ZEKÂT BÖLÜMÜ · 1 – ZEKÂTA TÂBİ MALLAR



1558 – Ebû Saîd El-Hudrî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Beş deveden aşağısına zekât yoktur, (gümüşte) beş ukayyeden aşağı zekât yoktur. Ölçülen mahsul de beş vefkten aşağısına zekât yoktur” buyurdu.
İZAH
Züd: Sayıca üçle on arasında olan develere denir. Bu lâfzın müfredi yoktur. Evaki: Ukiye kelimesinin cem’idir. Ukiye ise kırk dirhemdir. Evsuki: Vesakın cemidir. Vesak altmış sâ’ alacak büyüklükte bir kaptır. Üçyüz sâ’ olmadıkça ölçülen hububatta zekât lâzım gelmez demektir. Bir sâ, bin kırk dirhem, o da 3333 gramdır. Zekât vermek için bir zenginlik ölçüsü vardır. O ölçüye nisab denir. Beş deveden az devesi olan nisaba ermemiş demektir. Zekât vermez, beş ukiyeyi her ukiye kırk dirhem hesabı ile, ikiyüz dirhem gümüşü olmayan gümüşten zekâta tâbi değildir. Beş vesak, her vesak altmış sâ hesabı ile, üçyüz sâ’ buğdayı olmayan, hububattan zekâta tâbi değildir. İmam Ebû Yusuf ve Muhammed’in görüşleri böyledir. İmam Azam’a göre arazi mahsulü ister az, ister çok olsun zekâta tabidir. Beş vesak olması şart değildir.


1559 – Ebû Saîd El-Hudrî Peygamberimizden merfûan rivâyet ediyor. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, “Beş vesaktan aşağısında zekât yoktur” buyurdu. Vesak; damgalanmış altmış sa’dır. [437]
İZAH
Sa’ların damgalanmış olması, standart ölçüyü temin edebilmek için belediye tarafından damgalanır. Teraziler ve diğer ölçü aletleri de böyledir. Haccac damgası yemiş, altmış sa’ bir vesak demektir.

1560 – Muğıre’den o da İbrahim radıyallahu anh’dan rivâyet ettiklerine göre şöyle dediler: Vesak: Haccac damgası yemiş, altmış sa’dır, dedi.






1561 – Surad bin Ebi’l-Menâzil radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Habib el Mâlikî’den işittim. Bir kimse İmran bin Husayn’e şöyle dedi: “Ey Ebâ Nüceyd, siz bize hadisler rivâyet ediyorsunuz, biz onlar için Kur’an’da asıl bulamıyoruz,” İmran adama kızdı ve ona: – “Her kırk dirhemde bir dirhemi (zekât vereceğinizi) Kur’an’da buldunuz mu? Her şu kadar koyundan şu kadar koyun, her şukadar deveden şu kadar deve verileceğini Kur’an’da buldunuz mu?” Adam, hayır, dedi. İmran: “Bunları kimden öğrendiniz”” “Bizden öğrendiniz, biz de Rasûlullah’tan öğrendik,” dedi ve buna benzeyen çok şeyler söyledi.
İZAH
Kur’an’ın müfessiri Rasûlullah’tır. O ne emretmişse inanmak ve âmel etmek şarttır. Her neden men etmişse ondan da sakınmak lâzımdır. Dört esastan biri de sünnettir, delili Kur’an’da olmayan meselelerde hâdisleri araştırmak mecbûrîyetindeyiz. Sünnette bulamazsak icma’a baş vururuz, icmada da bulamazsak fukahânın kıyasına baş vuracağız. Bu Kur’an’da yok diye inkâr etmek yanlıştır.

