Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 29, 2026

Zinanın vebalinin büyüklüğü

TALAK BÖLÜMÜ · 50 – ZİNANIN VEBALİNİN BÜYÜKLÜĞÜ 2310 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ey Allah’ın Rasûlü, hangi günah …

TALAK BÖLÜMÜ · 50 – ZİNANIN VEBALİNİN BÜYÜKLÜĞÜ

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2310 – Abdullah bin Mes’ûd radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre

şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, Ey Allah’ın Rasûlü, hangi günah

daha büyüktür? Dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Seni yaratmış olduğu halde Allah’a

şirk koşmandır” buyurdu. Abdullah; Sonra hangisidir? Dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “seninle birlikte yemesinden

korkarak çocuğunu öldürmendir.”

Abdullah; sonra hangisidir? Dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem;

“Komşunun karısı ile zina yapmandır,” buyurdu. Abdullah bin Mes’ud dedi

ki: Yüce Allah peygamberin sözünü doğrulamak için şu ayet-i kerimeyi

indirdi. “Onlar ki Allah ile beraber başka ilâha yalvarmazlar. Allah’ın

haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim

bunlardan birini yaparsa cezaya çarpıtılır.” [242] (Furkan suresi ayet 68)

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2311 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan şöyle rivâyet edilmiştir:

Müseyke radıyallahu anha, Ensardan bir zatın yanına geldi ve şöyle dedi:

Seyyidim beni zinaya zorluyordu, bu mevzuda meâlen (Cariyelerinizi

zinaya zorlamayın) ayeti indi. (Nur Suresi ayet 33)

İZAH

Bir nüshada Müseyke yerine Miskine’dir. Nûr suresi ayet 33 (Evlenmeye

çare bulamayanlar Allah kendilerini fazlu kereminden zengin kılıncaya

kadar iffetlerini korusun, ellerinizin malik olduğu (Köle ve cariyelerden)

mükatebe isteyenleri, eğer onlarda bir hayır biliyorsanız mükatebe kesin,

Onlara Allah’ın size verdiği maldan verin, dünyanın geçici metaını

kazanacaksınız diye cariyelerinizi kendileri de iffetli olmak isterken fuhuşa

mecbur etmeyin, kim onları buna mecbur ederse şüphesiz ki Allah onlara

kendilerini ikrahlarından sonra da çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir.

Cahiliyet, âdetlerinden biri de, cariyeler zinaya zonlanır, zinadan

kazandıkları kirli kazanç yenirdi.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

2312 – Mu’temir’in babası (Süleyman)’dan demiştir ki:

Said bin Ebi’l-Hasan, “Kim onları (Fuhşa) zorlarsa, şüphesiz Allah fuhşa

zorlanmalarından sonra o (kadınlara karşı) bağışlayıcı ve esirgeyicidir”

ayet-i kerimesini Allah o fuhşa zorlanan cariyeleri bağışlayıcıdır”diye

açıkladı.

[165] . Buhâri, K. Şurût, Bâbu mâ lâ yecüzü mine-ş-şuruti fi’n-Nikâh, n.

250/3; Müslim, K. Nikâh, Bâbu tahrimi-l-cem’i beyne-l mer’eti, n. 38;

Nesêî, K. Nikâh, Bâbu-n-nehy, an en yahtıbe r-racul, n. 71/6; Tirmizi, K.

Talâk, Bâbu lâ tes’elu-l-mer’etü talâka uhtiha, n. 1190

[166] . İbn-i Mâce, K. Talak, b.1, n. 201

[167] . Müslim, K. Talâk, Bâbu tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu vakti-t-talâkı li-l-ıddeti, n. 137/6; İbn-i Mâce K. Talâk, Bâbu

Talâkı-s-Sünneti, n. 2019

[168] . Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-lâhi teâlâ (yâ eyyühâ-n-nebiyyü

iza…) Müslim, K. Talâk, B. Tahrimi Talakil-Hâiz, n. 1471; Nesêî, n. 138

[169] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ tullikati-l-hâizi ya’teddu bizâlike et-talâkı,

n. 52/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu Tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Tirmizi, K.

Talâk, Bâbu fi talâkı-s-Sünneti, n. 1175; Nesêi, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı li

ğayri-l-iddeti n. 241; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-Sünneti, n. 2022

[170] . Neseî, K. Talâk, Bâbu Vakti-t-talâki li-l-ıddeti, n. 139/6

[171] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r rıc’ati, n. 2025

[172] . Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 2031 – 3088

[173] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu men talâka’l- emete talakateyni, n. 2082;

Nesêî, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-abdi, n. 154

[174] . Tirmizi, K. Talâk, N. 1182; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-

emeti, n. 2080

[175] . İbn-i Mâce, K. Talak, Bâbu lâ talâka kable-n-Nıkâhı, n. 2047;

Tirmizi, K. Talâk, Bâbu lâ talâka kalbe-n-Nikâhı, n. 1181

[176] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-mükreh, n. 2046

[177] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-ciddi ve-l-hezli fi-t-talâk, n. 1184; İbn-i

Mâce, K. Talâk, Bâbu men talaka ev nekeha ev râcea lâıben, n. 2389

[178] . Nesêî, K. Nikâh, Bâbu neshi-l- mürâcaati ba’de-t-tatlikat-s-Selas, n.

212/6

[179] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2387

[180] . Müslim, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-selâsi, n. 1472; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu talâkı-s-selâsi-l-müteferrikati kable duhuli bizevceti, n. 145/6

[181] . Buhâri, K. İman, -ltk-Nikâh – Nüzûr – Terki-l-hayl-Talak, K. Bed’i-l-

vahyi, Bâbu keyfe kâne bed’ül-vahyi, n. 2/1; Müslim, K. İmâret, b. İnne

mel-a’mâlü bin-Niyye, n. 1907; Tirmizi, K. Fezâili-l-cihad, n. 1647; İbn-i

Mâce, K. Zühd, b. Niyyet, n. 4227; Nesêî, K. Tahâret, n. 75; Nesêî, K.

Taharet, n. 75; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 25/1; Dârekutnî, n. 43

[182] . Buhâri, K. Gazveti Tebûk, Bâbu tevbet-i Ka’b İbn-i Malik, n. 3/6;

Müslim, K. Tevbe, n. 2769; Tirmizi, K. Tefsir, n. 3101; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu-l-hakıyyı bi ehliki, n. 152/6; İbn-i Mâce,

[183] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu men hayyera nisâehü, n. 55/7; Müslim, K.

Tal3ak, Bâbu beyâni en taheyyera imraetehü, n. 1477; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu fi-l-muhayyerati tahtâre zevcehâ, n. 161; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu mâ

câe fi-l-hıyârı, n. 1179; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r-raculi yuhayyiru

imraetehû, n. 2052

[184] . Tirmizi, K. Talâk, b. mâccâe fi (Emruki biyedi ki) n. 1178; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu (Emruki biyediki), n. 147/6; Nesêî, bu hadis münkerdir diyor.

[185] . Tirmizi, K. Talâk, ve Liân, b.2, n. 1177; İbn-i Mâce, K. Talâk, n:

2051

[186] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı fi-l-ığlâkı, n. 59/7; Müslim, K. İman,

n. 201; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi men yuhaddisu bi talâkı imraetehü, n.

1183; Nesêî, K. Talâk, B. Men talâkla fi nefsihi n. 156/6; İbn-i Mâce, K.

Talâk, Bâbu men talâka fi nefsihi velem yetekellem, n. 2040

[187] . Buhâri, K. Ehâdisi-l-Enbiyâ – K. Nikâh, Müslim, K. Fezâili-l-a’mâl,

n. 154; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-l-Enbiyâ), n. 3165; Ahmed b. Hanbel,

Müsned, n. 403/2

[188] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu keffâreti-z-Zıhâr, n. 1200; İbn-i Mâce,

K.Talâk, n. 2026; Tirmizi, Hadis-i hasen diyor. Buhâri mürseldir diyor.

[189] . Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-mazâhiri yüvâkıu kalbe en yükeffira, n.

1199

[190] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu fi-l-hul’i, n, 169/6

[191] . Tirmizî, Talak.

[192] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,

n. 62/7

[193] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu Şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,

n, 62/7; Tirmizi, K. Radâ, N. 1154; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-

emeti izâ’e’tekat, n. 2077; Nesêî, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti ta’tıku, n.

163/6

[194] . Müslim, Itk, n.9, Tirmizi, K. Radâ, Bâbu-l-mer’eti ta’tıku, n. 1154;

Nesêî, k. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti, n. 163/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu

hıyârı-l-emeti, n. 2074

[195] . İbn-i Mâce, K, Itk, Bâbu men erâde ıtka racûlün. N. 2532; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu hıyârı-l-memlûkine, n. 161/6

[196] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikine, n. 2238

[197] . İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-Zevceyni yüslemü ehadühümâ, n.

2008

[198] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikîne, n. 1143; İbn-i

Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-zevceyni yüslemü n. 2009

[199] . İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimu, n. 1952 – 1953;

Tirmizi, K. Nikâh, b. 33, n. 1128

[200] . Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n, 1129; İbn-i Mâce K.

Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n. 1951

[201] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6

[202] . Buhâri, K. Talâk, n. 69/7; Müslim, K. Liân, n. 1492, İbn-i Mâce, K.

Talâk, n. 2066

[203] . Müslim, K. Liân, n. 1495; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-liân, n. 2068

[204] . Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-imamı (Allahümme beyyin), n. 72/7;

İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-lian, n. 2067; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-n-

Nur), n. 3178

[205] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-emri bi vat’i-l-yedi, n. 175/6

[206] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâaneti, n. 71/7; Müslim, K. Lîan,

n. 5; Nesêî, K. Talâk, Bâbu ictimâi-l-mütalâıneyni, n. 177/6, Ahmed b.

Hanbel, Müsned, n. 4587

[207] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâane, n. 71; Müslim, K. Liân, n.

5; Nesêî, K. Talk, Bâbu ictimâi-l-mütelâineyni, n.177; Ahmed b. Hanbel,

Müsned, n. 4477

[208] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu yülhaku-l-veledi, n. 72/7; Müslim, K. Lîan,

N. 1494; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-liân, n. 1203; Nesêî, K. Talâk, Bâbu

nefyi-l-veledi bi-l-liân, n. 178; İbn-i Mâce, K. Talâk Bâbu fi-l-liân, n. 2069;

Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 4527; İmam-ı Mâlik, n. 90

[209] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ erade bi nefyi-l-veledi, n. 68/7; Müslim,

K. Liân, n, 1500; Tirmizi, K. Velâ Bâbu fi-r-raculi yertefi min celedihi, n.

2129; Nesêî, K. Talâk, N. 178/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi

yeşekku fi veledihi, n. 2002

[210] . Nesêî, K. Talâk Bâbu-t-tağlîzi fi-l-intifâı mine-l-veledi, n. 179/6; İbn-

i Mâce K. Ferâiz, Bâbu men enkera veledehü, n. 2743

[211] . Buhârî, K. Menâkıb, n. 23; Müslim, K. Radâ, N. 1459; Tirmizî, K.

Velâ n, 2130; Nesêî, K. Talâk, n. 184; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, n. 2349;

Ahmed b. Hanbel; Müsned, n. 82/6

[212] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kur’ati fi-l-veledi izâ, n. 182/6

[213] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kâfeti, n. 182/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm,

Bâbu-kadâi, bi-l-kur’ati, n. 2348

[214] . Buhâri, K. Nikâh, Bâbu men. Kâle lâ nikâha illâ bi veliyyin, n. 19/7

[215] . Buhâri, K. Buyû, Bâbu tefsiri-l-müşebbihât, n. 70/3; Müslim, K.

Radâ, b. Veledü lil-firaş, n. 1457; Nesêî, K. Talâk, Bâbu firâşi-l-emeti, n.

181/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, b. Veledi lil-firaş, n. 2004; Dârimî, K. Nikâh,

B. 41, n, 1157; Tirmizi, K. Radâ, b. Mâcâe enne’l velede lil-firaş, n. 1157

[216] . Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 416-417

[217] . Tirmizi, Bâbu fi tahyiri-l-gulâmi beyne ebeveyhi, n, 1317; Nesêî, K.

Talâk, Babu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, b.

Tahyiri-s-Sabiyyi beyne ebeveyhi, n. 235

[218] . Buhâri, K. Megâzi, Bâbu umret-il-kaza, n. 180/5; Tirmizi, K. Birr,

Bâbu fi biri-l-hâleti, n. 1915

[219] . Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 720 – 931, Beyhâki Sünen-i Kübrâ, n.

6/8

[220] . Nesêî, K. Talâk, n. 187/6

[221] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu-r-rica’, n. 213; İbn-i Mâce, K. Talâk, B.

Haddesena süveyd b. Said, n. 2016

[222] . Müslim, Talâk, Bâbul-mutallakati Selâsen, n. 1480; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu nefakati-hâmili, n. 210/6

[223] . Müslim, K. Talâk, b. Mütallaka selasen nefeka lehâ, n. 1480; Nesêî,

K. Talâk, Bâbu nefakati-l bâineti, n. 210/6; Tirmizi, K. Talâk, Bâbul

mutallakati Selâsen, n. 1180

[224] . Müslim, K. Talâk, n. 38; Nesêî, K. Talâk, n. 210/6

[225] . Müslim, K. Talâk, n. 41; Nesêî, K. Talâk, n. 210

[226] . Müslim, Tirmizi, İbn-i Mâce,

[227] . İbn-i Mâce, k. Talâk, Bâbu hel tahrucü-l-Mer’eti, n. 2032; Buhâri, K.

Talâk, bâbul mutallakati izâ haşiye, n. 75/7

[228] . Buhâri, K. Talâk, Bâbu-l-mutallakati iza haşiye, n. 75/7; Müslim, K.

Talâk, Bâbu-l-mutallaki selâsen, n. 40

[229] . Müslim, K. Talâk, bâb-u-l mütallaki selasen, n. 1481

[230] . Müslim, K. Talâk babu Cevazi huruc-il-Mu’tedet-il-bâin, n. 1483;

Nesêî, K. Talâk babu huruc-il-Müteveffa anhe bin-nehari, n. 209/6; İbn-i

Mâce, K. Talâk, babu hel tahrucü-l-müteveffâ, n. 2034

[231] . Nesêî, K. Talâk Bab-u neshi metal-müteveffa, n, 206/6

[232] . İbn-i Mâce, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n.

2084, Buhâri, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n. 2084;

Buhâri, K. Talâk, bab-u tehıddü-l-müteveffa anha, n. 76/7; Müslim, K.

Talâk, bab-u-Vucub-ul-ehdad fi İddet-il-vefat, n. 1486; Tirmizi, K. Talâk,

bab-u fi Iddetil Müteveffâ, n. 1197; Nesêî, K. Talâk, babu-n-Nehyi anil

kuhli lil-hâddeti, n. 206/6

[233] . Tirmizi, K. Talâk, Babu eyne ta’teddül-Mütevefâ, n. 1204; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu makamil Müteveffa, n. 199/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Babu eyne

ta’teddü, mütevveffâ, n. 2031

[234] . Buhâri, K. Talâk, Babu (Vellezine Yütâveffeyne), n. 78/7; Nesêî. K.

Talâk, Bab-ur-Ruhsat-il-Müteveffa, n. 200/6

[235] . Buhârî, K. Cenaiz, Babu hadd-il-mer’eti ala gayri zevcihe, n. 99/2;

Müslim, K. Talâk, Bâbu vucub-il-ıhdadı fi Iddeti-l-vefat, n. 938; Nesêî, K.

Talâk, n, 204/6; ibn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu el-tehıddül mereti ala gayri, n.

2087

[236] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu ma tectenibü-l-hâddeti, n. 203/6

[237] . Nesêî, K. Talâk, Bab-ür-ruhsati lil hâddeti, n. 204/6

[238] . Tirmizi, K. Talâk, Bâb-ul-hamil-il-Müteveffa, n. 1194; Buhâri, K.

Talâk, bâbu ve ülât-il-ehmali ecelehünne, n. 72/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu

İnkıdai iddet-il-Müteveffa, n. 1484; Nesêî, K. Talâk, Bâbu iddet-il-Hâmili,

n. 196; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bab-ül-hâmilil-Müteveffâ anhe, n. 2027

[239] . Nesêî, K. Talâk, Bâb-ul-iddet-il-hâmil-il-Mütevveffa anha, n. 197/6;

İbn-i Mâce, K. Talâk, bâbul-hamili’l-Müteveffa anha, n. 2030

[240] . İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu Iddet-i-Umm-il-Veledi, n. 2083

[241] . Nesêî, K. Talâk, Bâbu İhlal-il-mütallakati Selâsen, n. 148/6; Buhâri,

K. Talâk, Bâbu İza tallakaha Selasen, n. 73/7; Müslim, K. Nikâh, Bâbu La

tehillül Mutallakati, n. 1433; Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi men yakluku

imraetehü, n. 1118; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâb-ur-raculi Yataluku

imreetehü, n. 1932

[242] . Müsned, N. 280; 421; Buhârî, K. Tefsir, Tefsîri suretil Bakare, Felâ

tec’alü, n: 22; Müslim, K. İmân, n. 86; Tirmizi, K. Tefsir, Tefsiri suret-il-

Furkan, n. 3181; Nesêî, K. Tahrim-i l-demi, Bâbu zikri azam-iz-Zenbi, n.

89/7

[165]. Buhâri, K. Şurût, Bâbu mâ lâ yecüzü mine-ş-şuruti fi’n-Nikâh, n.

250/3; Müslim, K. Nikâh, Bâbu tahrimi-l-cem’i beyne-l mer’eti, n. 38;

Nesêî, K. Nikâh, Bâbu-n-nehy, an en yahtıbe r-racul, n. 71/6; Tirmizi, K.

Talâk, Bâbu lâ tes’elu-l-mer’etü talâka uhtiha, n. 1190

[166]. İbn-i Mâce, K. Talak, b.1, n. 201

[167]. Müslim, K. Talâk, Bâbu tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu vakti-t-talâkı li-l-ıddeti, n. 137/6; İbn-i Mâce K. Talâk, Bâbu

Talâkı-s-Sünneti, n. 2019

[168]. Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-lâhi teâlâ (yâ eyyühâ-n-nebiyyü

iza…) Müslim, K. Talâk, B. Tahrimi Talakil-Hâiz, n. 1471; Nesêî, n. 138

[169]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ tullikati-l-hâizi ya’teddu bizâlike et-talâkı,

n. 52/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu Tahrim-i talâkı-l-hâizi, n. 1471; Tirmizi, K.

Talâk, Bâbu fi talâkı-s-Sünneti, n. 1175; Nesêi, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı li

ğayri-l-iddeti n. 241; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-Sünneti, n. 2022

[170]. Neseî, K. Talâk, Bâbu Vakti-t-talâki li-l-ıddeti, n. 139/6

[171]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r rıc’ati, n. 2025

[172]. Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 2031 – 3088

[173]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu men talâka’l- emete talakateyni, n. 2082;

Nesêî, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-abdi, n. 154

[174]. Tirmizi, K. Talâk, N. 1182; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-

emeti, n. 2080

[175]. İbn-i Mâce, K. Talak, Bâbu lâ talâka kable-n-Nıkâhı, n. 2047;

Tirmizi, K. Talâk, Bâbu lâ talâka kalbe-n-Nikâhı, n. 1181

[176]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu talâkı-l-mükreh, n. 2046

[177]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-ciddi ve-l-hezli fi-t-talâk, n. 1184; İbn-i

Mâce, K. Talâk, Bâbu men talaka ev nekeha ev râcea lâıben, n. 2389

[178]. Nesêî, K. Nikâh, Bâbu neshi-l- mürâcaati ba’de-t-tatlikat-s-Selas, n.

212/6

[179]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 2387

[180]. Müslim, K. Talâk, Bâbu talâkı-s-selâsi, n. 1472; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu talâkı-s-selâsi-l-müteferrikati kable duhuli bizevceti, n. 145/6

[181]. Buhâri, K. İman, -ltk-Nikâh – Nüzûr – Terki-l-hayl-Talak, K. Bed’i-l-

vahyi, Bâbu keyfe kâne bed’ül-vahyi, n. 2/1; Müslim, K. İmâret, b. İnne

mel-a’mâlü bin-Niyye, n. 1907; Tirmizi, K. Fezâili-l-cihad, n. 1647; İbn-i

Mâce, K. Zühd, b. Niyyet, n. 4227; Nesêî, K. Tahâret, n. 75; Nesêî, K.

Taharet, n. 75; Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 25/1; Dârekutnî, n. 43

[182]. Buhâri, K. Gazveti Tebûk, Bâbu tevbet-i Ka’b İbn-i Malik, n. 3/6;

Müslim, K. Tevbe, n. 2769; Tirmizi, K. Tefsir, n. 3101; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu-l-hakıyyı bi ehliki, n. 152/6; İbn-i Mâce,

[183]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu men hayyera nisâehü, n. 55/7; Müslim, K.

Tal3ak, Bâbu beyâni en taheyyera imraetehü, n. 1477; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu fi-l-muhayyerati tahtâre zevcehâ, n. 161; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu mâ

câe fi-l-hıyârı, n. 1179; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-r-raculi yuhayyiru

imraetehû, n. 2052

[184]. Tirmizi, K. Talâk, b. mâccâe fi (Emruki biyedi ki) n. 1178; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu (Emruki biyediki), n. 147/6; Nesêî, bu hadis münkerdir diyor.

[185]. Tirmizi, K. Talâk, ve Liân, b.2, n. 1177; İbn-i Mâce, K. Talâk, n:

2051

[186]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu-t-talâkı fi-l-ığlâkı, n. 59/7; Müslim, K. İman,

n. 201; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi men yuhaddisu bi talâkı imraetehü, n.

1183; Nesêî, K. Talâk, B. Men talâkla fi nefsihi n. 156/6; İbn-i Mâce, K.

Talâk, Bâbu men talâka fi nefsihi velem yetekellem, n. 2040

[187]. Buhâri, K. Ehâdisi-l-Enbiyâ – K. Nikâh, Müslim, K. Fezâili-l-a’mâl,

n. 154; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-l-Enbiyâ), n. 3165; Ahmed b. Hanbel,

Müsned, n. 403/2

[188]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu keffâreti-z-Zıhâr, n. 1200; İbn-i Mâce,

K.Talâk, n. 2026; Tirmizi, Hadis-i hasen diyor. Buhâri mürseldir diyor.

[189]. Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-mazâhiri yüvâkıu kalbe en yükeffira, n.

1199

[190]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu fi-l-hul’i, n, 169/6

[191]. Tirmizî, Talak.

[192]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,

n. 62/7

[193]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu Şefâati-n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem,

n, 62/7; Tirmizi, K. Radâ, N. 1154; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-

emeti izâ’e’tekat, n. 2077; Nesêî, K. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti ta’tıku, n.

163/6

[194]. Müslim, Itk, n.9, Tirmizi, K. Radâ, Bâbu-l-mer’eti ta’tıku, n. 1154;

Nesêî, k. Talâk, Bâbu hıyârı-l-emeti, n. 163/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu

hıyârı-l-emeti, n. 2074

[195]. İbn-i Mâce, K, Itk, Bâbu men erâde ıtka racûlün. N. 2532; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu hıyârı-l-memlûkine, n. 161/6

[196]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikine, n. 2238

[197]. İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-Zevceyni yüslemü ehadühümâ, n.

2008

[198]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi-z-zevceyni-l-müşrikîne, n. 1143; İbn-i

Mâce, K. Nikâh, Bâbu-z-zevceyni yüslemü n. 2009

[199]. İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimu, n. 1952 – 1953;

Tirmizi, K. Nikâh, b. 33, n. 1128

[200]. Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n, 1129; İbn-i Mâce K.

Nikâh, Bâbu-r-raculi yüslimü, n. 1951

[201]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6

[202]. Buhâri, K. Talâk, n. 69/7; Müslim, K. Liân, n. 1492, İbn-i Mâce, K.

Talâk, n. 2066

[203]. Müslim, K. Liân, n. 1495; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-liân, n. 2068

[204]. Bûhari, K. Talâk, Bâbu kavli-l-imamı (Allahümme beyyin), n. 72/7;

İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu-l-lian, n. 2067; Tirmizi, K. Tefsir, (Sureti-n-

Nur), n. 3178

[205]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-emri bi vat’i-l-yedi, n. 175/6

[206]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâaneti, n. 71/7; Müslim, K. Lîan,

n. 5; Nesêî, K. Talâk, Bâbu ictimâi-l-mütalâıneyni, n. 177/6, Ahmed b.

Hanbel, Müsned, n. 4587

[207]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu sıdâkı-l-mülâane, n. 71; Müslim, K. Liân, n.

5; Nesêî, K. Talk, Bâbu ictimâi-l-mütelâineyni, n.177; Ahmed b. Hanbel,

Müsned, n. 4477

[208]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu yülhaku-l-veledi, n. 72/7; Müslim, K. Lîan,

N. 1494; Tirmizi, K. Talâk, Bâbu fi-l-liân, n. 1203; Nesêî, K. Talâk, Bâbu

nefyi-l-veledi bi-l-liân, n. 178; İbn-i Mâce, K. Talâk Bâbu fi-l-liân, n. 2069;

Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 4527; İmam-ı Mâlik, n. 90

[209]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu izâ erade bi nefyi-l-veledi, n. 68/7; Müslim,

K. Liân, n, 1500; Tirmizi, K. Velâ Bâbu fi-r-raculi yertefi min celedihi, n.

2129; Nesêî, K. Talâk, N. 178/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâbu-r-raculi

yeşekku fi veledihi, n. 2002

[210]. Nesêî, K. Talâk Bâbu-t-tağlîzi fi-l-intifâı mine-l-veledi, n. 179/6; İbn-

i Mâce K. Ferâiz, Bâbu men enkera veledehü, n. 2743

[211]. Buhârî, K. Menâkıb, n. 23; Müslim, K. Radâ, N. 1459; Tirmizî, K.

Velâ n, 2130; Nesêî, K. Talâk, n. 184; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, n. 2349;

Ahmed b. Hanbel; Müsned, n. 82/6

[212]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kur’ati fi-l-veledi izâ, n. 182/6

[213]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-l-kâfeti, n. 182/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm,

Bâbu-kadâi, bi-l-kur’ati, n. 2348

[214]. Buhâri, K. Nikâh, Bâbu men. Kâle lâ nikâha illâ bi veliyyin, n. 19/7

[215]. Buhâri, K. Buyû, Bâbu tefsiri-l-müşebbihât, n. 70/3; Müslim, K.

Radâ, b. Veledü lil-firaş, n. 1457; Nesêî, K. Talâk, Bâbu firâşi-l-emeti, n.

181/6; İbn-i Mâce, K. Nikâh, b. Veledi lil-firaş, n. 2004; Dârimî, K. Nikâh,

B. 41, n, 1157; Tirmizi, K. Radâ, b. Mâcâe enne’l velede lil-firaş, n. 1157

[216]. Ahmed b. Hanbel, Müsned, n. 416-417

[217]. Tirmizi, Bâbu fi tahyiri-l-gulâmi beyne ebeveyhi, n, 1317; Nesêî, K.

Talâk, Babu İslâmı ehadi-z-Zevceyni, n. 185/6; İbn-i Mâce, K. Ahkâm, b.

Tahyiri-s-Sabiyyi beyne ebeveyhi, n. 235

[218]. Buhâri, K. Megâzi, Bâbu umret-il-kaza, n. 180/5; Tirmizi, K. Birr,

Bâbu fi biri-l-hâleti, n. 1915

[219]. Ahmed b. Hanbel: Müsned, n. 720 – 931, Beyhâki Sünen-i Kübrâ, n.

6/8

[220]. Nesêî, K. Talâk, n. 187/6

[221]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu-r-rica’, n. 213; İbn-i Mâce, K. Talâk, B.

Haddesena süveyd b. Said, n. 2016

[222]. Müslim, Talâk, Bâbul-mutallakati Selâsen, n. 1480; Nesêî, K. Talâk,

Bâbu nefakati-hâmili, n. 210/6

[223]. Müslim, K. Talâk, b. Mütallaka selasen nefeka lehâ, n. 1480; Nesêî,

K. Talâk, Bâbu nefakati-l bâineti, n. 210/6; Tirmizi, K. Talâk, Bâbul

mutallakati Selâsen, n. 1180

[224]. Müslim, K. Talâk, n. 38; Nesêî, K. Talâk, n. 210/6

[225]. Müslim, K. Talâk, n. 41; Nesêî, K. Talâk, n. 210

[226]. Müslim, Tirmizi, İbn-i Mâce,

[227]. İbn-i Mâce, k. Talâk, Bâbu hel tahrucü-l-Mer’eti, n. 2032; Buhâri, K.

Talâk, bâbul mutallakati izâ haşiye, n. 75/7

[228]. Buhâri, K. Talâk, Bâbu-l-mutallakati iza haşiye, n. 75/7; Müslim, K.

Talâk, Bâbu-l-mutallaki selâsen, n. 40

[229]. Müslim, K. Talâk, bâb-u-l mütallaki selasen, n. 1481

[230]. Müslim, K. Talâk babu Cevazi huruc-il-Mu’tedet-il-bâin, n. 1483;

Nesêî, K. Talâk babu huruc-il-Müteveffa anhe bin-nehari, n. 209/6; İbn-i

Mâce, K. Talâk, babu hel tahrucü-l-müteveffâ, n. 2034

[231]. Nesêî, K. Talâk Bab-u neshi metal-müteveffa, n, 206/6

[232]. İbn-i Mâce, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n.

2084, Buhâri, K. Talâk, babu kerahiyyeti-z-zineti lil-Müteveffâ, n. 2084;

Buhâri, K. Talâk, bab-u tehıddü-l-müteveffa anha, n. 76/7; Müslim, K.

Talâk, bab-u-Vucub-ul-ehdad fi İddet-il-vefat, n. 1486; Tirmizi, K. Talâk,

bab-u fi Iddetil Müteveffâ, n. 1197; Nesêî, K. Talâk, babu-n-Nehyi anil

kuhli lil-hâddeti, n. 206/6

[233]. Tirmizi, K. Talâk, Babu eyne ta’teddül-Mütevefâ, n. 1204; Nesêî, K.

Talâk, Bâbu makamil Müteveffa, n. 199/6; İbn-i Mâce, K. Talâk, Babu eyne

ta’teddü, mütevveffâ, n. 2031

[234]. Buhâri, K. Talâk, Babu (Vellezine Yütâveffeyne), n. 78/7; Nesêî. K.

Talâk, Bab-ur-Ruhsat-il-Müteveffa, n. 200/6

[235]. Buhârî, K. Cenaiz, Babu hadd-il-mer’eti ala gayri zevcihe, n. 99/2;

Müslim, K. Talâk, Bâbu vucub-il-ıhdadı fi Iddeti-l-vefat, n. 938; Nesêî, K.

Talâk, n, 204/6; ibn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu el-tehıddül mereti ala gayri, n.

2087

[236]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu ma tectenibü-l-hâddeti, n. 203/6

[237]. Nesêî, K. Talâk, Bab-ür-ruhsati lil hâddeti, n. 204/6

[238]. Tirmizi, K. Talâk, Bâb-ul-hamil-il-Müteveffa, n. 1194; Buhâri, K.

Talâk, bâbu ve ülât-il-ehmali ecelehünne, n. 72/7; Müslim, K. Talâk, Bâbu

İnkıdai iddet-il-Müteveffa, n. 1484; Nesêî, K. Talâk, Bâbu iddet-il-Hâmili,

n. 196; İbn-i Mâce, K. Talâk, Bab-ül-hâmilil-Müteveffâ anhe, n. 2027

[239]. Nesêî, K. Talâk, Bâb-ul-iddet-il-hâmil-il-Mütevveffa anha, n. 197/6;

İbn-i Mâce, K. Talâk, bâbul-hamili’l-Müteveffa anha, n. 2030

[240]. İbn-i Mâce, K. Talâk, Bâbu Iddet-i-Umm-il-Veledi, n. 2083

[241]. Nesêî, K. Talâk, Bâbu İhlal-il-mütallakati Selâsen, n. 148/6; Buhâri,

K. Talâk, Bâbu İza tallakaha Selasen, n. 73/7; Müslim, K. Nikâh, Bâbu La

tehillül Mutallakati, n. 1433; Tirmizi, K. Nikâh, Bâbu fi men yakluku

imraetehü, n. 1118; İbn-i Mâce, K. Nikâh, Bâb-ur-raculi Yataluku

imreetehü, n. 1932

[242]. Müsned, N. 280; 421; Buhârî, K. Tefsir, Tefsîri suretil Bakare, Felâ

tec’alü, n: 22; Müslim, K. İmân, n. 86; Tirmizi, K. Tefsir, Tefsiri suret-il-

Furkan, n. 3181; Nesêî, K. Tahrim-i l-demi, Bâbu zikri azam-iz-Zenbi, n.

89/7

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kadını boşatıp, kendisi varmak için

kadın (dinde) kız kardeşinin talâkını istemesin. Ona mukadder olan, onun

da başına gelir” buyurdu. [165]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den: “Allah’a helâlin en sevimsizi,

kadın boşamaktır,” buyurdu. [166]

O, Asr-ı Saadette karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer bin Hattab

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a bunun hükmünden sordu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer’e “Oğluna emret, karısına ricât

etsin, sonra onu temizlenip tekrar hayız olup yine temizlenene kadar tutsun.

Bundan sonra dilerse tutar, dilerse ona temas etmeden boşar. İşte bu Allah

Sübhanehu’nun kadının boşanmasında emir buyurduğu iddettir,” buyurdu.

[167]

İbn-i Ömer karısı hayızlı iken boşadı, Ömer olayı Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem’e anlattı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem öfkelendi,

sonra, “Oğluna emret, karısına rücû etsin sonra temizlenip tekrar hayız olup

yine temizlenene kadar onu tutsun, bundan sonra dilerse ona temas etmeden

temizken onu boşasın. İşte bu Aziz ve Celil olan Allah’ın emrettiği gibi

iddet içinde talâktır” buyurdu. [168]

Eğer bir insan acze düşüp ahmaklık etse (bu durumu onun talakını geri

getirir mi?) [169]

Ebû Dâvud dedi: Şu hadisi Yunus bin Cübeyr, Enes bin Sirin, Said bin

Cübeyr, Zeyd bin Eslem, Ebû’z-Zübeyr ve Ebû Vâil de Mansur’dan rivâyet

etti. Hepsinin manâsı şudur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, İbn-i

Ömer’e temizlenene kadar karısına rücûunu emretti. Sonra dilerse onu

tutması ve dilerse boşaması arasında muhayyer kıldı. Aynı şekilde bu hadisi

Muhammed bin Abdurrahman, Salim’den, o da İbn-i Ömer’den rivâyet etti.

Ama Zührî’nin, Salim’den, Nâfi’nin İbn-i Ömer’den rivâyeti şöyledir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İbn-i Ömer’e temizlenip sonra hayız

görene, sonra yine temizlenene kadar rücûunu emretti. Sonra dilerse

boşamasını dilerse tutmasını emir etti. [170]

2186 – Mutarrıf bin Abdullah’dan: İmran bin Husayn’a, bir zat karısını

boşar sonra ona cimada bulunursa talâk ve ric’atına şahid tutmazsa durumu

ne olacak, diye soruldu. O da, “Sünnete uymayarak boşadın, sünnete

uymayarak ricat ettin, talâkına da, ric’atına da şahit tut ve bir daha böyle

şahitsiz boşama ve ric’at yapma” dedi. [171]

2187 – Benî Nevfel’in kölesi Ebâ Hasen’in haber verdiğine göre o İbn-i

Abbas’a, nikâhında cariye bulunan bir kölenin, karısını iki defa

boşamasından sonra azat olunsalar. Erkek için boşanan karısına talip olması

uygun düşer mi diye fetva istedi. İbn-i Abbas: Evet, Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem böyle hükmetmişti, cevabını verdi. [172]

2188 – Bir önceki hadis ihbar sigası kullanılmadan aynı sened ve mana ile

rivâyet edilmiş bu rivâyette, İbn-i Abbas, şöyle demiştir: “Senin için bir

(talâk) kaldı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’da böyle hükmetti,” [173]

Ebû Asım dedi ki: Bana Muzahir haber verdi. Bana Kasım haber verdi.

Aişe radıyallahu anha’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bu

hadisin misli rivâyet olundu. Ancak o rivâyette, “Cariyenin iddeti, iki

hayızdır,” buyurdu. [174]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmuştur: “Malik

olduğundan başkasına vereceğin talâk vaki olmaz. Mâlik olduğundan

başkasını azat edemezsin. Malik olduğundan başkasını satamazsın.” İbn-i

Sabbâh şunu ziyade etti, “Mâlik olduğundan başka şeye nezirleri ifa

gerekmez,” buyurdu. [175]

Ebû Dâvud dedi ki: Gılak zannedersem, gazab demektir. [176]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Üç şey var ki hakikati hakikat,

şakası da hakikattır. Nikâh, talâk ve (bir talâkla boşandığı karısına) ric’at,”

buyurdu. [177]

Boşanmış kadınlar kendi nefislerini üç kur, bekletirler. Onlar için, Allah’ın

rahimlerinde yarattığını saklamaları helâl olmaz. İşte bir kimse karısını

boşadığında, isterse üç defa olsun ona ric’at hakkı idi, bu nesh edildi ve

“Talâk iki defadır” âyeti indi. (Bakara, ayet 299) [178]

Birde Ebû Rukâne’nin karısını boşarken kullandığı “elbette” tabiri

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tarafından bir talâka haml edilmiştir.

Ve karısına rücû etmesi emredilmiştir. [179]

Üç talâk, Asr-ı Saadet’te, Ebû Bekir devrinde ve Ömer’in halifeliğinin ilk

üç yılında bir talâk sayılıyordu, biliyor musun? İbn-i Abbas da evet, dedi.

[180]

Kimin hicreti Allah ve Rasûlüne olursa onun hicreti Allah ve Rasûlünedir.

Kimin hicreti dünya için olursa ona isabet eder. Veya bir kadın için olursa

onunla nikâhlanır, onun hicreti, hicret ettiği şeyle olur.” [181]

2202 – Abdullah bin Ka’b bin Malik’ten, dedi ki: Ben Kab bin Malik’i

dinledim de bize Tebük seferiyle ilgili hadisesini şöyle anlattı: Elli günden

kırk günü geçince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elçisi geliyor.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem karından uzak olmanı emrediyor,

dedi. Malik diyor ki: Onu boşayacak mıyım, yoksa ne yapacağım dedim.

Hayır boşamayacaksın, fakat ondan ayrıl, ona yaklaşma, dedi. Ben de

karıma; “Ailenin yanına git” Sübhan olan Allah bu işte bir hüküm bildirene

kadar onların yanında dur, dedim. [182]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizi (Kendimizi boşamakla onu tercih

arasında) muhayyer kıldı. Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i tercih

ettik de bu muhayyerliği talâk saymadı. [183]

Katâde, İbn-i Semure’nin azatlısı Kesir’den, o da Ebû Seleme’den, Ebû

Seleme de Ebû Hüreyre’den, o da Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den

bunun benzerini rivâyet etti. Eyyub dedi ki: Kesîr bize gelmişti, ona

sordum, bunu ben katiyen rivâyet etmedim, dedi. Bunu Katâde’ye anlattım.

Katâde, evet o rivâyet etti lâkin o unutmuş, dedi. [184]

2208 – Abdullah bin Ali bin Yezid bin Rukâne’den, o da babasından, o da

dedesinden rivâyet etti. Rükâne karısını “Elbette” tâbiriyle boşadı ve

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem, “Boşarken kaç talâk boşamak istedin?” buyurdu. Rukâne: Bir

talâk boşamak istedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; “Bir talâk

verdiğine Allah’a yemin eder misin?” buyurdu. Rükâne de: Allah’a yemin

ederim, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Elbette ile talâk senin

muradına göre vaki olur,” buyurdu. [185]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, “Şüphesiz Allah (c.c)

ümmetimin söylemediği ya da yapmadığı ve (fakat) kalbinden geçirdiği

şeyleri bağışlamıştır.” [186]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hakikaten İbrahim

(a.s) şu üç yerden başka katiyen yalan söylemedi, onlardan ikisi Aziz ve

Celil olan Allah’ın zati hakkındaydı. “Ben hastayım,” demesi ve “Onu

onların büyüğü olan şu put kırdı” demesidir. Üçüncüsü de şöyle olmuştur.

Bir zaman İbrahim (a.s) Cebbar hükümdarlardan birinin yurdunda

yürüyordu. Bir konak yerine indi. Zalim hükümdarın konağına gelindi,

şuraya yanında insanların en güzel kadını bulunan bir erkek indi, dediler.

Hükümdar, İbrahim (a.s)’a adam göndererek çağırtıp yanındaki kadının kim

olduğundan sordu. İbrahim (a.s.) o benim kız kardeşimdir, cevabını verdi.

Karısının yanına dönünce o zalim, senin kim olduğundan sordu, ben de kız

kardeşim olduğunu söyledim, gerçek bu gün yer yüzünde seninle benden

başka Müslüman yok. Allah’ın kitabında sen benim kız kardeşimsin, sakın

onun yanında beni yalancı çıkarma,” dedi. Daha sonra ravi hadisin kalan

kısmını nakletti. [187]

Ben enseme (elimi) vurarak, “Bundan başka ensem yoktur.” Dedim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Arka arkaya iki ay oruç tut,”

buyurdu. Ben; “Benim şu başıma gelen ancak oruç yüzünden geldi.” Öyle

ise, “Altmış fakire bir vesak hurma dağıt,” buyurdu. Ben, seni peygamber

olarak gönderen, Allah’a yemin ederim ki, bizim yiyeceğimiz yoktu. Aç

olarak yattık, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Benî

Züreyk’in sadaka tahsildarına git, onlardan aldığı zekâtı sana versin, ondan

bir vesakını altmış fakire yedir, geri kalanını sen ve ailen yesin,” buyurdu.

Kavmime döndüm, onlara dedim ki, “Sizden çok tazyik ve iyi olmayan

görüşler gördüm, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den genişlik ve

güzel görüşler gördüm, bana veya benim için sadakanızı vermenizi

emretti,” dedim. [188]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Zıharının kefaretini ödeyene kadar

ailenden uzak dur,” buyurdu. [189]

Ya Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem, mehir olarak verdiklerinin hepsi

yanımdadır (dilerse geri verebilirim) dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’da, Sabit bin Kays’a, “Verdiğin mehirleri karından geri al” buyurdu.

Sabit de karısı Habibe’ye verdiği mehirleri geri aldı, Habibe de (kocasından

ayrılarak iddetini geçirmek üzere) babasının evine döndü. [190]

Sabit bin Kays’ın karısı kocasından para karşılığı boşandı. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, onun iddetini bir hayız kıldı. Ebû Dâvud bu

hadis mürseldir, dedi. [191]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (amcası) Abbas’a şöyle dedi:

“Muğis’in Berire’ye aşırı sevgisine Berire’nin de ona nefretine hayret

etmiyor musun?” buyurdu. [192]

Berire’nin kocası Muğis adı verilen siyah bir köle idi. Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem, Berire’yi (kocasına dönmekle, nikâhı fesh arasında)

muhayyer kıldı ve iddet beklemesini emretti. [193]

Berire’nin kocası köle idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Berire’yi

(boşanmakla kocasına dönmekte) muhayyer kıldı. O da nefsini ihtiyar etti.

Eğer kocası hür olsa idi, Berire’yi muhayyer kılmazdı. [194]

Kasım diyor ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e iki köleyi birden azat

etmenin hükmünü sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kadından

evvel erkeğin azat edilmesiyle işe başlamasını emretti. Nasr diyor ki: Ebû

ali el Hanefi Ubeydullah’tan rivâyeten bana haber verdi. [195]

Asr-ı Saadette bir kimse gelip Müslüman oldu. Ondan sonra da karısı gelip

Müslüman oldu. Adam: Ey Allah’ın Rasûlü karım benimle Müslüman

olmuştu, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hanımını ona iade etti.

[196]

Erkek Müslüman olsa kadına, kadın Müslüman olsa erkeğe islâm teklif

olunur. İslâmı kabul etmezlerse araları ayrılır. [197]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Zeyneb’i eski nikâhı ile Ebû’l-

As’a iade etti, (Mehir gibi) bir şey de söylemedi. Muhammed bin Amr

hadisinde altı sene sonra, dedi. Hasan bin Ali ise iki sene sonra, dedi. [198]

2242 – Kays b. Hâris’den geçen hadisle aynı manâda rivâyet olundu. [199]

Diyor ki; ben Müslüman olduğumda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’e Ey Allah’ın Rasûlü ben Müslüman oldum. Halbuki benim

nikâhımda iki kız kardeş var, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,

“Onlardan istediğin birini boşa,” buyurdu. [200]

Râfi: Kız benimdir, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Râfi’ye,

“Sen bir tarafa otur,” kadına da “sen bir tarafa otur” buyurdu. Çocuğu ikisi

arasına oturttu. “İkiniz birden ona çağırın,” buyurdu. Çağırdılar, çocuk

annesine meyletti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah’ım çocuğa

hidayet et,” buyurdu. Çocuk babasına meyletti. Onu babası aldı. [201]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bu soruyu sormadıkça

vazgeçmem, dedi. Döndü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’a kadar

geldi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nâsın ortasında idi. Ya

Rasûlallah sallallahu aleyhi ve sellem, bir adam karısının yanında bir erkek

bulursa onu öldürür mü? Siz öldürür müsünüz? Yoksa ne yapar, dedi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Senin ve karının hakkında Kur’an

indi, git karını getir gel,” buyurdu. Sehl diyor ki: Ben de Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında nâsın içinde idim. Karı koca

lânetleştiler, lânetleşme bitince Uveymir ben onu evimde tutarsam ona

yalandan iftira etmiş durumda olurum, dedi. Ve Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem ona bir şey söylemeden karısını üç talakla boşadı. İbn-i Şihab

diyor ki: işte bu boşanmak lânetleşen çiftlerin adeti oldu. [202]

Bir Cuma gecesinde biz mescidde bulunuyorduk. Mescide ensardan bir

adam girdi. Ve dedi ki: Bir adam karısını bir erkekle bulsa karısının böyle

yaptığını söylerse iftira haddi uygular mısınız? Veya, o erkeği öldürse

kadının kocasını kısasan öldürür müsünüz? Eğer sükût ederse öfke üzerine

mi sükut etmeli? Vallahi ben bunu elbette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’den soracağım, ertesi gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e

geldi, bunu sordu. Dedi ki: Bir adam karısını yabancı erkekle bulursa, bunu

da söylerse ona iftira haddi vurur musunuz? Veya o yabancı erkeği

öldürürse, kısasen erkeği öldürür müsünüz? Veya sükût ederse öfke üzerine

mi sükût etmeli? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Rabbim,

meseleyi aç, aydınlat,” diye dua ediyordu. Bunun üzerine (şu mealdeki)

lânetleşme ayeti indi. “Eşlerine zina suçu atan ve kendilerinden başka

şahitleri bulunmayan kimseler…” İnsanlar arasında o adam, bununla

imtihan oldu. Karısı ve kendisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e

geldiler, lânetleştiler. Erkek söylediğinde doğruluğuna dört defa Allah’ı

şahit tuttu. Beşincide eğer yalancılardan isem Allah’ın lâneti bana olsun,

dedi. Abdullah anlatıyor, kadın lânetleşmek için gitti, Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem ona (meh) yaptınsa lânetleşme, dedi. Kadın vazgeçmedi,

lânetleşti. Lânetleşme bitip dönerlerken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem: “Umulur ki bu kadın çocuğunu siyah ve kıvırcık saçlı doğurur”

buyurdu. Kadın hakikaten siyah ve kıvırcık saçlı bir çocuk dünyaya getirdi.

[203]

İbn-i Abbas diyor ki: Kadın durakladı, geriledi, hatta biz onu yeminden

dönecek (itiraf edecek) zannettik. Kadın ben hiçbir zaman kavmimi mahcup

etmem, dedi. Lian yeminini tamamladı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, “Kadını gözetin, eğer gözleri sürmeli, uylukları büyük geniş,

incikleri, yağlı bir çocuk dünyaya getirirse, o çocuk Şerik bin

Semha’dandır,” buyurdu. Kadın bu evsafta bir çocuk dünyaya getirdi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer Allah’ın kitabında

(lânetleşenlere ceza tatbik edilmeyeceği hakkında) bir hüküm geçmemiş

olsa idi. Benim ile bu kadın için başka bir durum vardı. (yani ben o kadına

zina haddi uygulardım)” buyurdu. [204]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birbiriyle lânetleşen karı kocaya

lânetleşmelerini emrettiğinde erkeğe beşincide elini ağzına koymasını

emretti ve, “Nefsine lâneti celbeden bu söz, azabı mucibtir,” buyurdu. [205]

İbn-i Ömer radıyallahu anh’in şöyle dediğini işittim. Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem, birbiriyle lânetleşen karı ve kocaya, “ikinizden biriniz

yalancıdır. Hesaplarınız Allah’adır. (Erkeğe), senin karının yanına

yaklaşmana yolun yok.” (Erkek) Ey Allah’ın Rasûlü ona verdiğim malım ne

olacak? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer ona söylediğin sözde

doğru isen, malın kadını kendine helâl kılmana karşılıktır, eğer ona

yalandan zina isnad ettiysen, o mal sana çok uzaktır,” buyurdu. [206]

İbn-i Ömer’e, bir adam karısına zina isnad etti, dedim. İbn-i Ömer:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Aclan oğullarından iki kardeşin

(Karı kocanın) arasını ayırdı ve onlara şöyle buyurdu: “Allah biliyor ki,

ikinizden biriniz yalancıdır. İçinizde iddiasından dönen var mı?” diye üç

defa tekrarladı. İddialarından vaz geçen olmadı ve aralarını ayırdı. [207]

Ebû Dâvud diyor ki: Malik’in rivâyette tek kaldığı lafızlar, “Çocuğu

annesine ilhak etti,” kelimeleridir. Yunus, Zührî’(den naklen, Zührî de Sehl

bin Sa’d’den naklen lian hadisinde dedi ki: Kadının kendinden hamlini

inkâr etti. Kadının çocuğu kendisine nisbet edilerek çağrılıyordu. [208]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onlar içerisinde çil deve var mı?”

buyurdu. Adam: “Onlar içerisinde bir tane çil var” dedi. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun nereden olduğu görüşündesin?” dedi.

Adam, “Bu olur ki aslında olan bir damar çıkmış (galebe) etmiştir de, o asla

benzemiştir,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de, “Olur ki bu

çocuğa senin aslında mevcut bir damar çekmiştir. (Galebe) etmiştir de siyah

olmuştur,” buyurdu. [209]

Lânetleşme ayeti indiği vakit Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle

buyurduğunu işittim. “Hangi kadın ki, bir kavmin içine kendilerinden

olmayan bir çocuğu sokarsa Allah’ın dininde bir şeye, rahmete nail olamaz,

Allah onu cennetine koymaz. Hangi erkek de çocuğunun yüzüne baka baka

(kendisinden olduğunu bile bile) onun kendinden olduğunu red ederse,

Allah onu rahmetinden perdeler, mahrum eder. Önce geçenler ve sonra

gelenlerin gözü önünde onu utanacak duruma düşürür.” [210]

Ebû Dâvud diyor ki: Ben Ahmed bin Salih’in şöyle dediğini işittim. Üsame

zeft gibi çok siyah, Zeyd de pamuk gibi çok beyazdır. [211]

(Bu ikisi de) yüksek sesle bağırmaya başladılar, sonra diğer ikisine,

“çocuğun şu kimseye ait olmasını hoş karşılayın,” dedi. İkisi de yüksek

sesle bağırmaya başladılar. Ali radıyallahu anh, “Siz münazaa içersinde

bulunan ortaklarsınız. Ben aranızda kura çekeceğim, kura kime çıkarsa

çocuk onundur. Diğer iki arkadaşına bir diyetin üçte ikisini ödeyecek,” dedi.

Aralarında kura çekti, çocuğu kuraya isabet edene verdi. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem (kura işine) yan veya azı dişler görünecek kadar

güldü. [212]

Bir tuhur içinde bir kadına zina etmiş olan üç kimse Yemen’de Ali

radıyallahu anh’a geldiler. Onlardan ikisine çocuğun şu üçüncü kimseye ait

olmasını kabul eder misiniz, dedi. Kabul etmeyiz dediler. Onların hepsine

(ait olmasını) sordu. Her ne zaman ikisine (kabul eder misiniz) diye

sorduğunda hayır diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ali radıyallahu anh

onlar arasında kura çekti ve çocuğu kura kendisine isabet edene ilhak etti.

Diyetin üçte ikisini de ona yükledi Zeyd bin Erkam dedi ki; bu hadise

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e anlatılınca Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem azı dişleri görünene kadar güldü. [213]

Dördüncü bir nikâh şekli çok kimse toplanır (bir kadına temas ederlerdi)

kadın kendisine temas edeceklerden kaçınamazdı. Bu kadınlar fahişelerdi.

Bunlar kendileriyle temas edeceklere işaret için kapılarına bayraklar

asarlardı. Onlar da bunlarla temas ederlerdi. Kadın hamile kalıp çocuğunu

dünyaya getirince erkekler kadının yanına toplanırdı. Onlar için (çocuğun)

kime ait olduğunu tesbitte mahir mutehassıs kimseler çağırırlardı. Onlar da

bu çocuğu kanaat getirdikleri kimseye verirlerdi. O kimse de çocuğu

kendisine ilhak ederdi. Onun oğlu diye çağırılırdı. Çocuk da bundan

çekinmezdi. Allah Teâlâ Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemı

gönderince ehl-i cahiliyenin nikâhının hepsini yıktı. Ancak Ehl-i İslâmın bu

günkü nikâh şekli kaldı. [214]

O, benim kardeşimdir. Çünkü babamın cariyesinin oğludur ve babamın

döşeğinde dünyaya geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çocukta

Utbe’ye açık bir benzeyiş gördü ve “çocuk döşek içindir” (kimin döşeğinde

doğmuşsa ona aittir.) Ey Sevda, sen bu kardeşinden örtün, gözükme”

buyurdu. Müseddet hadisinde şunu ziyade etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem, “Ey Abd, çocuk senin kardeşindir,” buyurdu. [215]

Hz. Osman radıyallahu anh’ın huzurunda murafaa olduk. (Musa bin İsmail

diyor:) zannediyorum ki, Mehdi söyledi dedi ki: Osman radıyallahu anh

erkeğe ve nikâhlıma sordu, her ikisi de zinayı itiraf ettiler. Osman

radıyallahu anh iki erkeğe aranızda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in

hükmü gibi hükmetmeme razı olur musunuz? Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem, “Çocuk döşek (sahibi) içindir,” buyurdu, dedi. Zannediyorum ki,

Mehdi şöyle dedi: Hz. Osman erkeğe de kadına da had vurdurdu. Her ikisi

de köle idiler. [216]

Ben bir aralık Eba Hüreyre ile oturuyordum. Ona yanında oğlu olduğu

halde farilsi bir kadın geldi. (Karı kocadan her biri) çocuğun kendilerine aid

olduğunu iddia ettiler. Kadını kocası boşamıştı. Ebû Hüreyre, çocuk için

kura çekin diye kadının anlayacağı bir dille cevab verdi. Kadının kocası

geldi ve çocuğum hakkında bana hak iddia edebilir, dedi. Ebû Hüreyre, ben

Allah için böyle bir şey söylemiyorum. Ancak ben Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem’in yanında otururken bir kadın gelip ve ey Allah’ın Rasûlü

kocam oğlumu götürmek istiyor. Beni Ebî İnabı’nin kuyusundan suladı ve

bana menfaat verdi, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Onun için

kura çekin” buyurdu. Kadının kocası çocuğum hakkında kim bana hak iddia

edebilir, dedi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, “Çocuğa şu baban şu da

anandır. Bunlardan hangisini dilersen onun elinden tut,” buyurdu. Çocuk ta

annesinin elini tuttu ve onunla gitti. [217]

Zeyd bin Haris’e Mekke’ye çıkmıştı. (Seyyidüşşühedâ) Hamza’nın kızını

getirdi. Cafer(i Tayyar) bu çocuğu ben yanıma alacağım, buna ben

hepinizinden daha haklıyım. Çünkü o, benim amcamın kızıdır. Onun teyzesi

de yanımdadır (nikahımdadır) gerçekten teyze annedir, dedi. Ali radıyallahu

anh bu çocuğu yanıma almada ben daha haklıyım, çünkü o, amcamın

kızıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın kızı da yanımda

(nikâhımda)dır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın kızı ona daha

haklıdır, dedi. Zeyd bin Harise: onu yanıma almada ben daha haklıyım. Onu

Mekke’den getirmek için ben gittim, seferi ihtiyar eyledim ve onu buraya

getirdim,” dedi. Hemen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çıktı,

(Hadisin bundan sonraki kısmında ravilerden biri Hz. Peygamber’den bir

hadis nakletti ve dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “(Kızın)

Cafer’in yanında kalmasına hükmediyorum. Teyzesi ile kalsın. Teyze

gerçekten annedir,” buyurdu. [218]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Çocuğun teyzesine ait olduğuna

hükmedip (Teyze) anne yerindedir,” buyurdu [219]

“Boşanmış kadınlar kocaya gitmeden nefislerini üç hayız bitene kadar

bekletirler ve kadınlarınızdan hayız görecek çağı geçmiş olanlarda şüpheye

düşerseniz onların iddeti üç aydır,” işte bu ayetten, “Eğer, o kadınları onlara

temas etmeden boşarsanız, onlar üzerine sayacağınız onlara bekleteceğiniz

bir iddet yoktur,” hükmü nesh edildi. [220]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hafsa radıyallahu anha’yı (bir talak

ile) boşadı, sonra ona rücu’ etti (döndü). [221]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Sen talâk-ı bâyinle boşsun, senin

nafakanı vermek kocana farz değildir,” buyurdu ve ona Ümmü Şerik’in

evinde iddetini tamamlamasını emretti. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem: “Ümmü Şerik yanına ashabımın girip çıkabildiği bir kadındır.

Abdullah İbn-i ümmü Mektum’un evinde iddeti doldur, çünkü Abdullah bin

Ümmü Mektum ama bir erkektir. İddetin bitince bana haber ver,” buyurdu.

Fatıma daha sonra şunları söyledi: Helal olduğum vakit kendilerine

Muaviye bin Sufyan ile Ebû Cehm’in beni istediklerini söyledim:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ama Ebû Cehm sopasını

omuzundan hiç indirmez (kadınları çok döver), Muaviye ise fakirdir, onun

malı yoktur. Üsame bin Zeyd’le evlen,” buyurdu. Fatıma diyor ki: Üsame

ile evlenmeyi hoş görmedim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, tekrar

“Üsame bin Zeyd’le evlen,” buyurdu. Onunla evlenmekten çok hayır

gördüm, gıpta edildim. [222]

2285 – Ebû Seleme bin Abdurrahman’dan: Ona da Kays kızı Fatıma haber

verdi. Eba Hafs bin Muğire, Fatıma’yı üç talâkla boşadı, ravi bu husustaki

hadisi sevk etti. Bu rivâyette şu ifadeler de vardır. Halid bin Velid ve benî

Mahzum’dan bir kimse Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldiler. Ve

Ey Allah’ın Rasûlü Eba Hafsa bin Muğire, karısını üç talâkla boşadı ve ona

az bir nafaka bıraktı,” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,

“Fatıma’ya nafaka yoktur,” buyurdu. Hadisi sevk etti. Malik’in hadisi daha

tamdır. [223]

Fakat Mervan b. El-Hakem üç talakla boşanmış bir kadının evinden çıkması

hakkındaki Fatıma’nın bu sözünü kabul etmekten çekinmiştir. Urve dedi ki:

Aişe radıyallahu anha, Fatıma binti Kays’ın bu haberini uygun bulmadı. [224]

Ümmü Mektum âmâ idi. Örtüsünü onun yanında çıkarabilirdi. O, görmezdi.

İddeti bitene kadar orada durdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu

Üsame’ye nikâhladı. Elçi Kâbısa, Mervan’a dönüp bunu ona haber verdi.

Mervan dedi ki: Bu hadisi biz yalnız bir kadından başka kimseden

işitmedik, biz insanların üzerinde bulunduğu kuvvetli hükmü alırız.

Fatıma’ya bu söz ulaşınca şöyle dedi. Benim ve sizin aranızda Allah’ın

Kitabı var, Allahu Tealâ, “Siz kadınları iddetleri içinde boşayın.” Hatta

(Allah Tealâ bundan sonra emir ihdas etmesi umulur, bunu sen bilemezsin.)

Fatıma dedi ki; üç talâktan sonra Allah ne emir ihdas edecek? [225]

Ben, Esved’le beraber Ulu Camide idim. Fatıma binti Kays, Ömer bin

Hattab’a geldi. Ömer radıyallahu anh ona, “Biz bir kadının sözü ile

Rabbimizin kitabını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın sünnetini terk

edemeyiz. Zira o kadın hıfz edebildi mi, edemedi mi? (Bilemeyiz)” dedi.

[226]

Aişe radıyallahu anha, Fatıma binti Kays’ın hadisini şiddetle reddetti ve

şöyle dedi. Gerçekten Fatıma ıssız bir yerde idi. Etrafından korkuluyordu

onun için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona (İbn-i ümmi

Mektum’un evine taşınması için) ruhsat verdi. [227]

Aişe radıyallahu anha’ya Fatıma’nın sözünü görmedin mi, denildi? Aişe

radıyallahu anha, “O rivâyeti söylemesinde Fatıma’ya bir hayır yoktur,”

dedi. [228]

2295 – Kasım bin Muhammed ile Süleyman bin Yesâr’dan rivâyet

edildiğine göre: Yahya bin Said bin As, Abdurrahman bin Hakem’in kızını

kesin olarak boşadı. Abdurrahman kızını, iddet beklediği (kocasının)

evinden nakletti. Mervan Medine emiri idi. Aişe radıyallahu anha Mervan’a

haber gönderdi. Allah’tan kork. Kadını kendi evine gönder, dedi.

Süleyman’ın hadisinde Mervan dedi ki: Abdurrahman bana galebe etti.

Kasım’ın hadisinde Mervan dedi ki: Sana Fatıma binti Kays’ın haberi

yetişmedi mi? Aişe radıyallahu anha, Fatıma’nın hadisinden bahsetmemen

sana zarar vermez, dedi. Mervan da dedi ki: Eğer (Fatıma’nın evini terki)

sana göre mevcut bir şerden dolayı idiyse, Yahya ile Abdurrahman’ın kızı

arasındaki mevcut şer de (mazeret olarak) sana yeter. [229]

Teyzem üç talâk ile boşanmıştı. Kendine ait bir hurmayı toplamak için

çıkmıştı. Ona bir erkek rast geldi ve onu (iddeti içinde dışarı çıkmaktan)

men etti. Teyzem Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve ona bunu

anlattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teyzeme, “Çık hurmanı topla,

umulur ki, o hurmadan sadaka verir veya hayır yaparsın,” buyurdu. [230]

2298 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre: “İçinizden

ölüp de geriye kalan eşler bırakan erkekler, eşlerinin evlerinden

çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin vasiyet etsinler” ayet-i kerimesi

miras ayetiyle Allah’ın kendilerine taktir buyurduğu dörtte bir ve sekizde

bir hisse olarak (belirlenmekle neshedildiği gibi) bir sene iddet bekleme

süresi de dört ay on gün olarak tahdit edilmekle neshedildi. [231]

Hifs: Küçük ev demektir. [232]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Evet,” buyurdu. Dedi ki: Çıktım

hücreye veya mecside geldiğimde beni çağırdı veya benim için emretti, ona

çağrıldım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana: “Nasıl söylemiştin?”

buyurdu. Ben de kocamın vaziyeti hakkında zikr ettiğim kıssayı tekrar

ettim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Farz olan iddet müddeti

bitene kadar kocanın evinde eyleş,” buyurdu. Diyor ki: Kocamın evinde

dört ay on gün iddet bekledim. Dedi ki: Osman bin Afvan, (halifeliği

esnasında) bana haber gönderdi ve bana bundan sordu, ona başımdan geçeni

haber verdim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ın bana yaptırdığına

uydu ve onunla hükmetti. [233]

Atâ sözlerine devamla dedi ki: daha sonra miras ayeti indi de süknâ

neshedildi. Artık kadın dilediği yerde iddet bekleyebilir. [234]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “kadın kocasından başka hiçbir ölü

için üç günden fazla yas tutamaz. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar.

Bu süre içerisinde, boyalı elbise giyinmez, yemen dokumalarından Asb

denen beyazlığı giyebilir. Sürme çekinmez, koku sürünmez. Ancak

hayızdan kurtulması yaklaşınca ve hayızdan temizlendiği zaman gust ve

ezvar denen kokulardan az bir şey sürünür” buyurdu. Yakub; Asb yerine

ancak yıkanmış elbise kullanabilir, dedi. Yakub, kına yakınamaz kelimesini

de ziyade etti. [235]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kocası ölen kadın usfurla ve

kırmızı çamurla boyanmış elbise giyinemez. Zînet kullanamaz, kınalanamaz

ve sürme çekinemez,” buyurdu. [236]

2305 – Ümmü Hakîm bint-i Esîd’in annesinden rivâyet olunduğuna göre

kocası vefat ettiğinde kendisi gözlerinden rahatsız olmuş da ismid denilen

sürme taşı ile sürmelenmiş. Ahmed bin Salih’e göre doğru olan ifade ismid

sürmesiyle sürmelendi ifadesidir. Bunun üzerine, cariyesini Ümmü

seleme’ye gönderdi ve ismid sürmesini kullanıp kullanamayacağını sordu.

Ümmü Seleme radıyallahu anha: Onunla sürmelenme, ancak rahatsızlığın

şiddetlenir, sürmeye mecbur olursan gece çekinirsin, gündüzleri onu

silersin, buyurdu. Sonra sözlerine devam etti. Ümmü Seleme şöyle dedi:

Ebû Seleme öldüğü zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yanıma

geldi, gözüme “sabr” denen ilâcı sürmüştüm, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem: “Bu nedir? Ey Ümmü Seleme,” dedi. Ben bu yalnız sabırdır, içinde

koku yoktur, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Bu yüzü

genceltir, onu ancak gece sürün, gündüzleri çıkar, koku ve kına ile taranma,

çünkü kına boyadır” buyurdu. Ümmü Seleme radıyallahu anha ne ile

taranayım Ey Allah’ın Rasûlü? Dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem, “Başının her tarafını kaplarcasına başına koyacağın sidirle taran”

buyurdu. [237]

Subey’a dedi ki: Bunu bana söylediği vakit akşam olunca Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’e vardım ve evlenip evlenmiyeceğimi ona

sordum. Çocuğumu dünyaya getirdiğim vakit iddetimden çıkmış olacağıma

bana fetva verdi, eğer talip çıkarsa evlenmemi emretti. İbn-i Şihab diyor ki:

Hamile kadının çocuğunu doğurur doğurmaz evlenmesinde beis

görmüyorum, isterse nifas halinde olsun. Şu kadar ki, temizlenene kadar

kocası ona yaklaşmaz. [238]

Kim dilerse (Hak üzerinde bulunduğumu isbat için) lânetleşebilirim. Kısa

Nisa suresi (Talâk Sûresi) (Bakara suresindeki) dört ay on gün ayetinden

sonra indi. [239]

İbn-i Müsenna dedi ki: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem,

sünnetini bize karıştırmayın. Kocası ölmüş kadının iddeti dört ay on gündür.

Yani kocası ölen kadından maksat, ümmü veleddir. [240]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den soruldu. Bir erkek karısını (üç

talâkla) boşayıp kadın başka bir erkekle evlense, kadınla baş başa kalsa,

sonra kadına temas etmeden onu boşasa, birinci kocasına helâl olur mu?

Aişe radıyallahu anha dedi ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,

“Kadın sonraki erkeğin balcağızından erkek te onun balcağızından

tatmadıkca birinci erkeğe helâl olmaz,” buyurdu. [241]

“Komşunun karısı ile zina yapmandır,” buyurdu. Abdullah bin Mes’ud dedi

ki: Yüce Allah peygamberin sözünü doğrulamak için şu ayet-i kerimeyi

indirdi. “Onlar ki Allah ile beraber başka ilâha yalvarmazlar. Allah’ın

haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim

bunlardan birini yaparsa cezaya çarpıtılır.” [242] (Furkan suresi ayet 68)

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni