TALAK BÖLÜMÜ · 50 – ZİNANIN VEBALİNİN BÜYÜKLÜĞÜ






2310 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre
şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ey Allah’ın Rasûlü, hangi günah
daha büyüktür? Dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Seni yaratmış olduğu halde Allah’a
şirk koşmandır” buyurdu. Abdullah; Sonra hangisidir? Dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “seninle birlikte yemesinden
korkarak çocuğunu öldürmendir.”
Abdullah; sonra hangisidir? Dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;
“Komşunun karısı ile zina yapmandır,” buyurdu. Abdullah bin Mes’ud dedi
ki: Yüce Allah peygamberin sözünü doğrulamak için şu ayet-i kerimeyi
indirdi. “Onlar ki Allah ile beraber başka ilâha yalvarmazlar. Allah’ın
haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim
bunlardan birini yaparsa cezaya çarpıtılır.” [242] (Furkan suresi ayet 68)





2311 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:
Müseyke radıyallahu anha, Ensardan bir zatın yanına geldi ve şöyle dedi:
Seyyidim beni zinaya zorluyordu, bu mevzuda meâlen (Cariyelerinizi
zinaya zorlamayın) ayeti indi. (Nur Suresi ayet 33)
İZAH
Bir nüshada Müseyke yerine Miskine’dir. Nûr suresi ayet 33 (Evlenmeye
çare bulamayanlar Allah kendilerini fazlu kereminden zengin kılıncaya
kadar iffetlerini korusun, ellerinizin malik olduğu (Köle ve cariyelerden)
mükatebe isteyenleri, eğer onlarda bir hayır biliyorsanız mükatebe kesin,
Onlara Allah’ın size verdiği maldan verin, dünyanın geçici metaını
kazanacaksınız diye cariyelerinizi kendileri de iffetli olmak isterken fuhuşa
mecbur etmeyin, kim onları buna mecbur ederse şüphesiz ki Allah onlara
kendilerini ikrahlarından sonra da çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir.
Cahiliyet, âdetlerinden biri de, cariyeler zinaya zonlanır, zinadan
kazandıkları kirli kazanç yenirdi.



2312 – Mu’temir’in babası (Süleyman)’dan demiştir ki:
Said bin Ebi’l-Hasan, “Kim onları (Fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allah fuhşa
zorlanmalarından sonra o (kadınlara karşı) bağışlayıcı ve esirgeyicidir”
ayet-i kerimesini Allah o fuhşa zorlanan cariyeleri bağışlayıcıdır”diye
açıkladı.
[165] . Buhâri, K. Şurût, Bâbu mâ lâ yecüzü mine-ş-şuruti fi’n-Nikâh, n.
250/3; Müslim, K. Nikâh, Bâbu tahrimi-l-cem’i beyne-l mer’eti, n. 38;
Nesêî, K. Nikâh, Bâbu-n-nehy, an en yahtıbe r-racul, n. 71/6; Tirmizi, K.
Talâk, Bâbu lâ tes’elu-l-mer’etü talâka uhtiha, n. 1190
[166] . İbn-i Mâce, K. Talak, b.1, n. 201
[167] . Müslim, K. Talâk, Bâbu tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu vakti-t-talâkı li-l-ıddeti, n. 137/6; İbn-i Mâce K. Talâk, Bâbu
Talâkı-s-Sünneti, n. 2019
[168] . Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-lâhi teâlâ (yâ eyyühâ-n-nebiyyü
iza…) Müslim, K. Talâk, B. Tahrimi Talakil-Hâiz, n. 1471; Nesêî, n. 138
[169] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ tullikati-l-hâizi ya’teddu bizâlike et-talâkı,
n. 52/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu Tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Tirmizi, K.
Talâk, Bâbu fi talâkı-s-Sünneti, n. 1175; Nesêi, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı li
ğayri-l-iddeti n. 241; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-Sünneti, n. 2022
[170] . Neseî, K. Talâk, Bâbu Vakti-t-talâki li-l-ıddeti, n. 139/6
[171] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r rıc’ati, n. 2025
[172] . Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 2031 – 3088
[173] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu men talâka’l- emete talakateyni, n. 2082;
Nesêî, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-abdi, n. 154
[174] . Tirmizi, K. Talâk, N. 1182; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-
emeti, n. 2080
[175] . İbn-i Mâce, K. Talak, Bâbu lâ talâka kable-n-Nıkâhı, n. 2047;
Tirmizi, K. Talâk, Bâbu lâ talâka kalbe-n-Nikâhı, n. 1181
[176] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-mükreh, n. 2046
[177] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-ciddi ve-l-hezli fi-t-talâk, n. 1184; İbn-i
Mâce, K. Talâk, Bâbu men talaka ev nekeha ev râcea lâıben, n. 2389
[178] . Nesêî, K. Nikâh, Bâbu neshi-l- mürâcaati ba’de-t-tatlikat-s-Selas, n.
212/6
[179] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2387
[180] . Müslim, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-selâsi, n. 1472; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu talâkı-s-selâsi-l-müteferrikati kable duhuli bizevceti, n. 145/6
[181] . Buhâri, K. İman, -ltk-Nikâh – Nüzûr – Terki-l-hayl-Talak, K. Bed’i-l-
vahyi, Bâbu keyfe kâne bed’ül-vahyi, n. 2/1; Müslim, K. İmâret, b. İnne
mel-a’mâlü bin-Niyye, n. 1907; Tirmizi, K. Fezâili-l-cihad, n. 1647; İbn-i
Mâce, K. Zühd, b. Niyyet, n. 4227; Nesêî, K. Tahâret, n. 75; Nesêî, K.
Taharet, n. 75; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 25/1; Dârekutnî, n. 43
[182] . Buhâri, K. Gazveti Tebûk, Bâbu tevbet-i Ka’b İbn-i Malik, n. 3/6;
Müslim, K. Tevbe, n. 2769; Tirmizi, K. Tefsir, n. 3101; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu-l-hakıyyı bi ehliki, n. 152/6; İbn-i Mâce,
[183] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu men hayyera nisâehü, n. 55/7; Müslim, K.
Tal3ak, Bâbu beyâni en taheyyera imraetehü, n. 1477; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu fi-l-muhayyerati tahtâre zevcehâ, n. 161; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu mâ
câe fi-l-hıyârı, n. 1179; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r-raculi yuhayyiru
imraetehû, n. 2052
[184] . Tirmizi, K. Talâk, b. mâccâe fi (Emruki biyedi ki) n. 1178; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu (Emruki biyediki), n. 147/6; Nesêî, bu hadis münkerdir diyor.
[185] . Tirmizi, K. Talâk, ve Liân, b.2, n. 1177; İbn-i Mâce, K. Talâk, n:
2051
[186] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı fi-l-ığlâkı, n. 59/7; Müslim, K. İman,
n. 201; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi men yuhaddisu bi talâkı imraetehü, n.
1183; Nesêî, K. Talâk, B. Men talâkla fi nefsihi n. 156/6; İbn-i Mâce, K.
Talâk, Bâbu men talâka fi nefsihi velem yetekellem, n. 2040
[187] . Buhâri, K. Ehâdisi-l-Enbiyâ – K. Nikâh, Müslim, K. Fezâili-l-a’mâl,
n. 154; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-l-Enbiyâ), n. 3165; Ahmed b. Hanbel,
Müsned, n. 403/2
[188] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu keffâreti-z-Zıhâr, n. 1200; İbn-i Mâce,
K.Talâk, n. 2026; Tirmizi, Hadis-i hasen diyor. Buhâri mürseldir diyor.
[189] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-mazâhiri yüvâkıu kalbe en yükeffira, n.
1199
[190] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu fi-l-hul’i, n, 169/6
[191] . Tirmizî, Talak.
[192] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,
n. 62/7
[193] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu Şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,
n, 62/7; Tirmizi, K. Radâ, N. 1154; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-
emeti izâ’e’tekat, n. 2077; Nesêî, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti ta’tıku, n.
163/6
[194] . Müslim, Itk, n.9, Tirmizi, K. Radâ, Bâbu-l-mer’eti ta’tıku, n. 1154;
Nesêî, k. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti, n. 163/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu
hıyârı-l-emeti, n. 2074
[195] . İbn-i Mâce, K, Itk, Bâbu men erâde ıtka racûlün. N. 2532; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu hıyârı-l-memlûkine, n. 161/6
[196] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikine, n. 2238
[197] . İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-Zevceyni yüslemü ehadühümâ, n.
2008
[198] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikîne, n. 1143; İbn-i
Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-zevceyni yüslemü n. 2009
[199] . İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimu, n. 1952 – 1953;
Tirmizi, K. Nikâh, b. 33, n. 1128
[200] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n, 1129; İbn-i Mâce K.
Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n. 1951
[201] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6
[202] . Buhâri, K. Talâk, n. 69/7; Müslim, K. Liân, n. 1492, İbn-i Mâce, K.
Talâk, n. 2066
[203] . Müslim, K. Liân, n. 1495; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-liân, n. 2068
[204] . Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-imamı (Allahümme beyyin), n. 72/7;
İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-lian, n. 2067; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-n-
Nur), n. 3178
[205] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-emri bi vat’i-l-yedi, n. 175/6
[206] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâaneti, n. 71/7; Müslim, K. Lîan,
n. 5; Nesêî, K. Talâk, Bâbu ictimâi-l-mütalâıneyni, n. 177/6, Ahmed b.
Hanbel, Müsned, n. 4587
[207] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâane, n. 71; Müslim, K. Liân, n.
5; Nesêî, K. Talk, Bâbu ictimâi-l-mütelâineyni, n.177; Ahmed b. Hanbel,
Müsned, n. 4477
[208] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu yülhaku-l-veledi, n. 72/7; Müslim, K. Lîan,
N. 1494; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-liân, n. 1203; Nesêî, K. Talâk, Bâbu
nefyi-l-veledi bi-l-liân, n. 178; İbn-i Mâce, K. Talâk Bâbu fi-l-liân, n. 2069;
Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 4527; İmam-ı Mâlik, n. 90
[209] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ erade bi nefyi-l-veledi, n. 68/7; Müslim,
K. Liân, n, 1500; Tirmizi, K. Velâ Bâbu fi-r-raculi yertefi min celedihi, n.
2129; Nesêî, K. Talâk, N. 178/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi
yeşekku fi veledihi, n. 2002
[210] . Nesêî, K. Talâk Bâbu-t-tağlîzi fi-l-intifâı mine-l-veledi, n. 179/6; İbn-
i Mâce K. Ferâiz, Bâbu men enkera veledehü, n. 2743
[211] . Buhârî, K. Menâkıb, n. 23; Müslim, K. Radâ, N. 1459; Tirmizî, K.
Velâ n, 2130; Nesêî, K. Talâk, n. 184; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, n. 2349;
Ahmed b. Hanbel; Müsned, n. 82/6
[212] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kur’ati fi-l-veledi izâ, n. 182/6
[213] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kâfeti, n. 182/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm,
Bâbu-kadâi, bi-l-kur’ati, n. 2348
[214] . Buhâri, K. Nikâh, Bâbu men. Kâle lâ nikâha illâ bi veliyyin, n. 19/7
[215] . Buhâri, K. Buyû, Bâbu tefsiri-l-müşebbihât, n. 70/3; Müslim, K.
Radâ, b. Veledü lil-firaş, n. 1457; Nesêî, K. Talâk, Bâbu firâşi-l-emeti, n.
181/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, b. Veledi lil-firaş, n. 2004; Dârimî, K. Nikâh,
B. 41, n, 1157; Tirmizi, K. Radâ, b. Mâcâe enne’l velede lil-firaş, n. 1157
[216] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 416-417
[217] . Tirmizi, Bâbu fi tahyiri-l-gulâmi beyne ebeveyhi, n, 1317; Nesêî, K.
Talâk, Babu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, b.
Tahyiri-s-Sabiyyi beyne ebeveyhi, n. 235
[218] . Buhâri, K. Megâzi, Bâbu umret-il-kaza, n. 180/5; Tirmizi, K. Birr,
Bâbu fi biri-l-hâleti, n. 1915
[219] . Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 720 – 931, Beyhâki Sünen-i Kübrâ, n.
6/8
[220] . Nesêî, K. Talâk, n. 187/6
[221] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-r-rica’, n. 213; İbn-i Mâce, K. Talâk, B.
Haddesena süveyd b. Said, n. 2016
[222] . Müslim, Talâk, Bâbul-mutallakati Selâsen, n. 1480; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu nefakati-hâmili, n. 210/6
[223] . Müslim, K. Talâk, b. Mütallaka selasen nefeka lehâ, n. 1480; Nesêî,
K. Talâk, Bâbu nefakati-l bâineti, n. 210/6; Tirmizi, K. Talâk, Bâbul
mutallakati Selâsen, n. 1180
[224] . Müslim, K. Talâk, n. 38; Nesêî, K. Talâk, n. 210/6
[225] . Müslim, K. Talâk, n. 41; Nesêî, K. Talâk, n. 210
[226] . Müslim, Tirmizi, İbn-i Mâce,
[227] . İbn-i Mâce, k. Talâk, Bâbu hel tahrucü-l-Mer’eti, n. 2032; Buhâri, K.
Talâk, bâbul mutallakati izâ haşiye, n. 75/7
[228] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu-l-mutallakati iza haşiye, n. 75/7; Müslim, K.
Talâk, Bâbu-l-mutallaki selâsen, n. 40
[229] . Müslim, K. Talâk, bâb-u-l mütallaki selasen, n. 1481
[230] . Müslim, K. Talâk babu Cevazi huruc-il-Mu’tedet-il-bâin, n. 1483;
Nesêî, K. Talâk babu huruc-il-Müteveffa anhe bin-nehari, n. 209/6; İbn-i
Mâce, K. Talâk, babu hel tahrucü-l-müteveffâ, n. 2034
[231] . Nesêî, K. Talâk Bab-u neshi metal-müteveffa, n, 206/6
[232] . İbn-i Mâce, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n.
2084, Buhâri, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n. 2084;
Buhâri, K. Talâk, bab-u tehıddü-l-müteveffa anha, n. 76/7; Müslim, K.
Talâk, bab-u-Vucub-ul-ehdad fi İddet-il-vefat, n. 1486; Tirmizi, K. Talâk,
bab-u fi Iddetil Müteveffâ, n. 1197; Nesêî, K. Talâk, babu-n-Nehyi anil
kuhli lil-hâddeti, n. 206/6
[233] . Tirmizi, K. Talâk, Babu eyne ta’teddül-Mütevefâ, n. 1204; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu makamil Müteveffa, n. 199/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Babu eyne
ta’teddü, mütevveffâ, n. 2031
[234] . Buhâri, K. Talâk, Babu (Vellezine Yütâveffeyne), n. 78/7; Nesêî. K.
Talâk, Bab-ur-Ruhsat-il-Müteveffa, n. 200/6
[235] . Buhârî, K. Cenaiz, Babu hadd-il-mer’eti ala gayri zevcihe, n. 99/2;
Müslim, K. Talâk, Bâbu vucub-il-ıhdadı fi Iddeti-l-vefat, n. 938; Nesêî, K.
Talâk, n, 204/6; ibn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu el-tehıddül mereti ala gayri, n.
2087
[236] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu ma tectenibü-l-hâddeti, n. 203/6
[237] . Nesêî, K. Talâk, Bab-ür-ruhsati lil hâddeti, n. 204/6
[238] . Tirmizi, K. Talâk, Bâb-ul-hamil-il-Müteveffa, n. 1194; Buhâri, K.
Talâk, bâbu ve ülât-il-ehmali ecelehünne, n. 72/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu
İnkıdai iddet-il-Müteveffa, n. 1484; Nesêî, K. Talâk, Bâbu iddet-il-Hâmili,
n. 196; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bab-ül-hâmilil-Müteveffâ anhe, n. 2027
[239] . Nesêî, K. Talâk, Bâb-ul-iddet-il-hâmil-il-Mütevveffa anha, n. 197/6;
İbn-i Mâce, K. Talâk, bâbul-hamili’l-Müteveffa anha, n. 2030
[240] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu Iddet-i-Umm-il-Veledi, n. 2083
[241] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu İhlal-il-mütallakati Selâsen, n. 148/6; Buhâri,
K. Talâk, Bâbu İza tallakaha Selasen, n. 73/7; Müslim, K. Nikâh, Bâbu La
tehillül Mutallakati, n. 1433; Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi men yakluku
imraetehü, n. 1118; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâb-ur-raculi Yataluku
imreetehü, n. 1932
[242] . Müsned, N. 280; 421; Buhârî, K. Tefsir, Tefsîri suretil Bakare, Felâ
tec’alü, n: 22; Müslim, K. İmân, n. 86; Tirmizi, K. Tefsir, Tefsiri suret-il-
Furkan, n. 3181; Nesêî, K. Tahrim-i l-demi, Bâbu zikri azam-iz-Zenbi, n.
89/7
[165]. Buhâri, K. Şurût, Bâbu mâ lâ yecüzü mine-ş-şuruti fi’n-Nikâh, n.
250/3; Müslim, K. Nikâh, Bâbu tahrimi-l-cem’i beyne-l mer’eti, n. 38;
Nesêî, K. Nikâh, Bâbu-n-nehy, an en yahtıbe r-racul, n. 71/6; Tirmizi, K.
Talâk, Bâbu lâ tes’elu-l-mer’etü talâka uhtiha, n. 1190
[166]. İbn-i Mâce, K. Talak, b.1, n. 201
[167]. Müslim, K. Talâk, Bâbu tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu vakti-t-talâkı li-l-ıddeti, n. 137/6; İbn-i Mâce K. Talâk, Bâbu
Talâkı-s-Sünneti, n. 2019
[168]. Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-lâhi teâlâ (yâ eyyühâ-n-nebiyyü
iza…) Müslim, K. Talâk, B. Tahrimi Talakil-Hâiz, n. 1471; Nesêî, n. 138
[169]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ tullikati-l-hâizi ya’teddu bizâlike et-talâkı,
n. 52/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu Tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Tirmizi, K.
Talâk, Bâbu fi talâkı-s-Sünneti, n. 1175; Nesêi, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı li
ğayri-l-iddeti n. 241; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-Sünneti, n. 2022
[170]. Neseî, K. Talâk, Bâbu Vakti-t-talâki li-l-ıddeti, n. 139/6
[171]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r rıc’ati, n. 2025
[172]. Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 2031 – 3088
[173]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu men talâka’l- emete talakateyni, n. 2082;
Nesêî, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-abdi, n. 154
[174]. Tirmizi, K. Talâk, N. 1182; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-
emeti, n. 2080
[175]. İbn-i Mâce, K. Talak, Bâbu lâ talâka kable-n-Nıkâhı, n. 2047;
Tirmizi, K. Talâk, Bâbu lâ talâka kalbe-n-Nikâhı, n. 1181
[176]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-mükreh, n. 2046
[177]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-ciddi ve-l-hezli fi-t-talâk, n. 1184; İbn-i
Mâce, K. Talâk, Bâbu men talaka ev nekeha ev râcea lâıben, n. 2389
[178]. Nesêî, K. Nikâh, Bâbu neshi-l- mürâcaati ba’de-t-tatlikat-s-Selas, n.
212/6
[179]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2387
[180]. Müslim, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-selâsi, n. 1472; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu talâkı-s-selâsi-l-müteferrikati kable duhuli bizevceti, n. 145/6
[181]. Buhâri, K. İman, -ltk-Nikâh – Nüzûr – Terki-l-hayl-Talak, K. Bed’i-l-
vahyi, Bâbu keyfe kâne bed’ül-vahyi, n. 2/1; Müslim, K. İmâret, b. İnne
mel-a’mâlü bin-Niyye, n. 1907; Tirmizi, K. Fezâili-l-cihad, n. 1647; İbn-i
Mâce, K. Zühd, b. Niyyet, n. 4227; Nesêî, K. Tahâret, n. 75; Nesêî, K.
Taharet, n. 75; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 25/1; Dârekutnî, n. 43
[182]. Buhâri, K. Gazveti Tebûk, Bâbu tevbet-i Ka’b İbn-i Malik, n. 3/6;
Müslim, K. Tevbe, n. 2769; Tirmizi, K. Tefsir, n. 3101; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu-l-hakıyyı bi ehliki, n. 152/6; İbn-i Mâce,
[183]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu men hayyera nisâehü, n. 55/7; Müslim, K.
Tal3ak, Bâbu beyâni en taheyyera imraetehü, n. 1477; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu fi-l-muhayyerati tahtâre zevcehâ, n. 161; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu mâ
câe fi-l-hıyârı, n. 1179; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r-raculi yuhayyiru
imraetehû, n. 2052
[184]. Tirmizi, K. Talâk, b. mâccâe fi (Emruki biyedi ki) n. 1178; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu (Emruki biyediki), n. 147/6; Nesêî, bu hadis münkerdir diyor.
[185]. Tirmizi, K. Talâk, ve Liân, b.2, n. 1177; İbn-i Mâce, K. Talâk, n:
2051
[186]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı fi-l-ığlâkı, n. 59/7; Müslim, K. İman,
n. 201; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi men yuhaddisu bi talâkı imraetehü, n.
1183; Nesêî, K. Talâk, B. Men talâkla fi nefsihi n. 156/6; İbn-i Mâce, K.
Talâk, Bâbu men talâka fi nefsihi velem yetekellem, n. 2040
[187]. Buhâri, K. Ehâdisi-l-Enbiyâ – K. Nikâh, Müslim, K. Fezâili-l-a’mâl,
n. 154; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-l-Enbiyâ), n. 3165; Ahmed b. Hanbel,
Müsned, n. 403/2
[188]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu keffâreti-z-Zıhâr, n. 1200; İbn-i Mâce,
K.Talâk, n. 2026; Tirmizi, Hadis-i hasen diyor. Buhâri mürseldir diyor.
[189]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-mazâhiri yüvâkıu kalbe en yükeffira, n.
1199
[190]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu fi-l-hul’i, n, 169/6
[191]. Tirmizî, Talak.
[192]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,
n. 62/7
[193]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu Şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,
n, 62/7; Tirmizi, K. Radâ, N. 1154; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-
emeti izâ’e’tekat, n. 2077; Nesêî, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti ta’tıku, n.
163/6
[194]. Müslim, Itk, n.9, Tirmizi, K. Radâ, Bâbu-l-mer’eti ta’tıku, n. 1154;
Nesêî, k. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti, n. 163/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu
hıyârı-l-emeti, n. 2074
[195]. İbn-i Mâce, K, Itk, Bâbu men erâde ıtka racûlün. N. 2532; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu hıyârı-l-memlûkine, n. 161/6
[196]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikine, n. 2238
[197]. İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-Zevceyni yüslemü ehadühümâ, n.
2008
[198]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikîne, n. 1143; İbn-i
Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-zevceyni yüslemü n. 2009
[199]. İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimu, n. 1952 – 1953;
Tirmizi, K. Nikâh, b. 33, n. 1128
[200]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n, 1129; İbn-i Mâce K.
Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n. 1951
[201]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6
[202]. Buhâri, K. Talâk, n. 69/7; Müslim, K. Liân, n. 1492, İbn-i Mâce, K.
Talâk, n. 2066
[203]. Müslim, K. Liân, n. 1495; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-liân, n. 2068
[204]. Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-imamı (Allahümme beyyin), n. 72/7;
İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-lian, n. 2067; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-n-
Nur), n. 3178
[205]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-emri bi vat’i-l-yedi, n. 175/6
[206]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâaneti, n. 71/7; Müslim, K. Lîan,
n. 5; Nesêî, K. Talâk, Bâbu ictimâi-l-mütalâıneyni, n. 177/6, Ahmed b.
Hanbel, Müsned, n. 4587
[207]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâane, n. 71; Müslim, K. Liân, n.
5; Nesêî, K. Talk, Bâbu ictimâi-l-mütelâineyni, n.177; Ahmed b. Hanbel,
Müsned, n. 4477
[208]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu yülhaku-l-veledi, n. 72/7; Müslim, K. Lîan,
N. 1494; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-liân, n. 1203; Nesêî, K. Talâk, Bâbu
nefyi-l-veledi bi-l-liân, n. 178; İbn-i Mâce, K. Talâk Bâbu fi-l-liân, n. 2069;
Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 4527; İmam-ı Mâlik, n. 90
[209]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ erade bi nefyi-l-veledi, n. 68/7; Müslim,
K. Liân, n, 1500; Tirmizi, K. Velâ Bâbu fi-r-raculi yertefi min celedihi, n.
2129; Nesêî, K. Talâk, N. 178/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi
yeşekku fi veledihi, n. 2002
[210]. Nesêî, K. Talâk Bâbu-t-tağlîzi fi-l-intifâı mine-l-veledi, n. 179/6; İbn-
i Mâce K. Ferâiz, Bâbu men enkera veledehü, n. 2743
[211]. Buhârî, K. Menâkıb, n. 23; Müslim, K. Radâ, N. 1459; Tirmizî, K.
Velâ n, 2130; Nesêî, K. Talâk, n. 184; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, n. 2349;
Ahmed b. Hanbel; Müsned, n. 82/6
[212]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kur’ati fi-l-veledi izâ, n. 182/6
[213]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kâfeti, n. 182/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm,
Bâbu-kadâi, bi-l-kur’ati, n. 2348
[214]. Buhâri, K. Nikâh, Bâbu men. Kâle lâ nikâha illâ bi veliyyin, n. 19/7
[215]. Buhâri, K. Buyû, Bâbu tefsiri-l-müşebbihât, n. 70/3; Müslim, K.
Radâ, b. Veledü lil-firaş, n. 1457; Nesêî, K. Talâk, Bâbu firâşi-l-emeti, n.
181/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, b. Veledi lil-firaş, n. 2004; Dârimî, K. Nikâh,
B. 41, n, 1157; Tirmizi, K. Radâ, b. Mâcâe enne’l velede lil-firaş, n. 1157
[216]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 416-417
[217]. Tirmizi, Bâbu fi tahyiri-l-gulâmi beyne ebeveyhi, n, 1317; Nesêî, K.
Talâk, Babu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, b.
Tahyiri-s-Sabiyyi beyne ebeveyhi, n. 235
[218]. Buhâri, K. Megâzi, Bâbu umret-il-kaza, n. 180/5; Tirmizi, K. Birr,
Bâbu fi biri-l-hâleti, n. 1915
[219]. Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 720 – 931, Beyhâki Sünen-i Kübrâ, n.
6/8
[220]. Nesêî, K. Talâk, n. 187/6
[221]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-r-rica’, n. 213; İbn-i Mâce, K. Talâk, B.
Haddesena süveyd b. Said, n. 2016
[222]. Müslim, Talâk, Bâbul-mutallakati Selâsen, n. 1480; Nesêî, K. Talâk,
Bâbu nefakati-hâmili, n. 210/6
[223]. Müslim, K. Talâk, b. Mütallaka selasen nefeka lehâ, n. 1480; Nesêî,
K. Talâk, Bâbu nefakati-l bâineti, n. 210/6; Tirmizi, K. Talâk, Bâbul
mutallakati Selâsen, n. 1180
[224]. Müslim, K. Talâk, n. 38; Nesêî, K. Talâk, n. 210/6
[225]. Müslim, K. Talâk, n. 41; Nesêî, K. Talâk, n. 210
[226]. Müslim, Tirmizi, İbn-i Mâce,
[227]. İbn-i Mâce, k. Talâk, Bâbu hel tahrucü-l-Mer’eti, n. 2032; Buhâri, K.
Talâk, bâbul mutallakati izâ haşiye, n. 75/7
[228]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu-l-mutallakati iza haşiye, n. 75/7; Müslim, K.
Talâk, Bâbu-l-mutallaki selâsen, n. 40
[229]. Müslim, K. Talâk, bâb-u-l mütallaki selasen, n. 1481
[230]. Müslim, K. Talâk babu Cevazi huruc-il-Mu’tedet-il-bâin, n. 1483;
Nesêî, K. Talâk babu huruc-il-Müteveffa anhe bin-nehari, n. 209/6; İbn-i
Mâce, K. Talâk, babu hel tahrucü-l-müteveffâ, n. 2034
[231]. Nesêî, K. Talâk Bab-u neshi metal-müteveffa, n, 206/6
[232]. İbn-i Mâce, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n.
2084, Buhâri, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n. 2084;
Buhâri, K. Talâk, bab-u tehıddü-l-müteveffa anha, n. 76/7; Müslim, K.
Talâk, bab-u-Vucub-ul-ehdad fi İddet-il-vefat, n. 1486; Tirmizi, K. Talâk,
bab-u fi Iddetil Müteveffâ, n. 1197; Nesêî, K. Talâk, babu-n-Nehyi anil
kuhli lil-hâddeti, n. 206/6
[233]. Tirmizi, K. Talâk, Babu eyne ta’teddül-Mütevefâ, n. 1204; Nesêî, K.
Talâk, Bâbu makamil Müteveffa, n. 199/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Babu eyne
ta’teddü, mütevveffâ, n. 2031
[234]. Buhâri, K. Talâk, Babu (Vellezine Yütâveffeyne), n. 78/7; Nesêî. K.
Talâk, Bab-ur-Ruhsat-il-Müteveffa, n. 200/6
[235]. Buhârî, K. Cenaiz, Babu hadd-il-mer’eti ala gayri zevcihe, n. 99/2;
Müslim, K. Talâk, Bâbu vucub-il-ıhdadı fi Iddeti-l-vefat, n. 938; Nesêî, K.
Talâk, n, 204/6; ibn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu el-tehıddül mereti ala gayri, n.
2087
[236]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu ma tectenibü-l-hâddeti, n. 203/6
[237]. Nesêî, K. Talâk, Bab-ür-ruhsati lil hâddeti, n. 204/6
[238]. Tirmizi, K. Talâk, Bâb-ul-hamil-il-Müteveffa, n. 1194; Buhâri, K.
Talâk, bâbu ve ülât-il-ehmali ecelehünne, n. 72/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu
İnkıdai iddet-il-Müteveffa, n. 1484; Nesêî, K. Talâk, Bâbu iddet-il-Hâmili,
n. 196; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bab-ül-hâmilil-Müteveffâ anhe, n. 2027
[239]. Nesêî, K. Talâk, Bâb-ul-iddet-il-hâmil-il-Mütevveffa anha, n. 197/6;
İbn-i Mâce, K. Talâk, bâbul-hamili’l-Müteveffa anha, n. 2030
[240]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu Iddet-i-Umm-il-Veledi, n. 2083
[241]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu İhlal-il-mütallakati Selâsen, n. 148/6; Buhâri,
K. Talâk, Bâbu İza tallakaha Selasen, n. 73/7; Müslim, K. Nikâh, Bâbu La
tehillül Mutallakati, n. 1433; Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi men yakluku
imraetehü, n. 1118; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâb-ur-raculi Yataluku
imreetehü, n. 1932
[242]. Müsned, N. 280; 421; Buhârî, K. Tefsir, Tefsîri suretil Bakare, Felâ
tec’alü, n: 22; Müslim, K. İmân, n. 86; Tirmizi, K. Tefsir, Tefsiri suret-il-
Furkan, n. 3181; Nesêî, K. Tahrim-i l-demi, Bâbu zikri azam-iz-Zenbi, n.
89/7
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kadını boşatıp, kendisi varmak için
kadın (dinde) kız kardeşinin talâkını istemesin. Ona mukadder olan, onun
da başına gelir” buyurdu. [165]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den: “Allah’a helâlin en sevimsizi,
kadın boşamaktır,” buyurdu. [166]
O, Asr-ı Saadette karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer bin Hattab
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a bunun hükmünden sordu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer’e “Oğluna emret, karısına ricât
etsin, sonra onu temizlenip tekrar hayız olup yine temizlenene kadar tutsun.
Bundan sonra dilerse tutar, dilerse ona temas etmeden boşar. İşte bu Allah
Sübhanehu’nun kadının boşanmasında emir buyurduğu iddettir,” buyurdu.
[167]
İbn-i Ömer karısı hayızlı iken boşadı, Ömer olayı Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e anlattı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öfkelendi,
sonra, “Oğluna emret, karısına rücû etsin sonra temizlenip tekrar hayız olup
yine temizlenene kadar onu tutsun, bundan sonra dilerse ona temas etmeden
temizken onu boşasın. İşte bu Aziz ve Celil olan Allah’ın emrettiği gibi
iddet içinde talâktır” buyurdu. [168]
Eğer bir insan acze düşüp ahmaklık etse (bu durumu onun talakını geri
getirir mi?) [169]
Ebû Dâvud dedi: Şu hadisi Yunus bin Cübeyr, Enes bin Sirin, Said bin
Cübeyr, Zeyd bin Eslem, Ebû’z-Zübeyr ve Ebû Vâil de Mansur’dan rivâyet
etti. Hepsinin manâsı şudur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, İbn-i
Ömer’e temizlenene kadar karısına rücûunu emretti. Sonra dilerse onu
tutması ve dilerse boşaması arasında muhayyer kıldı. Aynı şekilde bu hadisi
Muhammed bin Abdurrahman, Salim’den, o da İbn-i Ömer’den rivâyet etti.
Ama Zührî’nin, Salim’den, Nâfi’nin İbn-i Ömer’den rivâyeti şöyledir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İbn-i Ömer’e temizlenip sonra hayız
görene, sonra yine temizlenene kadar rücûunu emretti. Sonra dilerse
boşamasını dilerse tutmasını emir etti. [170]
2186 – Mutarrıf bin Abdullah’dan: İmran bin Husayn’a, bir zat karısını
boşar sonra ona cimada bulunursa talâk ve ric’atına şahid tutmazsa durumu
ne olacak, diye soruldu. O da, “Sünnete uymayarak boşadın, sünnete
uymayarak ricat ettin, talâkına da, ric’atına da şahit tut ve bir daha böyle
şahitsiz boşama ve ric’at yapma” dedi. [171]
2187 – Benî Nevfel’in kölesi Ebâ Hasen’in haber verdiğine göre o İbn-i
Abbas’a, nikâhında cariye bulunan bir kölenin, karısını iki defa
boşamasından sonra azat olunsalar. Erkek için boşanan karısına talip olması
uygun düşer mi diye fetva istedi. İbn-i Abbas: Evet, Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem böyle hükmetmişti, cevabını verdi. [172]
2188 – Bir önceki hadis ihbar sigası kullanılmadan aynı sened ve mana ile
rivâyet edilmiş bu rivâyette, İbn-i Abbas, şöyle demiştir: “Senin için bir
(talâk) kaldı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’da böyle hükmetti,” [173]
Ebû Asım dedi ki: Bana Muzahir haber verdi. Bana Kasım haber verdi.
Aişe radıyallahu anha’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bu
hadisin misli rivâyet olundu. Ancak o rivâyette, “Cariyenin iddeti, iki
hayızdır,” buyurdu. [174]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Malik
olduğundan başkasına vereceğin talâk vaki olmaz. Mâlik olduğundan
başkasını azat edemezsin. Malik olduğundan başkasını satamazsın.” İbn-i
Sabbâh şunu ziyade etti, “Mâlik olduğundan başka şeye nezirleri ifa
gerekmez,” buyurdu. [175]
Ebû Dâvud dedi ki: Gılak zannedersem, gazab demektir. [176]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Üç şey var ki hakikati hakikat,
şakası da hakikattır. Nikâh, talâk ve (bir talâkla boşandığı karısına) ric’at,”
buyurdu. [177]
Boşanmış kadınlar kendi nefislerini üç kur, bekletirler. Onlar için, Allah’ın
rahimlerinde yarattığını saklamaları helâl olmaz. İşte bir kimse karısını
boşadığında, isterse üç defa olsun ona ric’at hakkı idi, bu nesh edildi ve
“Talâk iki defadır” âyeti indi. (Bakara, ayet 299) [178]
Birde Ebû Rukâne’nin karısını boşarken kullandığı “elbette” tabiri
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bir talâka haml edilmiştir.
Ve karısına rücû etmesi emredilmiştir. [179]
Üç talâk, Asr-ı Saadet’te, Ebû Bekir devrinde ve Ömer’in halifeliğinin ilk
üç yılında bir talâk sayılıyordu, biliyor musun? İbn-i Abbas da evet, dedi.
[180]
Kimin hicreti Allah ve Rasûlüne olursa onun hicreti Allah ve Rasûlünedir.
Kimin hicreti dünya için olursa ona isabet eder. Veya bir kadın için olursa
onunla nikâhlanır, onun hicreti, hicret ettiği şeyle olur.” [181]
2202 – Abdullah bin Ka’b bin Malik’ten, dedi ki: Ben Kab bin Malik’i
dinledim de bize Tebük seferiyle ilgili hadisesini şöyle anlattı: Elli günden
kırk günü geçince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elçisi geliyor.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem karından uzak olmanı emrediyor,
dedi. Malik diyor ki: Onu boşayacak mıyım, yoksa ne yapacağım dedim.
Hayır boşamayacaksın, fakat ondan ayrıl, ona yaklaşma, dedi. Ben de
karıma; “Ailenin yanına git” Sübhan olan Allah bu işte bir hüküm bildirene
kadar onların yanında dur, dedim. [182]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizi (Kendimizi boşamakla onu tercih
arasında) muhayyer kıldı. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i tercih
ettik de bu muhayyerliği talâk saymadı. [183]
Katâde, İbn-i Semure’nin azatlısı Kesir’den, o da Ebû Seleme’den, Ebû
Seleme de Ebû Hüreyre’den, o da Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den
bunun benzerini rivâyet etti. Eyyub dedi ki: Kesîr bize gelmişti, ona
sordum, bunu ben katiyen rivâyet etmedim, dedi. Bunu Katâde’ye anlattım.
Katâde, evet o rivâyet etti lâkin o unutmuş, dedi. [184]
2208 – Abdullah bin Ali bin Yezid bin Rukâne’den, o da babasından, o da
dedesinden rivâyet etti. Rükâne karısını “Elbette” tâbiriyle boşadı ve
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, “Boşarken kaç talâk boşamak istedin?” buyurdu. Rukâne: Bir
talâk boşamak istedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Bir talâk
verdiğine Allah’a yemin eder misin?” buyurdu. Rükâne de: Allah’a yemin
ederim, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Elbette ile talâk senin
muradına göre vaki olur,” buyurdu. [185]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, “Şüphesiz Allah (c.c)
ümmetimin söylemediği ya da yapmadığı ve (fakat) kalbinden geçirdiği
şeyleri bağışlamıştır.” [186]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hakikaten İbrahim
(a.s) şu üç yerden başka katiyen yalan söylemedi, onlardan ikisi Aziz ve
Celil olan Allah’ın zati hakkındaydı. “Ben hastayım,” demesi ve “Onu
onların büyüğü olan şu put kırdı” demesidir. Üçüncüsü de şöyle olmuştur.
Bir zaman İbrahim (a.s) Cebbar hükümdarlardan birinin yurdunda
yürüyordu. Bir konak yerine indi. Zalim hükümdarın konağına gelindi,
şuraya yanında insanların en güzel kadını bulunan bir erkek indi, dediler.
Hükümdar, İbrahim (a.s)’a adam göndererek çağırtıp yanındaki kadının kim
olduğundan sordu. İbrahim (a.s.) o benim kız kardeşimdir, cevabını verdi.
Karısının yanına dönünce o zalim, senin kim olduğundan sordu, ben de kız
kardeşim olduğunu söyledim, gerçek bu gün yer yüzünde seninle benden
başka Müslüman yok. Allah’ın kitabında sen benim kız kardeşimsin, sakın
onun yanında beni yalancı çıkarma,” dedi. Daha sonra ravi hadisin kalan
kısmını nakletti. [187]
Ben enseme (elimi) vurarak, “Bundan başka ensem yoktur.” Dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Arka arkaya iki ay oruç tut,”
buyurdu. Ben; “Benim şu başıma gelen ancak oruç yüzünden geldi.” Öyle
ise, “Altmış fakire bir vesak hurma dağıt,” buyurdu. Ben, seni peygamber
olarak gönderen, Allah’a yemin ederim ki, bizim yiyeceğimiz yoktu. Aç
olarak yattık, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Benî
Züreyk’in sadaka tahsildarına git, onlardan aldığı zekâtı sana versin, ondan
bir vesakını altmış fakire yedir, geri kalanını sen ve ailen yesin,” buyurdu.
Kavmime döndüm, onlara dedim ki, “Sizden çok tazyik ve iyi olmayan
görüşler gördüm, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den genişlik ve
güzel görüşler gördüm, bana veya benim için sadakanızı vermenizi
emretti,” dedim. [188]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Zıharının kefaretini ödeyene kadar
ailenden uzak dur,” buyurdu. [189]
Ya Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem, mehir olarak verdiklerinin hepsi
yanımdadır (dilerse geri verebilirim) dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’da, Sabit bin Kays’a, “Verdiğin mehirleri karından geri al” buyurdu.
Sabit de karısı Habibe’ye verdiği mehirleri geri aldı, Habibe de (kocasından
ayrılarak iddetini geçirmek üzere) babasının evine döndü. [190]
Sabit bin Kays’ın karısı kocasından para karşılığı boşandı. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, onun iddetini bir hayız kıldı. Ebû Dâvud bu
hadis mürseldir, dedi. [191]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (amcası) Abbas’a şöyle dedi:
“Muğis’in Berire’ye aşırı sevgisine Berire’nin de ona nefretine hayret
etmiyor musun?” buyurdu. [192]
Berire’nin kocası Muğis adı verilen siyah bir köle idi. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, Berire’yi (kocasına dönmekle, nikâhı fesh arasında)
muhayyer kıldı ve iddet beklemesini emretti. [193]
Berire’nin kocası köle idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Berire’yi
(boşanmakla kocasına dönmekte) muhayyer kıldı. O da nefsini ihtiyar etti.
Eğer kocası hür olsa idi, Berire’yi muhayyer kılmazdı. [194]
Kasım diyor ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e iki köleyi birden azat
etmenin hükmünü sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kadından
evvel erkeğin azat edilmesiyle işe başlamasını emretti. Nasr diyor ki: Ebû
ali el Hanefi Ubeydullah’tan rivâyeten bana haber verdi. [195]
Asr-ı Saadette bir kimse gelip Müslüman oldu. Ondan sonra da karısı gelip
Müslüman oldu. Adam: Ey Allah’ın Rasûlü karım benimle Müslüman
olmuştu, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımını ona iade etti.
[196]
Erkek Müslüman olsa kadına, kadın Müslüman olsa erkeğe islâm teklif
olunur. İslâmı kabul etmezlerse araları ayrılır. [197]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Zeyneb’i eski nikâhı ile Ebû’l-
As’a iade etti, (Mehir gibi) bir şey de söylemedi. Muhammed bin Amr
hadisinde altı sene sonra, dedi. Hasan bin Ali ise iki sene sonra, dedi. [198]
2242 – Kays b. Hâris’den geçen hadisle aynı manâda rivâyet olundu. [199]
Diyor ki; ben Müslüman olduğumda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e Ey Allah’ın Rasûlü ben Müslüman oldum. Halbuki benim
nikâhımda iki kız kardeş var, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Onlardan istediğin birini boşa,” buyurdu. [200]
Râfi: Kız benimdir, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Râfi’ye,
“Sen bir tarafa otur,” kadına da “sen bir tarafa otur” buyurdu. Çocuğu ikisi
arasına oturttu. “İkiniz birden ona çağırın,” buyurdu. Çağırdılar, çocuk
annesine meyletti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah’ım çocuğa
hidayet et,” buyurdu. Çocuk babasına meyletti. Onu babası aldı. [201]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bu soruyu sormadıkça
vazgeçmem, dedi. Döndü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a kadar
geldi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nâsın ortasında idi. Ya
Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem, bir adam karısının yanında bir erkek
bulursa onu öldürür mü? Siz öldürür müsünüz? Yoksa ne yapar, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Senin ve karının hakkında Kur’an
indi, git karını getir gel,” buyurdu. Sehl diyor ki: Ben de Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında nâsın içinde idim. Karı koca
lânetleştiler, lânetleşme bitince Uveymir ben onu evimde tutarsam ona
yalandan iftira etmiş durumda olurum, dedi. Ve Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem ona bir şey söylemeden karısını üç talakla boşadı. İbn-i Şihab
diyor ki: işte bu boşanmak lânetleşen çiftlerin adeti oldu. [202]
Bir Cuma gecesinde biz mescidde bulunuyorduk. Mescide ensardan bir
adam girdi. Ve dedi ki: Bir adam karısını bir erkekle bulsa karısının böyle
yaptığını söylerse iftira haddi uygular mısınız? Veya, o erkeği öldürse
kadının kocasını kısasan öldürür müsünüz? Eğer sükût ederse öfke üzerine
mi sükut etmeli? Vallahi ben bunu elbette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’den soracağım, ertesi gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e
geldi, bunu sordu. Dedi ki: Bir adam karısını yabancı erkekle bulursa, bunu
da söylerse ona iftira haddi vurur musunuz? Veya o yabancı erkeği
öldürürse, kısasen erkeği öldürür müsünüz? Veya sükût ederse öfke üzerine
mi sükût etmeli? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Rabbim,
meseleyi aç, aydınlat,” diye dua ediyordu. Bunun üzerine (şu mealdeki)
lânetleşme ayeti indi. “Eşlerine zina suçu atan ve kendilerinden başka
şahitleri bulunmayan kimseler…” İnsanlar arasında o adam, bununla
imtihan oldu. Karısı ve kendisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e
geldiler, lânetleştiler. Erkek söylediğinde doğruluğuna dört defa Allah’ı
şahit tuttu. Beşincide eğer yalancılardan isem Allah’ın lâneti bana olsun,
dedi. Abdullah anlatıyor, kadın lânetleşmek için gitti, Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem ona (meh) yaptınsa lânetleşme, dedi. Kadın vazgeçmedi,
lânetleşti. Lânetleşme bitip dönerlerken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem: “Umulur ki bu kadın çocuğunu siyah ve kıvırcık saçlı doğurur”
buyurdu. Kadın hakikaten siyah ve kıvırcık saçlı bir çocuk dünyaya getirdi.
[203]
İbn-i Abbas diyor ki: Kadın durakladı, geriledi, hatta biz onu yeminden
dönecek (itiraf edecek) zannettik. Kadın ben hiçbir zaman kavmimi mahcup
etmem, dedi. Lian yeminini tamamladı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “Kadını gözetin, eğer gözleri sürmeli, uylukları büyük geniş,
incikleri, yağlı bir çocuk dünyaya getirirse, o çocuk Şerik bin
Semha’dandır,” buyurdu. Kadın bu evsafta bir çocuk dünyaya getirdi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer Allah’ın kitabında
(lânetleşenlere ceza tatbik edilmeyeceği hakkında) bir hüküm geçmemiş
olsa idi. Benim ile bu kadın için başka bir durum vardı. (yani ben o kadına
zina haddi uygulardım)” buyurdu. [204]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birbiriyle lânetleşen karı kocaya
lânetleşmelerini emrettiğinde erkeğe beşincide elini ağzına koymasını
emretti ve, “Nefsine lâneti celbeden bu söz, azabı mucibtir,” buyurdu. [205]
İbn-i Ömer radıyallahu anh’in şöyle dediğini işittim. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, birbiriyle lânetleşen karı ve kocaya, “ikinizden biriniz
yalancıdır. Hesaplarınız Allah’adır. (Erkeğe), senin karının yanına
yaklaşmana yolun yok.” (Erkek) Ey Allah’ın Rasûlü ona verdiğim malım ne
olacak? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer ona söylediğin sözde
doğru isen, malın kadını kendine helâl kılmana karşılıktır, eğer ona
yalandan zina isnad ettiysen, o mal sana çok uzaktır,” buyurdu. [206]
İbn-i Ömer’e, bir adam karısına zina isnad etti, dedim. İbn-i Ömer:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Aclan oğullarından iki kardeşin
(Karı kocanın) arasını ayırdı ve onlara şöyle buyurdu: “Allah biliyor ki,
ikinizden biriniz yalancıdır. İçinizde iddiasından dönen var mı?” diye üç
defa tekrarladı. İddialarından vaz geçen olmadı ve aralarını ayırdı. [207]
Ebû Dâvud diyor ki: Malik’in rivâyette tek kaldığı lafızlar, “Çocuğu
annesine ilhak etti,” kelimeleridir. Yunus, Zührî’(den naklen, Zührî de Sehl
bin Sa’d’den naklen lian hadisinde dedi ki: Kadının kendinden hamlini
inkâr etti. Kadının çocuğu kendisine nisbet edilerek çağrılıyordu. [208]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onlar içerisinde çil deve var mı?”
buyurdu. Adam: “Onlar içerisinde bir tane çil var” dedi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun nereden olduğu görüşündesin?” dedi.
Adam, “Bu olur ki aslında olan bir damar çıkmış (galebe) etmiştir de, o asla
benzemiştir,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, “Olur ki bu
çocuğa senin aslında mevcut bir damar çekmiştir. (Galebe) etmiştir de siyah
olmuştur,” buyurdu. [209]
Lânetleşme ayeti indiği vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle
buyurduğunu işittim. “Hangi kadın ki, bir kavmin içine kendilerinden
olmayan bir çocuğu sokarsa Allah’ın dininde bir şeye, rahmete nail olamaz,
Allah onu cennetine koymaz. Hangi erkek de çocuğunun yüzüne baka baka
(kendisinden olduğunu bile bile) onun kendinden olduğunu red ederse,
Allah onu rahmetinden perdeler, mahrum eder. Önce geçenler ve sonra
gelenlerin gözü önünde onu utanacak duruma düşürür.” [210]
Ebû Dâvud diyor ki: Ben Ahmed bin Salih’in şöyle dediğini işittim. Üsame
zeft gibi çok siyah, Zeyd de pamuk gibi çok beyazdır. [211]
(Bu ikisi de) yüksek sesle bağırmaya başladılar, sonra diğer ikisine,
“çocuğun şu kimseye ait olmasını hoş karşılayın,” dedi. İkisi de yüksek
sesle bağırmaya başladılar. Ali radıyallahu anh, “Siz münazaa içersinde
bulunan ortaklarsınız. Ben aranızda kura çekeceğim, kura kime çıkarsa
çocuk onundur. Diğer iki arkadaşına bir diyetin üçte ikisini ödeyecek,” dedi.
Aralarında kura çekti, çocuğu kuraya isabet edene verdi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem (kura işine) yan veya azı dişler görünecek kadar
güldü. [212]
Bir tuhur içinde bir kadına zina etmiş olan üç kimse Yemen’de Ali
radıyallahu anh’a geldiler. Onlardan ikisine çocuğun şu üçüncü kimseye ait
olmasını kabul eder misiniz, dedi. Kabul etmeyiz dediler. Onların hepsine
(ait olmasını) sordu. Her ne zaman ikisine (kabul eder misiniz) diye
sorduğunda hayır diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ali radıyallahu anh
onlar arasında kura çekti ve çocuğu kura kendisine isabet edene ilhak etti.
Diyetin üçte ikisini de ona yükledi Zeyd bin Erkam dedi ki; bu hadise
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e anlatılınca Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem azı dişleri görünene kadar güldü. [213]
Dördüncü bir nikâh şekli çok kimse toplanır (bir kadına temas ederlerdi)
kadın kendisine temas edeceklerden kaçınamazdı. Bu kadınlar fahişelerdi.
Bunlar kendileriyle temas edeceklere işaret için kapılarına bayraklar
asarlardı. Onlar da bunlarla temas ederlerdi. Kadın hamile kalıp çocuğunu
dünyaya getirince erkekler kadının yanına toplanırdı. Onlar için (çocuğun)
kime ait olduğunu tesbitte mahir mutehassıs kimseler çağırırlardı. Onlar da
bu çocuğu kanaat getirdikleri kimseye verirlerdi. O kimse de çocuğu
kendisine ilhak ederdi. Onun oğlu diye çağırılırdı. Çocuk da bundan
çekinmezdi. Allah Teâlâ Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemı
gönderince ehl-i cahiliyenin nikâhının hepsini yıktı. Ancak Ehl-i İslâmın bu
günkü nikâh şekli kaldı. [214]
O, benim kardeşimdir. Çünkü babamın cariyesinin oğludur ve babamın
döşeğinde dünyaya geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocukta
Utbe’ye açık bir benzeyiş gördü ve “çocuk döşek içindir” (kimin döşeğinde
doğmuşsa ona aittir.) Ey Sevda, sen bu kardeşinden örtün, gözükme”
buyurdu. Müseddet hadisinde şunu ziyade etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, “Ey Abd, çocuk senin kardeşindir,” buyurdu. [215]
Hz. Osman radıyallahu anh’ın huzurunda murafaa olduk. (Musa bin İsmail
diyor:) zannediyorum ki, Mehdi söyledi dedi ki: Osman radıyallahu anh
erkeğe ve nikâhlıma sordu, her ikisi de zinayı itiraf ettiler. Osman
radıyallahu anh iki erkeğe aranızda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in
hükmü gibi hükmetmeme razı olur musunuz? Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, “Çocuk döşek (sahibi) içindir,” buyurdu, dedi. Zannediyorum ki,
Mehdi şöyle dedi: Hz. Osman erkeğe de kadına da had vurdurdu. Her ikisi
de köle idiler. [216]
Ben bir aralık Eba Hüreyre ile oturuyordum. Ona yanında oğlu olduğu
halde farilsi bir kadın geldi. (Karı kocadan her biri) çocuğun kendilerine aid
olduğunu iddia ettiler. Kadını kocası boşamıştı. Ebû Hüreyre, çocuk için
kura çekin diye kadının anlayacağı bir dille cevab verdi. Kadının kocası
geldi ve çocuğum hakkında bana hak iddia edebilir, dedi. Ebû Hüreyre, ben
Allah için böyle bir şey söylemiyorum. Ancak ben Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in yanında otururken bir kadın gelip ve ey Allah’ın Rasûlü
kocam oğlumu götürmek istiyor. Beni Ebî İnabı’nin kuyusundan suladı ve
bana menfaat verdi, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun için
kura çekin” buyurdu. Kadının kocası çocuğum hakkında kim bana hak iddia
edebilir, dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, “Çocuğa şu baban şu da
anandır. Bunlardan hangisini dilersen onun elinden tut,” buyurdu. Çocuk ta
annesinin elini tuttu ve onunla gitti. [217]
Zeyd bin Haris’e Mekke’ye çıkmıştı. (Seyyidüşşühedâ) Hamza’nın kızını
getirdi. Cafer(i Tayyar) bu çocuğu ben yanıma alacağım, buna ben
hepinizinden daha haklıyım. Çünkü o, benim amcamın kızıdır. Onun teyzesi
de yanımdadır (nikahımdadır) gerçekten teyze annedir, dedi. Ali radıyallahu
anh bu çocuğu yanıma almada ben daha haklıyım, çünkü o, amcamın
kızıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın kızı da yanımda
(nikâhımda)dır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın kızı ona daha
haklıdır, dedi. Zeyd bin Harise: onu yanıma almada ben daha haklıyım. Onu
Mekke’den getirmek için ben gittim, seferi ihtiyar eyledim ve onu buraya
getirdim,” dedi. Hemen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çıktı,
(Hadisin bundan sonraki kısmında ravilerden biri Hz. Peygamber’den bir
hadis nakletti ve dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “(Kızın)
Cafer’in yanında kalmasına hükmediyorum. Teyzesi ile kalsın. Teyze
gerçekten annedir,” buyurdu. [218]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Çocuğun teyzesine ait olduğuna
hükmedip (Teyze) anne yerindedir,” buyurdu [219]
“Boşanmış kadınlar kocaya gitmeden nefislerini üç hayız bitene kadar
bekletirler ve kadınlarınızdan hayız görecek çağı geçmiş olanlarda şüpheye
düşerseniz onların iddeti üç aydır,” işte bu ayetten, “Eğer, o kadınları onlara
temas etmeden boşarsanız, onlar üzerine sayacağınız onlara bekleteceğiniz
bir iddet yoktur,” hükmü nesh edildi. [220]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hafsa radıyallahu anha’yı (bir talak
ile) boşadı, sonra ona rücu’ etti (döndü). [221]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Sen talâk-ı bâyinle boşsun, senin
nafakanı vermek kocana farz değildir,” buyurdu ve ona Ümmü Şerik’in
evinde iddetini tamamlamasını emretti. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem: “Ümmü Şerik yanına ashabımın girip çıkabildiği bir kadındır.
Abdullah İbn-i ümmü Mektum’un evinde iddeti doldur, çünkü Abdullah bin
Ümmü Mektum ama bir erkektir. İddetin bitince bana haber ver,” buyurdu.
Fatıma daha sonra şunları söyledi: Helal olduğum vakit kendilerine
Muaviye bin Sufyan ile Ebû Cehm’in beni istediklerini söyledim:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ama Ebû Cehm sopasını
omuzundan hiç indirmez (kadınları çok döver), Muaviye ise fakirdir, onun
malı yoktur. Üsame bin Zeyd’le evlen,” buyurdu. Fatıma diyor ki: Üsame
ile evlenmeyi hoş görmedim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, tekrar
“Üsame bin Zeyd’le evlen,” buyurdu. Onunla evlenmekten çok hayır
gördüm, gıpta edildim. [222]
2285 – Ebû Seleme bin Abdurrahman’dan: Ona da Kays kızı Fatıma haber
verdi. Eba Hafs bin Muğire, Fatıma’yı üç talâkla boşadı, ravi bu husustaki
hadisi sevk etti. Bu rivâyette şu ifadeler de vardır. Halid bin Velid ve benî
Mahzum’dan bir kimse Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler. Ve
Ey Allah’ın Rasûlü Eba Hafsa bin Muğire, karısını üç talâkla boşadı ve ona
az bir nafaka bıraktı,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Fatıma’ya nafaka yoktur,” buyurdu. Hadisi sevk etti. Malik’in hadisi daha
tamdır. [223]
Fakat Mervan b. El-Hakem üç talakla boşanmış bir kadının evinden çıkması
hakkındaki Fatıma’nın bu sözünü kabul etmekten çekinmiştir. Urve dedi ki:
Aişe radıyallahu anha, Fatıma binti Kays’ın bu haberini uygun bulmadı. [224]
Ümmü Mektum âmâ idi. Örtüsünü onun yanında çıkarabilirdi. O, görmezdi.
İddeti bitene kadar orada durdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu
Üsame’ye nikâhladı. Elçi Kâbısa, Mervan’a dönüp bunu ona haber verdi.
Mervan dedi ki: Bu hadisi biz yalnız bir kadından başka kimseden
işitmedik, biz insanların üzerinde bulunduğu kuvvetli hükmü alırız.
Fatıma’ya bu söz ulaşınca şöyle dedi. Benim ve sizin aranızda Allah’ın
Kitabı var, Allahu Tealâ, “Siz kadınları iddetleri içinde boşayın.” Hatta
(Allah Tealâ bundan sonra emir ihdas etmesi umulur, bunu sen bilemezsin.)
Fatıma dedi ki; üç talâktan sonra Allah ne emir ihdas edecek? [225]
Ben, Esved’le beraber Ulu Camide idim. Fatıma binti Kays, Ömer bin
Hattab’a geldi. Ömer radıyallahu anh ona, “Biz bir kadının sözü ile
Rabbimizin kitabını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın sünnetini terk
edemeyiz. Zira o kadın hıfz edebildi mi, edemedi mi? (Bilemeyiz)” dedi.
[226]
Aişe radıyallahu anha, Fatıma binti Kays’ın hadisini şiddetle reddetti ve
şöyle dedi. Gerçekten Fatıma ıssız bir yerde idi. Etrafından korkuluyordu
onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona (İbn-i ümmi
Mektum’un evine taşınması için) ruhsat verdi. [227]
Aişe radıyallahu anha’ya Fatıma’nın sözünü görmedin mi, denildi? Aişe
radıyallahu anha, “O rivâyeti söylemesinde Fatıma’ya bir hayır yoktur,”
dedi. [228]
2295 – Kasım bin Muhammed ile Süleyman bin Yesâr’dan rivâyet
edildiğine göre: Yahya bin Said bin As, Abdurrahman bin Hakem’in kızını
kesin olarak boşadı. Abdurrahman kızını, iddet beklediği (kocasının)
evinden nakletti. Mervan Medine emiri idi. Aişe radıyallahu anha Mervan’a
haber gönderdi. Allah’tan kork. Kadını kendi evine gönder, dedi.
Süleyman’ın hadisinde Mervan dedi ki: Abdurrahman bana galebe etti.
Kasım’ın hadisinde Mervan dedi ki: Sana Fatıma binti Kays’ın haberi
yetişmedi mi? Aişe radıyallahu anha, Fatıma’nın hadisinden bahsetmemen
sana zarar vermez, dedi. Mervan da dedi ki: Eğer (Fatıma’nın evini terki)
sana göre mevcut bir şerden dolayı idiyse, Yahya ile Abdurrahman’ın kızı
arasındaki mevcut şer de (mazeret olarak) sana yeter. [229]
Teyzem üç talâk ile boşanmıştı. Kendine ait bir hurmayı toplamak için
çıkmıştı. Ona bir erkek rast geldi ve onu (iddeti içinde dışarı çıkmaktan)
men etti. Teyzem Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve ona bunu
anlattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teyzeme, “Çık hurmanı topla,
umulur ki, o hurmadan sadaka verir veya hayır yaparsın,” buyurdu. [230]
2298 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: “İçinizden
ölüp de geriye kalan eşler bırakan erkekler, eşlerinin evlerinden
çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin vasiyet etsinler” ayet-i kerimesi
miras ayetiyle Allah’ın kendilerine taktir buyurduğu dörtte bir ve sekizde
bir hisse olarak (belirlenmekle neshedildiği gibi) bir sene iddet bekleme
süresi de dört ay on gün olarak tahdit edilmekle neshedildi. [231]
Hifs: Küçük ev demektir. [232]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Evet,” buyurdu. Dedi ki: Çıktım
hücreye veya mecside geldiğimde beni çağırdı veya benim için emretti, ona
çağrıldım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Nasıl söylemiştin?”
buyurdu. Ben de kocamın vaziyeti hakkında zikr ettiğim kıssayı tekrar
ettim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Farz olan iddet müddeti
bitene kadar kocanın evinde eyleş,” buyurdu. Diyor ki: Kocamın evinde
dört ay on gün iddet bekledim. Dedi ki: Osman bin Afvan, (halifeliği
esnasında) bana haber gönderdi ve bana bundan sordu, ona başımdan geçeni
haber verdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın bana yaptırdığına
uydu ve onunla hükmetti. [233]
Atâ sözlerine devamla dedi ki: daha sonra miras ayeti indi de süknâ
neshedildi. Artık kadın dilediği yerde iddet bekleyebilir. [234]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “kadın kocasından başka hiçbir ölü
için üç günden fazla yas tutamaz. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar.
Bu süre içerisinde, boyalı elbise giyinmez, yemen dokumalarından Asb
denen beyazlığı giyebilir. Sürme çekinmez, koku sürünmez. Ancak
hayızdan kurtulması yaklaşınca ve hayızdan temizlendiği zaman gust ve
ezvar denen kokulardan az bir şey sürünür” buyurdu. Yakub; Asb yerine
ancak yıkanmış elbise kullanabilir, dedi. Yakub, kına yakınamaz kelimesini
de ziyade etti. [235]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kocası ölen kadın usfurla ve
kırmızı çamurla boyanmış elbise giyinemez. Zînet kullanamaz, kınalanamaz
ve sürme çekinemez,” buyurdu. [236]
2305 – Ümmü Hakîm bint-i Esîd’in annesinden rivâyet olunduğuna göre
kocası vefat ettiğinde kendisi gözlerinden rahatsız olmuş da ismid denilen
sürme taşı ile sürmelenmiş. Ahmed bin Salih’e göre doğru olan ifade ismid
sürmesiyle sürmelendi ifadesidir. Bunun üzerine, cariyesini Ümmü
seleme’ye gönderdi ve ismid sürmesini kullanıp kullanamayacağını sordu.
Ümmü Seleme radıyallahu anha: Onunla sürmelenme, ancak rahatsızlığın
şiddetlenir, sürmeye mecbur olursan gece çekinirsin, gündüzleri onu
silersin, buyurdu. Sonra sözlerine devam etti. Ümmü Seleme şöyle dedi:
Ebû Seleme öldüğü zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yanıma
geldi, gözüme “sabr” denen ilâcı sürmüştüm, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem: “Bu nedir? Ey Ümmü Seleme,” dedi. Ben bu yalnız sabırdır, içinde
koku yoktur, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Bu yüzü
genceltir, onu ancak gece sürün, gündüzleri çıkar, koku ve kına ile taranma,
çünkü kına boyadır” buyurdu. Ümmü Seleme radıyallahu anha ne ile
taranayım Ey Allah’ın Rasûlü? Dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem, “Başının her tarafını kaplarcasına başına koyacağın sidirle taran”
buyurdu. [237]
Subey’a dedi ki: Bunu bana söylediği vakit akşam olunca Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e vardım ve evlenip evlenmiyeceğimi ona
sordum. Çocuğumu dünyaya getirdiğim vakit iddetimden çıkmış olacağıma
bana fetva verdi, eğer talip çıkarsa evlenmemi emretti. İbn-i Şihab diyor ki:
Hamile kadının çocuğunu doğurur doğurmaz evlenmesinde beis
görmüyorum, isterse nifas halinde olsun. Şu kadar ki, temizlenene kadar
kocası ona yaklaşmaz. [238]
Kim dilerse (Hak üzerinde bulunduğumu isbat için) lânetleşebilirim. Kısa
Nisa suresi (Talâk Sûresi) (Bakara suresindeki) dört ay on gün ayetinden
sonra indi. [239]
İbn-i Müsenna dedi ki: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem,
sünnetini bize karıştırmayın. Kocası ölmüş kadının iddeti dört ay on gündür.
Yani kocası ölen kadından maksat, ümmü veleddir. [240]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den soruldu. Bir erkek karısını (üç
talâkla) boşayıp kadın başka bir erkekle evlense, kadınla baş başa kalsa,
sonra kadına temas etmeden onu boşasa, birinci kocasına helâl olur mu?
Aişe radıyallahu anha dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
“Kadın sonraki erkeğin balcağızından erkek te onun balcağızından
tatmadıkca birinci erkeğe helâl olmaz,” buyurdu. [241]
“Komşunun karısı ile zina yapmandır,” buyurdu. Abdullah bin Mes’ud dedi
ki: Yüce Allah peygamberin sözünü doğrulamak için şu ayet-i kerimeyi
indirdi. “Onlar ki Allah ile beraber başka ilâha yalvarmazlar. Allah’ın
haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim
bunlardan birini yaparsa cezaya çarpıtılır.” [242] (Furkan suresi ayet 68)




