ait olmayan bir de inek vardı. Cerîr, “bu ne diye” sordu. Çoban sürüye
karışmış kimindir bilmiyorum dedi. Cerir:
İneği sürüden çıkarınız. Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
dediğini işittim. “Yitik malı kendi malına ancak sapıklar karıştırır.” [514]
İZAH
Manda ve sığır da deve gibi kendini idare edebilir, yırtıcı hayvandan
koruyabilir, ördek ve kaz gibi kuş cinsinden olan hayvanlar da sahrada
iseler deve gibidir. Şehirde evini sapıtmışsa, zayi olma tehlikesi vardır,
zaptedilip sahibi aranmalı, ilân edilmelidir.
[509] . Buhâri, K. Lukata, b. İzâ ahbara Rabbe, n. 1196; Müslim, K. Lukata,
n. 1723; Tirmizî, K. Ahkem, b. 35, n: 1374; Neseî, k. Zekât, s. 28
[510] . Buhâri, K. Lukata, bâbu izâ câe sahibu-l-Lukata; Müslim, K. Lukata
n. 7; Tirmizî, K. Ahkâm, b. 35, n. 1373; Neseî; İbn-i Mâce,
[511] . Tirmizî, K. Buyu, b. 54, n. 1289; Neseî, İbn-i Mâce
[512] . Tirmizî ve Neseî, İbn-i Mâce,
[513] . Müslim, Neseî,
[514] . Müslim, K. Lukata, b. Lukatatül-hac, n. 1725; İbn-i Mâce, K. Lukata,
b. Dallâtül İbn-i, n. 2503
[509]. Buhâri, K. Lukata, b. İzâ ahbara Rabbe, n. 1196; Müslim, K. Lukata,
n. 1723; Tirmizî, K. Ahkem, b. 35, n: 1374; Neseî, k. Zekât, s. 28
[510]. Buhâri, K. Lukata, bâbu izâ câe sahibu-l-Lukata; Müslim, K. Lukata
n. 7; Tirmizî, K. Ahkâm, b. 35, n. 1373; Neseî; İbn-i Mâce,
[511]. Tirmizî, K. Buyu, b. 54, n. 1289; Neseî, İbn-i Mâce
[512]. Tirmizî ve Neseî, İbn-i Mâce,
[513]. Müslim, Neseî,
[514]. Müslim, K. Lukata, b. Lukatatül-hac, n. 1725; İbn-i Mâce, K. Lukata,
b. Dallâtül İbn-i, n. 2503
Râvî diyor ki: Süveyd bin Gafele onu bir sene ilan et sözünü üç defa mı?
yoksa bir defa mı dedi bilmiyorum. [509]
“Yitik koyunu al, o ya senin ya kardeşinin veya kurdun nasibidir” buyurdu.
O kimse, Ey Allah’ın Rasûlü, eğer bulunan yitik bir deve ise deyince
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o kadar gazablandı ki; şakakları veya
yüzü kıpkırmızı oldu ve “Yitik deveden sana ne? Çünkü onun sahibi gelene
kadar, gezecek tabanı karnında su tulumu da vardır” buyurdu. [510]
“Bir yitik herkesin gelip geçtiği umûmî yollarda veya bir çok hanenin
bulunduğu bir köyde bulunmuşsa, onu bir sene ilân et, eğer sahibi gelirse
onu sahibine ver. Sahibi çıkmazsa, o senindir. Harabelerde bulunan,
definelerin beşte biri devlete, geri kalanı bulanadır” buyurdu. [511]
“O, yitik hayvanı (sabihi) aramaya gelene kadar, muhafaza et” buyurdu.
[512]
Râvîlerden Ahmed bin Salih İbn-i Vehb’in şöyle dediğini bildirdi: Yani
hacının malını bulan kimse ona dokunmaz onu olduğu yerde bırakır.
Nihayet sahibi gelip onu orada bulur. [513]
İneği sürüden çıkarınız. Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
dediğini işittim. “Yitik malı kendi malına ancak sapıklar karıştırır.” [514]




