ALIŞ VERİŞ BÖLÜMÜ · 35 – ARAZİYİ YARILIĞA ORTAĞA VERMEK


3408 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Hayber arazisini ve bahçelerini)
çıkacak ekin ve meyvenin yarısı karşılığında Hayber halkına ortağa
vermişti. [226]



3409 – İbn-i Ömer radıyallahu anh’dan rivâyete göre:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’in hurmalıklarını ve arazisini
kendi mallarını kullanarak işlemeleri ve bakmaları için Hayber Yahudilerine
verdi. Çıkacak meyvenin yarısı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem’e ait olacaktı. [227]








3410 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’i fethetti; (elde edilen)
toprak, altın ve gümüşün kendisine ait olacağını şart koştu.
Hayber halkı şöyle dediler: “Biz çiftçiliği sizden (Medinelilerden) daha iyi
biliriz. Mahsulün yarısı bizim ve yarısı da sizin olmak üzere Hayber
arazisini bize ortağa verin.
İbn-i Abbas: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şart üzere Hayber
arazisini Yahudilere verdiğini iddia etti. Hurma toplanmaya başlayınca
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem toplanan hurmanın ne kadar
olduğunu tesbit için Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi. Abdullah bin
Ravaha da onlara hurmanın miktarını takdir etti. Medine halkı çıkan
mahsulün miktarını tespit etmeye hars derlerdi. Abdullah bin Ravaha şu
hurmalıkta şu kadar hurma var diye tesbit etti. Yahudiler ey İbn-i Ravaha
bize hurma miktarını çok tespit ettin, dediler. Abdullah bin Ravaha da ben
hurma tespitinde ehliyet sahibi bir yetkiliyim, size tespitte söylediğim
hurmanın yarısını veririm dedi. Bunun üzerine Yahudiler işte bu miktar
haktır, gökler ve yerler bununla (hak ve adaletle) ayakta dururlar. Senin
söylediğin miktarı almaya razıyız, dediler. [228]
İZAH
Hayber arazisi fethedilince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber
arazisini eski sahibi Yahudilere yarıya verdi. Hayber hurmalıklarını da yine
eski sahibi Yahudilere bakımı onlara, mahsul yarıya olmak üzere verdi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra hazreti Ebû Bekir
devrinde de bu ortaklık devam etti. Hazreti Ömer halife olunca Yahudilerin
işledikleri bir cinayet üzerine onları Arap yarımadasından sürdü. Bu
ortaklık o devreye kadar devam etti.
İmam Azam hazretleri gerek tarlayı, gerekse meyveliği ortaklığa vermeyi
caiz görmemiştir.
İmam Şâfi, İmam Malik, İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed bu hadise
dayanarak araziyi ve bahçeyi ortağa vermeyi caiz görmüşlerdir. (Maalim-
üs-Sünen, c. 5, s. 67)


3411 – Cafer bin Burkan’dan bir önce geçen hadis aynı mana ve isnatla
rivâyet edildi. (Takdir kelimesi manasına) “Hazere” kelimesini söyledi.
“Her sarı ve beyaz” kelimelerini rivâyet ederken de bunlar, “altın ve gümüş
demektir” dedi.
İZAH
Bu rivâyette takdir etmek anlamına hazere kelimesi kullanılmıştır. Çünkü
hazr takdir etmek demektir. Sarı kelimesinin altın, beyaz kelimesinin de
gümüş demek olduğu açıklanmıştır.



3412 – Miksem radıyallahu anh’dan rivâyete göre:
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber arazisini fethetti, diye bir önce
geçen hadisin benzerini zikretti ve, “Abdullah bin Ravaha hurmaları takdir
(tahmin) etti” dedi. Ayrıca bu rivâyette Abdullah bin Ravaha şöyle dedi:
“Ben hurmanın toplanmasına ve miktarının takdirine ehil ve yetkiliyim, size
söylediğim miktarın yarısını veririm.”




3413 – Aişe radıyallahu anhâ’dan rivâyete göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Abdullah bin Revaha’yı meyvalar
olduğu vakit henüz ondan yenmeden (Hayber’e) gönderir. Abdullah bin
Revahada hurmalar(ın miktarını) takdir ederdi. Sonra Yahudiler bu takdiri
kabul edip bu miktarı almakta muhayyer bırakılır veya Abdullah bin
Revaha’ya bu tesbit edilen mitarı verirlerdi. (Bu işlem) zekat tesbit
edilebilmesi için meyveler yenilip ayrılmadan önce yapılırdı.



3414 – Câbir radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir:
Allah (c.c) Hayber arazisini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e harpsiz
ikram edince, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Yahudileri arazi
üzerinde oldukları gibi bıraktı. Arazinin mahsulünü kendisi ile Yahudiler
arasında ortak kıldı. Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi, o da mahsulün
miktarını tesbit etti.



3415 – Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:
Abdullah bin Ravaha Hayber hurmalığındaki mahsülü kırk bin vesak olarak
tesbit etti. (Râvi Câbir dedi ki) Abdullah bin Ravaha Yahudileri muhayyer
bırakınca Yahudilerin meyveyi topladıklarını ve yirmi vesak
borçlandıklarını ifade etti.
İZAH
Bir vesak 60 sa’dır. Bir sa’ 3333 kilogramdır. Öyle ise bir vesak 199,980
kilogramdır. (Yüz doksan dokuz kilo dokuzyüz seksen gramdır) Hayber
hurmalığında tesbit edilen hurma ortalama sekiz yüz ton civarındadır. Bu
mahsulün dörtyüz tonu Yahudilere bırakılıyor, dört yüz tonu da Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e getiriliyordu.
[171] . Tirmizî, K. Büyû, Babu-t-ticari ve tesmiyeti-n-Nebiyyi sallallahu
aleyhi ve sellem, n. 1208; Neseî, K. Eymân ve-n-Nüzûr, Bab-ul-lağvi Vel-
Kizbi, n. 3831; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Bab-ut-tevekkıyyi fi-t-ticareti, n.
2145
[172] . İbn-i Mâce, n. 2406
[173] . Buharî, K. Eymân, Babu fazl-ı men istebree, n. 71/1; Müslim, k.
Müsakat, Babu ehzi-l-halali ve terki-ş-şübühat, n. 1599; Tirmizî, K. Büyû,
Babu terk-iş-şübühatı, n. 1205; Neseî, K. Büyû, Babu İctinabı-şübühâtı, n.
4458; İbn-i Mâce, K. Fiten, Babu-l-Vukufi inde-ş-şübühati, n. 3984
[174] . Neseî, K. Büyû, Babu ictinabı-ş-Şübuhâti fi’l kesbi, n. 1460; İbn-i
Mâce, K. Ticaret, Babu-t-tağlîzi fi-r-Rıbâ, n. 2278
[175] . Tirmizî, K. Büyû, fî ekl-r-Rıbâ, n. 1206; İbn-i Mâce, K. Ticaret,
Babu-t-tağlizi i-r-riba, n. 2277; Müslim, K. Ekli-r-Rıba ve Müvekkilihi;
Buharî, k. Büyû, Babu müvekkilü-r-Rıba, n. 78/3
[176] . Tirmizî, K. Tefsiri’l-Kur’an, Babu ve min süreti-t-tevbe, n. 3087;
İbn-i Mâce, K. Menâsik, Babu-l-hutbeti yevm-un-Nahri, n. 3055; Müslim,
K. Hac, n. 1218; Neseî, K. Hac, Babu-l-kerâhiyyeti, fi-s-siyab, n. 2713
[177] . Buharî, K. Büyû, babu yemhakullahur-r-riba, n. 78/3; Müslim, K.
Müsakat, Babu’n-nehyi ani-l-halfi fi-l-Büyû, n. 1606; Neseî, K. Büyû, n.
4466
[178] . Tirmizî, K. Büyû, Bab-ur-richâni fi’l – Vezni, n. 1305; Neseî, K.
Büyû, Bab-ur-richani fi’l – Vezni, n. 4596; İbn-i Mâce, K. Ticaret, Bab-ur-
rüchani, fi’l Vezni, n. 220
[179] . Neseî, K. Büyû, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 4597; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 2221
[180] . Neseî, K. Büyû, Babu-r-rüchani fi-l-Vezni, n. 4598
[181] . Neseî, K. Büyû, Babu-t-taglizi fi-d-deyni, n. 4689
[182] . Buharî, K. Faraiz, Babu men tereke mâlen feli ehlihi; Müslim, K.
Ferâiz, Babu men tereke mâlen fe-li veresetihi, n. 1619; Tirmizî, K. Cenâiz,
Babu-s-Salat alel Medyûn, n. 1070; İbn-i Mâce, Sadakat, Babu men tereke
deynen, n. 2415; Neseî, K. Cenâiz, Bubü-s-Salâti ala men aleyhi, n. 1695
[183] . Buharî, K. Havale, Babu izâ ehâle ala meliin, n. 123/3; Müslim,
Babu tahrîmi matlü-l-Ganiyyi, n. 1564; Tirmizî, K. Büyû, Babu matlü-
lGaniyyi zülmun, n. 1308; Neseî, K. Büyû, Babu matlü-l-Ganiyyi, zülmun,
n. 4695; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-havale, n. 2403
[184] . Müslim, n. 1600; Tirmizî, K. Büyû, Babu istikradız-l-baîri, n. 1318;
Neseî, K. Büyû, Babu istilafi-l-hayevân, n. 4621; İbn-i Mâce, K. Büyû,
Babu-s-silmi hayevân, n. 2285
[185] . Neseî, K. Büyû, Babu ziyâdeti fi-l-vezni, n. 4594
[186] . Buharî, K. Büyû, Babu mâ yüzkeru fî bey’it-taâmı; Müslim, K.
Müsakat, Babu-s-sarfi, n. 1586; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-t-temri bi-t-
temri, n. 4562; Tirmizî, K. Büyû, Babu-s-sarf, n. 1243; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Babu sarfi-z-zehebi bi-l-verakı, n. 2259; Muvatta, K. Büyû, Babu-
s-sarf
[187] . Müslim, K. Müsakat, Babu-s-sarfi ve bey’i-z-zehebi, n. 1587;
Tirmizî, K. Büyû, Babu-l-hıntatı milsen bi mislin, n. 1240; Nesei, K. Büyû,
Babu bey’i-l-birri bi-l-birri, n. 4564; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-s-sarf, n.
2254
[188] . Müslim, K. Müsakat, Babu bey’i-l-kılâde, n. 1591; Tirmizî, K. Büyû
Babu fî şiraı-l-kılade, n. 1255; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-l-kılade, n. 4577
[189] . Müslim, K. Müsakat, n. 1591
[190] . Tirmizî, K. Büyû Babu-s-sarf, n. 1243; Neseî, K. Büyû, Babu bey’il-
l-fizzati bi-z-zehebi, n. 4586; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu iktidai-z-zehebi
mine-l-verakı, n. 2262
[191] . Tirmizî, K. Büyû, Babu kerahiyeti bey’i-l-hayvanı, n. 1237; Neseî,
K. Büyû, Babu bey’i-l-hayevanı bi-l-hayevanı, n. 4624
[192] . Müslim, K. Müsakat, Babu cevâzi bey’i-l-hayevani bi-l, n. 1602;
Tirmizî, K. Büyû, babu fî şirâi-l-abdi bi-l-abdeyn, n. 1239; Neseî, K. Büyû,
Babu-beyı-l-hayevanı bi-l-hayvâni, n. 292/7
[193] . Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-n-nehyi ani-l-muhakaleti, n. 1255; Neseî,
K. Büyû, Babu iştira-i-t-temri, bi-r-rabbi, n. 4549; İbn-i Mâce, K. Ticarat,
Babu bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 2264; Muvatta; K. Büyû, Babu mâ yekrahu
min, Hakim: n. 38/2
[194] . Muvatta, K. Büyû, Babu fi-l-mazabeneti ve-l; Buharî,K. Büyû, Babu
bey’i-z-zebibi bi-z-zebibi; Müslim, K. Büyû, Babu-t-tahrîmi bey’ı-r-ratbi
bi-t-temri, n. 1542; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-kerami bi-z-zebibi, n.
4536; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1300
[195] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-müzabeneti; Müslim, K. Büyû, Babu
tahrîmi bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 1539; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya,
n. 1302; Muvatta, K. Büyû, Babu Bey’ı-l-Urye, Neseî, K. Büyû, Babu
bey’ı-l-uraya bi hırsıha, n. 4542
[196] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semeri alû ruûsi; Müslim, K. Büyû,
Babu tahrîmi bey’l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1303; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-
l-araya ve-r-ratbi, n. 4546
[197] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semri ala ruûsi-n-nahli, Müslim, K.
Büyû, Babu, tahrîmi bey’ı-r-Ratbi ve-t-temri, n. 1541; Neseî, K. Büyû,
Babu, bey’ı-l-urâyâ bi-r-Ratbi, n. 4545; Tirmizî, K. Büyû, Babu mâ câe fil
urâyâ, n. 1301; Muvatta, K. Büyû, bey’ı-l – Urye,
[198] . Buharî, K. Zekat, Babu men bâe simârahu ev nahlehü; Müslim, K.
Büyû, Bab-un-nehyi ani-n-nehyi an bey’-s-simâri, n. 1534; Neseî, K. Büyû,
Babu bey’ı-s-semri kalbe en yebdu, n. 1523; Tirmizî, K. Büyû, Babu
kerahiyeti bey’ı-s-semri hatta yebdu, n. 1226; Muvatta, K. Büyû Babu-n-
Nehyi an bey’ı-s-simâri; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu nehyi an bey’ı-s-
simari, n. 2214
[199] . Müslim, K. Büyû, Babu Nehyi an bey’ı-s-simari, n. 1535; Tirmizî, K.
Büyû, Babu Kerâhiyeti bey’ı-s-semrati, n. 1227; Neseî, K. Büyû, Babu
Bey’ı-s-Sünbüli, n. 4555
[200] . Buharî, k. Zekat, Babu men bae semarihü ev nahlehü, n. 1536;
Müslim, K. Büyû, Babun nehyi an bey’ı-s-simari, n. 4529; Neseî
[201] . Tirmizî, K. Büyû, Babu Kerahiyeti bey’ı-s-semrati hatta, n. 1228;
İbn-i Mâce, K. Büyû, n. 2217
[202] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-simari kalbe en Yebdû
[203] . İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-s-simari, n. 721
[204] . Neseî, K. Büyû, Babu vad’ı-l-cevaih, n. 4532; Müslim, k. Müsakat,
Babu Vad’ı-l-cevaih, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu bey’ı-s-simari,
n. 2218
[205] . Müslim, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu, bey’ı-s-simari, n.
2218
[206] . Müslim, K. Büyû, Babu butlanı bey’ı-l-hasati, n. 1513; Tirmizî, K.
Büyû, Babu fî kerahiyeti bey’ı-l-gureri, n. 1230; Neseî, K. Büyû, Babu
bey’ı-l-hasati, n. 4522; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-l
hasati, n. 2194
[207] . Buharî, K. Büyû, Babu ibtali bey’i-l-mülâmeseti ve’l-Münâbezeti, n.
1512; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-münâbezeti, n. 4515; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Babun nehyi anil münâbezeti vel-mülâmeseti, n. 3170; Tirmizî, K.
Büyû, Babu-l-mülâmeseti ve’l-münâbezeti, n. 1310
[208] . Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-gureri ve’l-habeleti, n. 3381; Müslim,
K. Büyû, Babu tahrîmi bey’ı habel’il-habeleti, n. 1513; Tirmizî, K. Büyû,
Babu bey’ı habe-lil-habeleti, n. 1229; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-habe-
lil-habeleti, n. 4626; Muvatta: K. Büyû, Babu mâ-lâ Yecûzü min bey’ı-l-
hayvanı
[209] . Tirmizî, K. Büyû, n. 1258; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-Emîni
yetteciru fîhi, n. 2402; Buharî, K. Alamat-i-n-Nubüvve, Babu haddesena M.
Müsenna, n. 203/4
[210] . Tirmizî, K. Büyû, n. 1257
[211] . Buharî, K. Büyû, Müslim, K. Zikir, Babu Kıssati Eshab-ül-gar, n.
2743
[212] . Neseî, K. Büyû, Babü-ş-şirketi bi gayri mâlin, n. 4701; İbn-i Mâce,
K. Ticarat, Babü-ş-şirketi ve’l-müdârebe, n. 2288
[213] . Müslim, K. Büyû, Babu kura-i-l-Arzı, n. 1547; Neseî, K. Müzraa,
Babu-n-Nehyi anil-kura-il-arzı bis-sülüsi, n. 3940; İbn-i Mâce, K. Rahun,
Babu kura-il-Arzı, n. 2453
[214] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an kura-il-arzi bi-s-sülüsi, n. 3959;
İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu mâ yükrahü minel-müzâraa, n. 2461
[215] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi, an kûrâ-il-arzı, n. 3925
[216] . Buharî, K. Hars ve Müzâraa, Babu haddesena Muhammed, n. 137/3;
Müslim, K. Büyû Babu küre-il-arzı biz-zehebi ve-l-veraki, n. 1547; Neseî,
K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an kure-il-arzı bi-s-sülüsi, n. 3932
[217] . Buharî, K. Hars, Babü mâ kane min eshabi-n-Nebiyyi sallallahu
aleyhi ve sellem, n. 142/3; Müslim, K. Büyû, Babu Küre-il-arzı, n. 112;
Neseî, K. Müzâraa, Babü-n-Nehyi an küre-il-arzı bi-s-sülüsi ver-Rub’u, n.
3935
[218] . Müslim, K. Büyû, Babu küre-il-arzı bi-t-taami, n. 1548; Neseî, K.
Müzâraa Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 1928; İbn-i Mâce, K. Rahun,
Babu istikra-il-arzı bi-t-taami, n. 2465
[219] . Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 3955; İbn-i
Mâce, K. Rahun, Babu-r-Ruhsati fî küra-il-arzı, n. 2460
[220] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3920
[221] . Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3921; İbn-i
Mâce, K. Rahun, Babu-l-Muzaraati bi-s-sülüsü, n. 2449
[222] . Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an küra-il-arzı, n. 3958
[223] . Tirmizî, K. Ahkam, Babu fî-men zerea fî arzı kavmin bi-gayri
iznihim, n. 1366; İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu men zerea fî arzı kavmin bi-
gayri iznihim, n. 2466
[224] . Müslim, K. Büyû, Babu-n-nehyi anil-Muhakaleti ve’l-müzabeneti, n.
1536; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-l-Müzabeneti ve’l-Muhakaleti-bi-lafzın,
n. 2266
[225] . Müslim, K. Büyû, Babu-n-Nehyi anil-Muhakaleti n. 1536; Buharî, K.
Müsakat, Babu-r-Racüli yekunü lehu semerun, n. 151/3; Tirmizî, K. Büyû,
Babu-n-nehyi ani-s-sünya, n. 1290; Neseî, K. Müzâraa, Babu zikri-l-
ehadisi-l-Muhtelifeti fi-n-nehyi, n. 3910; İbn-i Mâce, n. 2266
[226] . Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ zekera fi’l-Muzaraa, n. 1383; Müslim,
K. Müsakat, Babu Musakat ve-l-Muamelel Bi cuzin mine-s-semeri, n. 1551;
Buharî, K. Hars, Müzâraa, Babu-l-Muzaraa bi-ş-Şartı, n. 137/3; İbn-i Mâce,
K. Rahün, Babu Muameletin Nahili ve’l-keremi, n. 2467
[227] . Müslim, K. Müsakat, b. Müsakat ve’l-muamele bi cuzin min es-
Semeri, n. 5; Neseî, K. Müzâraa. B. Zikri ihtilafu’l-elfazi, n. 3961
[228] . İbn-i Mâce, K. Zekat, Babu harsın-Nahlı ve’l-lenebi, n. 1820
[171]. Tirmizî, K. Büyû, Babu-t-ticari ve tesmiyeti-n-Nebiyyi sallallahu
aleyhi ve sellem, n. 1208; Neseî, K. Eymân ve-n-Nüzûr, Bab-ul-lağvi Vel-
Kizbi, n. 3831; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Bab-ut-tevekkıyyi fi-t-ticareti, n.
2145
[172]. İbn-i Mâce, n. 2406
[173]. Buharî, K. Eymân, Babu fazl-ı men istebree, n. 71/1; Müslim, k.
Müsakat, Babu ehzi-l-halali ve terki-ş-şübühat, n. 1599; Tirmizî, K. Büyû,
Babu terk-iş-şübühatı, n. 1205; Neseî, K. Büyû, Babu İctinabı-şübühâtı, n.
4458; İbn-i Mâce, K. Fiten, Babu-l-Vukufi inde-ş-şübühati, n. 3984
[174]. Neseî, K. Büyû, Babu ictinabı-ş-Şübuhâti fi’l kesbi, n. 1460; İbn-i
Mâce, K. Ticaret, Babu-t-tağlîzi fi-r-Rıbâ, n. 2278
[175]. Tirmizî, K. Büyû, fî ekl-r-Rıbâ, n. 1206; İbn-i Mâce, K. Ticaret,
Babu-t-tağlizi i-r-riba, n. 2277; Müslim, K. Ekli-r-Rıba ve Müvekkilihi;
Buharî, k. Büyû, Babu müvekkilü-r-Rıba, n. 78/3
[176]. Tirmizî, K. Tefsiri’l-Kur’an, Babu ve min süreti-t-tevbe, n. 3087;
İbn-i Mâce, K. Menâsik, Babu-l-hutbeti yevm-un-Nahri, n. 3055; Müslim,
K. Hac, n. 1218; Neseî, K. Hac, Babu-l-kerâhiyyeti, fi-s-siyab, n. 2713
[177]. Buharî, K. Büyû, babu yemhakullahur-r-riba, n. 78/3; Müslim, K.
Müsakat, Babu’n-nehyi ani-l-halfi fi-l-Büyû, n. 1606; Neseî, K. Büyû, n.
4466
[178]. Tirmizî, K. Büyû, Bab-ur-richâni fi’l – Vezni, n. 1305; Neseî, K.
Büyû, Bab-ur-richani fi’l – Vezni, n. 4596; İbn-i Mâce, K. Ticaret, Bab-ur-
rüchani, fi’l Vezni, n. 220
[179]. Neseî, K. Büyû, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 4597; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Bab-ur-rüchani fi-l-Vezni, n. 2221
[180]. Neseî, K. Büyû, Babu-r-rüchani fi-l-Vezni, n. 4598
[181]. Neseî, K. Büyû, Babu-t-taglizi fi-d-deyni, n. 4689
[182]. Buharî, K. Faraiz, Babu men tereke mâlen feli ehlihi; Müslim, K.
Ferâiz, Babu men tereke mâlen fe-li veresetihi, n. 1619; Tirmizî, K. Cenâiz,
Babu-s-Salat alel Medyûn, n. 1070; İbn-i Mâce, Sadakat, Babu men tereke
deynen, n. 2415; Neseî, K. Cenâiz, Bubü-s-Salâti ala men aleyhi, n. 1695
[183]. Buharî, K. Havale, Babu izâ ehâle ala meliin, n. 123/3; Müslim,
Babu tahrîmi matlü-l-Ganiyyi, n. 1564; Tirmizî, K. Büyû, Babu matlü-
lGaniyyi zülmun, n. 1308; Neseî, K. Büyû, Babu matlü-l-Ganiyyi, zülmun,
n. 4695; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-havale, n. 2403
[184]. Müslim, n. 1600; Tirmizî, K. Büyû, Babu istikradız-l-baîri, n. 1318;
Neseî, K. Büyû, Babu istilafi-l-hayevân, n. 4621; İbn-i Mâce, K. Büyû,
Babu-s-silmi hayevân, n. 2285
[185]. Neseî, K. Büyû, Babu ziyâdeti fi-l-vezni, n. 4594
[186]. Buharî, K. Büyû, Babu mâ yüzkeru fî bey’it-taâmı; Müslim, K.
Müsakat, Babu-s-sarfi, n. 1586; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-t-temri bi-t-
temri, n. 4562; Tirmizî, K. Büyû, Babu-s-sarf, n. 1243; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Babu sarfi-z-zehebi bi-l-verakı, n. 2259; Muvatta, K. Büyû, Babu-
s-sarf
[187]. Müslim, K. Müsakat, Babu-s-sarfi ve bey’i-z-zehebi, n. 1587;
Tirmizî, K. Büyû, Babu-l-hıntatı milsen bi mislin, n. 1240; Nesei, K. Büyû,
Babu bey’i-l-birri bi-l-birri, n. 4564; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-s-sarf, n.
2254
[188]. Müslim, K. Müsakat, Babu bey’i-l-kılâde, n. 1591; Tirmizî, K. Büyû
Babu fî şiraı-l-kılade, n. 1255; Neseî, K. Büyû, Babu bey’i-l-kılade, n. 4577
[189]. Müslim, K. Müsakat, n. 1591
[190]. Tirmizî, K. Büyû Babu-s-sarf, n. 1243; Neseî, K. Büyû, Babu bey’il-
l-fizzati bi-z-zehebi, n. 4586; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu iktidai-z-zehebi
mine-l-verakı, n. 2262
[191]. Tirmizî, K. Büyû, Babu kerahiyeti bey’i-l-hayvanı, n. 1237; Neseî,
K. Büyû, Babu bey’i-l-hayevanı bi-l-hayevanı, n. 4624
[192]. Müslim, K. Müsakat, Babu cevâzi bey’i-l-hayevani bi-l, n. 1602;
Tirmizî, K. Büyû, babu fî şirâi-l-abdi bi-l-abdeyn, n. 1239; Neseî, K. Büyû,
Babu-beyı-l-hayevanı bi-l-hayvâni, n. 292/7
[193]. Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-n-nehyi ani-l-muhakaleti, n. 1255; Neseî,
K. Büyû, Babu iştira-i-t-temri, bi-r-rabbi, n. 4549; İbn-i Mâce, K. Ticarat,
Babu bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 2264; Muvatta; K. Büyû, Babu mâ yekrahu
min, Hakim: n. 38/2
[194]. Muvatta, K. Büyû, Babu fi-l-mazabeneti ve-l; Buharî,K. Büyû, Babu
bey’i-z-zebibi bi-z-zebibi; Müslim, K. Büyû, Babu-t-tahrîmi bey’ı-r-ratbi
bi-t-temri, n. 1542; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-kerami bi-z-zebibi, n.
4536; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1300
[195]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-müzabeneti; Müslim, K. Büyû, Babu
tahrîmi bey’ı-r-ratbi bi-t-temri, n. 1539; Tirmizî, K. Büyû, Babu fi-l-uraya,
n. 1302; Muvatta, K. Büyû, Babu Bey’ı-l-Urye, Neseî, K. Büyû, Babu
bey’ı-l-uraya bi hırsıha, n. 4542
[196]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semeri alû ruûsi; Müslim, K. Büyû,
Babu tahrîmi bey’l-uraya ve-r-ruhsati, n. 1303; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-
l-araya ve-r-ratbi, n. 4546
[197]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-semri ala ruûsi-n-nahli, Müslim, K.
Büyû, Babu, tahrîmi bey’ı-r-Ratbi ve-t-temri, n. 1541; Neseî, K. Büyû,
Babu, bey’ı-l-urâyâ bi-r-Ratbi, n. 4545; Tirmizî, K. Büyû, Babu mâ câe fil
urâyâ, n. 1301; Muvatta, K. Büyû, bey’ı-l – Urye,
[198]. Buharî, K. Zekat, Babu men bâe simârahu ev nahlehü; Müslim, K.
Büyû, Bab-un-nehyi ani-n-nehyi an bey’-s-simâri, n. 1534; Neseî, K. Büyû,
Babu bey’ı-s-semri kalbe en yebdu, n. 1523; Tirmizî, K. Büyû, Babu
kerahiyeti bey’ı-s-semri hatta yebdu, n. 1226; Muvatta, K. Büyû Babu-n-
Nehyi an bey’ı-s-simâri; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu nehyi an bey’ı-s-
simari, n. 2214
[199]. Müslim, K. Büyû, Babu Nehyi an bey’ı-s-simari, n. 1535; Tirmizî, K.
Büyû, Babu Kerâhiyeti bey’ı-s-semrati, n. 1227; Neseî, K. Büyû, Babu
Bey’ı-s-Sünbüli, n. 4555
[200]. Buharî, k. Zekat, Babu men bae semarihü ev nahlehü, n. 1536;
Müslim, K. Büyû, Babun nehyi an bey’ı-s-simari, n. 4529; Neseî
[201]. Tirmizî, K. Büyû, Babu Kerahiyeti bey’ı-s-semrati hatta, n. 1228;
İbn-i Mâce, K. Büyû, n. 2217
[202]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-s-simari kalbe en Yebdû
[203]. İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-s-simari, n. 721
[204]. Neseî, K. Büyû, Babu vad’ı-l-cevaih, n. 4532; Müslim, k. Müsakat,
Babu Vad’ı-l-cevaih, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu bey’ı-s-simari,
n. 2218
[205]. Müslim, n. 1554; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu, bey’ı-s-simari, n.
2218
[206]. Müslim, K. Büyû, Babu butlanı bey’ı-l-hasati, n. 1513; Tirmizî, K.
Büyû, Babu fî kerahiyeti bey’ı-l-gureri, n. 1230; Neseî, K. Büyû, Babu
bey’ı-l-hasati, n. 4522; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-n-nehyi an bey’ı-l
hasati, n. 2194
[207]. Buharî, K. Büyû, Babu ibtali bey’i-l-mülâmeseti ve’l-Münâbezeti, n.
1512; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-münâbezeti, n. 4515; İbn-i Mâce, K.
Ticarat, Babun nehyi anil münâbezeti vel-mülâmeseti, n. 3170; Tirmizî, K.
Büyû, Babu-l-mülâmeseti ve’l-münâbezeti, n. 1310
[208]. Buharî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-gureri ve’l-habeleti, n. 3381; Müslim,
K. Büyû, Babu tahrîmi bey’ı habel’il-habeleti, n. 1513; Tirmizî, K. Büyû,
Babu bey’ı habe-lil-habeleti, n. 1229; Neseî, K. Büyû, Babu bey’ı-l-habe-
lil-habeleti, n. 4626; Muvatta: K. Büyû, Babu mâ-lâ Yecûzü min bey’ı-l-
hayvanı
[209]. Tirmizî, K. Büyû, n. 1258; İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babu-l-Emîni
yetteciru fîhi, n. 2402; Buharî, K. Alamat-i-n-Nubüvve, Babu haddesena M.
Müsenna, n. 203/4
[210]. Tirmizî, K. Büyû, n. 1257
[211]. Buharî, K. Büyû, Müslim, K. Zikir, Babu Kıssati Eshab-ül-gar, n.
2743
[212]. Neseî, K. Büyû, Babü-ş-şirketi bi gayri mâlin, n. 4701; İbn-i Mâce,
K. Ticarat, Babü-ş-şirketi ve’l-müdârebe, n. 2288
[213]. Müslim, K. Büyû, Babu kura-i-l-Arzı, n. 1547; Neseî, K. Müzraa,
Babu-n-Nehyi anil-kura-il-arzı bis-sülüsi, n. 3940; İbn-i Mâce, K. Rahun,
Babu kura-il-Arzı, n. 2453
[214]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an kura-il-arzi bi-s-sülüsi, n. 3959;
İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu mâ yükrahü minel-müzâraa, n. 2461
[215]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi, an kûrâ-il-arzı, n. 3925
[216]. Buharî, K. Hars ve Müzâraa, Babu haddesena Muhammed, n. 137/3;
Müslim, K. Büyû Babu küre-il-arzı biz-zehebi ve-l-veraki, n. 1547; Neseî,
K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an kure-il-arzı bi-s-sülüsi, n. 3932
[217]. Buharî, K. Hars, Babü mâ kane min eshabi-n-Nebiyyi sallallahu
aleyhi ve sellem, n. 142/3; Müslim, K. Büyû, Babu Küre-il-arzı, n. 112;
Neseî, K. Müzâraa, Babü-n-Nehyi an küre-il-arzı bi-s-sülüsi ver-Rub’u, n.
3935
[218]. Müslim, K. Büyû, Babu küre-il-arzı bi-t-taami, n. 1548; Neseî, K.
Müzâraa Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 1928; İbn-i Mâce, K. Rahun,
Babu istikra-il-arzı bi-t-taami, n. 2465
[219]. Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-nehyi an küre-il-arzı, n. 3955; İbn-i
Mâce, K. Rahun, Babu-r-Ruhsati fî küra-il-arzı, n. 2460
[220]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3920
[221]. Neseî, K. Muzaraa, Babu-n-Nehyi an küre-il-arzı, n. 3921; İbn-i
Mâce, K. Rahun, Babu-l-Muzaraati bi-s-sülüsü, n. 2449
[222]. Neseî, K. Müzâraa, Babu-n-nehyi an küra-il-arzı, n. 3958
[223]. Tirmizî, K. Ahkam, Babu fî-men zerea fî arzı kavmin bi-gayri
iznihim, n. 1366; İbn-i Mâce, K. Rahun, Babu men zerea fî arzı kavmin bi-
gayri iznihim, n. 2466
[224]. Müslim, K. Büyû, Babu-n-nehyi anil-Muhakaleti ve’l-müzabeneti, n.
1536; İbn-i Mâce, K. Ticarat, Babu-l-Müzabeneti ve’l-Muhakaleti-bi-lafzın,
n. 2266
[225]. Müslim, K. Büyû, Babu-n-Nehyi anil-Muhakaleti n. 1536; Buharî, K.
Müsakat, Babu-r-Racüli yekunü lehu semerun, n. 151/3; Tirmizî, K. Büyû,
Babu-n-nehyi ani-s-sünya, n. 1290; Neseî, K. Müzâraa, Babu zikri-l-
ehadisi-l-Muhtelifeti fi-n-nehyi, n. 3910; İbn-i Mâce, n. 2266
[226]. Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ zekera fi’l-Muzaraa, n. 1383; Müslim,
K. Müsakat, Babu Musakat ve-l-Muamelel Bi cuzin mine-s-semeri, n. 1551;
Buharî, K. Hars, Müzâraa, Babu-l-Muzaraa bi-ş-Şartı, n. 137/3; İbn-i Mâce,
K. Rahün, Babu Muameletin Nahili ve’l-keremi, n. 2467
[227]. Müslim, K. Müsakat, b. Müsakat ve’l-muamele bi cuzin min es-
Semeri, n. 5; Neseî, K. Müzâraa. B. Zikri ihtilafu’l-elfazi, n. 3961
[228]. İbn-i Mâce, K. Zekat, Babu harsın-Nahlı ve’l-lenebi, n. 1820
Asr-ı Saadette bize simsarlar denirdi. (Bir) gün Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem bize rastladı, bize simsarlardan daha güzel bir isim taktı ve şöyle
buyurdu: “Ey tüccar topluluğu, alış verişte yemin ve lüzumsuz sözler
bulunduğu olur. Bu sebeple siz ona sadaka karıştırınız.” [171]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, onun borcuna kefil oldu. Adam
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e söz verdiği miktar parayı aldı,
getirdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona, “Bu altını nereden ele
geçirdin” buyurdu. O zat, “Madenden elde ettim” dedi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, “Bizim buna ihtiyacımız yoktur, bunda hayır
yoktur” buyurdu. Adamın borcunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
ödedi. [172]
3329 – Nu’man bin Beşir’den rivâyet edilmiştir. Der ki: Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz helal de
bellidir, haram da bellidir. İkisi arasında şüpheli bir takım işler vardır.” Râvi
ara sıra çoğul yerine tekil sığası ile şüpheli iş vardır şeklinde söylerdi.
“Sizin için bu mevzuda misal vereyim. Allah (c.c) bir koru edindi. Allah
(c.c)’ın korusu haram kıldığı şeydir. Kim koru kenarında koyun yayarsa
koruya girdiği olur, kim şüpheli şeyi helâle karıştırırsa haramı işlemeye
cesaret eder.” [173]
İbn-i İsa rivâyetinde, “Ona faizin tozundan bulaşacak” dedi. [174]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, faizi yiyene, yedirene muamelesine
şahit olana ve kâtibine lânet etti. [175]
Vedâ haccında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu
işittim. “Dikkat, cahiliyyet devri faizlerinin hepsine son verilmiştir.
Sermayeniz ise kendinize aittir; ne haksızlık etmiş nede haksızlığa uğramış
olursunuz. Dikkat: Cahiliyet devrinden kalma kan davalarınada son
verilmiştir. İlk son verilen kan davası (amcam) Haris bin Abdulmuttalib’in
(oğlu Rabia’nın) kanıdır. Rabia Benî Leys’te süt annesinde iken Hüzeyf onu
öldürmüştü.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem üç kere, “Ey Allah’ım
tebliğ ettim mi?” buyurdu. Ashab üç defa, “evet” dediler. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem üç kere, “şahit ol Ya Rab” buyurdu. [176]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Yemin satıcının zannına göre eşyayı sattırır, bereketini ise siler süpürür.”
İbn-i Serh rivâyetinde bereketini kelimesi yerine, kazancını kelimesini
kullandı. İbn Serh Saîd bin Müseyyeb’den o da Ebû Hüreyre’den, o da
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyet etmiştir. [177]
Ben ve Mahrefe el-Abd-i Hecer (Beldesinden) bez alıp Mekke’ye
getirmiştik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize geldi ve bizimle bir
serâvilin (iç donu) pazarlığını yaptı seravili ona sattık. Orada ücretle tartı
yapan bir zât vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona, “Tart ve para
tarafını biraz ağır tut” buyurdu. [178]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke’den hicret etmeden önce
yanına geldim, deyip önce geçen bu hadisi rivâyet etti. Şu’be bu rivâyette
(bir zât vardı) ücretle tartardı, cümlesini söylemedi. [179]
Ebû Dâvud dedi ki: Malik bin Dinar’ın Atâ’dan, onun da Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’den rivâyet ettiği bu hadiste ihtilaf olundu. [180]
Ebû Dâvud dedi ki: Rivâyette adı geçen, Sem’an bin Müşennec’tir. [181]
Câbir diyor ki: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, o kimsenin üzerine
cenâze namazını kıldı. Cenab-ı Allah Peygamberine fetihleri nasıp edip
(imkanlar çoğalınca) borçlu ölenlerin borcunu üzerine alır, “Ben her
mü’mine, nefsinden daha yakınım, kim borç terk ederse ödemek bana aittir,
kim mal bırakırsa varislerine aittir” buyurdu. [182]
“Zenginin borcunu (zamanında vermeyip) geciktirmesi zulümdür. Sizden
biriniz (alacağı) bir zengine havale edilirse kabul etsin (zenginden alacağı
alsın)” buyurdu. [183]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ileride aynını vermek üzere bir
zattan genç bir deve satın almıştı, vakti gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, o zatın devesini ödememi emretti. Ben develer arasında altı
yaşını doldurmuş güzel bir deveden başkasını bulamadım dedim. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, “Onu ona ver, insanların en hayırlısı borcunu en
iyi şekilde ödeyendir” buyurdu. [184]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bana borcu vardı. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem bana olan borcunu ödedi ve bana alacağımdan
fazlasını da verdi. [185]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Altını gümüş
karşılığında satmak faizdir. Ancak peşin olarak biri verilir, öbürü alınırsa
müstesnâ bir miktar buğdayı buğdayla satmak faizdir. Ancak biri verilir
öbürü peşin alınırsa müstesnâ. Hurmayı hurmayla satmak faizdir. Ancak
peşin olarak biri verilir öbürü alınırsa müstesnâ. Arpayı arpa ile satmak
faizdir. Ancak peşin olarak biri verilir, öbürü alınırsa müstesnâ.” [186]
“Külçe olsun sikke olsun altın altın ile, külçe olsun sikke olsun gümüş
gümüş ile (eşit olarak) satılır. Buğdayı buğdayla müdyü müdyüne, arpayı
arpayla müdyü müdyüne, hurmayı hurma ile müdyü müdyüne, tuzu tuz ile
müdyü müdyüne alıp satmak caizdir. Kim ölçüde ziyâde eder veya ziyade
olmasını isterse gerçekten faiz yapmış olur. Ama altını altın ağırlığında ve
biraz da fazla gümüşle peşin alıp satmakta beis yoktur. Fakat veresiye caiz
değildir. Buğdayı kendi ağırlığında ve biraz da fazla arpa ile peşin alıp
satmakta beis yoktur. Ama veresiye olursa caiz değildir.” [187]
Ben Hayber’in fethedildiği gün on iki dinara üzerinde altın ve kıymetli taş
bulunan bir gerdanlık satın aldım. Altın ve taşını ayırdım. Gerdanlıkta on
iki dirhemden daha çok altın buldum, bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’e anlattım. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Altın diğer
madenden ayrılmadıkça gerdanlık satılamaz” buyurdu. [188]
“Biz Hayber fethinde Rasûlullah ile birlikte idik.” Yahudilerle bir Ukıyye
altını, bir dinara alır satardık. Râvi Kuteybe’den başkaları bir dinar yerine
iki ve üç dinarla alır satardık dediler. Sonra râviler Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, “Altını altın ile aynı ağırlıkta olmak üzere alın satın”
buyurduğu sözünde ittifak ettiler. [189]
Ben Bakî’ mevkiinde deve satardım, altından dinarlarla satar (altın yerine)
gümüş dirhemler alırdım, gümüş dirhemlerle satar, yerine altın dinarlar
alırdım, altının yerine gümüş, gümüş yerine altın alırdım. Altın yerine
gümüş, gümüş yerine altın verirdim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem’e geldim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, zevcesi
Hafsa’nın evinde bulunuyordu. Ben ey Allah’ın Rasûlü, müsaade buyur
sana bir sorum var dedim. Ben Baki’da deve satarım, altın dinarla satar,
altın yerine gümüş dirhemler alırım, gümüş dirhemlerle satarım, yerine altın
dinarlar alırım, altın yerine gümüş, gümüş yerine altın alırım. Altın yerine
gümüş, gümüş yerine altın veriyorum, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, “Aranızda henüz teslim edilmiş bir şey yokken, henüz o
meclisten ayrılmadan o günün rayicine göre altın yerine gümüş almanda bir
mahzur yoktur” buyurdu. [190]
Bir kimse koyununu yarın verip öbür gün karşılığında başka bir koyun
alacaksa bu şekilde hayvanı hayvan ile veresiye alıp satmayı Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem yasaklamıştır. [191]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (peşin olarak) iki köleye bir köle
satın aldı. [192]
O Sa’d İbn-i Ebî Vakkas radıyallahu anh’a yaş beyaz buğdayın, kuru
buğday karşılığında satılıp satılamayacağını sordu. Sâ’d radıyallahu anh ona
bu buğdayların hangisi daha üstün diye sordu. Zeyd, “Beyaz yaş buğday
daha üstündür” dedi. Bunun üzerine Sâ’d onu beyaz veya yaş buğdayın
kuru buğday karşılığında alınıp satılmasından nehy etti. Ve şöyle dedi: Ben
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yaş hurma ile kuru hurma satın
almaktan sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yaş hurma
kuruduğu vakit eksilir mi” buyurdu. Ashab: Evet eksilir dediler. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, bu soruyu soranı, yaş hurmayla kuru hurma
satın almaktan nehy etti. [193]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, aynı ölçek ağaç üzerindeki hurmayı
yerdeki hurmaya, aynı ölçek (asmadaki) yaş üzümü kuru üzüme, aynı ölçek
biçilmemiş buğday, kuru buğdaya satmaktan nehyetti. [194]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, taze ve kuru hurma karşılığında
ariyye yoluyla yapılan alışverişe ruhsat verdi. [195]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yaş hurmayı kuru hurma ile
satmaktan nehyetti. Araya ise ruhsat verdi. O, meyvenin tahmin edilerek
kendi miktarı karşılığında satılmasıdır. Taze meyveyi (satın alan) sahipleri
onu taze olarak yerler. [196]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, beş vasaktan aşağı veya tam beş
vasakta araya hurmasını kuru ve yaş hurma ile satmaya ruhsat verdi. Râvi
Dâvud bin Husayn beş vasak mı idi veya beş vasaktan aşağı mı idi diye
şüphe etti. [197]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kâmilen belirmeden önce (ağacın
başında çiçek iken) meyveyi satmaktan nehyetti. (Sadece satıcıyı değil)
hem satanı, hem de müşteriyi nehyetti. [198]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem satıcıyı da, müşteriyi de, hurmayı
kızarmadıkça, buğdayı beyazlaşıp afattan emin olmadıkça satmaktan ve
satın almaktan nehyetti. [199]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, meyve kemâle ermedikçe alınıp
satılmaktan nehyetti. Meyvenin kemâle ermesi nedir, diye soruldu.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kızarıp, sararıp ondan yenilene dek
durması demektir” cevabını verdi. [200]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, üzümü siyahlanmadan buğdayı da
olgunlaşıp sertleşmeden satmaktan nehyetti. [201]
Eba Zinâd’dan, salahı meydana çıkmadıkça ağaç üzerindeki meyveyi
satmaktan ve bu konuda zikrolunanlardan sordum. Ebû Zinâd şöyle dedi:
Urve bin Zübeyr, Sehl bin Ebî Hasme’den, o da Zeyd bin Sabit’ten şöyle
haber verdi: İnsanlar, ağaç üstündeki meyvelerin salahı meydana çıkmadan
onu alır satarlardı. İnsanlar meyveyi toplayıp karşılığını ödeme zamanı
gelince müşteri şöyle derdi: Meyve çürüdü, olgunlaşmadan dökülüp
noksanlaştı, ona meyve hastalığı afetler isabet etti, gibi laflar ediyorlardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda anlaşmazlıkları
çoğalınca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onlarla fikir alış verişi
yapar gibi, “Eğer böyle düşmanlıklar, anlaşmazlıklar devam edecek ise,
ağaç üzerindeki meyve olgunlaşıp kemâle ermedikçe onu alıp satmayınız”
buyurdu. Bu yasağın sebebi anlaşmazlıkların, dargınlıkların çoğalmasıydı.
[202]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem; Salahı meydana çıkmadıkça ağaç
üzerinde meyveyi satmaktan nehyetti. “Arâyâ hariç dinar ve dirhemin
dışında bir şey karşılığında meyve satılamaz” buyurdu. [203]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Bir ağacın birkaç sene içinde
vereceği meyveyi önceden satmaktan nehyetti ve afattan telef olan
meyvenin karşılığını bağışladı. [204]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem muâvemeden (seneliğine satıştan)
nehyetti. Râvîlerden Ebû Zübeyr ve Saîd bin Mina’dan biri (muaveme
kelimesi yerine “bey’us-sinîn” dedi. [205]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, alıcı ve satıcının rüknünü
bilmedikleri şeyi satmaktan nehyetti. Râvîlerden Osman bin Ebû Şeybe
buna beyu’l-hasat (çakıl taş atma yoluyla olan satışı) da ekledi. [206]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir önce geçen şu hadis rivâyet
olundu. Bu rivâyette hadisin râvisi Abdurrezzak şunları da ilave etti;
iştimâlü’s-sammâ: elbisenin iki tarafını sol omuza atıp, sağ omuzu açık
bırakarak elbiseye bürünmektir. Münabeze: Satıcının, ben şu elbiseyi sana
attığımda satış kesinleşmiştir demesidir. Mülâmese: Alıcının elbiseye elini
dokundurup, açmadan çevirip bakmadan sadece dokunması ile satışın
kesinleşmesidir. [207]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, habelü’l-habele’den; “Devenin
karnındaki yavru dünyaya gelip o da hamile olup yavru yapana dek” diye
yapılan alışverişten nehyetti. [208]
3384 – Urve el-Bâriki radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona kurbanlık veya koyun satın
alması için bir dinar vermişti. Urve de bir dinara iki koyun satın aldı.
Koyunlardan birini bir dinara sattı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e
bir koyun ve bir de dinar getirdi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem ona alış verişinde bereketle dua etti. Bu dua bereketiyle Urve
toprak satın alsa idi, ondan kâr elde ederdi. [209]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kurban alıvermesi için Hakim’i bir
dinar ile pazara gönderdi. Bir dinara bir kurbanlık aldı, aynı kurbanlığı iki
dinara sattı, döndü. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir dinara bir
kurbanlık satın aldı. Bir dinarı da hazreti Peygamber’e getirdi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem bir dinarı tasadduk etti ve Hakim bin Hızam’a
ticaretinin bereketli olması için duada bulundu. [210]
Ashab, “Ey Allah’ın Rasûlü bir ferak pirinç sahibi kimdir” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Üzerlerine dağ göçtüğü zamanki
mağara hadisini anlattı ve şöyle dedi: “Mağaradakilerden birisi
“amellerinizin en iyisini anlatınız” demişti: Bunun üzerine üçüncüsü şöyle
anlattı: Allah’ım sen bilirsin ben bir ferak (ölçek) pirince bir yevmiyeci
tutmuştum. Akşamladığımda onun yevmiyesini kendisine teklif ettim,
almaktan vazgeçti ve gitti. Ben onun parasını onun namına değerlendirdim.
Onun için bir sürü sığır ve onlara bir çaban ediniverdim. Bir gün bana geldi
kavuştu ve “bana hakkımı ver” dedi. Ben ona “git o sığır sürüsü ve
başındaki çoban senindir onu al” dedim. Bunun üzerine adam gitti, sürüyü
önüne katıp götürdü.” [211]
Ben, Ammâr ve Sa’d radıyallahu anh, Bedir günü elde edeceğimiz
ganimette ortak olduk. Sa’d iki esirle geldi, ben ve Ammar bir şey
getiremedik. [212]
Bunu Tavus’a zikrettim. Tavus dedi ki: İbn-i Abbas bana şöyle dedi:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ortak ziraatçılık yapmaktan
neyhetmedi. Lakin şöyle buyurdu: “Sizden birinizin arazisini karşılık
almaksızın ekim için birine vermesi, o arazinin çıkardığı mahsulden belli
bir miktarını almak (suretiyle ziraatta ortakçılık yapmak)tan daha
hayırlıdır.” [213]
Müseddet rivâyetinde: Rafî bin Hadic sadece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in, “Arazileri kiralamayın” buyurduğunu işitti, diye ilave etti. [214]
Biz ark kenarlarındaki ve onlardaki su ile sulanan mahsul karşılığında,
araziyi kiraya verirdik Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizi bundan
nehyetti. Bize araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermemizi emretti.
[215]
İbrahim bin Musâ’nın rivâyet ettiği hadis daha tamamdır. Kuteybe
rivâyetinde Hanzele’den oda Rafi radıyallahu anh’dan rivâyet etti dedi. [216]
Ebû Dâvud şöyle dedi: Ebû Necaşi, Atâ bin Suhayb’tır. [217]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizim için faydalı olan bir şeyi
yasakladı. Ama Allah ve O’nun Peygamberine itaat bizim için daha
faydalıdır. Rafi dedi ki: Biz amcama o yasaklanan nedir dedik? Amcam
şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kimin arazisi varsa onu
kendisi eksin veya din kardeşine ektirsin. Çıkan mahsulün üçte birine dörtte
birine ve miktarı belli olan bir yiyecek karşılığında kiraya vermesin”
buyurdu. [218]
Ebû Dâvud şöyle dedi: Şu’be ve Mufaddal bin Mühellel bu hadisi
Mansur’dan böyle rivâyet ettiler. Şu’be dedi ki: Useyd Rafi bin Hadic’in
oğlan kardeşinin oğludur. [219]
Rafi dedi ki: Biz ekinimizi aldık, eken kimseye nafaka iade ettik. Saîd bin
Müseyyeb şöyle dedi: “Tarlayı kardeşine ekip biçmesi için emanet ver veya
tarlayı ona dirhem karşılığında kiraya ver.” [220]
3400 – Rafi bin Hadic radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, araziyi (tarladaki ekini) buğday
karşılığında kiralamaktan, kuru hurmayı ağaç başındaki yaş hurma ile
satmaktan nehyetti ve ancak üç kişi ekin ekebilir. Bunlar; tarlası olan,
kendisine karşılıksız olarak arazi verilen ve altın ya da gümüş karşılığında
tarla kiraya tutan kişinin buyurdu. [221]
Ben yetim idim. Rafi bin Hadic’in himayesinde bulunuyordum. Onunla
beraber hac yaptım. Kardeşim Ümran bin Sehl ona geldi ve şöyle dedi:
Tarlamızı iki yüz dirheme filan kadına kiraya verdik” dedi. Rafi bin Hadic,
onu bırak, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem araziyi kiraya vermekten
nehyetti” dedi. [222]
3403 – Rafi bin Hadic radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse bir
kavmin arazisini izinleri olmadan ekerse, o kimseye ziraatten hiçbir şey
verilmez. Ancak onun için ücreti vardır.” [223]
Müsedded Hammad’dan yaptığı nakilde ikisinden (Ebû Zübeyr ve Saîd bin
Mina) birisinin el-Muaveme, diğerinin bey’us-sinîn (seneliğine satış)
dediğini nakleder. Sonra lafızda da ittifak ederek satılan maldan belli
olmayan bir miktarını istisna etmekten de nehyetti. Ancak arâyaya ruhsat
verdi. [224]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kuru üzümü yaş üzümle satmaktan,
çıkmış buğdayı başağında bulunan buğdayla satmaktan, satılan maldan belli
olmayan bir miktarını istisna etmekten nehyetti. “Ancak hariç tutulan
miktar belli olursa başka” buyurdu. [225]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (Hayber arazisini ve bahçelerini)
çıkacak ekin ve meyvenin yarısı karşılığında Hayber halkına ortağa
vermişti. [226]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hayber’in hurmalıklarını ve arazisini
kendi mallarını kullanarak işlemeleri ve bakmaları için Hayber Yahudilerine
verdi. Çıkacak meyvenin yarısı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem’e ait olacaktı. [227]
İbn-i Abbas: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu şart üzere Hayber
arazisini Yahudilere verdiğini iddia etti. Hurma toplanmaya başlayınca
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem toplanan hurmanın ne kadar
olduğunu tesbit için Abdullah bin Ravaha’yı gönderdi. Abdullah bin
Ravaha da onlara hurmanın miktarını takdir etti. Medine halkı çıkan
mahsulün miktarını tespit etmeye hars derlerdi. Abdullah bin Ravaha şu
hurmalıkta şu kadar hurma var diye tesbit etti. Yahudiler ey İbn-i Ravaha
bize hurma miktarını çok tespit ettin, dediler. Abdullah bin Ravaha da ben
hurma tespitinde ehliyet sahibi bir yetkiliyim, size tespitte söylediğim
hurmanın yarısını veririm dedi. Bunun üzerine Yahudiler işte bu miktar
haktır, gökler ve yerler bununla (hak ve adaletle) ayakta dururlar. Senin
söylediğin miktarı almaya razıyız, dediler. [228]




