FERÂİZ BÖLÜMÜ · 8 – ZEVİ’L-ERHÂMIN MİRASTAKİ HAKKI




2899 – Mikdam radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu: “Kim bir yük
(bakıma muhtaç aile veya borç) bırakırsa o yük, bana aittir.”
Hazreti Peygamber bazen da şöyle dedi: “O yük, Allah’a ve O’nun
Rasûlüne aittir.” Kim mal bırakırsa, o vârislerine aittir. Ben vârisi
olmayanların vârisiyim. Onun cinayet diyetlerini öderim. Ve ona vâris
olurum. Dayı, vârisi olmayanların vârisidir. Yeğenin cinayet diyetini öder
ve ona vâris olur. [601]
İZAH
Vârisi bulunmayanların malı Beytülmale kalır. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, Beytülmale mutasarrıf olması dolayısı ile ben vârisi
olmayanların vârisiyim, buyurdu. Ölen kimsenin mirası kime kalırsa
akilesini (cinayet diyetini), o kimse öder. Dayı zevil erhamdandır. Farz
sahipleri varken vâris olamaz. Onların bulunmadığı yerde vâris olur.
Yeğeninin diyet gibi borçlarını da öder.





2900 – Mikdam el-Kindî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ben her mü’mine kendisinden daha yakınım. Kim borç veya evlat
bırakırsa borçlarını ödemek, çocuklarına bakmak bana aittir. Kim mal
bırakırsa vârislerine aittir. Ben velîsi bulunmayanların velîsiyim. (Vârisi
olmayanların vârisiyim) malına vâris olurum. Esirini kurtarırım, karşılarım.
Dayı, mevlâsı olmayanların mevlâsıdır. Yeğeninin malına vâris olur. Onun
esirini kurtarır. (Üzerine lazım gelen cinayet diyeti gibi borçları karşılar.”
Ebû Dâvud dedi ki: Zay’a: İyâl (kalabalık çocuk) demektir.



2901 – Salih bin Yahya bin Mikdam’ın dedesinden, rivâyet olunduğuna göre
o, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim
demiştir.
“Ben vârisi olmayanların vârisiyim. Esirini kurtarırım. Malına vâris olurum.
Dayı da vârisi olmayanların vârisidir. Esirini kurtarır. Malına vâris olur.”
İZAH
Bu ve bundan önce geçen hadis-i şerif dayı gibi zevi’l erhâmın vâris
olacağına delildir. Ebû Hanife ve Ahmed bin Hanbel’in mezhebi de budur.
Bu hadislerde geçen esirini kurtarırım ifadesi yakınlarından biri esir olursa,
onun kurtuluş parasını (fidye-i necatını) verir demektir.






2902 – Aişe radıyallahu anha’dan şöyle rivâyet edilmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in azatlı kölelerinden biri öldü, biraz
mal bıraktı. Evlat ve yakınlarından kimse kalmamıştı. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem:
“Onun mirasını kendi köy halkından bir kimseye verin,” buyurdu.
Ebû Dâvud, Süfyan’ın hadisi daha tamamdır, dedi.
Müsedded dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdu.
“Onun kendi memleketinden burada kimse var mı?”
Ashab: “Evet,” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun mirasını hemşerilerine verin,”
buyurdu. [602]
İZAH
Vârisi bulunmayan kimsenin mirası hazineye kalır. Hazine müslümanların
ihtiyacına sarf edileceği için hiç kimsesi olmayanın malı hazineye kalır.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, vârisi bulunmayan bir kimsenin
malını sadaka olarak kendi köyü halkından birine verilmesini emretmiştir.






2903 – Abdullah bin Büreyde’nin babası Büreyde radıyallahu anh’dan
rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir zat geldi ve: “Benim yanımda
Ezd kabilesinden bir adamın mirası var, onu vermek için Ezdli bir adam
bulamıyorum,” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Git bir sene Ezdli bir adam ara,”
buyurdu.
Büreyde dedi ki: Adam bir sene sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e geldi ve yâ Rasûlallah, onu verecek Ezdli bir kimse bulamadım,
dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Git ilk rast geldiğin Huzaalıya onu
ver,” dedi. Adam geri döndüğünde, “Adamı bana çağırın,” buyurdu. Adam,
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelince şöyle buyurdu: “Huzaa
kabilesinden en yaşlı olan kimseye bak bu malı ona ver,” buyurdu.
İZAH
Ezd: Huzaa kabilesinin ve ensarın aslı olan Yemen’de bir kabiledir. Ezdli
kimse bulunmayınca Ezallinin malının Ezal kabilesinin bir kolu olan
Huzaa’dan bir kimseye verilmesi emredildi. Huzaa’dan da en yaşlı ve
dedelere en yakın kimsenin aranması emir buyruldu. Kimsesi kalmayan
kimsenin mirası, Beytulmale kalır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu
kimsenin vârisinin yokluğu dolayısı ile bir hemşehrisine verilmesini
emretti.





2904 – İbn-i Büreyde’den, babasından rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Huzaa kabilesinden bir adam öldü. Onun mirası Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem’e getirildi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Onun vârisini veya Zevi’l-erhâmını (anne tarafından yakını) arayın,”
buyurdu. Ona vâris ve zevil erhâmdan kimse bulamadılar. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, “O mirası Huzaa’dan en yaşlı kimseye verin,”
dedi.
Yahya dedi ki: Bir defasında Şureyk’in bu hadisin rivâyetinde şöyle
dediğini işittim: “Huzaa’dan en yaşlı kimseye bakınız.”



2905 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Bir zat azat ettiği bir kölesinden başka vâris bırakmadan öldü.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun bir kimsesi var mı?” diye
sordu.
Ashab: “Hayır azat ettiği kölesinden başka kimsesi yok,” dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o kimsenin mirasını
azatlısına verdi. [603]

