DAVALAR BÖLÜMÜ · 31 – BAZI KAZA (YARGI) HÜKÜMLERİ



3633 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Yol(un eni) hakkında anlaşmazlığa düştüğünüzde onu yedi zira
genişliğinde yapın.” [343]




3634 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Sizden birinizden mü’min kardeşi duvarına ağaç (ucu) sokmak için izin
isterse men etmesin.” Râvi diyor ki: Bu hadisi Ebû Hüreyre’den dinleyen
kimseler (memnuniyetsizlik göstererek boyunlarını aşağı eğdiler. Ebû
Hüreyre onlara şöyle dedi: Bana ne oldu ki, sizi bu haberimden yüz
çevirmiş, görüyorum (duvarlarınıza direk konmasına razı olmazsanız) o
direği iki küreğinizin arasına koruz. [344]
Ebû Dâvud: Bu İbn-i Ebû Halef’in hadisidir. Bu daha tamamdır, dedi.



3635 – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabîsi Ebû Sırma
radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: “Kim bir (müslümana) zarar verirse Allah ta onu
zarara uğratır. Kim bir mü’mine meşakkat verirse Allah da onu meşakkatte
bırakır.” [345]







3636 – Semüra bin Cündeb radıyallahu anh’dan rivâyet edilmiştir:
Semüra’nın ensârdan bir zatın bahçesinde dalsız budaksız bir hurma ağacı
vardı. O zatın beraberinde hanımı da vardı. Semüra hurması için bahçeye
girer, bahçe sahibi bundan incinir ve bu iş ona sıkıntı verirdi. Semüra’dan
bu hurmayı satmasını istedi. Semüra satmaktan kaçındı. Bu hurmayı başka
yerde bir hurma vererek değişelim, dedi. Semüra bundan da kaçındı. Bahçe
sahibi Peygamberimize gelerek olayı haber verdi. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem satmasını istedi. Yine satmaktan kaçındı. Başka bir yerdeki
hurma ile değiştirmesini istedi. Bundan da kaçındı, bu hurmayı bu zata hîbe
et. Sana şöyle karşılık (sevap) var diye rağbet edeceği teklifte bulundu, yine
satmaktan kaçındı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
Semüra’ya, “Sen zarar vericisin” buyurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem Ensârîye, “Git onun hurmasını kökle çıkar” buyurdu.








3637 – Urve radıyallahu anh’dan, ona da Abdullah bin Zübeyr haber vermiş.
Ensardan bir zât kendisiyle mahsul suladıkları, Harre deresi hakkında
Zübeyr’den davacı oldu. Ensârdan olan zat, Zübeyr’e suyu salıver aksın,
dedi. Zübeyr de suyu bırakmaktan kaçındı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem Zübeyr’e, “Mahsulünü sula, sonra suyu komşuna gönder” buyurdu.
Ensârdan olan zât öfkelendi ve ey Allah’ın Rasûlü, halanın oğlu olduğu için
mi böyle hükmettin, dedi.
Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yüzünün rengi
değişti, sonra şöyle dedi:
“(Ya Zübeyr) mahsülünü sula, sonra ağaçların dibine (duvarlara) dönene
kadar suyu salma.” Zübeyr, dedi ki: Allah’a yemin ederim ki, şu ayet bu
hadise üzerine indi, zannederim. “Hayır Rabbına yemin ederim ki
aralarında geçen şeyde seni hakem tayin etmedikçe ve senin verdiğin
hükme içlerinde bir burukluk duymadan tam bir teslimiyetle, teslim
olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa sûresi, 65) [346]





3638 – Sa’lebe bin Ebû Malik radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre; o
ashab-ı kiramın Büyûklerinden şöyle işitmiş: Kureyş’ten bir zatın, Benî
Kurayza (Yahudilerinin arazisinde) hissesi varmış, içinden akan suyu
taksim ettikleri (Beni Kurayza’daki) Mahzur deresi hakkında Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şikayette bulunmuş. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem de aralarında şöyle hüküm vermiş. Bahçesi yukarda olanın
tarlasında su topuklara çıkacak kadar yükseldikten sonra tarlası yukarda
olan, aşağıda olanın suyunu daha fazla alıkoyamaz.



3639 – Amr bin Şuayb radıyallahu anh’ın, dedesinden şöyle rivâyet
edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (Benî Kurayza)’nın
Mahzur vâdisinden akan su hakkında tarlası yukarıda olanın suyu
topuklarına gelecek şekilde yükseldikten sonra tarlası aşağıda olana
bırakmasını hükmetti. [347]




3640 – Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre şöyle
demiştir:
İki kişi bir hurma ağacına ait sahanın boyutları hakkında Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e müracaat etmişlerdi. Râvî, Ebû Tıvale ile Amr
bin Yahya’dan birinin rivâyet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem emir buyurdu. Hurmanın boyu ölçüldü yedi zira boyunda olduğu
bulundu (anlaşıldı) diğer râvinin rivâyet ettiği hadiste ağacın beş zira
boyunda olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Hazreti Peygamber bu ağacın
sahasının boyutları hakkında buna göre hüküm verdi. Râvîlerden Abdülaziz
şöyle dedi:
Hurmanın dallarından bir dal ile ölçülmesini emretti. Hurmanın boyu (ve
onun haremi sayılacak yer) onunla ölçüldü.
[314] . Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe filkadı, n. 1325
[315] . İbn-i Mâce, Kitabu’l-Ahkam, Babu Zikril Kudat, n. 2308
[316] . Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe fil kadı, n. 1322; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, Babul hakim yectehidü.
[317] . Buharî, Kitabu’l-İ’tisam, Babu Ecri’l-Hakim, n. 9/132; Müslim,
Kitabu fil Akdiye, Babu Beyanı Ecri’l-Hakim, n. 1716; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, Babul hakim yectehidü, n. 1716
[318] . Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe filkadı, n. 1323
[319] . Buharî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ yekrahü minen hırsa alel imâreti,
n. 9/80; Müslim, Kitabu’l imareti, Babun nehyi an Talebil imareti, n. 1733;
Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babu terki istimali men yahrusu alel kadai, n. 5384
[320] . İbn-i Mâce, Kitabu’l-Ahkam, n. 2313; Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ
câe firrâşî vel mürteşî, n. 1337
[321] . Tirmizî, K. Ahkam, Babul kadi, n. 1331
[322] . Buharî, Kitabu Şehadet, Babu keyfe yestahlifü, n. 3/235; Müslim,
Kitabu Akdiye, n. 1713; Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babutteşdît, n. 1339;
Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babul hukm bizzahir, n. 5403; İbn-i Mâce, Kitabu’l-
Ahkam, Babu Kadiyyetil-hakim, n. 2317
[323] . Buharî, Kitabu’l-Ahkam, Babu hel yakdil hakim, n. 9/82; Müslim,
Kitabu Akdiye, Babu Kadail Kadı, n. 1717; Neseî, Kitabu Kudat, Babu Mâ
yenbeğî lilhakim, n. 4508; Tirmizî, K. Ahkam, n. 1334; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, n. 2316
[324] . Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babu Tevili Kavlihiteâla, n. 4737
[325] . Tirmizî, K. Ahkam, Babül-kâdi keyfe yakdi, n. 1327
[326] . Buharî, K. Sulh, Babus sulhu biddeyni vel ayni, n. 3/246; Müslim, K.
Müsakat, Babu istihbabul vaz-ı anid-deyni, n. 1558; Neseî, K. Kuzat, Babu
Hükmül hakimi fi darihi, n. 5410; İbn-i Mâce, Kitabu Sadakat, Babul-habs
fiddeyn, n. 2429
[327] . Tirmizî, K. Şahadat, Babu fî şehadetiz zuri, n. 2310; İbn-i Mâce, K.
Ahkam, Babu fî şehadetiz zuri, n. 2372
[328] . Buharî, Kitabu Şehâdet, Babu Şehâdetül İmade, n. 3/226; Tirmizî, K.
Radâ, Babu Şehâdetil meretil vahideti firrada, n. 1151; Neseî, Kitabu nikah,
Babu şehadeti firrada, n. 3332
[329] . Tirmizî, Tefsir-i Sureti’l-Maide, n. 3601
[330] . Neseî, Kitabu’l-Büyû, Babut-teshîl Fî terkil İşhad, n. 4651
[331] . Müslim K. Akdiye, Babul kadai bil-yemini veşşâhidi, n. 1712; İbn-i
Mâce, K. Ahkam, Babul kadai biş-şahidi vel yemini, n. 2360
[332] . Tirmizî, n. 1343; İbn-i Mâce, n. 2368
[333] . Neseî, K. Kudat, Babul Kaza, n. 5427; İbn-i Mâce, Ahkam, n. 2330
[334] . İbn-i Mâce
[335] . Buharî, Şehadat, n. 3/234
[336] . İbn-i Mâce, Kitabu Ahkam, Babur-racülân yedderiyan, n. 2329
[337] . Buharî, Şahadet, Babul-yemin alel müddeî aleyhi, n. 3/232; Müslim,
Akdiye, Babul-yemin alel müddei, n. 1711; Tirmizî, Ahkam, n. 5427; İbn-i
Mâce, Ahkam, n. 2321
[338] . Buharî, Husumet, Babu Kelamı el-Husum, n. 3/160; İbn-i Mâce,
Ahkam, Babul-beyyine alel müddei n. 2322; Tirmizî, Tefsir, n. 2999
[339] . Müslim, Kitabu’l-İman, n. 139; Tirmizî, Ahkam, Babul beyine
alalmüdde-i, n. 1340
[340] . İbn-i Mâce, Sadakat, Babulhabs fid-deyn, n. 2428
[341] . Tirmizî, K. Diyat, Babul habsi fit-töhmeti, n. 1417; Neseî, K. Kat’is-
sariki, Babu imtihanıssariki, n. 4879
[342] . İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babul hasb fid-deyn, n. 2427; Neseî, K.
Büyû, n. 4694
[343] . Tirmizî, Ahkam, Babun fittarik, n. 1356; İbn-i Mâce, Ahkam, Babun
izâteşecceru fî kader-it-tarik, n. 2338; Müslim, Müsakat, Babu kaderittarik,
n. 1613
[344] . Buharî, Mazalim, Babun la-yemmen Cârun Cârehu, n. 3/173;
Müslim, Müsakat, Babu garzil-haşeb, n. 1609; Tirmizî, Ahkam, n. 1335;
İbn-i Mâce, Ahkam, n. 2335
[345] . Tirmizî, Babun fil-hıyaneti vel ğıs, n. 1941; İbn-i Mâce, Ahkam,
Babu men bena fi-hakkıhı, n. 2342
[346] . Tirmizî, Ahkam, n. 1363; Neseî, Kaza, n. 5409; İbn-i Mâce, Ruhûn,
n. 2480
[347] . İbn-i Mâce, K. Ruhûn, n. 2482
[314]. Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe filkadı, n. 1325
[315]. İbn-i Mâce, Kitabu’l-Ahkam, Babu Zikril Kudat, n. 2308
[316]. Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe fil kadı, n. 1322; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, Babul hakim yectehidü.
[317]. Buharî, Kitabu’l-İ’tisam, Babu Ecri’l-Hakim, n. 9/132; Müslim,
Kitabu fil Akdiye, Babu Beyanı Ecri’l-Hakim, n. 1716; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, Babul hakim yectehidü, n. 1716
[318]. Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ câe filkadı, n. 1323
[319]. Buharî, Kitabu’l-Ahkam, Babu mâ yekrahü minen hırsa alel imâreti,
n. 9/80; Müslim, Kitabu’l imareti, Babun nehyi an Talebil imareti, n. 1733;
Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babu terki istimali men yahrusu alel kadai, n. 5384
[320]. İbn-i Mâce, Kitabu’l-Ahkam, n. 2313; Tirmizî, K. Ahkam, Babu mâ
câe firrâşî vel mürteşî, n. 1337
[321]. Tirmizî, K. Ahkam, Babul kadi, n. 1331
[322]. Buharî, Kitabu Şehadet, Babu keyfe yestahlifü, n. 3/235; Müslim,
Kitabu Akdiye, n. 1713; Tirmizî, Kitabu’l-Ahkam, Babutteşdît, n. 1339;
Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babul hukm bizzahir, n. 5403; İbn-i Mâce, Kitabu’l-
Ahkam, Babu Kadiyyetil-hakim, n. 2317
[323]. Buharî, Kitabu’l-Ahkam, Babu hel yakdil hakim, n. 9/82; Müslim,
Kitabu Akdiye, Babu Kadail Kadı, n. 1717; Neseî, Kitabu Kudat, Babu Mâ
yenbeğî lilhakim, n. 4508; Tirmizî, K. Ahkam, n. 1334; İbn-i Mâce,
Kitabu’l-Ahkam, n. 2316
[324]. Neseî, Kitabu’l-Kudat, Babu Tevili Kavlihiteâla, n. 4737
[325]. Tirmizî, K. Ahkam, Babül-kâdi keyfe yakdi, n. 1327
[326]. Buharî, K. Sulh, Babus sulhu biddeyni vel ayni, n. 3/246; Müslim, K.
Müsakat, Babu istihbabul vaz-ı anid-deyni, n. 1558; Neseî, K. Kuzat, Babu
Hükmül hakimi fi darihi, n. 5410; İbn-i Mâce, Kitabu Sadakat, Babul-habs
fiddeyn, n. 2429
[327]. Tirmizî, K. Şahadat, Babu fî şehadetiz zuri, n. 2310; İbn-i Mâce, K.
Ahkam, Babu fî şehadetiz zuri, n. 2372
[328]. Buharî, Kitabu Şehâdet, Babu Şehâdetül İmade, n. 3/226; Tirmizî, K.
Radâ, Babu Şehâdetil meretil vahideti firrada, n. 1151; Neseî, Kitabu nikah,
Babu şehadeti firrada, n. 3332
[329]. Tirmizî, Tefsir-i Sureti’l-Maide, n. 3601
[330]. Neseî, Kitabu’l-Büyû, Babut-teshîl Fî terkil İşhad, n. 4651
[331]. Müslim K. Akdiye, Babul kadai bil-yemini veşşâhidi, n. 1712; İbn-i
Mâce, K. Ahkam, Babul kadai biş-şahidi vel yemini, n. 2360
[332]. Tirmizî, n. 1343; İbn-i Mâce, n. 2368
[333]. Neseî, K. Kudat, Babul Kaza, n. 5427; İbn-i Mâce, Ahkam, n. 2330
[334]. İbn-i Mâce
[335]. Buharî, Şehadat, n. 3/234
[336]. İbn-i Mâce, Kitabu Ahkam, Babur-racülân yedderiyan, n. 2329
[337]. Buharî, Şahadet, Babul-yemin alel müddeî aleyhi, n. 3/232; Müslim,
Akdiye, Babul-yemin alel müddei, n. 1711; Tirmizî, Ahkam, n. 5427; İbn-i
Mâce, Ahkam, n. 2321
[338]. Buharî, Husumet, Babu Kelamı el-Husum, n. 3/160; İbn-i Mâce,
Ahkam, Babul-beyyine alel müddei n. 2322; Tirmizî, Tefsir, n. 2999
[339]. Müslim, Kitabu’l-İman, n. 139; Tirmizî, Ahkam, Babul beyine
alalmüdde-i, n. 1340
[340]. İbn-i Mâce, Sadakat, Babulhabs fid-deyn, n. 2428
[341]. Tirmizî, K. Diyat, Babul habsi fit-töhmeti, n. 1417; Neseî, K. Kat’is-
sariki, Babu imtihanıssariki, n. 4879
[342]. İbn-i Mâce, K. Sadakat, Babul hasb fid-deyn, n. 2427; Neseî, K.
Büyû, n. 4694
[343]. Tirmizî, Ahkam, Babun fittarik, n. 1356; İbn-i Mâce, Ahkam, Babun
izâteşecceru fî kader-it-tarik, n. 2338; Müslim, Müsakat, Babu kaderittarik,
n. 1613
[344]. Buharî, Mazalim, Babun la-yemmen Cârun Cârehu, n. 3/173;
Müslim, Müsakat, Babu garzil-haşeb, n. 1609; Tirmizî, Ahkam, n. 1335;
İbn-i Mâce, Ahkam, n. 2335
[345]. Tirmizî, Babun fil-hıyaneti vel ğıs, n. 1941; İbn-i Mâce, Ahkam,
Babu men bena fi-hakkıhı, n. 2342
[346]. Tirmizî, Ahkam, n. 1363; Neseî, Kaza, n. 5409; İbn-i Mâce, Ruhûn,
n. 2480
[347]. İbn-i Mâce, K. Ruhûn, n. 2482
“Kim kadılığa (hakimliğe) sahip olursa bıçaksız olarak boğazlanmış
olur.” [314]
3572 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’nin rivâyetine göre Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim insanlar arasında
hakim tayin edilirse bıçaksız olarak boğazlanmış olur.” [315]
“Hakimler üçtür. Biri cennette, ikisi ateştedir. 1 – Cennette olan hakim,
hakkı (ve haklıyı) bilen ve onunla hükmedendir. 2 – Hakkı bilen ve
hükümde zulmeden hakim ateştedir. 3 – Cahillikle insanlar arasında
hükmeden kimse de ateştedir.” [316]
“Hakim hüküm verirken ictihad eder de isabet ederse, ona iki sevap verilir.
Hakim hüküm verirken içtihad eder de hükmünde yanılırs ona bir sevap
verilir.” Râvi Yezid dedi ki: Bunu Ebû Bekir bin Hazm’e haber verdim. Ebû
Seleme, Ebû Hüreyre’den naklen bana böyle haber verdi dedi. [317]
“Bir kimse hakimlik görevini üstlenmek ister ve hakim olmak için
(aracılardan) yardım isterse hakimlikte kendi başına terk edilir. Kim
hakimliği istemeden ve aracı koymadan hakimlik kendisine verilirse Allah
bir melek indirir ona doğruyu gösterir” buyurdu. [318]
“Biz işimize kesinlikle onu isteyeni görevlendirmeyiz veya
görevlendiremeyiz.” [319]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, rüşveti alana da verene de lânet etti.
[320]
“O günden beri hâlâ bu tavsiyeye göre “hakimliğe devam ediyorum” yahut
“Bir daha hüküm vekmekte tereddüte düşmedim.” [321]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben ancak bir beşerim. Siz ise bana
dava getiriyorsunuz. Umulur ki sizden biriniz delilini, diğerinizden daha iyi
anlatabilir, ben de ondan dinlediklerime göre hükmederim. Böylece ben
kime kardeşinin hakkında bir şey hükmedersem sakın ondan bir şey
almasın. Çünkü ben (bu şekilde verdiğim hükümle) ona ateşten bir parça
kesip vermişim demektir” buyurdu. [322]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hakim gazablı
olduğunda iki kişi arasında hüküm vermesin.” [323]
3591 – İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir: “Eğer
zimmîler sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir, eğer
sen hükmedersen aralarında adaletle hükmet” ayeti indiği sırada Benî Nadr,
Kurayza oğulları kabilesinden birisini öldürdükleri vakit yarım diyet
öderler. Kurayza oğulları Nadr oğullarından birisini öldürdüklerinde tam
diyet öderlerdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, her iki kabilenin
yükümlülüklerini müsavi hâle getirdi. [324]
“Eğer, Allah’ın kitabında bulunmazsa ne yaparsın?” Muaz “Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ile hükmederim” dedi. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer Rasûlullah’ın sünnetinde bulamazsan ne
yaparsın?” dedi. Hazreti Muaz, “Reyimle ictihatta bulunurum. Hüküm
vermekten geri dönmem” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem. Hazreti Muaz’ın göğsüne vurdu ve “Allah Rasûlünün elçisini
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in razı olacağı şeye muvafık kılan
Allah’a hamdolsun” buyurdu. [325]
Ka’b, bağışladım ey Allah’ın Rasûlü, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem, İbn-i Hadra’da “Kalk, kalan borcunu öde”
buyurdu. [326]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldı. Namazdan
çıktığında ayağa kalktı ve üç kere şöyle buyurdu: “Yalan şahitliği Allah’a
şirkle denk tutuldu.” Sonra, “Putlardan, pislikten sakının, yalan
şahitliğinden sakının, Allah’a ortak koşmayarak dosdoğru inanın.” âyetini
okudu. (Hac sûresi, 30) [327]
“Ne biliyorsun? Kadın söylediğini söyledi, hanımını bırak.” [328]
Sehm kabîlesinden bir zât Temîm ed-Dârî ve Adiy bin Bedda ile bir
yolculuğa çıktı. Sehm kabilesinden olan bu kimse, Müslüman bulunmayan
bir beldede öldü. Bıraktığı eşyaları Temîm ed-Dârî ile Adiy bin Bedda
getirdiler. Fakat ailesince altınla yaldızlanmış gümüş bardağın olmadığı
meydana çıktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz her ikisine
de yemin ettirdi. Sonra bardak Mekke’de bulundu. Bardak sahipleri, biz bu
bardağı Temîm-i Dârî ve Adiy bin Bedda’dan aldık, dediler. Bunun üzerine
Sehm kabilesinden olup ölen kimsenin yakınlarından iki kişi ayağa kalkarak
(Müslüman olarak) bizim şahitliğimiz Temîm ile Adiy’in şahitliğinden daha
doğrudur. Ve bu kap bizim arkadaşımızındır, dediler. Bunun üzerine, “Ey
iman edenler, sizden birinize ölüm geldiği vakit vasiyet sırasında içinizden
iki adil kişi şahitlik etsin…” ayet-i onlar hakkında indi. (Maide sûresi, 106)
[329]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bedevînin sesini işittiği anda ayağa
kalktı ve şöyle buyurdu: “Ben o atı senden satın almadım mı?” Bedevî,
“Hayır, vallahi ben onu sana satmadım” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem, “Evet ben o atı senden satın aldım” dedi. Bedevî, şahit getir
demeye başladı. Bunun üzerine Huzeyme bin Sabit, (bedevîye dönüp) Ben
senin bu hayvanı Hazreti Peygamber’e sattığına şahitlik ederim, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Huzeyme’ye dönerek, “Neye
dayanarak şahitlik ediyorsun” dedi. Huzeyme, “Ey Allah’ın Rasûlü ben
Allah’ın seni tasdik etmesiyle şahitlik ediyorum.” dedi. Bu hadise üzerine
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Huzeyme’nin şahitliğini iki şahidin
şahadetine denk kıldı. [330]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir yeminle birlikte bir şahide
dayanarak hüküm vermiştir.” [331]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Bir şahitle beraber bir yemine
dayarak hüküm vermiştir. [332]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hayvanı her ikisi arasında ortak kıldı.
[333]
3616 – Ebû Hüreyre radıyallahu anh’dan: İki adam bir eşyanın kendilerine
ait olduğu hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda
davalaştılar, bu kimselerden hiç birinin delili yoktu. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem, “Kimin yemin edeceğine aranızda kura çekin (kim yemin
ederse eşya) onun olur. Kura çekmeyi ister hoşlansınlar, isterse
hoşlanmasınlar” buyurdu. [334]
Râvîlerden Seleme dedi ki: Ahmed bin Hanbel bize Ma’mer haber verdi,
demiştir. Bu kura (meselesi) her iki kişide yemine zorlandığı vakit
yapılır.” [335]
3618 – Saîd bin Ebû Arube radıyallahu anh’dan: Muhammed İbn-i
Minhal’ın isnadı ile geçen hadisin misli rivâyet olundu. İki kişi Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e bir hayvan hakkında müracaatta bulundular,
bunların her ikisinin de hayvanın kendilerine ait olduğu hakkında delili
yoktu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kimin (önce)
yemin edeceği hakkında kura çekmelerini emir buyurdu. [336]
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yeminin kendisi hakkında iddia
olan kimseye verilmesi gerektiğini hükmetti.” [337]
Benimle bir Yahudi arasında ortak bir arazi vardı. Yahudi (benim hissemi)
inkar etti. Onu tuttum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana, “Senin delilin var mı” buyurdu.
Ben yoktur, dedim. Bunun üzerine Yahudiye, “Yemin et” buyurdu. Ben ey
Allah’ın Rasûlü (o Yahudidir) yemin eder, benim malımı alır gider, dedim.
Bu olay üzerine Allah Teâlâ, “O, kimseler ki Allah’a verdikleri sözü ve
yeminlerini az bir para ile satarlar.” âyetini sonuna kadar indirdi.” (Âl-i
İmrân, 77) [338]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, biri Hadramevt ve biri de
Kinde’den iki kişi geldi. Hadramevtli şöyle dedi. Ey Allah’ın Rasûlü
babamdan bana kalan bir arazimi şu zât bana ağır basarak gasben elimden
aldı. Kindeli ise o arazi benimdir, hala elimdedir. Ben ekip biçiyorum.
O’nun orada hiçbir hakkı yoktur, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem Hadramevtliye, “Senin delilin var mı” buyurdu. O da,
hayır delilim yoktur dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kindeliye;
“Sana yemin gerek” buyurdu. Hadramevtli, Ey Allah’ın Rasûlü, bu şahıs
fâcirdir. Yemin etmek onun için mühim değil, hiçbir şeyden sakınmaz, dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kindeliye, “Senin için ondan
isteyeceğin bundan başka bir şey yoktur” buyurdu. [339]
3629 – Bâdiye halkından olan Hirmas bin Habib radıyallahu anh’dan, o da
babasından, o da dedesinden rivâyet ettiğine göre demiş ki: Bir borçlumu
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e getirdim. Rasûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem bana şöyle dedi: “Onu tut bırakma” sonra da bana: “Ey
Temim oğullarının kardeşi esirine ne yapmak istiyorsun?” buyurdu. [340]
3630 – Behz bin Hakim’in babasından, o da dedesinden rivâyet ettiğine göre
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Bir kimseyi bir suçlamadan dolayı
(bir müddet) habsetti. [341]
– Komşularım niçin tutuklandılar, diye sormuş. Sonra cevap alamayınca bir
şeyler daha söylemişti. Bunun üzerine hazreti Peygamber sallallahu aleyhi
ve sellem “Onun komşularını serbest bırakınız” buyurdu. [342]
“Yol(un eni) hakkında anlaşmazlığa düştüğünüzde onu yedi zira
genişliğinde yapın.” [343]
“Sizden birinizden mü’min kardeşi duvarına ağaç (ucu) sokmak için izin
isterse men etmesin.” Râvi diyor ki: Bu hadisi Ebû Hüreyre’den dinleyen
kimseler (memnuniyetsizlik göstererek boyunlarını aşağı eğdiler. Ebû
Hüreyre onlara şöyle dedi: Bana ne oldu ki, sizi bu haberimden yüz
çevirmiş, görüyorum (duvarlarınıza direk konmasına razı olmazsanız) o
direği iki küreğinizin arasına koruz. [344]
3635 – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabîsi Ebû Sırma
radıyallahu anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: “Kim bir (müslümana) zarar verirse Allah ta onu
zarara uğratır. Kim bir mü’mine meşakkat verirse Allah da onu meşakkatte
bırakır.” [345]
“(Ya Zübeyr) mahsülünü sula, sonra ağaçların dibine (duvarlara) dönene
kadar suyu salma.” Zübeyr, dedi ki: Allah’a yemin ederim ki, şu ayet bu
hadise üzerine indi, zannederim. “Hayır Rabbına yemin ederim ki
aralarında geçen şeyde seni hakem tayin etmedikçe ve senin verdiğin
hükme içlerinde bir burukluk duymadan tam bir teslimiyetle, teslim
olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisa sûresi, 65) [346]
3639 – Amr bin Şuayb radıyallahu anh’ın, dedesinden şöyle rivâyet
edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem (Benî Kurayza)’nın
Mahzur vâdisinden akan su hakkında tarlası yukarıda olanın suyu
topuklarına gelecek şekilde yükseldikten sonra tarlası aşağıda olana
bırakmasını hükmetti. [347]




