Sünen-i Ebû Dâvûd · Haziran 30, 2026

Araziyi yarılığa ortağa vermek

ALIŞ VERİŞ BÖLÜMÜ · 35 – ARAZİYİ YARILIĞA ORTAĞA VERMEK 3408 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Hayber arazisini ve bahçelerini) çıkacak ekin ve meyvenin …

ALIŞ VERİŞ BÖLÜMÜ · 35 – ARAZİYİ YARILIĞA ORTAĞA VERMEK

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3408 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Hayber arazisini ve bahçelerini)

çıkacak ekin ve meyvenin yarısı karşılığında Hayber halkına ortağa

vermişti. [226]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3409 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’in hurmalıklarını ve arazisini

kendi mallarını kullanarak işlemeleri ve bakmaları için Hayber Yahudilerine

verdi. Çıkacak meyvenin yarısı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve

sellem’e ait olacaktı. [227]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3410 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle

demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’i fethetti; (elde edilen)

toprak, altın ve gümüşün kendisine ait olacağını şart koştu.

Hayber halkı şöyle dediler: “Biz çiftçiliği sizden (Medinelilerden) daha iyi

biliriz. Mahsulün yarısı bizim ve yarısı da sizin olmak üzere Hayber

arazisini bize ortağa verin.

İbn-i Abbas: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şart üzere Hayber

arazisini Yahudilere verdiğini iddia etti. Hurma toplanmaya başlayınca

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem toplanan hurmanın ne kadar

olduğunu tesbit için Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi. Abdullah bin

Ravaha da onlara hurmanın miktarını takdir etti. Medine halkı çıkan

mahsulün miktarını tespit etmeye hars derlerdi. Abdullah bin Ravaha şu

hurmalıkta şu kadar hurma var diye tesbit etti. Yahudiler ey İbn-i Ravaha

bize hurma miktarını çok tespit ettin, dediler. Abdullah bin Ravaha da ben

hurma tespitinde ehliyet sahibi bir yetkiliyim, size tespitte söylediğim

hurmanın yarısını veririm dedi. Bunun üzerine Yahudiler işte bu miktar

haktır, gökler ve yerler bununla (hak ve adaletle) ayakta dururlar. Senin

söylediğin miktarı almaya razıyız, dediler. [228]

İZAH

Hayber arazisi fethedilince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber

arazisini eski sahibi Yahudilere yarıya verdi. Hayber hurmalıklarını da yine

eski sahibi Yahudilere bakımı onlara, mahsul yarıya olmak üzere verdi.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra hazreti Ebû Bekir

devrinde de bu ortaklık devam etti. Hazreti Ömer halife olunca Yahudilerin

işledikleri bir cinayet üzerine onları Arap yarımadasından sürdü. Bu

ortaklık o devreye kadar devam etti.

İmam Azam hazretleri gerek tarlayı, gerekse meyveliği ortaklığa vermeyi

caiz görmemiştir.

İmam Şâfi, İmam Malik, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed bu hadise

dayanarak araziyi ve bahçeyi ortağa vermeyi caiz görmüşlerdir. (Maalim-

üs-Sünen, c. 5, s. 67)

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3411 – Cafer bin Burkan’dan bir önce geçen hadis aynı mana ve isnatla

rivâyet edildi. (Takdir kelimesi manasına) “Hazere” kelimesini söyledi.

“Her sarı ve beyaz” kelimelerini rivâyet ederken de bunlar, “altın ve gümüş

demektir” dedi.

İZAH

Bu rivâyette takdir etmek anlamına hazere kelimesi kullanılmıştır. Çünkü

hazr takdir etmek demektir. Sarı kelimesinin altın, beyaz kelimesinin de

gümüş demek olduğu açıklanmıştır.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3412 – Miksem radıyallahu anh’dan rivâyete göre:

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber arazisini fethetti, diye bir önce

geçen hadisin benzerini zikretti ve, “Abdullah bin Ravaha hurmaları takdir

(tahmin) etti” dedi. Ayrıca bu rivâyette Abdullah bin Ravaha şöyle dedi:

“Ben hurmanın toplanmasına ve miktarının takdirine ehil ve yetkiliyim, size

söylediğim miktarın yarısını veririm.”

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3413 – Aişe radıyallahu anhâ’dan rivâyete göre şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Abdullah bin Revaha’yı meyvalar

olduğu vakit henüz ondan yenmeden (Hayber’e) gönderir. Abdullah bin

Revahada hurmalar(ın miktarını) takdir ederdi. Sonra Yahudiler bu takdiri

kabul edip bu miktarı almakta muhayyer bırakılır veya Abdullah bin

Revaha’ya bu tesbit edilen mitarı verirlerdi. (Bu işlem) zekat tesbit

edilebilmesi için meyveler yenilip ayrılmadan önce yapılırdı.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3414 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:

Allah (c.c) Hayber arazisini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e harpsiz

ikram edince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Yahudileri arazi

üzerinde oldukları gibi bıraktı. Arazinin mahsulünü kendisi ile Yahudiler

arasında ortak kıldı. Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi, o da mahsulün

miktarını tesbit etti.

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni

3415 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:

Abdullah bin Ravaha Hayber hurmalığındaki mahsülü kırk bin vesak olarak

tesbit etti. (Râvi Câbir dedi ki) Abdullah bin Ravaha Yahudileri muhayyer

bırakınca Yahudilerin meyveyi topladıklarını ve yirmi vesak

borçlandıklarını ifade etti.

İZAH

Bir vesak 60 sa’dır. Bir sa’ 3333 kilogramdır. Öyle ise bir vesak 199,980

kilogramdır. (Yüz doksan dokuz kilo dokuzyüz seksen gramdır) Hayber

hurmalığında tesbit edilen hurma ortalama sekiz yüz ton civarındadır. Bu

mahsulün dörtyüz tonu Yahudilere bırakılıyor, dört yüz tonu da Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’e getiriliyordu.

[171] . Tirmizî, K. Büyû, Babu-t-ticari ve tesmiyeti-n-Nebiyyi sallallahu

aleyhi ve sellem, n. 1208; Neseî, K. Eymân ve-n-Nüzûr, Bab-ul-lağvi Vel-

Kizbi, n. 3831; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Bab-ut-tevekkıyyi fi-t-ticareti, n.

2145

[172] . İbn-i Mâce, n. 2406

[173] . Buharî, K. Eymân, Babu fazl-ı men istebree, n. 71/1; Müslim, k.

Müsakat, Babu ehzi-l-halali ve terki-ş-şübühat, n. 1599; Tirmizî, K. Büyû,

Babu terk-iş-şübühatı, n. 1205; Neseî, K. Büyû, Babu İctinabı-şübühâtı, n.

4458; İbn-i Mâce, K. Fiten, Babu-l-Vukufi inde-ş-şübühati, n. 3984

[174] . Neseî, K. Büyû, Babu ictinabı-ş-Şübuhâti fi’l kesbi, n. 1460; İbn-i

Mâce, K. Ticaret, Babu-t-tağlîzi fi-r-Rıbâ, n. 2278

[175] . Tirmizî, K. Büyû, fî ekl-r-Rıbâ, n. 1206; İbn-i Mâce, K. Ticaret,

Babu-t-tağlizi i-r-riba, n. 2277; Müslim, K. Ekli-r-Rıba ve Müvekkilihi;

Buharî, k. Büyû, Babu müvekkilü-r-Rıba, n. 78/3

[176] . Tirmizî, K. Tefsiri’l-Kur’an, Babu ve min süreti-t-tevbe, n. 3087;

İbn-i Mâce, K. Menâsik, Babu-l-hutbeti yevm-un-Nahri, n. 3055; Müslim,

K. Hac, n. 1218; Neseî, K. Hac, Babu-l-kerâhiyyeti, fi-s-siyab, n. 2713

[177] . Buharî, K. Büyû, babu yemhakullahur-r-riba, n. 78/3; Müslim, K.

Müsakat, Babu’n-nehyi ani-l-halfi fi-l-Büyû, n. 1606; Neseî, K. Büyû, n.

4466

[178] . Tirmizî, K. Büyû, Bab-ur-richâni fi’l – Vezni, n. 1305; Neseî, K.

Büyû, Bab-ur-richani fi’l – Vezni, n. 4596; İbn-i Mâce, K. Ticaret, Bab-ur-

rüchani, fi’l Vezni, n. 220

[179] . Neseî, K. Büyû, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 4597; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 2221

[180] . Neseî, K. Büyû, Babu-r-rüchani fi-l-Vezni, n. 4598

[181] . Neseî, K. Büyû, Babu-t-taglizi fi-d-deyni, n. 4689

[182] . Buharî, K. Faraiz, Babu men tereke mâlen feli ehlihi; Müslim, K.

Ferâiz, Babu men tereke mâlen fe-li veresetihi, n. 1619; Tirmizî, K. Cenâiz,

Babu-s-Salat alel Medyûn, n. 1070; İbn-i Mâce, Sadakat, Babu men tereke

deynen, n. 2415; Neseî, K. Cenâiz, Bubü-s-Salâti ala men aleyhi, n. 1695

[183] . Buharî, K. Havale, Babu izâ ehâle ala meliin, n. 123/3; Müslim,

Babu tahrîmi matlü-l-Ganiyyi, n. 1564; Tirmizî, K. Büyû, Babu matlü-

lGaniyyi zülmun, n. 1308; Neseî, K. Büyû, Babu matlü-l-Ganiyyi, zülmun,

n. 4695; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-havale, n. 2403

[184] . Müslim, n. 1600; Tirmizî, K. Büyû, Babu istikradız-l-baîri, n. 1318;

Neseî, K. Büyû, Babu istilafi-l-hayevân, n. 4621; İbn-i Mâce, K. Büyû,

Babu-s-silmi hayevân, n. 2285

[185] . Neseî, K. Büyû, Babu ziyâdeti fi-l-vezni, n. 4594

[186] . Buharî, K. Büyû, Babu mâ yüzkeru fî bey’it-taâmı; Müslim, K.

Müsakat, Babu-s-sarfi, n. 1586; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-t-temri bi-t-

temri, n. 4562; Tirmizî, K. Büyû, Babu-s-sarf, n. 1243; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Babu sarfi-z-zehebi bi-l-verakı, n. 2259; Muvatta, K. Büyû, Babu-

s-sarf

[187] . Müslim, K. Müsakat, Babu-s-sarfi ve bey’i-z-zehebi, n. 1587;

Tirmizî, K. Büyû, Babu-l-hıntatı milsen bi mislin, n. 1240; Nesei, K. Büyû,

Babu bey’i-l-birri bi-l-birri, n. 4564; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-s-sarf, n.

2254

[188] . Müslim, K. Müsakat, Babu bey’i-l-kılâde, n. 1591; Tirmizî, K. Büyû

Babu fî şiraı-l-kılade, n. 1255; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-l-kılade, n. 4577

[189] . Müslim, K. Müsakat, n. 1591

[190] . Tirmizî, K. Büyû Babu-s-sarf, n. 1243; Neseî, K. Büyû, Babu bey’il-

l-fizzati bi-z-zehebi, n. 4586; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu iktidai-z-zehebi

mine-l-verakı, n. 2262

[191] . Tirmizî, K. Büyû, Babu kerahiyeti bey’i-l-hayvanı, n. 1237; Neseî,

K. Büyû, Babu bey’i-l-hayevanı bi-l-hayevanı, n. 4624

[192] . Müslim, K. Müsakat, Babu cevâzi bey’i-l-hayevani bi-l, n. 1602;

Tirmizî, K. Büyû, babu fî şirâi-l-abdi bi-l-abdeyn, n. 1239; Neseî, K. Büyû,

Babu-beyı-l-hayevanı bi-l-hayvâni, n. 292/7

[193] . Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-n-nehyi ani-l-muhakaleti, n. 1255; Neseî,

K. Büyû, Babu iştira-i-t-temri, bi-r-rabbi, n. 4549; İbn-i Mâce, K. Ticarat,

Babu bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 2264; Muvatta; K. Büyû, Babu mâ yekrahu

min, Hakim: n. 38/2

[194] . Muvatta, K. Büyû, Babu fi-l-mazabeneti ve-l; Buharî,K. Büyû, Babu

bey’i-z-zebibi bi-z-zebibi; Müslim, K. Büyû, Babu-t-tahrîmi bey’ı-r-ratbi

bi-t-temri, n. 1542; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-kerami bi-z-zebibi, n.

4536; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1300

[195] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-müzabeneti; Müslim, K. Büyû, Babu

tahrîmi bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 1539; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya,

n. 1302; Muvatta, K. Büyû, Babu Bey’ı-l-Urye, Neseî, K. Büyû, Babu

bey’ı-l-uraya bi hırsıha, n. 4542

[196] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semeri alû ruûsi; Müslim, K. Büyû,

Babu tahrîmi bey’l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1303; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-

l-araya ve-r-ratbi, n. 4546

[197] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semri ala ruûsi-n-nahli, Müslim, K.

Büyû, Babu, tahrîmi bey’ı-r-Ratbi ve-t-temri, n. 1541; Neseî, K. Büyû,

Babu, bey’ı-l-urâyâ bi-r-Ratbi, n. 4545; Tirmizî, K. Büyû, Babu mâ câe fil

urâyâ, n. 1301; Muvatta, K. Büyû, bey’ı-l – Urye,

[198] . Buharî, K. Zekat, Babu men bâe simârahu ev nahlehü; Müslim, K.

Büyû, Bab-un-nehyi ani-n-nehyi an bey’-s-simâri, n. 1534; Neseî, K. Büyû,

Babu bey’ı-s-semri kalbe en yebdu, n. 1523; Tirmizî, K. Büyû, Babu

kerahiyeti bey’ı-s-semri hatta yebdu, n. 1226; Muvatta, K. Büyû Babu-n-

Nehyi an bey’ı-s-simâri; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu nehyi an bey’ı-s-

simari, n. 2214

[199] . Müslim, K. Büyû, Babu Nehyi an bey’ı-s-simari, n. 1535; Tirmizî, K.

Büyû, Babu Kerâhiyeti bey’ı-s-semrati, n. 1227; Neseî, K. Büyû, Babu

Bey’ı-s-Sünbüli, n. 4555

[200] . Buharî, k. Zekat, Babu men bae semarihü ev nahlehü, n. 1536;

Müslim, K. Büyû, Babun nehyi an bey’ı-s-simari, n. 4529; Neseî

[201] . Tirmizî, K. Büyû, Babu Kerahiyeti bey’ı-s-semrati hatta, n. 1228;

İbn-i Mâce, K. Büyû, n. 2217

[202] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-simari kalbe en Yebdû

[203] . İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-s-simari, n. 721

[204] . Neseî, K. Büyû, Babu vad’ı-l-cevaih, n. 4532; Müslim, k. Müsakat,

Babu Vad’ı-l-cevaih, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu bey’ı-s-simari,

n. 2218

[205] . Müslim, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu, bey’ı-s-simari, n.

2218

[206] . Müslim, K. Büyû, Babu butlanı bey’ı-l-hasati, n. 1513; Tirmizî, K.

Büyû, Babu fî kerahiyeti bey’ı-l-gureri, n. 1230; Neseî, K. Büyû, Babu

bey’ı-l-hasati, n. 4522; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-l

hasati, n. 2194

[207] . Buharî, K. Büyû, Babu ibtali bey’i-l-mülâmeseti ve’l-Münâbezeti, n.

1512; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-münâbezeti, n. 4515; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Babun nehyi anil münâbezeti vel-mülâmeseti, n. 3170; Tirmizî, K.

Büyû, Babu-l-mülâmeseti ve’l-münâbezeti, n. 1310

[208] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-gureri ve’l-habeleti, n. 3381; Müslim,

K. Büyû, Babu tahrîmi bey’ı habel’il-habeleti, n. 1513; Tirmizî, K. Büyû,

Babu bey’ı habe-lil-habeleti, n. 1229; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-habe-

lil-habeleti, n. 4626; Muvatta: K. Büyû, Babu mâ-lâ Yecûzü min bey’ı-l-

hayvanı

[209] . Tirmizî, K. Büyû, n. 1258; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-Emîni

yetteciru fîhi, n. 2402; Buharî, K. Alamat-i-n-Nubüvve, Babu haddesena M.

Müsenna, n. 203/4

[210] . Tirmizî, K. Büyû, n. 1257

[211] . Buharî, K. Büyû, Müslim, K. Zikir, Babu Kıssati Eshab-ül-gar, n.

2743

[212] . Neseî, K. Büyû, Babü-ş-şirketi bi gayri mâlin, n. 4701; İbn-i Mâce,

K. Ticarat, Babü-ş-şirketi ve’l-müdârebe, n. 2288

[213] . Müslim, K. Büyû, Babu kura-i-l-Arzı, n. 1547; Neseî, K. Müzraa,

Babu-n-Nehyi anil-kura-il-arzı bis-sülüsi, n. 3940; İbn-i Mâce, K. Rahun,

Babu kura-il-Arzı, n. 2453

[214] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an kura-il-arzi bi-s-sülüsi, n. 3959;

İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu mâ yükrahü minel-müzâraa, n. 2461

[215] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi, an kûrâ-il-arzı, n. 3925

[216] . Buharî, K. Hars ve Müzâraa, Babu haddesena Muhammed, n. 137/3;

Müslim, K. Büyû Babu küre-il-arzı biz-zehebi ve-l-veraki, n. 1547; Neseî,

K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an kure-il-arzı bi-s-sülüsi, n. 3932

[217] . Buharî, K. Hars, Babü mâ kane min eshabi-n-Nebiyyi sallallahu

aleyhi ve sellem, n. 142/3; Müslim, K. Büyû, Babu Küre-il-arzı, n. 112;

Neseî, K. Müzâraa, Babü-n-Nehyi an küre-il-arzı bi-s-sülüsi ver-Rub’u, n.

3935

[218] . Müslim, K. Büyû, Babu küre-il-arzı bi-t-taami, n. 1548; Neseî, K.

Müzâraa Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 1928; İbn-i Mâce, K. Rahun,

Babu istikra-il-arzı bi-t-taami, n. 2465

[219] . Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 3955; İbn-i

Mâce, K. Rahun, Babu-r-Ruhsati fî küra-il-arzı, n. 2460

[220] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3920

[221] . Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3921; İbn-i

Mâce, K. Rahun, Babu-l-Muzaraati bi-s-sülüsü, n. 2449

[222] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an küra-il-arzı, n. 3958

[223] . Tirmizî, K. Ahkam, Babu fî-men zerea fî arzı kavmin bi-gayri

iznihim, n. 1366; İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu men zerea fî arzı kavmin bi-

gayri iznihim, n. 2466

[224] . Müslim, K. Büyû, Babu-n-nehyi anil-Muhakaleti ve’l-müzabeneti, n.

1536; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-l-Müzabeneti ve’l-Muhakaleti-bi-lafzın,

n. 2266

[225] . Müslim, K. Büyû, Babu-n-Nehyi anil-Muhakaleti n. 1536; Buharî, K.

Müsakat, Babu-r-Racüli yekunü lehu semerun, n. 151/3; Tirmizî, K. Büyû,

Babu-n-nehyi ani-s-sünya, n. 1290; Neseî, K. Müzâraa, Babu zikri-l-

ehadisi-l-Muhtelifeti fi-n-nehyi, n. 3910; İbn-i Mâce, n. 2266

[226] . Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ zekera fi’l-Muzaraa, n. 1383; Müslim,

K. Müsakat, Babu Musakat ve-l-Muamelel Bi cuzin mine-s-semeri, n. 1551;

Buharî, K. Hars, Müzâraa, Babu-l-Muzaraa bi-ş-Şartı, n. 137/3; İbn-i Mâce,

K. Rahün, Babu Muameletin Nahili ve’l-keremi, n. 2467

[227] . Müslim, K. Müsakat, b. Müsakat ve’l-muamele bi cuzin min es-

Semeri, n. 5; Neseî, K. Müzâraa. B. Zikri ihtilafu’l-elfazi, n. 3961

[228] . İbn-i Mâce, K. Zekat, Babu harsın-Nahlı ve’l-lenebi, n. 1820

[171]. Tirmizî, K. Büyû, Babu-t-ticari ve tesmiyeti-n-Nebiyyi sallallahu

aleyhi ve sellem, n. 1208; Neseî, K. Eymân ve-n-Nüzûr, Bab-ul-lağvi Vel-

Kizbi, n. 3831; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Bab-ut-tevekkıyyi fi-t-ticareti, n.

2145

[172]. İbn-i Mâce, n. 2406

[173]. Buharî, K. Eymân, Babu fazl-ı men istebree, n. 71/1; Müslim, k.

Müsakat, Babu ehzi-l-halali ve terki-ş-şübühat, n. 1599; Tirmizî, K. Büyû,

Babu terk-iş-şübühatı, n. 1205; Neseî, K. Büyû, Babu İctinabı-şübühâtı, n.

4458; İbn-i Mâce, K. Fiten, Babu-l-Vukufi inde-ş-şübühati, n. 3984

[174]. Neseî, K. Büyû, Babu ictinabı-ş-Şübuhâti fi’l kesbi, n. 1460; İbn-i

Mâce, K. Ticaret, Babu-t-tağlîzi fi-r-Rıbâ, n. 2278

[175]. Tirmizî, K. Büyû, fî ekl-r-Rıbâ, n. 1206; İbn-i Mâce, K. Ticaret,

Babu-t-tağlizi i-r-riba, n. 2277; Müslim, K. Ekli-r-Rıba ve Müvekkilihi;

Buharî, k. Büyû, Babu müvekkilü-r-Rıba, n. 78/3

[176]. Tirmizî, K. Tefsiri’l-Kur’an, Babu ve min süreti-t-tevbe, n. 3087;

İbn-i Mâce, K. Menâsik, Babu-l-hutbeti yevm-un-Nahri, n. 3055; Müslim,

K. Hac, n. 1218; Neseî, K. Hac, Babu-l-kerâhiyyeti, fi-s-siyab, n. 2713

[177]. Buharî, K. Büyû, babu yemhakullahur-r-riba, n. 78/3; Müslim, K.

Müsakat, Babu’n-nehyi ani-l-halfi fi-l-Büyû, n. 1606; Neseî, K. Büyû, n.

4466

[178]. Tirmizî, K. Büyû, Bab-ur-richâni fi’l – Vezni, n. 1305; Neseî, K.

Büyû, Bab-ur-richani fi’l – Vezni, n. 4596; İbn-i Mâce, K. Ticaret, Bab-ur-

rüchani, fi’l Vezni, n. 220

[179]. Neseî, K. Büyû, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 4597; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 2221

[180]. Neseî, K. Büyû, Babu-r-rüchani fi-l-Vezni, n. 4598

[181]. Neseî, K. Büyû, Babu-t-taglizi fi-d-deyni, n. 4689

[182]. Buharî, K. Faraiz, Babu men tereke mâlen feli ehlihi; Müslim, K.

Ferâiz, Babu men tereke mâlen fe-li veresetihi, n. 1619; Tirmizî, K. Cenâiz,

Babu-s-Salat alel Medyûn, n. 1070; İbn-i Mâce, Sadakat, Babu men tereke

deynen, n. 2415; Neseî, K. Cenâiz, Bubü-s-Salâti ala men aleyhi, n. 1695

[183]. Buharî, K. Havale, Babu izâ ehâle ala meliin, n. 123/3; Müslim,

Babu tahrîmi matlü-l-Ganiyyi, n. 1564; Tirmizî, K. Büyû, Babu matlü-

lGaniyyi zülmun, n. 1308; Neseî, K. Büyû, Babu matlü-l-Ganiyyi, zülmun,

n. 4695; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-havale, n. 2403

[184]. Müslim, n. 1600; Tirmizî, K. Büyû, Babu istikradız-l-baîri, n. 1318;

Neseî, K. Büyû, Babu istilafi-l-hayevân, n. 4621; İbn-i Mâce, K. Büyû,

Babu-s-silmi hayevân, n. 2285

[185]. Neseî, K. Büyû, Babu ziyâdeti fi-l-vezni, n. 4594

[186]. Buharî, K. Büyû, Babu mâ yüzkeru fî bey’it-taâmı; Müslim, K.

Müsakat, Babu-s-sarfi, n. 1586; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-t-temri bi-t-

temri, n. 4562; Tirmizî, K. Büyû, Babu-s-sarf, n. 1243; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Babu sarfi-z-zehebi bi-l-verakı, n. 2259; Muvatta, K. Büyû, Babu-

s-sarf

[187]. Müslim, K. Müsakat, Babu-s-sarfi ve bey’i-z-zehebi, n. 1587;

Tirmizî, K. Büyû, Babu-l-hıntatı milsen bi mislin, n. 1240; Nesei, K. Büyû,

Babu bey’i-l-birri bi-l-birri, n. 4564; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-s-sarf, n.

2254

[188]. Müslim, K. Müsakat, Babu bey’i-l-kılâde, n. 1591; Tirmizî, K. Büyû

Babu fî şiraı-l-kılade, n. 1255; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-l-kılade, n. 4577

[189]. Müslim, K. Müsakat, n. 1591

[190]. Tirmizî, K. Büyû Babu-s-sarf, n. 1243; Neseî, K. Büyû, Babu bey’il-

l-fizzati bi-z-zehebi, n. 4586; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu iktidai-z-zehebi

mine-l-verakı, n. 2262

[191]. Tirmizî, K. Büyû, Babu kerahiyeti bey’i-l-hayvanı, n. 1237; Neseî,

K. Büyû, Babu bey’i-l-hayevanı bi-l-hayevanı, n. 4624

[192]. Müslim, K. Müsakat, Babu cevâzi bey’i-l-hayevani bi-l, n. 1602;

Tirmizî, K. Büyû, babu fî şirâi-l-abdi bi-l-abdeyn, n. 1239; Neseî, K. Büyû,

Babu-beyı-l-hayevanı bi-l-hayvâni, n. 292/7

[193]. Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-n-nehyi ani-l-muhakaleti, n. 1255; Neseî,

K. Büyû, Babu iştira-i-t-temri, bi-r-rabbi, n. 4549; İbn-i Mâce, K. Ticarat,

Babu bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 2264; Muvatta; K. Büyû, Babu mâ yekrahu

min, Hakim: n. 38/2

[194]. Muvatta, K. Büyû, Babu fi-l-mazabeneti ve-l; Buharî,K. Büyû, Babu

bey’i-z-zebibi bi-z-zebibi; Müslim, K. Büyû, Babu-t-tahrîmi bey’ı-r-ratbi

bi-t-temri, n. 1542; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-kerami bi-z-zebibi, n.

4536; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1300

[195]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-müzabeneti; Müslim, K. Büyû, Babu

tahrîmi bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 1539; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya,

n. 1302; Muvatta, K. Büyû, Babu Bey’ı-l-Urye, Neseî, K. Büyû, Babu

bey’ı-l-uraya bi hırsıha, n. 4542

[196]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semeri alû ruûsi; Müslim, K. Büyû,

Babu tahrîmi bey’l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1303; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-

l-araya ve-r-ratbi, n. 4546

[197]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semri ala ruûsi-n-nahli, Müslim, K.

Büyû, Babu, tahrîmi bey’ı-r-Ratbi ve-t-temri, n. 1541; Neseî, K. Büyû,

Babu, bey’ı-l-urâyâ bi-r-Ratbi, n. 4545; Tirmizî, K. Büyû, Babu mâ câe fil

urâyâ, n. 1301; Muvatta, K. Büyû, bey’ı-l – Urye,

[198]. Buharî, K. Zekat, Babu men bâe simârahu ev nahlehü; Müslim, K.

Büyû, Bab-un-nehyi ani-n-nehyi an bey’-s-simâri, n. 1534; Neseî, K. Büyû,

Babu bey’ı-s-semri kalbe en yebdu, n. 1523; Tirmizî, K. Büyû, Babu

kerahiyeti bey’ı-s-semri hatta yebdu, n. 1226; Muvatta, K. Büyû Babu-n-

Nehyi an bey’ı-s-simâri; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu nehyi an bey’ı-s-

simari, n. 2214

[199]. Müslim, K. Büyû, Babu Nehyi an bey’ı-s-simari, n. 1535; Tirmizî, K.

Büyû, Babu Kerâhiyeti bey’ı-s-semrati, n. 1227; Neseî, K. Büyû, Babu

Bey’ı-s-Sünbüli, n. 4555

[200]. Buharî, k. Zekat, Babu men bae semarihü ev nahlehü, n. 1536;

Müslim, K. Büyû, Babun nehyi an bey’ı-s-simari, n. 4529; Neseî

[201]. Tirmizî, K. Büyû, Babu Kerahiyeti bey’ı-s-semrati hatta, n. 1228;

İbn-i Mâce, K. Büyû, n. 2217

[202]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-simari kalbe en Yebdû

[203]. İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-s-simari, n. 721

[204]. Neseî, K. Büyû, Babu vad’ı-l-cevaih, n. 4532; Müslim, k. Müsakat,

Babu Vad’ı-l-cevaih, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu bey’ı-s-simari,

n. 2218

[205]. Müslim, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu, bey’ı-s-simari, n.

2218

[206]. Müslim, K. Büyû, Babu butlanı bey’ı-l-hasati, n. 1513; Tirmizî, K.

Büyû, Babu fî kerahiyeti bey’ı-l-gureri, n. 1230; Neseî, K. Büyû, Babu

bey’ı-l-hasati, n. 4522; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-l

hasati, n. 2194

[207]. Buharî, K. Büyû, Babu ibtali bey’i-l-mülâmeseti ve’l-Münâbezeti, n.

1512; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-münâbezeti, n. 4515; İbn-i Mâce, K.

Ticarat, Babun nehyi anil münâbezeti vel-mülâmeseti, n. 3170; Tirmizî, K.

Büyû, Babu-l-mülâmeseti ve’l-münâbezeti, n. 1310

[208]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-gureri ve’l-habeleti, n. 3381; Müslim,

K. Büyû, Babu tahrîmi bey’ı habel’il-habeleti, n. 1513; Tirmizî, K. Büyû,

Babu bey’ı habe-lil-habeleti, n. 1229; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-habe-

lil-habeleti, n. 4626; Muvatta: K. Büyû, Babu mâ-lâ Yecûzü min bey’ı-l-

hayvanı

[209]. Tirmizî, K. Büyû, n. 1258; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-Emîni

yetteciru fîhi, n. 2402; Buharî, K. Alamat-i-n-Nubüvve, Babu haddesena M.

Müsenna, n. 203/4

[210]. Tirmizî, K. Büyû, n. 1257

[211]. Buharî, K. Büyû, Müslim, K. Zikir, Babu Kıssati Eshab-ül-gar, n.

2743

[212]. Neseî, K. Büyû, Babü-ş-şirketi bi gayri mâlin, n. 4701; İbn-i Mâce,

K. Ticarat, Babü-ş-şirketi ve’l-müdârebe, n. 2288

[213]. Müslim, K. Büyû, Babu kura-i-l-Arzı, n. 1547; Neseî, K. Müzraa,

Babu-n-Nehyi anil-kura-il-arzı bis-sülüsi, n. 3940; İbn-i Mâce, K. Rahun,

Babu kura-il-Arzı, n. 2453

[214]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an kura-il-arzi bi-s-sülüsi, n. 3959;

İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu mâ yükrahü minel-müzâraa, n. 2461

[215]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi, an kûrâ-il-arzı, n. 3925

[216]. Buharî, K. Hars ve Müzâraa, Babu haddesena Muhammed, n. 137/3;

Müslim, K. Büyû Babu küre-il-arzı biz-zehebi ve-l-veraki, n. 1547; Neseî,

K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an kure-il-arzı bi-s-sülüsi, n. 3932

[217]. Buharî, K. Hars, Babü mâ kane min eshabi-n-Nebiyyi sallallahu

aleyhi ve sellem, n. 142/3; Müslim, K. Büyû, Babu Küre-il-arzı, n. 112;

Neseî, K. Müzâraa, Babü-n-Nehyi an küre-il-arzı bi-s-sülüsi ver-Rub’u, n.

3935

[218]. Müslim, K. Büyû, Babu küre-il-arzı bi-t-taami, n. 1548; Neseî, K.

Müzâraa Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 1928; İbn-i Mâce, K. Rahun,

Babu istikra-il-arzı bi-t-taami, n. 2465

[219]. Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 3955; İbn-i

Mâce, K. Rahun, Babu-r-Ruhsati fî küra-il-arzı, n. 2460

[220]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3920

[221]. Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3921; İbn-i

Mâce, K. Rahun, Babu-l-Muzaraati bi-s-sülüsü, n. 2449

[222]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an küra-il-arzı, n. 3958

[223]. Tirmizî, K. Ahkam, Babu fî-men zerea fî arzı kavmin bi-gayri

iznihim, n. 1366; İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu men zerea fî arzı kavmin bi-

gayri iznihim, n. 2466

[224]. Müslim, K. Büyû, Babu-n-nehyi anil-Muhakaleti ve’l-müzabeneti, n.

1536; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-l-Müzabeneti ve’l-Muhakaleti-bi-lafzın,

n. 2266

[225]. Müslim, K. Büyû, Babu-n-Nehyi anil-Muhakaleti n. 1536; Buharî, K.

Müsakat, Babu-r-Racüli yekunü lehu semerun, n. 151/3; Tirmizî, K. Büyû,

Babu-n-nehyi ani-s-sünya, n. 1290; Neseî, K. Müzâraa, Babu zikri-l-

ehadisi-l-Muhtelifeti fi-n-nehyi, n. 3910; İbn-i Mâce, n. 2266

[226]. Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ zekera fi’l-Muzaraa, n. 1383; Müslim,

K. Müsakat, Babu Musakat ve-l-Muamelel Bi cuzin mine-s-semeri, n. 1551;

Buharî, K. Hars, Müzâraa, Babu-l-Muzaraa bi-ş-Şartı, n. 137/3; İbn-i Mâce,

K. Rahün, Babu Muameletin Nahili ve’l-keremi, n. 2467

[227]. Müslim, K. Müsakat, b. Müsakat ve’l-muamele bi cuzin min es-

Semeri, n. 5; Neseî, K. Müzâraa. B. Zikri ihtilafu’l-elfazi, n. 3961

[228]. İbn-i Mâce, K. Zekat, Babu harsın-Nahlı ve’l-lenebi, n. 1820

Asr-ı Saadette bize simsarlar denirdi. (Bir) gün Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem bize rastladı, bize simsarlardan daha güzel bir isim taktı ve şöyle

buyurdu: “Ey tüccar topluluğu, alış verişte yemin ve lüzumsuz sözler

bulunduğu olur. Bu sebeple siz ona sadaka karıştırınız.” [171]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onun borcuna kefil oldu. Adam

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e söz verdiği miktar parayı aldı,

getirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona, “Bu altını nereden ele

geçirdin” buyurdu. O zat, “Madenden elde ettim” dedi. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, “Bizim buna ihtiyacımız yoktur, bunda hayır

yoktur” buyurdu. Adamın borcunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem

ödedi. [172]

3329 – Nu’man bin Beşir’den rivâyet edilmiştir. Der ki: Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz helal de

bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli bir takım işler vardır.” Râvi

ara sıra çoğul yerine tekil sığası ile şüpheli iş vardır şeklinde söylerdi.

“Sizin için bu mevzuda misal vereyim. Allah (c.c) bir koru edindi. Allah

(c.c)’ın korusu haram kıldığı şeydir. Kim koru kenarında koyun yayarsa

koruya girdiği olur, kim şüpheli şeyi helâle karıştırırsa haramı işlemeye

cesaret eder.” [173]

İbn-i İsa rivâyetinde, “Ona faizin tozundan bulaşacak” dedi. [174]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, faizi yiyene, yedirene muamelesine

şahit olana ve kâtibine lânet etti. [175]

Vedâ haccında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu

işittim. “Dikkat, cahiliyyet devri faizlerinin hepsine son verilmiştir.

Sermayeniz ise kendinize aittir; ne haksızlık etmiş nede haksızlığa uğramış

olursunuz. Dikkat: Cahiliyet devrinden kalma kan davalarınada son

verilmiştir. İlk son verilen kan davası (amcam) Haris bin Abdulmuttalib’in

(oğlu Rabia’nın) kanıdır. Rabia Benî Leys’te süt annesinde iken Hüzeyf onu

öldürmüştü.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç kere, “Ey Allah’ım

tebliğ ettim mi?” buyurdu. Ashab üç defa, “evet” dediler. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem üç kere, “şahit ol Ya Rab” buyurdu. [176]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Yemin satıcının zannına göre eşyayı sattırır, bereketini ise siler süpürür.”

İbn-i Serh rivâyetinde bereketini kelimesi yerine, kazancını kelimesini

kullandı. İbn Serh Saîd bin Müseyyeb’den o da Ebû Hüreyre’den, o da

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyet etmiştir. [177]

Ben ve Mahrefe el-Abd-i Hecer (Beldesinden) bez alıp Mekke’ye

getirmiştik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize geldi ve bizimle bir

serâvilin (iç donu) pazarlığını yaptı seravili ona sattık. Orada ücretle tartı

yapan bir zât vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona, “Tart ve para

tarafını biraz ağır tut” buyurdu. [178]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke’den hicret etmeden önce

yanına geldim, deyip önce geçen bu hadisi rivâyet etti. Şu’be bu rivâyette

(bir zât vardı) ücretle tartardı, cümlesini söylemedi. [179]

Ebû Dâvud dedi ki: Malik bin Dinar’ın Atâ’dan, onun da Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyet ettiği bu hadiste ihtilaf olundu. [180]

Ebû Dâvud dedi ki: Rivâyette adı geçen, Sem’an bin Müşennec’tir. [181]

Câbir diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o kimsenin üzerine

cenâze namazını kıldı. Cenab-ı Allah Peygamberine fetihleri nasıp edip

(imkanlar çoğalınca) borçlu ölenlerin borcunu üzerine alır, “Ben her

mü’mine, nefsinden daha yakınım, kim borç terk ederse ödemek bana aittir,

kim mal bırakırsa varislerine aittir” buyurdu. [182]

“Zenginin borcunu (zamanında vermeyip) geciktirmesi zulümdür. Sizden

biriniz (alacağı) bir zengine havale edilirse kabul etsin (zenginden alacağı

alsın)” buyurdu. [183]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ileride aynını vermek üzere bir

zattan genç bir deve satın almıştı, vakti gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem, o zatın devesini ödememi emretti. Ben develer arasında altı

yaşını doldurmuş güzel bir deveden başkasını bulamadım dedim. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, “Onu ona ver, insanların en hayırlısı borcunu en

iyi şekilde ödeyendir” buyurdu. [184]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bana borcu vardı. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem bana olan borcunu ödedi ve bana alacağımdan

fazlasını da verdi. [185]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Altını gümüş

karşılığında satmak faizdir. Ancak peşin olarak biri verilir, öbürü alınırsa

müstesnâ bir miktar buğdayı buğdayla satmak faizdir. Ancak biri verilir

öbürü peşin alınırsa müstesnâ. Hurmayı hurmayla satmak faizdir. Ancak

peşin olarak biri verilir öbürü alınırsa müstesnâ. Arpayı arpa ile satmak

faizdir. Ancak peşin olarak biri verilir, öbürü alınırsa müstesnâ.” [186]

“Külçe olsun sikke olsun altın altın ile, külçe olsun sikke olsun gümüş

gümüş ile (eşit olarak) satılır. Buğdayı buğdayla müdyü müdyüne, arpayı

arpayla müdyü müdyüne, hurmayı hurma ile müdyü müdyüne, tuzu tuz ile

müdyü müdyüne alıp satmak caizdir. Kim ölçüde ziyâde eder veya ziyade

olmasını isterse gerçekten faiz yapmış olur. Ama altını altın ağırlığında ve

biraz da fazla gümüşle peşin alıp satmakta beis yoktur. Fakat veresiye caiz

değildir. Buğdayı kendi ağırlığında ve biraz da fazla arpa ile peşin alıp

satmakta beis yoktur. Ama veresiye olursa caiz değildir.” [187]

Ben Hayber’in fethedildiği gün on iki dinara üzerinde altın ve kıymetli taş

bulunan bir gerdanlık satın aldım. Altın ve taşını ayırdım. Gerdanlıkta on

iki dirhemden daha çok altın buldum, bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’e anlattım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Altın diğer

madenden ayrılmadıkça gerdanlık satılamaz” buyurdu. [188]

“Biz Hayber fethinde Rasûlullah ile birlikte idik.” Yahudilerle bir Ukıyye

altını, bir dinara alır satardık. Râvi Kuteybe’den başkaları bir dinar yerine

iki ve üç dinarla alır satardık dediler. Sonra râviler Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem, “Altını altın ile aynı ağırlıkta olmak üzere alın satın”

buyurduğu sözünde ittifak ettiler. [189]

Ben Bakî’ mevkiinde deve satardım, altından dinarlarla satar (altın yerine)

gümüş dirhemler alırdım, gümüş dirhemlerle satar, yerine altın dinarlar

alırdım, altının yerine gümüş, gümüş yerine altın alırdım. Altın yerine

gümüş, gümüş yerine altın verirdim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu

aleyhi ve sellem’e geldim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, zevcesi

Hafsa’nın evinde bulunuyordu. Ben ey Allah’ın Rasûlü, müsaade buyur

sana bir sorum var dedim. Ben Baki’da deve satarım, altın dinarla satar,

altın yerine gümüş dirhemler alırım, gümüş dirhemlerle satarım, yerine altın

dinarlar alırım, altın yerine gümüş, gümüş yerine altın alırım. Altın yerine

gümüş, gümüş yerine altın veriyorum, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem, “Aranızda henüz teslim edilmiş bir şey yokken, henüz o

meclisten ayrılmadan o günün rayicine göre altın yerine gümüş almanda bir

mahzur yoktur” buyurdu. [190]

Bir kimse koyununu yarın verip öbür gün karşılığında başka bir koyun

alacaksa bu şekilde hayvanı hayvan ile veresiye alıp satmayı Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem yasaklamıştır. [191]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (peşin olarak) iki köleye bir köle

satın aldı. [192]

O Sa’d İbn-i Ebî Vakkas radıyallahu anh’a yaş beyaz buğdayın, kuru

buğday karşılığında satılıp satılamayacağını sordu. Sâ’d radıyallahu anh ona

bu buğdayların hangisi daha üstün diye sordu. Zeyd, “Beyaz yaş buğday

daha üstündür” dedi. Bunun üzerine Sâ’d onu beyaz veya yaş buğdayın

kuru buğday karşılığında alınıp satılmasından nehy etti. Ve şöyle dedi: Ben

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yaş hurma ile kuru hurma satın

almaktan sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yaş hurma

kuruduğu vakit eksilir mi” buyurdu. Ashab: Evet eksilir dediler. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem, bu soruyu soranı, yaş hurmayla kuru hurma

satın almaktan nehy etti. [193]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı ölçek ağaç üzerindeki hurmayı

yerdeki hurmaya, aynı ölçek (asmadaki) yaş üzümü kuru üzüme, aynı ölçek

biçilmemiş buğday, kuru buğdaya satmaktan nehyetti. [194]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, taze ve kuru hurma karşılığında

ariyye yoluyla yapılan alışverişe ruhsat verdi. [195]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaş hurmayı kuru hurma ile

satmaktan nehyetti. Araya ise ruhsat verdi. O, meyvenin tahmin edilerek

kendi miktarı karşılığında satılmasıdır. Taze meyveyi (satın alan) sahipleri

onu taze olarak yerler. [196]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, beş vasaktan aşağı veya tam beş

vasakta araya hurmasını kuru ve yaş hurma ile satmaya ruhsat verdi. Râvi

Dâvud bin Husayn beş vasak mı idi veya beş vasaktan aşağı mı idi diye

şüphe etti. [197]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kâmilen belirmeden önce (ağacın

başında çiçek iken) meyveyi satmaktan nehyetti. (Sadece satıcıyı değil)

hem satanı, hem de müşteriyi nehyetti. [198]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem satıcıyı da, müşteriyi de, hurmayı

kızarmadıkça, buğdayı beyazlaşıp afattan emin olmadıkça satmaktan ve

satın almaktan nehyetti. [199]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, meyve kemâle ermedikçe alınıp

satılmaktan nehyetti. Meyvenin kemâle ermesi nedir, diye soruldu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kızarıp, sararıp ondan yenilene dek

durması demektir” cevabını verdi. [200]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, üzümü siyahlanmadan buğdayı da

olgunlaşıp sertleşmeden satmaktan nehyetti. [201]

Eba Zinâd’dan, salahı meydana çıkmadıkça ağaç üzerindeki meyveyi

satmaktan ve bu konuda zikrolunanlardan sordum. Ebû Zinâd şöyle dedi:

Urve bin Zübeyr, Sehl bin Ebî Hasme’den, o da Zeyd bin Sabit’ten şöyle

haber verdi: İnsanlar, ağaç üstündeki meyvelerin salahı meydana çıkmadan

onu alır satarlardı. İnsanlar meyveyi toplayıp karşılığını ödeme zamanı

gelince müşteri şöyle derdi: Meyve çürüdü, olgunlaşmadan dökülüp

noksanlaştı, ona meyve hastalığı afetler isabet etti, gibi laflar ediyorlardı.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda anlaşmazlıkları

çoğalınca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla fikir alış verişi

yapar gibi, “Eğer böyle düşmanlıklar, anlaşmazlıklar devam edecek ise,

ağaç üzerindeki meyve olgunlaşıp kemâle ermedikçe onu alıp satmayınız”

buyurdu. Bu yasağın sebebi anlaşmazlıkların, dargınlıkların çoğalmasıydı.

[202]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; Salahı meydana çıkmadıkça ağaç

üzerinde meyveyi satmaktan nehyetti. “Arâyâ hariç dinar ve dirhemin

dışında bir şey karşılığında meyve satılamaz” buyurdu. [203]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Bir ağacın birkaç sene içinde

vereceği meyveyi önceden satmaktan nehyetti ve afattan telef olan

meyvenin karşılığını bağışladı. [204]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem muâvemeden (seneliğine satıştan)

nehyetti. Râvîlerden Ebû Zübeyr ve Saîd bin Mina’dan biri (muaveme

kelimesi yerine “bey’us-sinîn” dedi. [205]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, alıcı ve satıcının rüknünü

bilmedikleri şeyi satmaktan nehyetti. Râvîlerden Osman bin Ebû Şeybe

buna beyu’l-hasat (çakıl taş atma yoluyla olan satışı) da ekledi. [206]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir önce geçen şu hadis rivâyet

olundu. Bu rivâyette hadisin râvisi Abdurrezzak şunları da ilave etti;

iştimâlü’s-sammâ: elbisenin iki tarafını sol omuza atıp, sağ omuzu açık

bırakarak elbiseye bürünmektir. Münabeze: Satıcının, ben şu elbiseyi sana

attığımda satış kesinleşmiştir demesidir. Mülâmese: Alıcının elbiseye elini

dokundurup, açmadan çevirip bakmadan sadece dokunması ile satışın

kesinleşmesidir. [207]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, habelü’l-habele’den; “Devenin

karnındaki yavru dünyaya gelip o da hamile olup yavru yapana dek” diye

yapılan alışverişten nehyetti. [208]

3384 – Urve el-Bâriki radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona kurbanlık veya koyun satın

alması için bir dinar vermişti. Urve de bir dinara iki koyun satın aldı.

Koyunlardan birini bir dinara sattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e

bir koyun ve bir de dinar getirdi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi

ve sellem ona alış verişinde bereketle dua etti. Bu dua bereketiyle Urve

toprak satın alsa idi, ondan kâr elde ederdi. [209]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kurban alıvermesi için Hakim’i bir

dinar ile pazara gönderdi. Bir dinara bir kurbanlık aldı, aynı kurbanlığı iki

dinara sattı, döndü. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir dinara bir

kurbanlık satın aldı. Bir dinarı da hazreti Peygamber’e getirdi. Rasûlullah

sallallahu aleyhi ve sellem bir dinarı tasadduk etti ve Hakim bin Hızam’a

ticaretinin bereketli olması için duada bulundu. [210]

Ashab, “Ey Allah’ın Rasûlü bir ferak pirinç sahibi kimdir” dediler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Üzerlerine dağ göçtüğü zamanki

mağara hadisini anlattı ve şöyle dedi: “Mağaradakilerden birisi

“amellerinizin en iyisini anlatınız” demişti: Bunun üzerine üçüncüsü şöyle

anlattı: Allah’ım sen bilirsin ben bir ferak (ölçek) pirince bir yevmiyeci

tutmuştum. Akşamladığımda onun yevmiyesini kendisine teklif ettim,

almaktan vazgeçti ve gitti. Ben onun parasını onun namına değerlendirdim.

Onun için bir sürü sığır ve onlara bir çaban ediniverdim. Bir gün bana geldi

kavuştu ve “bana hakkımı ver” dedi. Ben ona “git o sığır sürüsü ve

başındaki çoban senindir onu al” dedim. Bunun üzerine adam gitti, sürüyü

önüne katıp götürdü.” [211]

Ben, Ammâr ve Sa’d radıyallahu anh, Bedir günü elde edeceğimiz

ganimette ortak olduk. Sa’d iki esirle geldi, ben ve Ammar bir şey

getiremedik. [212]

Bunu Tavus’a zikrettim. Tavus dedi ki: İbn-i Abbas bana şöyle dedi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ortak ziraatçılık yapmaktan

neyhetmedi. Lakin şöyle buyurdu: “Sizden birinizin arazisini karşılık

almaksızın ekim için birine vermesi, o arazinin çıkardığı mahsulden belli

bir miktarını almak (suretiyle ziraatta ortakçılık yapmak)tan daha

hayırlıdır.” [213]

Müseddet rivâyetinde: Rafî bin Hadic sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve

sellem’in, “Arazileri kiralamayın” buyurduğunu işitti, diye ilave etti. [214]

Biz ark kenarlarındaki ve onlardaki su ile sulanan mahsul karşılığında,

araziyi kiraya verirdik Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizi bundan

nehyetti. Bize araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermemizi emretti.

[215]

İbrahim bin Musâ’nın rivâyet ettiği hadis daha tamamdır. Kuteybe

rivâyetinde Hanzele’den oda Rafi radıyallahu anh’dan rivâyet etti dedi. [216]

Ebû Dâvud şöyle dedi: Ebû Necaşi, Atâ bin Suhayb’tır. [217]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizim için faydalı olan bir şeyi

yasakladı. Ama Allah ve O’nun Peygamberine itaat bizim için daha

faydalıdır. Rafi dedi ki: Biz amcama o yasaklanan nedir dedik? Amcam

şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kimin arazisi varsa onu

kendisi eksin veya din kardeşine ektirsin. Çıkan mahsulün üçte birine dörtte

birine ve miktarı belli olan bir yiyecek karşılığında kiraya vermesin”

buyurdu. [218]

Ebû Dâvud şöyle dedi: Şu’be ve Mufaddal bin Mühellel bu hadisi

Mansur’dan böyle rivâyet ettiler. Şu’be dedi ki: Useyd Rafi bin Hadic’in

oğlan kardeşinin oğludur. [219]

Rafi dedi ki: Biz ekinimizi aldık, eken kimseye nafaka iade ettik. Saîd bin

Müseyyeb şöyle dedi: “Tarlayı kardeşine ekip biçmesi için emanet ver veya

tarlayı ona dirhem karşılığında kiraya ver.” [220]

3400 – Rafi bin Hadic radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, araziyi (tarladaki ekini) buğday

karşılığında kiralamaktan, kuru hurmayı ağaç başındaki yaş hurma ile

satmaktan nehyetti ve ancak üç kişi ekin ekebilir. Bunlar; tarlası olan,

kendisine karşılıksız olarak arazi verilen ve altın ya da gümüş karşılığında

tarla kiraya tutan kişinin buyurdu. [221]

Ben yetim idim. Rafi bin Hadic’in himayesinde bulunuyordum. Onunla

beraber hac yaptım. Kardeşim Ümran bin Sehl ona geldi ve şöyle dedi:

Tarlamızı iki yüz dirheme filan kadına kiraya verdik” dedi. Rafi bin Hadic,

onu bırak, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem araziyi kiraya vermekten

nehyetti” dedi. [222]

3403 – Rafi bin Hadic radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse bir

kavmin arazisini izinleri olmadan ekerse, o kimseye ziraatten hiçbir şey

verilmez. Ancak onun için ücreti vardır.” [223]

Müsedded Hammad’dan yaptığı nakilde ikisinden (Ebû Zübeyr ve Saîd bin

Mina) birisinin el-Muaveme, diğerinin bey’us-sinîn (seneliğine satış)

dediğini nakleder. Sonra lafızda da ittifak ederek satılan maldan belli

olmayan bir miktarını istisna etmekten de nehyetti. Ancak arâyaya ruhsat

verdi. [224]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kuru üzümü yaş üzümle satmaktan,

çıkmış buğdayı başağında bulunan buğdayla satmaktan, satılan maldan belli

olmayan bir miktarını istisna etmekten nehyetti. “Ancak hariç tutulan

miktar belli olursa başka” buyurdu. [225]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Hayber arazisini ve bahçelerini)

çıkacak ekin ve meyvenin yarısı karşılığında Hayber halkına ortağa

vermişti. [226]

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’in hurmalıklarını ve arazisini

kendi mallarını kullanarak işlemeleri ve bakmaları için Hayber Yahudilerine

verdi. Çıkacak meyvenin yarısı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve

sellem’e ait olacaktı. [227]

İbn-i Abbas: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şart üzere Hayber

arazisini Yahudilere verdiğini iddia etti. Hurma toplanmaya başlayınca

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem toplanan hurmanın ne kadar

olduğunu tesbit için Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi. Abdullah bin

Ravaha da onlara hurmanın miktarını takdir etti. Medine halkı çıkan

mahsulün miktarını tespit etmeye hars derlerdi. Abdullah bin Ravaha şu

hurmalıkta şu kadar hurma var diye tesbit etti. Yahudiler ey İbn-i Ravaha

bize hurma miktarını çok tespit ettin, dediler. Abdullah bin Ravaha da ben

hurma tespitinde ehliyet sahibi bir yetkiliyim, size tespitte söylediğim

hurmanın yarısını veririm dedi. Bunun üzerine Yahudiler işte bu miktar

haktır, gökler ve yerler bununla (hak ve adaletle) ayakta dururlar. Senin

söylediğin miktarı almaya razıyız, dediler. [228]

Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni
Sünen-i Ebû Dâvûd Arapça hadis metni